Tarihi günler

20 Mart 2013

Türkiye’yi terörden kurtarmayı vaat eden kararların oluştuğu tarihi günler yaşıyoruz.Yıllar boyunca Kürtler inkâr ve asimilasyon politikaları ile ret edildiklerine inandırıldılar.Bu kitleyi politik şantaj kozu olarak kullanmak isteyen dış ve iç odaklar da özellikle son yıllarda gerçekleştirilen reformları inkâr etmeye çalıştılar ama “güneş balçıkla sıvanmaz” sözünün içerdiği hükme boyun eğmek zorunda kaldılar.Artık “siyasal, kültürel ve ekonomik olarak Kürtlerin dikkate alınmadıkları dönemler” geride kalmıştır.Bundan böyle değişen Türkiye’nin büyüyen imkânlarından haklarını almak isteyen yığınlar göreceğiz.PKK terörü, asıl Kürtleri hak ettiklerini istemekten alıkoyuyordu.Tarih harekete geçtiYıllardır İmralı’da yatan ve hiçbir şey yapmazsa orada öleceğini bilen Abdullah Öcalan şunu anlamıştır:Cehennemlik kötülüklerini biraz olsun dengelemek istemiştir.PKK’nın kirli parasal gücünün kendine bir şey ifade etmediğini ve etmeyeceğini gördükten sonra istismar ettiği zavallı kitlelere borcunu ödemeye karar vermiş olmalıdır.Financial Times gazetesi dün “Türkiye’nin güneyinde tarih harekete geçti” diye yazıyordu.Bugün Diyarbakır’da yüz binlerce Kürt kökenli Türk vatandaşı, bu yılki Nevruz’u ruhuna uygun bir şekilde kutlamanın mutluluğunu yaşayacak.Farkı Öcalan’ın gönderdiği bir çağrı metni yaratacak.Financial Times gazetesine göre “Her şey planlandığı gibi giderse Diyarbakır iç ve dış siyaseti tamamen tersine çevirecek...”Süreç için önemli bir aşama sayılan Nevruz çağrısı arifesinde Ankara’daki iki önemli noktaya saldırı düzenlenmesi çok şaşırtıcı değildir.Melânet iş başındaÖnceki gece Adalet Bakanlığı’na iki el bombası atıldı.AKP Genel Merkezi’ni de roketle vurdular!.. Saldırıları DHKP-C üstlenmiştir.Bu radikal solcu terör örgütü, son zamanlarda kendisine yöneltilen yoğun baskıyı ve gözaltıları protesto ediyor olabilir.Bir ihtimal de PKK’nın tasfiye sürecini sabote etmeye çalışan iç veya dış güçlerin bu örgütü taşeron olarak kullanmasıdır.Türkiye’ye karşı her çeşit terör örgütü Esad için değerli bir kozdur.Ama terör melânetine karşı kazandığı direnme gücü DHKP-C örgütünü “hükümsüz” sayma rahatlığını Türkiye’ye veriyor.Birinci ve asıl mesele PKK’nın bitirilmesidir.PKK bitebilirse stratejik iddiaları hak eden yeni bir Türkiye yolculuğu başlayacaktır.

