Ah adalet!

11 Mart 2013

Heyecan yaratan sinema eserleri arasında beklenmeyen tanıklar üstüne kurulu senaryolar çoktur.Ama bu durum Türkiye’nin gerçeklerine farklı yansıyor.Bizdeki sorunu istenmeyen tanıklar yaratıyor.Ergenekon davasının bir önceki duruşmasında eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un savunma tanığı olarak mahkemede hazır edilen eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’i ve eski kuvvet komutanlarını mahkeme dinlemeyi reddetmişti.Başbuğ, yüksek komuta heyeti ifade verdiği takdirde mahkemenin “maddi gerçeğe ulaştık; yeni tanıklar dinlemek gereksiz” diye direnmekten vazgeçeceğine inanıyordu.Ama beklenmeyen tanıkları özel mahkeme istemiyor!Ergenekon’un dünkü duruşmasında aynı şey emekli orgeneral Hurşit Tolon’un gösterdiği tanık konusunda tekrar yaşandı.Hurşit Tolon’un suçlanmasına sebep olayın, talihsiz bir rastlantı olduğunu ispatlayacak önemli bir tanık yine mahkemede hazır bekliyordu ve...Yasanın emredici hükmüne rağmen eski Başbakanlık Müsteşarı olan Yaşar Yazıcıoğlu’nun tanıklığı da reddedildi!İşleri adalet değil mi?Özel yetkili mahkemeler sanki adaleti aramıyor da peşin hüküm olarak yazılmış mahkûmiyet kararlarına gerekçe arıyor ve yazıyor...Gerçeğe en yakın yerde duran saygın tanıklara mahkemelerin itibar etmemesi başka nasıl açıklanabilir?Pazar günkü VATAN’da Balyoz sanığı emekli Korgeneral Doğan Temel’in aynı açmazla karşı karşıya bulunduğunu anlatan bir haber yayınlandı.Mahkemenin gerekçeli kararında darbeye karşı olan şimdiki Genelkurmay Başkanı Özel’i Korgeneral Doğan Temel’in ikna etmekle görevlendirilmiş olduğu iddia ediliyordu.Doğan Temel de haklı olarak Orgeneral Özel’in tanık olarak çağırılmasını, Doğan Temel’in kendisini darbeye ikna için en küçük bir imada dahi bulunup bulunmadığının sorulmasını istiyor.Tanıkları susturmayınBakalım Balyoz’un Yargıtay aşamasında bulunması, adalet arayan insanların kaderini değiştirecek mi?Genelkurmay Adli Müşavirliği, adli makamlar tarafından ihtiyaç duyulduğu takdirde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel’in ifade vermesine kapıyı açık tuttu.Bir iyi haber daha var:28 Şubat soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla ifade verdikten sonra serbest bırakılan 1. Ordu Komutanı Orgeneral Yalçın Ataman hakkında savcı yurt dışına çıkış yasağı talep etti.Fakat talep özgürlük hâkimi tarafından reddedildi.Önünde sonunda adil bir mahkeme...Yargının da, yargılananların da adalet duygusu incinen toplumun da ihtiyacı var böyle haberler duymaya!

