Beşinci görüşmeye katılan BDP’li Pervin Buldan İmralı’dan önemli bilgiler getirdi.Özgür Gündem’e konuşan BDP Grup Başkanvekili Buldan, Öcalan’ın “sürece çok hâkim” durumda olduğunu söyledi.“Yalnız iç gündemi değil, bölgedeki gelişmeleri de yakından izliyor, görüş belirtiyor..”muş...Mesela Meclis’te kurulan komisyona CHP’nin mutlaka milletvekili vermesini tavsiye etmiş ve şöyle bir uyarı yapmış:“Bu sürece katkı sunmaz, dışında kalırsa CHP kendini bitirir!”Sürecin “demokratik Türkiye” hedefini gözeten ikinci aşaması, PKK güçlerinin silâh bırakarak sınır ötesine geçmesinden sonra başlayacak.Geri çekilme tamamlandıktan sonra Terörle Mücadele Yasası ile TCK’da önemli değişiklik tekliflerini, yüzde 10’luk seçim barajının indirilmesini, Hazine yardımı verilmesini Öcalan’ın pazarlık masasına süreceği anlaşılıyor.Anlaşılması zor istek, Öcalan’dan aktarılan şu sözlerde açığa çıkıyor:“Kürtlerin Türkiye’de yaşayan bütün halkların gündeminde olması, herkesin artık taleplerini söylemesi ve hükümetin önüne koyması gerektiğini düşünüyoruz.”Bu, çözüm sürecini zehirleyecek, yeni sorun alanları yaratacak bir öneridir.Kürtler dışında -o da hepsi değil- sorunu olan başka bir etnik grup bulunmuyor Türkiye’de.Çünkü bitmiş bir imparatorluğun mirası olan insanlar Türk sayılmaktan memnundur, gururludur.Millet olmanın bütün sınavlarından geçmişlerdir.Öcalan etnik grupları tahrik ederek sadece kötü niyetini açığa vurmuş olur.Hür seçimlerin yapıldığı demokrasilerde bölücü terörün hiçbir bahanesi olamaz.Öteki etnik gruplardan hiçbirinin Türklükle, bütünlükle bir sorunu bulunmuyor.Sürecin yoluna taş koymayalım!Manisa’da örnekManisa’da bir ilkokulun yönetimi seçmeli tercihini Kuran-ı Kerim dersinden yana kullanan öğrenciler için tören düzenledi.53 öğrencinin tercihi kutlandı ve öğrencilere birer Kuran-ı Kerim armağan edildi.AKP’nin yerel temsilcileri ile Milli Eğitim Müdürü ve Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ da törene katıldı.Özdağ “Tarih bizi yazacak” dedi.Nasıl yazacak acaba?“Laik rejimin ruhu olan hassasiyetleri böyle çiğnediler” diye mi?Şimdi göze girmek isteyen idareciler için de...İyi öğrenci sayılmak için de ne yapılması gerektiğine dair Manisa’da bir örnek yaratılmıştır.Bu tören bir manevi zorlamadır. Zorlama da dinde günahtır.Sebep olanları Allah affetsin....