Devamını Oku

Baldıran tadı

19 Mart 2013

Kürt sorununu ve terör sorununu bitirmek uğruna göze aldığı özverinin boyutlarını Başbakan söylemişti.“Çözüm için baldıran zehri dahi olsa içeriz” sözleri, inandırıcı bir kararlılık yansıttığı için halkta olumlu bir etki yarattı.İmralı seferleri eskisinden daha merak ve umut uyandırdı.Ama pazartesi günkü ziyaret ardından BDP lideri Demirtaş’ın Ataköy Marina’da yaptığı açıklama yok mu; işte o açıklama sürecin çok yanlış ve tahrik edici bir yola her an girebileceğinin tehlike çanlarını çalmaya başladı.Öcalan’dan nakledilen “selâm ve sevgi” sözcükleri, galip komutan edası ile açıklanan büyük ölçekli vaatler ve talimatlar; başkalarını bilmiyorumama bende çok acılı ve acıklı duygular yarattı.Baldıran zehri, onu içmek zorunda kalanların ağızlarında herhâlde böyle bir tat bırakıyordur!Böyle bir gücü var mı?Öcalan’ın, okusun diye BDP Başkanı’nın eline tutuşturduğu notta ilk hedefin “Türkiye’nin demokratikleşmesi” olacağı belirtiliyor.Sonra Öcalan 21 Mart Nevruz kutlaması için hazırladığı bildiri ile tarihi bir çağrı yapacağını haber veriyor.“Silâh meselesini hızla ve zaman kaybetmeden, bir tek can dahi yitirilmeden çözmek istiyorum” diyor.Örgütün silâhlı unsurlarının hızla geri çekilmesi ve barışın kalıcı hâle gelmesi için parlamentonun ve partilerin üstlenmek zorunda oldukları tarihi sorumluluğu da hatırlatıyor.İmralı dönüşü Öcalan’ın notlarını okuyan BDP Genel Başkanı Selâhattin Demirtaş gazetecilerden soru kabul etmemiştir.Bu durum Öcalan’ın konuştuğu yerde BDP Başkanı’na dahi söz düşmeyeceği gerçeğini ortaya koyuyor.Gözümüze görünmesinYalnız kabul etmeliyiz ki konuştuğu şeyler, denemek için uğrunda gerçekten büyük fedakârlıkları göze almaya değecek hedeflerdir.Ama öznenin Öcalan olması çoğunluğun gözünde bu kazanımların değerini düşürüyor.“Ondan gelecek hayır Allah’tan gelsin” dedirtiyor.Öcalan’ın muzaffer komutan havası basarak gündem sahnesinin önünde durup devamlı vaatler sıralaması sürece zarar verecektir.Bir terör örgütüne ve bir zamanlar “Bebek Katili” diye anılan teröriste yenilmişlik duygusu yaşamayı hiçbir toplum hazmedemez.Öcalan Türk halkı için acılı ve kanlı bir geçmişi temsil ediyor.Gerçekleştireceği kesin bile olsa barışçı bir geleceğin müjdesini veremez.En iyisi, yapabileceğini yapmalı, ama yüzü görünmemeli, sesi duyulmamalıdır.Kendisi için hayal kurma hakkı yok mu; var ama çok zaman geçmesi lâzım.

Devamını Oku

Yaman çelişki

18 Mart 2013

Ergenekon terör örgütü bir hayaletti; 4 yıldan beri hayalet taşlıyorduk.Adını anmak bile suçtu.Dün yapılan 281’inci duruşmada savcı “Ergenekon örgütünün varlığı tespit edilmiştir” dedi.Ve ardından ağır makinelitüfek ateşi gibi ceza talepleri yağmaya başladı.Silivri’deki mahkemede savcı, esas hakkındaki mütalaasını sunarken eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ emekli Orgeneral Hasan Iğsız, Orgeneral Nusret Taşdeler, Orgeneral Hurşit Tolon, gazeteci Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın da aralarında bulunduğu 15 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep etti.Bu sanıklar “Hükümeti cebir ve şiddet kullanarak ortadan kaldırmaya veya görevlerini kısmen ya da tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs”le suçlanıyorlar.Sanıkların, hükümet üstünde cebir ve şiddet tarifine giren ne tür eylemler ve zorlamalar uyguladığını savcı herhalde ispatlayacaktır.Özlem adil yargılanmaBeş yıldır bulunamayan örgüt kendisini nerede ele verdi ve bunu savcılık nasıl kanıtlıyor; kamuoyu herhâlde bunun tatmin edici cevaplarını isteyecektir.Söz konusu sanıklar hakkındaki ceza TCK’nın 312/1 maddeden istendi.Savcı bunu yaparken haklarındaki “örgüt yöneticiliği” suçlamasından vazgeçti, beraat istedi.Başbakan Erdoğan, eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’u terör örgütü üyesi olmakla suçlayanları tarihin affetmeyeceğini söylemişti ya; savcı bu işi de halletmiş:Hem Başbuğ’u terör örgütü yöneticisi göstermenin yanlışını ortadan kaldırmış hem de onu ağır hapis gerektiren başka bir suçla ilişkili duruma sokmayı yine becermiştir!Dün bir anda bütün TV’leri kapsayan Ergenekon davasının ayrıntılarını kamuoyunun anlaması mümkün değildi.Kamuoyundaki olgu, yaman bir çekişkinin doğurduğu hayretti.Apo’yu yüceltmek tehlikeBir yanda kimsenin o suçlamalarla yan yana getiremediği bilim adamları ile gazetecilerin ölene kadar hapse mahkûm edilmesi ile ilgili savcılık talepleri...Bir yandan da güvenli ve demokrat bir gelecek hayallerimizin gerçekleşmesini sağlayacağını ümit ettiğimiz “kurtuluş planı”nın yolunda ilerlediğine dair haberler...Olan bitenin özeti şu ki; kırk bin cana mal olan bölücü teröre karşı kelle koltukta savaşmış kahramanlar ömür boyu hapse mahkûm olmanın eşiğine gelmiştir.Adı bebek katiline çıkmış teröristbaşı herkesin ağzından çıkacak bir söze baktığı kurtarıcı kimliğine yükseltilmiştir.Terörü bitirmenin yüklediği bir bedel varsa ödeyelim.Ama makul bir sınırı olmalı!