Devamını Oku

Vasiyet vaziyet

9 Mart 2013

Başbakan çocuk meselesine taktı. En az üç çocuğu vasiyet haline getirmesi dünyada bir ilk!Takıntının sebebi dini bakış mıdır yoksa devletin gücünü sayılarla ölçen dar milliyetçi güdüler mi bilmiyorum ama vatandaşı çoğalmaya çağıran siyasetçinin iki yönden de haklılığı yoktur.Hele hele dört kişilik bir ailenin ayda 800 lira ile geçinebileceğini söyleyen bir Çalışma Bakanı’nız varsa.Vücudu ve beyni iyi gelişmiş, yaşama sevincine sahip, meslek sahibi olmuş kuşaklar emirle, telkinle yaratılamaz.Devletlerin, milletlerin gücü kalabalıklarla ölçülemez.İnternet’te ilginç bir araştırma geziyor.Pakistanlı bir bilim adamı (Dr. Faruk Saleem - İslâmabat) dinlere göre kalkınmışlık durumlarını incelemiş.Geleceğin, bilgi temelli toplumların olacağını açıkça ortaya koymuş...Kalabalık güç değildirGezegenimizde 1,5 milyara yakın Müslüman yaşıyor. Her 100 Müslümana karşılık 1 Yahudi var.Buna rağmen Yahudiler sanat ve kültürde olsun bilim ve teknolojide olsun Müslüman topluma neden fark atıyor?Son yüz yılda sadece bilimsel alanda Yahudiler 104 Nobel ödülü kazanırken Müslümanlar neden yalnızca 3 Nobel alabildiler?Cevap şu: Çünkü onlar her çocuğa ve her gence kaliteli eğitim verirler. Bu eğitim türü sorgulayıcı (teslimiyetçi değil), araştırıcı (ezberci değil) ve yaratıcıdır (bilgi üretmek ve bulmak içindir)..Müslüman dünyanın sorunu ne?Yanlış eğitim veriyorlar (Büyük oranda din eksenli, sorgusuz, araştırmasız, ezberci ve dayatmacı eğitim)..Dünya Üniversitelerinin Akademik Değer Listesi’nde, Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerin hiç birinden ilk 500’e giren üniversite yoktu 2004 yılına kadar.İslâm Konferansı coğrafyasında toplam 500 üniversite bulunuyor.Sadece ABD’de 5 bin 758 üniversite var. Kalite farkları da ayrı bir sorundur.İki türlü başarısızlıkŞanssızlık değil, seçimleri böyle.Amerika’da 4 bin, Japonya’da 5 bin bilim insanı yaşıyor. Müslüman dünyasını oluşturan 57 ülkede sadece 230...Hıristiyan dünyası araştırma ve geliştirmeye Müslüman ülkelerden 25 kat fazla kaynak tahsis etmektedir.Araştırmanın sonuç bölümünde “genç nüfus problemi var” denmiyor.“İslâm dünyası yeni bilgi üretebilecek kapasiteden yoksundur” diyor.“Dünyanın ürettiği bilgiyi kendi halklarına öğretmekte de başarısız” diyor.Akılcı olmayan, ezberci, teslimiyetçi din eksenli ve çağdışı eğitimle Türkiye’yi büyütemeyiz, sadece sorunlarını hastalıklarını büyütürüz.Özetle... Türkiye’nin vaziyeti ile Başbakan’ın vasiyeti uyuşmuyor.

Devamını Oku

MGK’da keşke CHP de olsa..

9 Mart 2013

Suriye ile ilişkilerimizin gelip dayandığı duvar yıkıldı yıkılacak.Diktatör Esad, başına gelen büyük felâketin baş sorumlusu olarak Başbakan Erdoğan’ı görüyor.Ziyaretine giden CHP heyetine bunu açıkça söyledi. Türkiye ile sınırlarının yüzde 25’ini PKK’nın, geri kalan yüzde 75’ini El Kaide’nin kontrol ettiğini, bir Kürt devletinin kurulmasını her an beklemek gerektiğini öne sürdü.Esad’a göre Suriye’de 23 ülkeden terörist var ve çoğu Türkiye’den girdi.Düşmanlık üreten bu tablo, hesap edilmiş bir risk miydi?Hayır; Obama’nın seçim hesaplarıyla Suriye’ye müdahaleden uzak durması müttefik Türkiye’nin üstlenmek zorunda kaldığı sorumlulukları artırdı.Suriye terör yuvasıSeçimler ardından uluslararası konjonktür nedeniyle ABD rolünü savsaklayınca Türkiye adeta savaşın tarafı durumuna düştü.İngiliz basını iki tarafın da insan hakları ihlâlleri işlediği bir savaşa İngiltere’nin dâhil olmasının üzücü olduğunu yazıyor.Savaş suçu işleyen kötülerin günahına ortak görülmek bizim için de sevindirici bir durum olamaz.Savaş bittiği zaman tehlike geçmeyecek. Muhalif gruplara giden silâhların PKK ve El Kaide eline geçecek olması tehlikesini, iyi yönetilen bir ülke göze almaz.Türkiye yeni bir anayasa yapmaya çalışıyor ve AKP başkanlık sistemi için pusuda bekliyor.Rahmetli Özal’ın Çankaya’ya çıkması yüzünden partisi ANAP dağıldı, gitti..Erdoğan aynı kaderi paylaşmaktan parti başkanı bir Cumhurbaşkanı olarak kurtulacağına inanıyor.CHP’yi devreye sokmalıBelli ki o zaman da rejim diktaya dönüşecektir. İktidar partisi liderinin Çankaya’da oturduğu bir rejim demokrat olamaz. Biz parlamenter düzende bile “tek adam” rejimini kabullendik.Kürt sorununu silâhsız çözmeye yönelik fırsatı bile bu yüzden doğru kullanamıyoruz. Çünkü süreci Başbakan tek başına götürüyor.CHP lideri dün bu durumu Cumhurbaşkanı Gül’e şikâyet etti.Epey zamandan beri Milli Güvenlik Kurulu toplantılarına ana muhalefet partisi liderinin de katılmasında “büyük yarar” bulunduğu söylenip duruyor.“Tek adam” rejiminde kurullar bile çalışamıyor. Çoğulculuk alternatif görüşlere söz hakkı verir; bizde kurul üyeleri Başbakan’ın ağzına bakıyor.MGK’da muhalefet temsil edilseydi Türkiye Suriye batağına bu kadar destursuz batmaz, Kürt sorunu ile ilgili süreç daha geniş tabanlı bir siyasi desteğe sahip olurdu.MGK’ya CHP liderini dâhil etmek için geç değildir!