TBMM’ye bir parlamento denebilir mi? Bu soruya göğsünüzü gere gere EVET diyemezsiniz.Dün parti gruplarının günüydü.“Salılardan sıkıldık” diyen vatandaş haklıdır.Gerçekten sıkıcı olmaya başladı.Parlamento yasa yapar, denetim yapar, müzakere eder ve ortak çözümler bulur.Oysa “incir çekirdeği doldurma tesisleri” gibi işliyor Meclis.İyi yasa yapmasına, denetleme görevini yerine getirmesine Meclis içtüzüğü imkân vermiyor.Liderlerin sadece birbirlerine hakaret yağdırma seansı olarak geçen grup toplantıları, TBMM’nin parlamento kalitesi ve geleneği kazanamamasının yansımasıdır.Gazeteci kökenli CHP Milletvekili Oktay Ekşi merak edip inceleyince, 136 yıllık parlamento tarihimizin en demokratik meclis zeminini 1927-1957 arasındaki içtüzükle yaşadığını tespit etmiş.İçtüzüğün birçok hükmünü değiştiren 171 maddelik yeni bir TBMM İçtüzüğü önerisi hazırlayıp Meclis Başkanlığı’na sunmuş.Ayrıntıları merak eden çıkar diye bir basın toplantısı da yapmış ama yanlış tahminde bulunduğunu ertesi günkü gazetelere bakınca anlamış.Parlamento kalitesine yükselmiş bir Meclis’e sahip olmak için daha kaç yıl bekleyeceğiz?Bu çağda bu kafa!Bin yıl önce İran’da bugünün Türkiyesi’nden daha çok mu özgürlük vardı?Herhâlde vardı.Baksanıza “Irmaklarından şarap akacak diyorsun; Cennet-i âlâ meyhane midir?” diye yazan Ömer Hayyam’a bir şey olmadı ama aynı dizeleri yazan büyük bir sanatçı 21. Yüzyıl Türkiyesi’nde on ay hapse mahkûm oldu.Piyanist Fazıl Say bu cezayı fiili olarak çekmeyecek.Ama manevi yükü daha az yıpratıcı değildir.Mahkeme Fazıl Say’ın “Dini değerleri alenen aşağılama” suçu işlediğine karar vermiş.Bu hüküm Türkiye’de din istismarından beslenen sapmaların işi nereye vardıracağı konusunda uyanan şüphe ve korkuları elbette artıracaktır.Fazıl Say’a verilen ceza konusunda görüşünü soran gazetecileri Başbakan Erdoğan “Onlarla bizi meşgul etmeyin” diyerek susturdu.Halbuki bu konuda görüş söylemek hele Türkiye’yi ifade özgürlüğü bulunmayan yasakçı bir ülke gösteren olay hakkında kafa yormak, yürek koymak bir siyasetçinin zamanını boşa harcaması değildir.Özgürlüğü sadece iktidarın hoşuna gidecek fikirlere tanımak, bu çağda en mutaassıp hükümetlere bile yakışmıyor.
Terörle ilgili çözüm süreci için kader haftasına girmiş olduğumuzu söyleyebiliriz.Beklenmedik yoğunlukta umut uyandıran süreç, yolun başında içeriden darbe yedi.İkinci adam Murat Karayılan Türkiye’yi terk edecek olan örgüt üyelerinin silâh bırakmayacağını, bunun da zaten şu anda konuşulmaması gerektiğini söyledi.Savaş yoluyla amaçlarına ulaşacaklarına inandıklarını, dolayısıyla silâh bırakma kararının ancak barışı sağlayan uzlaşma gerçekleştiğinde verileceğini, tehditler eşliğinde belirtti.Örgütün üçüncü adamı Duran Kalkan da “kolay bir barış olmayacağını” anlatırken psikolojik savaş mantığına uygun mesajlar verdi.Mağaralarda bekleyişDuran Kalkan’a göre silâh bırakma şöyle dursun çekilmenin başladığı haberleri dahi gerçek dışıdır.Dünkü VATAN askeri kaynaklara dayandırdığı haberinde PKK silâhlı unsurlarının kendilerine verilecek emri mağaralarda beklediklerini yazıyordu.Şu anda herkes kulak kesilmiş İmralı’yı beklemektedir.Öcalan hafta sonu görüştüğü BDP heyetine çekilme süreci konusunda bir-iki güne kadar açıklama yapacağını söylemişti.Çekilmenin hemen başlaması ama silâh bırakmanın ertelenmesi ihtimali yüksek görünüyor.“Türkiye Halkı”na hitap eden mesajında Öcalan’ın, samimiyetine inandırmaya dönük büyük çaba sarfettiği dikkati çekiyor:Barışa inanıyormuş..“Daha umutlu bir noktada olduğumuzu söyleyebilirim. Yürüttüğümüz çalışmayı, birkaç gün içinde bütün Türkiye halkıyla paylaşacağım. Çözüm sürecine katkı sunan herkese sonsuz şükranlarımı sunuyor, eşit, demokratik ve adil bir barışa olan inancımla herkesi selâmlıyorum.”AKP yönetimi dün Akil’leri değerlendiren bir raporu görüştü.Heyetin 2 ay olan süresinin bir miktar daha uzatılması ile milletvekilleri ve bakanlar arasından yeni akiller çıkarılması önerileri geldi.Umarız ikisi de kabul görmez.Çünkü süreyi uzatmak, iktidarın savsaklama ve zaman kazanma tertibi içinde olduğu şüphesi doğuracak;Bakanlar ve vekillerden oluşacak yeni akil grupları ise sadece projenin iktidar güdümlü olduğuna dair eleştirilere hak verdirecektir.Buna halk arasında “suyunu çıkarmak” deniyor, sakın!
