Çözüm süreci elbette çok sesli olmak zorunda. Ama sesler uyum göstermeli.Kandil’de oturan Karayılan, İmralı’daki şefe açıktan dil uzatamıyor ama hoşnutsuzluğu yine de kendini belli ediyor.Meselâ ateşkesi izleyen basamakta silâhlı unsurlarının Türkiye’yi terk etmeleri var. Fakat Karayılan yokuşa sürüyor; Meclis’ten kanun çıksın istiyor.BDP Genel Başkanı Demirtaş da aynı tarafta.Hükümet şart koşulmasından rahatsızdır.Meclis’in devreye giresini istemiyor.MİT’le terör örgütü arasında kurulan iletişim tam da bugünler için lâzımdır.Kapalı devre oluşacak karar, süreçte arıza oluştuğu şüphesi uyandırmaz kimsede.Ama Başbakan’ın siyasi başdanışmanının ağzından ayar vermeye çalışmak hasar doğurabilir.Başbakan’ın başdanışmanı Yalçın Akdoğan bir TV mülâkatında “Karayılan’ın şu sıralarda çok konuştuğunu” öne sürdü.Onu uyarırken Öcalan’a da “iradesine gölge” düşüren bu tür müdahalelere izin vermemesini hatırlattı.“Öcalan herhâlde buna bir şey söyleyecektir” dedi.PKK tarafında çatlak sesler çıkmaya başladığı düşüncesi taban bulmamalıdır.Kaldı ki yasal altyapı isteyenleri korkutan ihtimaller boşa atılacak sebepler değildir.“Bir savcı çıkar da dava açarsa çok zor durumda kalabiliriz” endişesi iktidar kanadında yayılmaktadır.Kuruntu diyemeyiz itirazlarına.Çünkü sürecin başka bir boyutundaki rolü nedeniyle savcının soruşturduğu MİT Müsteşarı, bir kanun değişikliği ile yargının elinden kurtarılmıştır.PKK silâhlı adamlarını sınır ötesine çağırmak için hükümetten yasal düzenleme istiyor, iktidar Başbakan’ın başdanışmanı ağzından Öcalan’a “Adamının kulağını çek” çağrısı yapıyor.Oyunun ve oyuncuların tabiatı ilişkilerin böyle yürümesine elverişli değildir. Arıza ilân edilmemeli, çare de ulu orta aranmamalıdır.Kaldı ki yasal altyapı gerekmiyor görüşü alternatifsiz bir doğru değildir.İktidarın, anayasa yazdıracak kadar güvendiği hukukçu Prof. Ergun Özbudun VATAN’a verdiği mülâkatta şu uyarıyı yapmıştır:“Çekilme için yasal düzenleme düşünülmeli. Çekilenlere müdahale edene savcı ‘görevimdir’ derse ne yapacaksınız?Çekilme arızaya uğrarsa tüm süreç tehlikeye düşer!”Süreci tehlikeye sokacak kavgaları açıkta yapmak da sabotajdır!