Devamını Oku

Bize düşman lâzım değil

16 Mart 2013

Gazeteci Ümit Zileli’nin internette kitlesel biçimde paylaşılan yazısı bana bir dostumdan geldi.Hikâyenin başına şu notu koymuş:“Türkiye akıl tutulmasına mı uğradı?”Cevabı zor olmayan bir soru bu!Yaşı 35 bile olmamış bir akademisyeni anlatıyor.Kahramanı Mehmet Perinçek.Mehmet Perinçek 15 yıldır Rus devlet arşivlerinde “Ermeni meselesi” üstüne araştırmalar yapıyor.Çalışmaları ile altı kitap çıkarmış.Dört kitabı Rusça, Almanca, Farsça ve Azeri Türkçesinde yayımlandı.Son kitabı “Rus Devlet Arşivlerinde Ermeni Meselesi“..Bu kitap Ermeni milliyetçileri arasında büyük öfke yarattı.Perinçek’le konferanslarda karşı karşıya gelenler, bırakın belgeleri çürütmeyi, bunların doğruluğunu ve değerini arttırdılar.Övgü yerine Silivri!Çünkü kitaptaki belgeler daha “1915 Ermeni Tehciri”nin çok öncesinden başlayarak Anadolu’daki Müslüman ahaliye karşı nasıl bilinçli ve toplu kıyımların yapıldığını, Osmanlı Ermenilerinin akın akın nasıl Rus ordusuna katıldığını anlatıyor!Mehmet Perinçek kitabın 6. baskısına yazdığı önsözde şu haberi veriyordu:“Birinci Dünya Savaşı sırasında Çarlık Askeri Mahkemelerinin Ermeni çetelerinin Müslüman nüfusa yönelik katliam ve yağma politikasını ortaya koyan tutanaklarını da yayına hazırlıyoruz.”Bu kitap 800’e yakın arşiv belgesinden oluşuyor.Dünyanın dört bir yanında dişe diş mücadele eden ve hep kazanan bu genç akademisyen şimdi nerede?Mehmet Perinçek tam 18 aydır tutuklu olarak Silivri’de ikamet ediyor.Niçin tutuklu?Övgüye lâyık çalışmaları yüzünden.Hedef olduğu suçlama da şu:Bak neler yapmışsın!“Milli bir meseleyi sahiplenme görüntüsü altında insanların milli duygularını istismar ettikleri, güvenlerini kazandıkları topluluğu Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nün amaçları doğrultusunda yönlendirmeye çalıştıkları anlaşılmıştır!!!”İstenen ceza 15 yıl hapis.Şöyle çarpık ve komik durum da var:Mehmet Perinçek bu çalışmaları Dışişleri Bakanlığı’nın görevlendirmesi ve Türk Milli Eğitim Bakanlığı emrine Rus hükümetinin verdiği bursu kazanarak yapmış, iyi mi?Bitmedi... Dışişleri tarafından görevlendirildiği dönem Cumhurbaşkanı Gül’ün Dışişleri Bakanı olduğu dönem!Ama iddianamede bunlar yok.Aksine mahkeme, Perinçek’in çalışmalarını bilen Dışişleri Müsteşarını dönemin ve bugünün Moskova büyükelçilerimizi, tüm taleplere rağmen tanık olarak dinlemeyi kabul etmedi.Ermeni diasporasının 100’üncü yıl saldırısına ramak kala yaşanmış ve sürmekte olan hazin bir hikâye.Bize düşman lâzım değil.Düşmanlarımızdan daha fazlasını yapabiliriz biz kendimize!