Duygular büyük hayallerle acı gerçekler arasında gidip geliyor. Buna alışmak zorundayız.Çözüm süreci eğer riskleri hesap etmeyen bir tedbirsizlikle götürülürse başarı sağlanamaz.Barış iradesi, her şeyden önce iddiadan vazgeçmek, iki tarafın ortasında bir yerde buluşmak, uzlaşmaktır.İki taraf da masadan kalkarken zafer kazanmadığını bilecek, buna baştan razı olacaktır.Genar şirketinin yaptığı son kamuoyu araştırması sürecin demokratik zemine fazlasıyla sahip bulunduğunu ortaya koyuyor.“Türkler ve Kürtler aynı devlet çatısı altında yaşamaya devam etmeli” seçeneğine “evet” diyenlerin oranı yüzde 95 oldu.“T.C. vatandaşı olmak sizi rahatsız ediyor mu?” sorusunu cevaplayanların yüzde 94.2’si “hayır” dedi.Bu tablo, sürecin gereği olan pazarlıkta rejimi değiştirecek tavizlerin verileceği endişelerini gereksiz ve geçersiz kılıyor.39 baro adına yayınlanan açıklamada buna da vurgu yapıldı:“Hiç kimse ya da hiçbir güç, bu topraklarda yaşayan insanların birlikte yaşama iradesini bozamaz.”Baroların bildirisinde Türklük kavramı da karşılığını buluyor:“Anayasa’nın 66/1. maddesine göre Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.Türklük kavramı etnik ve biyolojik değil, sosyolojik ve kültürel bir kavramdır.Irka aidiyeti değil, ülkeye ve Türk milletine mensubiyeti ifade eder.”PKK’nın kendi mantığında bile terör yapmayı mazur gösterecek sebep kalmamıştır. Ama varlığını terörle sürdürmeye mahkûm bir yapı elbette barışa direnecektir.Nitekim örgütün kıdemli yöneticilerinden Duran Kalkan’ın silahlı unsurların çekilmesi konusunda yaptığı itirazcı çıkış, çözüm sürecine olumlu katkı yapmayacaktır.Duran Kalkan PKK’nın silahlı adamlarının Türkiye’den çekilmediğini, herkesin yerli yerinde olduğunu, geri çekilmeye ikna edilmesinin de kolay olmayacağını söylemiştir.Belli ki PKK yöneticileri kamuoyundaki iyimser beklentiyi, müzakere kozu olarak kullanmak istiyor.Duran Kalkan bunu yaptı. Örgütün çekilmek için koşulları olduğunu bu şekilde ortaya koydu.“Geri çekilmenin başlayıp yürüyebilmesi için Öcalan’ın gerillaya doğrudan hitap edebilmesi şart. Bunu herkes bilmeli” dedi.Çözüm sürecinin ilerlemesi kolay olmayacak.İkinci, üçüncü adamların ağzından müzakere yürütmenin yanlışlığına Öcalan’ın ikna edilmesi gerekiyor.