Standard & Poor’s Türkiye’nin kredi notunu bir kademe yükseltti.Haber, Türkiye’ye değerli bir müjdedir.Karar tabii ülke ekonomisinin iyi idare edildiği tespitine dayanıyor.İstikrar sürdüğü ve bir basamak daha yükseldiği takdirde Türkiye’nin notu “yatırım yapılabilir” seviyesine çıkacaktır.Karar metninde dikkat çeken bir gerekçe var.S&P uzmanları terörü bitirme sürecini, not yükseltme kararının gerekçelerinden biri saymış..Terör dönemi kapandığı zaman ekonomik büyüme yeni imkânlara kavuşacaktır çünkü.Devletin PKK ile savaşa harcadığı milyar dolarlar tasarruf edilecek sağlanan güvenlik, bölgede sınır ticaretini artıracaktır.Baykal yollara düştüBaşbakan geçen gün iktidar olarak elde ettikleri başarıların muhalefeti kıskandırdığını söyledi.S&P’den gelen not artırımı da aynı etkiyi yapmış olmalıdır.Peki, iktidarın ekonomi başarısını teslim ederken muhalefeti tedirgin eden sebepleri görmeyecek miyiz?Bu mümkün değil. Nitekim CHP’nin eski lideri Deniz Baykal “Bulanık bir dönemden geçiyoruz” diyerek halkı aydınlatmak üzere yola çıktığını söyledi dün.Gerekçesi şu: “Birileri Türkiye’yi nereye götürmek istediğini biliyor ama Türk milleti bunu bilmiyor.Baykal, Kayseri’deki konferansta Başbakan Erdoğan’ın yıllardır her konuşmasında etnik kesimleri tek tek sayarak “süreç”e zemin hazırladığını savundu.Baykal “Kürtlere statü, Öcalan’a özgürlük” seslerinin sık duyulduğunu hatırlatarak statü talebinin milleti ayrıştıracağı uyarısında bulunuyor.“Türk milleti” ve “Türk vatandaşı” ifadelerinin yeni anayasada yer almasını “haysiyet meselesi yapmamız gerektiğini” vurguluyor.Başbakan el koymalıBaşbakan Erdoğan’ın bulduğu her fırsatta “tek devlet, tek vatan, tek millet” demesi, bölünme tedirginliği yaşayan yığınları tatmin etmiyor.Ekonomi ve dış politika alanındaki başarıların bir kesim halkı mutlu etmiyor olması, bu olumlu havanın, olumsuz bazı icraatı örteceği endişesindendir.Bu şüphe haklıdır değildir; Başbakan içinden geçtiğimiz hassas dönemin fırsatçılar tarafından istismar edilmemesini sağlamalıdır.Vatandaş sadece bölücü terörün değil laiklikle ilgili sorunların da ilerlediğini görüyor.Atatürk anıtlarına yönelik saygısızlıklar ve içki yasağının alanını genişletmeye çalışan valiler, bari şimdi biraz ara verseler, olamaz mı?İktidarın başarıları muhalifleri neden mutsuz ediyor?Bundan... Çünkü başarıların kredisi hayra hizmet etmiyor.
Çoğu bilim adamı, akademisyen yazar ve siyasetçiye ait 300 imza taşıyan bir bildiri bu.“Türk Milleti’ne Çağrı; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu ve sahibi olan Türk Milleti’nin adı vatandaşlık tarifinden ve Anayasa’dan çıkarılamaz” başlığını taşıyor.Ve dün Ankara’da açıklandı:“Türk Milleti’nin aklı selimine sesleniyor, tarihin bu dönemecinde Türk Milleti adına hareket edenleri uyarıyoruz!1. T. C. Devleti’nin kurucusu ve sahibi olan Türk Milleti’nin adı, vatandaşlık tarifinden ve Anayasa’dan çıkarılamaz.2. Devletimizin eşit ve şerefli üyeleri olan aziz vatandaşlarımız ırklara ve mezheplere ayrıştırılamaz.3. Anadolu coğrafyasında Selçuklu ile başlayıp Osmanlı ile devam eden Türk Milleti’nin kesintisiz egemenliğini esas alan büyük Atatürk’ün kurduğu milli devlet yapısı ortadan kaldırılamaz.”Bu çağrı metni, Anayasamızın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek ilk dört maddesi ile sağlanmış güvencelerin tehlike altında bulunduğunu öngörerek uyarıyor.Her gün düşündüğünü özgürce söyleme ayrıcalığına sahip bir mesleğin üyesi olarak ben böyle bildirilere imza vermeyi doğru bulmam.Ama buna imzamı verdiğimi açıklamak istiyorum.Çağrının adresine ulaşmasını diliyorum.İlhamı nereden?Batman’da Atatürk anıtında yer alan “Ne Mutlu Türküm Diyene” özdeyişi bir gece ansızın yok oldu.Yerine Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” sözü yazıldı.Olay şimdilik faili meçhul!Şüpheler Vali ile Belediye Başkanı arasında gidip geliyor.Ben sebebin ne olduğunu da merak ediyorum.Mesela Başbakan’ın “Biz her türlü milliyetçiliği ayağımızın altına alan bir iktidarız” sözü, Batman’ın ilhamını yaratmış olabilir mi?Bunu bilmiyoruz ama o sözler Atatürk milliyetçiliğinin ötekilerden farkını irdeleyen tartışma ve yazışmalara kapı açtığı için yararı da oldu.İnternet ortamında Emekli Büyükelçi ve eski CHP Milletvekili Şükrü Elekdağ’ın mektubu çıktı karşıma.Bu bir açık mektuptu ve Başbakan’a yazılmıştı:“Milliyetçilik duygusu ile millet olarak var olma ve yaşama azmi Kurtuluş Savaşımızda bir şuur ve iman halinde yaşamasaydı bugün hür, haysiyetli ve şerefli bir millet olarak ayakta kalabilir miydik?Türk Milleti’nin en veciz tanımı Atatürk’ün şu ifadesinde yer almıştır:Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk halkı denir.”Atatürk milliyetçiliği ayaklar altına alınmaya değil başımızın üstünde taşımaya lâyık bir değerdir!