Devamını Oku

Boş paket

7 Mart 2013

Kürt sorununa çözüm yolunda çok şey beklediğimiz Dördüncü Yargı Paketi, ümitleri boşa çıkardı.Paket iki hafta önce hazırdı.BDP heyeti İmralı’ya daha gitmemişti.Başbakan Yardımcısı Arınç’ın “Meclis’e sevkettik” haberini verdiği paket 12 gün gecikmeyle vardı adresine.Bu durum paketin kapsayacağı alanların genişletilmekte olduğu tahminlerini davet etti.Tutuklu askerler için çıkarılan üçüncü paket işe yaramadı, dördüncü pakette sorun çözülmeli diye düşünenler yanıldılar.Başbakan Erdoğan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a terör örgütü mensubu diyenleri tarihin affetmeyeceğini söylemişti.Bu itirazın içerdiği çağrıya rağmen yeni pakette tutuklu askerlere reva görülen hukuksuzluğu telâfi edecek bir düzenleme bulunmuyor.Bu da bir torba yasa ve Ankara’daki uzman habercimiz Kemal Göktaş “pakette olanlardan çok olmayanların tartışılacağını” söylüyor.Çünkü KCK tutuklularına ve örgüt üyelerine tahliye yolunun açık olmayacağını, Bülent Arınç’ın sözüne rağmen tutuklu gazetecileri doğrudan etkileyen bir düzenleme bulunmadığını belirtiyor.Kanun çıkınca “cebir ve şiddeti teşvik etmeyen propagandaya ceza verilmeyecek” ama bunun sağlayacağı imkândan az sayıda tutuklu yararlanabilecek.“Torba”nın gecikmeye rağmen niçin bu kadar boş olduğunu merak edenler Kürt sorununun çözüm süreci ilerledikçe nasıl yükünü aldığını göreceklerdir.Torba kanun, Noel Baba’nın çuvalını hatırlatıyor.Dışarıda yürütülen müzakerenin karşılığı olarak mutabık kalınan alış verişler, tasarının Meclis’teki aşamaları sırasında hukuki metinlere bağlanacaktır.Paket yolda dolacaktır.Çünkü Dördüncü Yargı Paketi, hukuk formatına sokulmuş bir siyasi pakettir.Kürt sorununa çözüm için yürütülen müzakerelerin nereye gittiğini bu pakete bakarak anlayacağız.Korkutan yargı!Ülkede bir yargı krizinin varlığını bundan daha açık hiçbir söz veya davranış açıklayamazdı.TV’deki tartışma programlarından iyi tanınan Emekli Albay Erdal Sarızeybek Başkent Üniversitesi’ndeki bir panelin ardından eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’la karşılaşıyor.Aralarındaki konuşmayı Sarızeybek sosyal medyada paylaşıyor.Albay, eski komutanı Yalman’a “Siz konuşursanız yer yerinden oynar” diyor.Yani gerçek ortaya çıkacağı için suçsuz yere yatan silâh arkadaşlarının özgürlüklerine kavuşacaklarını anlatmaya çalışıyor.Ama komutan “Konuşanların hâlini görüyoruz” diyor, üstelenince de “Yaşlıyım” diyor.Önüne her gönderileni tutuklayan özel mahkemelerin yarattığı terör havası adaletin kendini düzeltme imkânını da elinden alıyor.

