Görüşme zabıtlarının medyaya sızması, kıyamet sebebi oldu.
Ama dikkat edin; daha önceki sızıntıların yarattığı yıkımı tekrarlamadı. Bundan çıkan sonuç müzakere masasında barış arayanlar açısından cesaret vericidir.
IRA ile barışı sağlayan “başmüzakereci” Jonathan Powell’ın deneyimlerinden süzülen ilk iki öğüt ihmal edilmiştir bizde.
Powell “masada bir siyasi çözüm planı durmalıdır” diyor; siyasi iktidar henüz ayrıntılı bir plan koymadı masaya.
İkinci öğüt “görüşmelerin mutlaka gizli yürütülmesidir.”
Bu konuda da sorun var.
Hükümet bu iki şartı yerine getirmekte gecikmemelidir.
Sızıntı fırtına koparmakla beraber Oslo , yani suçüstü yakalanma etkisi yaratmadı. Çünkü Jonathan Powell’ın IRA tecrübesinden aktardığı derslerden biri müzakerecilerin liderlik
göstermesi ve başladıktan sonra asla vazgeçmemesidir.
Testte başarı var
Başbakan’ın gösterdiği aşırı tepki sürece bağlılıkla ilgili testten sınıf geçtiğini ortaya koyuyor.
“Felâket tellalları, savaş baronları, kötümserler, oy avcıları boşa çırpınıyorlar” diyen Başbakan dönüşü olmayan bir yola girdiğini anlatmaya çalışıyor.
Bu doğru bir hamledir ama yaptığı çıkışlar, eksikli demokrasimizi daha fazla zayılatmamalıdır.
Başbakan özellikle medyaya yüklenme ihtiyacı duyduğu anlarda sınır tanımıyor. “Eğer gazetecilik buysa batsın böyle gazetecilik” deyişi, en azından kötü bir hatıra olarak tarihe geçecek sözüdür.
Kaynağı kendisi olmadıkça hiçbir haberin doğru olmayacağını iddia etmeye varan duruşu, yeni bir sansür türü yaratmaktır.
Böyle bir karartmayı, sorunlarının çokluğuna rağmen Türk demokrasisi bile hak etmiyor.
Özgür medya yoksa...
Unutmamak lâzım, medyanın sistemli olarak baskı gördüğü bir ülkede demokrasiden bahsedilemez.
Çünkü orada hür basın olmadığı için hür seçim de olamaz.
Siyasetçiler güçlü görünmenin ucuz kahramanlığını basın özgürlüğünü ayaklar altında çiğnemekte aramasınlar.
AKP hükümeti, belki de dünyanın en şanslı iktidarıdır.
Doğru dürüst bir suçlama duyulmuyor; yeterli eleştiri bile gelmiyor.
Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından yapılan bir çalışmanın sonuçları açıklandı dün.
Ülkede ortak gelecek kurulacağını düşünen Türkler yüzde 70.7 iken Kürt kökenliler yüzde 90.3 çıkmış.
Kürtlerin yüzde 94’i “Türk bayrağı benim de bayrağımdır“, yüzde 91’i “İstiklâl Marşı benim de marşımdır” demiş.
Bütün işaretler, çözüm sürecine zamanında başlandığını gösteriyor.
Kimse bu şansı, küçük hesaplara feda etmesin!
Tam zamanı!
Haberin Devamı