Hayatı biraz da olduğu gibi yaşamak lâzım. Her tartışmadan mesele çıkarmaya bayılıyoruz.Bu huy kanaat önderlerinin alışkanlığı olduğu için sorun çözemiyoruz. Dalaşıyoruz ve yeni sorunlar üretiyoruz.Geçen gün bindiğim bir taksinin şoförü, PKK terörünü bitirme projesinin renkli unsurlarından olan “akil adamlar” meselesini alaya alıyordu:“Ağabey duymuşsundur; bir deli kuyuya bir taş atmış, 40 akıllı çıkaramamış. Demek ki akil adamlar komisyonunu 41 üyeden az tutmamak lâzım!”CHP lideri Kılıçdaroğlu dünkü grup konuşmasında Başbakan Erdoğan’ı “76 milyonu Öcalan’ın ağzından çıkacak sözlere mahkûm ettiği için” yeriyordu.Bizzat konuştuğu AKP’li milletvekillerinin bile olan bitenin farkında olmadıklarını öne sürüyordu.Kılıçdaroğlu meselenin derininde demokrasi arızası olduğunu savunarak öneriler sıraladı.Demokrasi kalitesiBazı TV’ler bu önerileri “CHP’nin sürece katkıda bulunmak için öne sürdüğü şartlar” diye değerlendirdi.Hiç fark etmez. “Üzümünü ye, bağını sorma” demişler.İktidar CHP liderinin önerilerinden etkilenip bir tanesini bile yerine getirse kazanç olur.Demokratik her adım, PKK terörünü bitirme sürecine, liderlerin birbirlerine lâyık gördükleri hakaret ve iftiralardan daha etkili ve anlamlı katkıdır.Çünkü CHP son derece haklı istekler öne sürmüştür. Herhangi bir siyasi çıkar grubuna menfaat sağlama amacı yoktur önerilerde.Tümü demokrasinin kalitesini yükseltecek isteklerdir.Gazeteciler cezaeviÖzel Yetkili Mahkemeler’i kaldırmak örselenmiş demokrasi ve adalet anlayışını kurtarmak için belki son fırsattır.Bu mahkemeleri “devlet içinde devlet” diyecek kadar kötüleyen, o mahkemeleri ideolojik amaçları için kullanan Başbakan’ın kendisidir.Hapisteki milletvekilleri ve gazeteciler uzun tutukluluklar, lider sultasına sebep olan seçim düzeni, kullanılamayan demokratik gösteri hakları, benzersiz seçim barajı, patronları tehdit edilerek uzaktan yönetilen medya...Muhalefet söylüyor diye iktidarın bu uyarıları kulak arkası etmesi marifet değildir.İtibarlı Times gazetesi dünkü başyazısını Türkiye’ye ayırdı. Ankara’nın tek adamcı bir yaklaşımı giderek daha fazla benimsediğini öne sürerek şu tespiti yaptı:“Ankara dünyanın büyük gazeteci cezaevini kurdu!”Bu kötü şöhretten çabucak kurtulmalıyız.