Devamını Oku

Ölçülü gizlilik

6 Mart 2013

Müzakerenin açık yapılması, bu işin tabiatına uygun düşmüyor. Bunu birkaç günde anladık.Durum değişebilir mi sorusu da tatmin edici bir cevap bulmuş değildir. Çünkü önümüzdeki iki seneye sıkışmış üç önemli seçim var.İktidar hırsı milli karakterimizdir . Seçim konuşmalarını terör merkezli müzakerelerin talep ettiği sorumluluk duygusu etkilemeyecektir. Tersine, “tarihi önemde” dediğimiz pazarlıktan daha çok oy nasıl sağlanır; partiler bu hırsın güdümüne gireceklerdir!Karşımızda uluslararası terör taşeronu yüzyılın son terör örgütü, acımasız PKK var.Orta Doğu’nun vaat ettiği stratejik fırsatları kullanmak konusunda pusuda bekleyen güçler, terör örgütünün akıl hocalığını yapıyor.Kandil’deki elebaşı Karayılan dün Fırat Haber Ajansı’na verdiği demeçte şartların PKK lehine geliştiğini söylüyor.“PKK artık değişik güçlerden silâh dâhil yardım alabilecek noktaya gelmiştir. Yapımızı barışa ikna etmenin kolay olmadığını ifade etmek istiyorum” diyor.İran, Türkiye, Suriye arasındaki ittifakların bozulmasıyla kendilerine daha rahat ve daha güçlü bir mücadele zemini doğduğunu savunan Karayılan bu durumda tabanlarını barışa ikna etmenin kolay olmayacağını öne sürüyor.Peki ne demek istiyor?Kendilerinden istenenlerin zaman gerektiren zor şeyler olduğunu anlatarak “Önderlik devreye girmelidir” diyor.Apo’ya yer açıyor.Görüşme tutanaklarının medyaya sızması yüzünden kopan küçük kıyamet terör örgütü ile pazarlık yürütecek beceriye sahip bir takımın devlet tarafında mevcut olmadığı şüphesini doğurmuştur.Başbakan’ın ağzından çıkanlar dışındaki hiçbir haberin doğru olmadığı kabulüne dayanan bir medya şartı, sansürdür. Daha açık yenilgi itirafı olamaz.Yöneticilerimiz, bir terör ve uyuşturucu mafyasına dev aynası tutmanın sebep olacağı yanlışlara düşmemelidir.Bu süreç seçim malzemesi asla yapılmamalıdır.Pazarlığın tabiatına uygun düşecek kadar gizlilik bu operasyondan esirgenmemelidir. Yeni Osmanlı’nın başkenti mi?Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Cem Toker, Yunanistan Başbakanı Samaras’ın ziyaretini ele almış...Konuk Başbakan’ın Cumhurbaşkanı Gül ile Tarabya Köşkü’nde, Başbakan Erdoğan ile de Dolmabahçe Sarayı’ndaki ofisinde görüştüğünü belirterek şu hatırlatmayı yapıyor: “Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti hâlâ Ankara değil mi?”Herhâlde “Yeni Osmanlı” muhabbetinden habersiz ki eleştiri içeren cevabı yine kendisi veriyor:“Olur ya, torba yasaların birine girip gözümüzden kaçmış olabilir!”