Terör örgütünü tasfiye amaçlı görüşmelerin silâhtan arınma aşamasına kadar gizli yürütülmesi neden önemlidir?Çünkü silâh bırakma, sürecin en hassas aşamasıdır.Bu pazarlık, dönüşü olmayan bir karar noktasına gelmeden kamuoyuna açıklanırsa en azından güvensizlik doğar.Dün bu oldu.New York Times gazetesine konuşan PKK’nın Kandil’deki lideri Murat Karayılan “Gerillalarımız silâh bırakamaz. Bu son konudur. Sürecin sonunda konuşulacak son konudur” dedi.Karayılan Başbakan Erdoğan’ın üslubunu da eleştirerek “Daha ciddi bir yaklaşım gerekiyor. Başbakan duruma ciddi yaklaşmıyor” diye konuştu.Olgu ile algı bakımından yaşanan çelişkiye birkaç gün önce CHP lideri Kılıçdaroğlu da işaret etmişti:“Başbakan’ın çekilme konusunda ne dediği belli değil. ‘Silâhsız çekilsinler, silâhlı çekilirlerse asker müdahale eder’ dedi. ‘Müdahale etmezse suç işlemiş olurlar’ dedi. Şimdi ise silâhsız çekilme haberleri çıkıyor.”Resmi ağızlar konuşmanın gerekli olduğu yerde ihtiyatlı olmalı, temennilerini gerçekleşmiş bir ilerleme gibi göstermemelidir.Terör örgütünün adamlarını silâh bıraktırarak sınır ötesine çekmesi elbette barış projesi adına büyük bir adım olur. Ama bu gerçekleşmenin sonraki basamaklara kalması da “süreç tıkandı” sayılmamalıdır.Barış sürecine yönelik halk desteği, bu projenin iyi yönetilmesi hâlinde hedefine ulaşacağı ümidini veriyor.Şu aşamada alınması gereken ilk tedbir, PKK’yı çok başlı ve çok sesli görüntüden uzaklaştırmak olabilir.Bunu da Öcalan’a mümkün olduğu kadar çabuk yaptırmak lâzım.Türkiye’ye karşı dış güçler, PKK kozunu elden kaçırmak istemeyecektir.Üniversitedeki olaylar tuzağa çağrıdır.Türk halkı ve üniversite gençliği, geçmişi tekrarlayan bir gaflete sürüklenmemelidir.Büyük koalisyonDördüncü Yargı Paketi’nden ihale yolsuzluğu yapanlara da hediye çıktı.Kamu ihalelerine fesat karıştıranlara ceza 5-12 yıldan 3-7 yıla indi.Kamu zararı oluşmadıysa ceza 1-3 yıl olarak uygulanacağı için erteleme sınırına girdiğinden sanık hapis yatmayacak.Cezayı indiren önergeyi komisyonda CHP’liler vermişti, AKP desteği ile Meclis’ten de geçmiş oldu.İhaleye fesat karıştıranlar yakalanmazsa köşeyi dönecek, yakalanırsa da hapse girmeyecek.Anlayacağınız halkın “temiz siyaset” özlemi başka bahara kalacak.Hiçbir meselede anlaşamayaniktidar ve ana muhalefetin hırsızları korumakta anlaşması ne kadar utanç verici ve onur kırıcı!