Finans dünyasının “kutup yıldızı” Financial Times gazetesi dün şaşırtıcı bir değişimi önümüze getirdi.Gazete Öcalan’ın, çok kısa bir sürede, şeytana benzetilen bir terörist olmaktan çıkıp Başbakan Erdoğan’ın fiilen muhatabı konumuna yükseldiğini yazdı.Gerçekten de Türkiye birkaç haftadan bu yana, orantısız ayrıcalıklara sahip bir beyin yıkama makinesinin deney faresini hatırlatıyor.Eğilimi kolay değişen bir kamuoyu propaganda silâhını iyi kullanan ve haksız rekabet şartlarında elinde tutan iktidarlar için şans sayılabilir.Ama sonuçta iyilik değildir.Çünkü öyle bir iktidar, demokratik uyarı imkânlarından yararlanma hakkını israf etmiş duruma düşer.Ziyan edilmemeli...PKK terörünün meşum sonuçlarından kurtulma imkânı bir anda “ihtimal dâhiline” girmiştir.Terör örgütünün silâhlı unsurları ile yönetim katları böyle bir “hayati karar” aşamasında kolay uzlaşamaz. Ama Öcalan bu zorluğun kendileri için geçerli olmayacağını ispata çalışıyor.Öcalan’ın sözünü ettiği itaat olgusu örgütün silâhlı kadrosunda mevcut mu?Gazeteci yazar Hasan Cemal’in Kandil’de görüştüğü Murat Karayılan’dan aldığı izlenimler Türkiye’yi terör şantajından kurtarıp barışçı bir geleceğe yöneltecek fırsatın kullanılmayı beklediğini gösteriyor.Öcalan’ın çağrısında “artık silahlar sussun, fikirler konuşsun” deniyor.“Silâhlı mücadeleden demokratik mücadeleye geçilmesi” öneriliyor.“Artık silâhlı kadronun Türkiye sınırları dışına çıkma zamanın geldiği” söyleniyor.Ve “bölücü terör örgütü”nün başı “bağımsız Kürdistan, federasyon veya özerklik”ten hiç söz etmiyor.“İnadına bütünlük” diyor.Başbakan’a uyarıKarayılan “Önder Apo’nun mektubundaki çerçeveye bütünüyle katıldıklarını” söylemiştir.Önümüzdeki fırsat, hiçbir kötü hatıraya ve intikamcı duyguya feda edilemeyecek kadar değerlidir.Değeri anlaşıldığı sürece sabotajlara karşı dayanıklılığı daha da artacaktır.Ateşkes fiilen yürürlüğe girdi.Şimdi gerekli olan silâhlı unsurların ülke sınırlarının dışına çekilmesidir.Silâhtan arınma, bir sonraki adımdır. Ama oraya varmak için örgüt elemanlarının, sınırın öbür tarafına sağ salim geçme güvencesine ihtiyaçları bulunuyor.Anayasa ve yasalar kolay bir yol göstermiyor bunun için.Ama Millet Meclisi’nin kudreti bu zorluğu yenebilir. Financial Times’a göre bu yolda bir tek risk vardır.Başkan seçilmek uğruna Başbakan Erdoğan’ın dikkatinin dağılması. Aman dağılmasın!