Devamını Oku

Çamur banyosu

5 Mart 2013

Meclis’in banyo günüydü dün. Liderler kendi seyircilerinin önünde birbirlerini çamura buladılar...Partilerin grup toplantıları sistemin en demokratik alanıdır.Ama bizde kötü kullanılıyor.Salı günleri “tek adam”ların monologlarına tahsis ediliyor.Milletvekilleri ile arka sıralara ve balkonlara doluşan partili izleyiciler de liderlerine en çok duymak istedikleri haberi veriyorlar koro hâlinde:“Türkiye seninle gurur duyuyor!”Herkesin bildiğini okuduğu durumlara monolog denir.Çoklu monologlardan diyalog çıkmaz en fazla sağırlar diyaloğu çıkar.Diyaloğun ve meclis grup toplantılarının en gerekli olduğu bir gündemin ortasındayız.Ama rahatlıkla söyleyebilirim ki dünkü grup toplantıları görevini yapmadı. Liderler alıştığımız öfkeli alaycı üslupları ile birbirlerini kötülediler.12 bin şov seyircisiBunları yazarken Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in grup toplantılarında yaşanan sorunları görüşmek için dört partiye çağrı yaptığına dair Anadolu Ajansı haberi geldi.Çiçek’in çağrı mektubunda bazı salılar Meclis’e gelen ziyaretçi sayısının 12 bini geçtiği, bu durumun başta güvenlikle ilgili olmak üzere birçok sorun yarattığı belirtiliyor.Cemil Çiçek yazısında grup toplantılarının önemini de hatırlatarak şöyle diyor:“Grup toplantıları, milletvekilleri ile üst yöneticilerin görüş alışverisinde bulunduğu, haftalık siyasi gündemi değerlendirdiği platformlardır. Ancak uzunca bir zamandır bu toplantılar anlamına uygun olmaktan çıkmış olup...”Evet, grup toplantısına alınan partili ziyaretçiler o atmosferde duygulanıp coşunca eylem potansiyeli taşıyan bir tehlike hâline geliyorlar.Hata bizde, sistemde değilSorun orada bitmiyor. Liderler miting konuşması yapmak ihtiyacına düşüyorlar. Kalabalığı heyecana getirmek, ciddi konuları kanuşmaktan daha çekici oluyor ne de olsa.Cemil Çiçek, doğurduğu güvenlik sorunları dikkate alınınca bunun “sürdürülebiler bir durum” olmadığını belirtmiş ve cuma günü için parti temsilcilerini toplantıya davet etmiş.Dileriz amacına ulaşır. Parti grup toplantılarını işlevlerini yerine getirir duruma yükseltmek hem parlamentomuz hem demokrasimiz için kazanç olacaktır.Bizim hatalarımızdan üreyen hastalıkları sistem arızası sanarak çare aramak, bizi sorun çözmekte başarısızlığa sürüklüyor.Meclis’i kötü çalıştırdığımız için doğan sıkıntılara parlamenter sistemin zafiyeti teşhisi koymak, bir değil iki hata yapmaktır.Yanlışı düzeltmenin yolu başkanlık sistemine geçmek değil, parlamenter sistemi doğru işletmektir!

Devamını Oku

Tam zamanı!

4 Mart 2013

Görüşme zabıtlarının medyaya sızması, kıyamet sebebi oldu.Ama dikkat edin; daha önceki sızıntıların yarattığı yıkımı tekrarlamadı. Bundan çıkan sonuç müzakere masasında barış arayanlar açısından cesaret vericidir.IRA ile barışı sağlayan “başmüzakereci” Jonathan Powell’ın deneyimlerinden süzülen ilk iki öğüt ihmal edilmiştir bizde.Powell “masada bir siyasi çözüm planı durmalıdır” diyor; siyasi iktidar henüz ayrıntılı bir plan koymadı masaya.İkinci öğüt “görüşmelerin mutlaka gizli yürütülmesidir.”Bu konuda da sorun var.Hükümet bu iki şartı yerine getirmekte gecikmemelidir.Sızıntı fırtına koparmakla beraber Oslo , yani suçüstü yakalanma etkisi yaratmadı. Çünkü Jonathan Powell’ın IRA tecrübesinden aktardığı derslerden biri müzakerecilerin liderlikgöstermesi ve başladıktan sonra asla vazgeçmemesidir.Testte başarı varBaşbakan’ın gösterdiği aşırı tepki sürece bağlılıkla ilgili testten sınıf geçtiğini ortaya koyuyor.“Felâket tellalları, savaş baronları, kötümserler, oy avcıları boşa çırpınıyorlar” diyen Başbakan dönüşü olmayan bir yola girdiğini anlatmaya çalışıyor.Bu doğru bir hamledir ama yaptığı çıkışlar, eksikli demokrasimizi daha fazla zayılatmamalıdır.Başbakan özellikle medyaya yüklenme ihtiyacı duyduğu anlarda sınır tanımıyor. “Eğer gazetecilik buysa batsın böyle gazetecilik” deyişi, en azından kötü bir hatıra olarak tarihe geçecek sözüdür.Kaynağı kendisi olmadıkça hiçbir haberin doğru olmayacağını iddia etmeye varan duruşu, yeni bir sansür türü yaratmaktır.Böyle bir karartmayı, sorunlarının çokluğuna rağmen Türk demokrasisi bile hak etmiyor.Özgür medya yoksa...Unutmamak lâzım, medyanın sistemli olarak baskı gördüğü bir ülkede demokrasiden bahsedilemez.Çünkü orada hür basın olmadığı için hür seçim de olamaz.Siyasetçiler güçlü görünmenin ucuz kahramanlığını basın özgürlüğünü ayaklar altında çiğnemekte aramasınlar.AKP hükümeti, belki de dünyanın en şanslı iktidarıdır.Doğru dürüst bir suçlama duyulmuyor; yeterli eleştiri bile gelmiyor.Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından yapılan bir çalışmanın sonuçları açıklandı dün.Ülkede ortak gelecek kurulacağını düşünen Türkler yüzde 70.7 iken Kürt kökenliler yüzde 90.3 çıkmış.Kürtlerin yüzde 94’i “Türk bayrağı benim de bayrağımdır“, yüzde 91’i “İstiklâl Marşı benim de marşımdır” demiş.Bütün işaretler, çözüm sürecine zamanında başlandığını gösteriyor.Kimse bu şansı, küçük hesaplara feda etmesin!