Başbakan Erdoğan “Çözüm süreci gayet iyi işliyor” dedi.İleride yolundan çıkar mı tahmin etmek zor ama şu anda süreç, beklentilerin üstünde iyi gidiyor.Yeni anayasanın yazımında çözüm sürecini etkileyecek pazarlıklar yapıldığı şüphesi bulunmasa insan müzakerelerin bitip nihai çözüm noktasına varıldığını düşünebilir.Başbakan’ın başdanışmanı olan yazar Yalçın Akdoğan iktidarın iç sesidir. Verdiği son TV mülâkatında “Silâhın devre dışı bırakılması, normalleşme sağlayacaktır” dedi.Buna şüphe yok ama örgüt nasıl razı edilecek?Birçokları, PKK’ya verilecek tavizlerle sorunun aşılmaya çalışılacağını söylüyor.Ama öte yandan Başbakan’ın belli aralıklarla “iman tazeler gibi” tekrarladığı sözleri hatırlıyoruz:“Tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet!..”Bölücülere ekmek çıkmaz bu ortamda.Bugün Türkiye sınırları içinde mevcut PKK’lıların sayısı hakkında 700’den başlayıp 2 bine kadar rakamlar telâffuz ediliyor.Bu sayıda teröristin çıkarken silâhtan arınması önemsiz değildir. Ama sürece getireceği moral katkı çok önemlidir.Kamuoyu araştırmaları da zaten iktidarı cesaretlendirip teşvik etmektedir.Rakamlar, PKK’ya verilecek tavizlerin doğuracağı sonuçlar hakkında yaratılan korkulara halkın çok hak vermediğini göstermektedir.İmralı’daki elebaşının rolünü üstleneceği kritik anlardan biri daha gelmiştir.Silâhsız geçişin gerçekleşmesi sürecin hedefine varacağına bağlanan umutları güçlendirecektir.Meclis’teki muhalefet partilerinin katılımını da teşvik edecektir.Darısı Silivri’nin başınaSendika yöneticisi 72 kişinin “PKK/KCK terör örgütüne üye” oldukları iddiasıyla yargılandıkları davada önemli bir şey oldu.Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi, davanın tutuklu 22 sanığını tahliye etti.Türk Ceza Kanunu’nun 220/6. maddesine göre hâlen “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyenlere” örgüt üyesi gibi ceza veriliyor.Dördüncü yargı paketinde yapılan bir düzenleme ile bundan böyle örgütün bildiri ve açıklamalarını basıp yayanlar gösteriye katılanlar terör örgütü üyesi olarak suçlanmayacaklar.Mahkeme suça şiddet kriteri getirileceğini görerek yasa sürecinin önüne geçti ve tutukluları bıraktı.Silivri mahkemesi üçüncü yargı paketinin tanıdığı imkânı aylardan beri kullanmıyor beşinci yılına giren tutuklu sanıkları bile bırakmıyor.Dördüncü paket dileriz Silivri’yi değiştirir!
Toplumsal sağlığın en doğru göstergesi üniversitelerdir.Türkiye yakın tarihinde bu gerçeği bedel ödeyerek öğrenmiştir.O nedenle Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nde yaşanan olaylar hepimize “tarih tekrar mı ediyor?” dedirten bir vahamet çizgisinde tırmanıyor.Olaylar üniversitede Hizbullah’a yakın bilinen Bilge Gençlik Kulübü üyesi öğrencilerin “kutlu doğum haftası” nedeniyle düzenledikleri toplantılara çağrı niteliğinde bildiri dağıtmak ve afişleme yapmak istemesine bir grup öğrencinin karşı çıkmasıyla başladı.Üniversitenin konferans salonunu dolduran, sayıca bin kişi olduğu tahmin edilen topluluk -ki aralarında çarşaflı kadınlar, sakallı ve sarıklı erkekler vardı- salona girmeden önce toplu olarak namaz kıldılar.Olayı protesto eden grubun salona yürümesini güvenlik güçleri yerden ve havadan operasyon ile önlemeye çalıştı.Yaralıların durumu, grupların içinde bıçaklılar bulunduğunu gösteriyor.Bıçakla yaralananların sayısı dün 14’e kadar çıktı.Olayların önüne geçilmezse işin nereye varacağını tahmin etmek zor değildir.Çünkü anarşi ve terör yaratanların ilişkili olduğu örgüt, sadece kötülük çağrıştırıyor.BDP Milletvekili Sebahat Tuncel hükümeti uyaran bir açıklama yaptı.Hizbullah’ın 1990’lı yıllarda yaşanan kirli savaşı yeniden ateşlemek için provokasyon düzenlediğini öne sürdü.Hizbullah’ın yeni dönemde “Kürt halkı ile dayanışma” içinde olacaklarına dair vaadini tutmadığını söyledi.Öğrenci olayları sâri hastalık gibidir.Üniversiteler üzerinden istikrarsızlık yaratmaya çalışan örgütlere fırsat verilmemelidir.Yargıya güven mi?Önce yardımcısı Arınç sonra bizzat Başbakan hedef gösterdi.Ve operasyon hemen başladı. MHP lideri Bahçeli’nin 2011’de yaptığı bir konuşma nedeniyle hakkında düzenlenen fezleke Adalet Bakanlığı tarafından Meclis’e gönderildi.Bakalım Kılıçdaroğlu’na ne kulp takacaklar?Bu hızlı reaksiyon, yargının bağımsızlığı ilkesinin ne ağır bir perişanlığa sürüklenmiş olduğunu gösteriyor.Başbakan, siyasi havayı geren açıklamaları nedeniyle muhalefet liderlerini hedef göstermiş, yargı da isteği cevaplamaya başlamıştır.Talep güncelliğini kaybetmesin diye Bahçeli ile ilgili eski bir soruşturma raftan indirilip Meclis’e yollanmıştır.Olan yine yargıya olacaktır.Kurumların güvenilirliğini ölçen son anket, yargının yüzde 38,5 ile en sonda olduğunu gösteriyor. Yazık değil mi?