Şeffaflık iyidir ama siyasetin kutuplaştığı toplumlarda çözüm ararken yeni sorunlar doğuruyor.Öcalan’ın çağrısı, toplumun değişik kesimlerinde siyah-beyaz zıtlığı ifade eden yansımalar yarattı.Bir kesim konuşmayı “güvenliğin, özgürlüğün ve zenginliğin müjdesi” diye överken dün Bursa’da halka seslenen MHP lideri Devlet Bahçeli kaygı ve öfke içinde uyarıyordu:“Şehit kanları ile sınırları çizilmiş Türk vatanı, özgürleşme yalanları ile parçalanmak üzeredir!”Türkiye PKK terörünü bitirme amacı güden bir süreç yaşıyor.Çözüm projesi üstündeki görüşler birbirinden bu kadar uzak olamaz.Bir yerde yanlış yapıyoruz.Süreci yönetenler, tabii en başta hükümet, her öneriyi kamuoyunun tartışmasına açmak yerine kapalı devre irdelese (âkil adamlar burada gerekiyor) ve elde ettiği sonuçları açıklasa acaba daha iyi olmaz mı?Çekilmenin şartlarıPKK’ya yakın Fırat Haber Ajansı İmralı’da imzalanan mutabakat metni bağlamında AKP iktidarından hangi adımları atmasının beklendiğini yazdı.1. Ateşkes: Silahlar iki taraflı sussun. Irak’taki PKK kamplarına hava saldırıları durdurulsun;2. Öcalan’ın sürece direkt katılması için imkân oluşturulmalı;3. Silahlı unsurların sınır ötesine çekilmesini kolaylaştıran siyasi ve yasal güvenceler hızla sağlanmalı;4. KCK adı altında yürütülen ve binlerce Kürt siyasetçinin tutuklandığı davalar düşürülmeli, tutuklu BDP milletvekilleri serbest bırakılmalı...Üyeleri isabetle seçilmiş bir komisyon için çözümleri zor olmayan bir gündemdir bu talepler.Ama kamuoyunda tartışmaya açıldığı zaman köktenci ayrışmanın zehirli ürünleri haline dönüşüyorlar.Hedef Kuzey Irak“Ne yapmalı”nın cevabı belli:Önerilen çözümleri sunmanın hassasiyetlere saygı gösteren bir üslubu olmalıdır.Süreçte en kritik aşama, örgütün sınır ötesine çekilmesidir.Ateşkes elbette önemlidir ama çekilme, geri dönüşü daha imkânsız gibi görünen bir aşamadır.Örgüt üyelerinin sınır ötesine güven içinde çekilmesini hızlandıracak tedbirler hemen alınmalı, ülke sınırlarını terk edecek örgüt üyeleri, bu imkânı herhangi bir tehlike ile karşılaşmaksızın kullanacaklarından emin olmalıdırlar.Bu işi vakit kaybetmeden bitirmek lâzım.Stratejistler, İran, Irak ve Suriye ile çekişen Türkiye’nin zengin doğal gaz yataklarının bulunduğu Kuzey Irak’taki nüfuzunu arttırmak istiyorsa -ki elbette isteyecek- PKK terörünü çözmek zorunda olduğunu söylüyor.
Teröre hedef olmadan ve kurban verme tedirginliği duymadan yaşamanın tadını unutmuşuz.Dün hatırladık.Terör insan onuruna yönelik bir tecavüz ve aşağılama eylemidir.Bundan dolayıdır ki terör her toplumda “halk düşmanlığı” sayılır.PKK sebep olduğu insan kayıpları ve ekonomik yıkımlar hesaba katıldığında lânetlenmeyi fazlasıyla hak etmiştir.Ama bu kötülüğün çektiği kin ve nefreti sonsuza kadar taşıyamayız. Geçmişte yitirdiğimiz evlâtlarımızın intikamı yolunda başka kurbanlar, yeni şehitler vermeyi göze alamayız.Bu ülkenin insanları, teröristin sözüne güven olmayacağını tecrübeyle öğrenmiş bir halktır. Buna rağmen PKK lideri Öcalan’ın barış sürecine vermeyi taahhüt ettiği destek sözüne şans tanımıştır.Risk almak yanlışAynı tecrübeyi IRA ile yaşayan İngiliz medyası, gerçekçi görüşlere sahip olmalıdır.İngiliz gazeteleri bu defaki ateşkesin Türkiye’yi barışa götürmesi ihtimalinin yüksek olduğunda birleşiyorlar.Çünkü iki taraf da silâhlı mücadele ile kazanma şansı bulunmadığını öğrenmiştir.Öcalan uzun zamandır bir barış süreci için ciddi olduğunu göstermeye çalışıyor ve tabanına da kabul ettireceğini belli ediyordu.Telegraph gazetesinin “bu iş olur” öngörüsünde altı gerekçe sıralanmış. Bunlardan biri Başkanlık sistemine geçişi yeni Anayasa’ya koymak için AKP’nin BDP desteğine ihtiyaç duymasıdır.Keşke âkil adamlar komisyonu çalışıyor olsaydı da iktidara “Terörü bitirme şansını siyasi çıkarlara, saplantılara lütfen kurban etmeyiniz” diyebilseydi.Çünkü böyle bir oyun iki amaca da zarar verebilir. Siyaset ahlâkının yeni bir yara almasına hizmet eder.Takas ahlâki değilMeclis, milletvekili pazarlarının kurulduğu eski dönemleri tekrar yaşatmasın bu millete...Çünkü BDP’nin, Başkanlık sistemine iyi bakmadığını kamuoyu biliyordu.Elbette bu uzlaşmanın, uygunsuz bir alış-veriş üstüne kurulduğu hemen anlaşılacaktır.Anayasa değişikliği için yeterli sayıyı sağlamanın verdiği güç, pazarlığın iki kanadına da yanlış şeyler yaptırabilir.İş “Al Başkanlığı, ver özerkliği” çizgisine dahi gidebilir.Terörü bitirme müzakereleri hiçbir hesaba alet edilmemelidir.Milletvekili transferi ile yazılacak anayasa, çağdaş bir toplumda kabul edilemez.Bundan “Tek devlet, iki millet” ucubesi dahi çıkabilir.Bu işlere girenler dürüst olsun!