Devamını Oku

Hoca bir gün...

3 Mart 2013

Müzakere yolunu kullanarak teröre çözüm aramak ilk kez Türkiye’de deneniyor değildir.Ama bu arayışın riski vardır. Faturayı İmralı’da terörist başı Öcalan’la yapılan görüşmenin tutanakları medyaya yansıdığı için AKP iktidarı da ödedi.Başbakan dün Balıkesir’de buna ateş püskürüyordu.Çünkü zabıtlarının deşifre olmasından zarar gördüğüne inanıyor.Olay çok kendine özgü bir durumdur ve bilinen bir Nasrettin Hoca fıkrasını hatırlatıyor:Hoca, evinin damında biriken karları temizlerken dengesini kaybedip düşmüş bayılmış. Ayılırken sesler duymuş.Biri “Çabuk hekim çağırın” diyormuş.Başka biri “kırıkçı, çıkıkçı getirin” diye bağırıyormuş.Seslere ayılan Hoca belini tutarak tercihini söylemiş:“Bırakın hekimi, çıkıkçıyı; bana daha evvel damdan düşmüş birini getirin!”Bizdeki durumun talep ettiği tecrübeli kişi, IRA ve siyasi kolu Sin Fein ile süreci yöneten başmüzakereci Jonathan Powell’dır.Kuzey İrlanda barış sürecini kitaplaştıran İngiliz diplomatın tespit ve öğütleri bizim için de ilham verici olabilir.Powell “Dünyanın dört bir yanındaki krizler bundan dersler çıkarabilir. En azından yaptığımız hataları tekrarlamazlar” diyor.Damdan düşen adamın önemli bulduğu 10 dersi özetle aktarmak gerekirse...Burada aklın yolu on!1. Sorunun derininde bir siyasi problem yatıyorsa masada bir siyasi çözüm de durmalıdır. Bir yandan da askeri baskı kullanılmalı. Aksi halde isyancılar kendilerini zor kararlar almaya mecbur hissetmezler.2. IRA’yı durdurmadan barış getirmemiz mümkün değildi. Onlarla görüştük. Ama burada önemli olan görüşmelerin mutlaka gizli yürütülmesidir. Hükümetin teröristlerle pazarlık yaptığı açığa çıkmamalı.3. Ateşkesi ön koşul yapmak genelde hatadır. Major hükümeti bu hatayı yaptı sonra düzeltti ama bu bize on yıl kaybettirdi.4. İki taraf da kazanamayacağını bilmeli. Bir taraf zafer kazanacağına inanırsa başarı elde edilemez.5. İki taraf da siyasi liderlik göstermeli. Buna siyasi kariyerlerini hatta hayatlarını masaya koymak da dahil.6. Müzakere süreçtir. Başladıktan sonra durmasına asla izin verilmemeli.7. İngiltere uzun süre uluslararası yardım kabul etmedi. Ancak Avustralya ve Kanadalı isimlerin hakem rolü oynaması ile süreç daha kolay ilerledi.8. Uzlaşma ile bitmiyor; hayata geçirmek 9 yılımızı aldı.9. İki tarafın da ateşkes anlaşması yapıldığında suratları asık olmalı. Bir taraf gülüyorsa uzlaşma kalıcı olmaz.10. Kanlı ve karmaşık da olsa çözülmez sorun yoktur. Sabırla ve siyasi liderlikle tüm silahlı krizler çözülebilir.Bu da bizden:Risk... Barış içinse feda olsun.Helâl olsun!

Devamını Oku