Partilerin Meclis gruplarında yine fikri az, hakareti bol lider konuşmaları dinledik.CHP lideri Kılıçdaroğlu, doğru bir barış üçlemesi yaptı:1. Ülkeye demokrasi gelmeden barış gelmez;2. Ülkede hukuk yoksa barış da yoktur;3. Toplumsal uzlaşma olmazsa barış da olmaz.Bu şartların hiçbiri geçerli değildir bugün ülkemizde.Gelecekmiş gibi de görünmüyor.Perşembe günü Silivri’deki özel mahkeme önünde yaşananlar ve sebepleri birinci maddenin ağır ihlâlidir.Başbakan’ın “devlet içinde devlet” diye nitelediği hâlde görevi devam eden özel yetkili mahkeme elbette demokrasinin bir göstergesi değildir.Toplantı ve gösteri özgürlüğü ağır darbe yemiştir.Yargı mesajı aldıÜlkeyi idare edenler düşünsün, demokrasilerde güvenlik gücü halkın gösteri hakkını güvenle kullanması için mi vardır, yoksa toplulukları suç işlemeye tahrik için mi?Başbakan’ın “Yargı gerekeni yapacaktır” demesinden hemen sonra Silivri mahkemesinin önündeki olayları tahrik ettikleri iddiasıyla dört CHP milletvekili hakkında savcıların soruşturma başlatması “hukuk yok” iddiasının ispatıdır.Toplumsal uzlaşma şu aralar en çok muhtaç olduğumuz değerdir.Çünkü barış için son derece önemli olan iki büyük mesele aynı döneme denk gelmiştir.Türkiye bir yandan yeni Anayasa yapmaya, bir yandan PKK terörünü bitirmeye uğraşıyor.İktidarın beklentileri var. Başbakan başkan olmak istiyor. Ama Çankaya’ya, başbakanlık yetkilerini cebine koyarak çıkmanın hesabında.Barışın bedeli ne?İktidarın eksiğini BDP oyları ile tamamlama mecburiyeti, PKK üstüne yapılan pazarlığın riskini büyütüyor.Halk da, muhalefet partileri de PKK’nın silâhsızlanması karşılığında ne ödeyeceğimizi öğrenmek istiyor.Ama cevabını alamıyor.Dün CHP lideri de bundan yakınıyordu. Bu soruyu Başbakan’a soramayan medyayı eleştiriyordu.Şüphe ve korkuların birleştiği yeri dün MHP lideri Bahçeli açıkça ortaya koydu. Bahçeli, iktidarın kılavuzu Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olan oyunun dişlileri arasında kaldığını söyledikten sonra noktayı şu hüküm cümlesiyle koydu:“BOP’un ana amaçlarından biri Kürdistan’ı kurmaktır!”Meclis, gündemdeki iki hayati sorunun talep ettiği özen ve ciddiyet içinde çalışmıyor.Meclis’te parti odaklı değil ülke odaklı bir dönemi yaratmak lâzım.