Bugün yeni bir Türkiye’ye, yeni bir geleceğe uyanıyoruz...Öcalan’ın bu sözleri, inanılır bir müjde kabul edilebilir mi?Bunu zaman gösterecek ama PKK liderinin dün Diyarbakır’da seslendirilen mesajı, bunun hâlâ bir özlem olduğunu gösteriyor.Ve gerçekleşmesi, herkesten hepimizden sorumluluk, özveri ve cesaret bekliyor.Mesajının can alıcı bir bölümü şöyle:“Artık silâhlar sussun. Silâhlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir.”Mesajın yansıttığı niyet, burada itimada lâyık bir iradenin varlığını hissettiriyor mu size?Şöyle düşünün; dünkü Diyarbakır mitingine “tarihi önem” ayrıcalığı kazandıran sebep neydi?Bölücü nereye gitti?Yaratılan beklentiye göre Öcalan “ateşkes, silâh bırakma ve sınır dışına çıkma” aşamalarını PKK’dan aynı anda ve birlikte gerçekleştirmesini isteyecekti.Öyle olmadı. Ve barışı sabote ediyor ithamlarına hedef olmaktan çekinenler bu boşluğu görmemeyi yeğledi.Oysa kilit önemdeki bu eksiklik çok değerli hedefi riske sokabilir.Nedir o değerli hedefler derseniz;Mesela bir tanesi... Türkiye’nin bütünlüğüne yönelik hassasiyete Öcalan’ın da ortak olduğu görüntüsü...Öcalan “Ortak geçmişimizin ortaya koyduğu gerçek, ortak geleceğimizi de birlikte kurmamız gerektiğidir” dedi.“Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz, ayrıştırmak isteyenlere inat birleşeceğiz” dedi.Burada şöyle bir soru akla geliyor:PKK’nın bir arada anıldığı bölücülük gündemden düşecek, özerklik ve federasyon bir daha hiç telâffuz edilmeyecek mi?Buna kim inanabilir?Ana dil yabancı dilZaten Öcalan da “silâhlı unsurların sınır ötesine çekilmesi” aşamasının bir son olmadığını, “daha farklı bir mücadeleyi başlatmak” olduğunu savundu.Bu amacın doğal alanı, kendisinin de dediği gibi siyasettir; silâh değil.Zaten özellikle AB’ye uyum paketleri hayata geçirildikçe bölücü terörün bahaneleri azalmıştır. En ironik yansıması dün Diyarbakır’da izlendi.Öcalan’ın çağrısı iki dilde okundu.Deyim yerindeyse Kürtçe metin uyuttu. Kürt kökenli vatandaşlar Türkçesi okunurken canlandı. Çünkü anladıkları dil Türkçe idi.Nevruz çağrısı sadece ateşkes getirse bile iyi bir başlangıçtır.Barış ve kardeşlik iradesi doğru yolu bulacak, ilerlemeyi sağlayacaktır.Ama sürecin bundan sonraki basamağı örgütün silâhtan arınması olmalıdır!