Devamını Oku

Önce barış

16 Mart 2013

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’taki değişim, kendisini izleylenleri herhâlde şaşırtıyordur.Son konuşmasında yeni anayasa için Meclis’teki sayı hesabına güvenmemek dayanmamak gerektiğini söyledi.“Ben yaptım oldu anayasası”nın toplumsal barışın en büyük tehdidi olacağını ve sorunları büsbütün büyütmekten başka sonuç doğurmayacağını öne sürdü.“Şehitlerin ana yüreklerinde bıraktığı ateş bütün toplumu yakmaya yetecek güçtedir” diyen Kılıç, öncelikle terörü bitirme amaçlı projenin başarıya ulaştırılması gerektiğini savundu.Terör bitirilmeden anayasa yapmanın güçlüğünü hatırlatan Kılıç sayı üstünlüğüne dayanarak sonuç alma heveslerinden uzak durmak gerektiğini savunurken yerden göğe haklıdır.Anayasa Mahkemesi Başkanı bu yaklaşımı ile iktidarın “Ay sonuna kadar gelen gelir, yoksa biz anayasa teklifimizi Meclis’e taşırız” hesabına açıkça “yanlış” diyor.Terör ve ona bağlı Kürt sorunu çözülmeden yeni Anayasa yapmanın yanlışlığını ortaya koyuyor.Haşim Kılıç, üniversite öğrenimini hukukta yapmamış, Atatürk karşıtlığı ve TV izlemeyi günah sayan tutuculukla şöhret bulmuş bir şahsiyettir.Son zamanlardaki -tabii olumlu anlamda- gösterdiği değişim acaba neye yorulmalı?Yaşı 63’tür ve bir kez daha seçilme şansı yoktur.Devlet adamları son dönemlerini tarihe iyi yazılmak için değerlendirmeye özen gösterirler.Kılıç da siyasal İslâm ideolojisine bağlı bir yüksek yargıç olarak anılmamak için şansını kullanıyor olabilir.Daha uç bir ihtimal de şudur:Cumhurbaşkanı seçiminin Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan arasında kilitlenmesi durumunda kapısı ilk çalınacak yedek aday olmaya çalışmak..Kan ve ateş şantajı ile kirlenmemiş bir süreçtir hayalimiz!Büyük sınav NevruzPKK’nın Kandil’deki başı Karayılan Öcalan’ın İmralı’dan gönderdiği mektubu cevapladıklarını açıkladı.Murat Karayılan “Önderliğin (Öcalan) ortaya koyduğu perspektifin doğru olduğuna ve katılacağımıza dair karar kılmış bulunuyoruz” dedi.Öcalan’ın ortaya koyduğu “perspektif iradeleşmesi” oybirliği ile gerçekleşmiş...Süreç şimdilik haddinden fazla yolunda gidiyor.Herkesin korkusu beş gün sonra gelecek Nevruz’dur.Nevruz’un uzun yıllar ardından ilk kez bayram sevinci ile taçlanması süreç için gerçek bir başarı olacaktır.Çünkü barışın halk katında iradeleştiğini birilerinin söylemesi yeterli değil; o değişimi gözümüzle görmemiz lâzım.

Devamını Oku

Bağımsızlık oyunu mu?

15 Mart 2013

Adalet darbe yedikçe insanları devletine, ülkesine bağlayan duygular inciniyor.İktidar sözcülerinin bu durumdan hoşnut olmadıklarını her fırsatta açığa vurmaları size inandırıcı geliyor mu?Başbakan Yardımcısı Arınç dün verdiği TV mülâkatında, dört yıldır Silivri’de yatan İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun tedavi amacıyla tahliye edilmesi gerektiğini söyledi.Vicdan azabı çeken iyi insanların yüz ifadesi ve ses tonu ile mahkemenin ve Adli Tıp’ın Prof. Hilmioğlu’na bu hakkı tanıması için çağrıda bulundu.Bülent Arınç şunları söyledi:“Bunları tahliye edin. Bu insanların ailelerini, kendilerini, toplumu rahatlatın diyebiliriz. Bunların tahliye olmalarını gönülden arzu ediyoruz.”Elinizi kim tutuyor?Bu tür soruların cevabı belli:“Yargı bağımsızdır, siyasi iktidar ona emir, talimat veremez!”Adil yargılanma hakkı ile uzun tutukluluklar nedeniyle Türkiye’nin uğradığı itibar kaybı daha ne kadar sürecek?Başbakan’ın eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ hakkında söyledikleri görünüşte bir dilek, hatta talimat içeriyordu.Yine bir TV mülâkatında şunu demişti:“Başta Genelkurmay Başkanım olmak üzere diğer generallerimizin hiçbirisine kalkıp da alışılmış anlamda ‘terör örgütü mensubu’ demek çok ciddi bir yanlıştır. İlker Başbuğ’a ‘terör örgütü mensubu’ diyenleri tarih affetmez!”Başbakan Erdoğan, iddia sahibi bir siyasetçidir.Konuşmalarına bu özelliği “benim bakanım”, “benim MİT Başkanım”, “benim polisim” derken kullandığı sahiplenme sözcükleri ile yansır.Tanrı’ya ve tarihe karşı işlenecek suç ve günahları sahipsiz bırakmak inandırıcı olmuyor.İnanılır gibi değilBaşbakan Yardımcısı Arınç’ın durumunu anlamak biraz daha mümkün ama Erdoğan’ın ne istediğini bu kadar açık şekilde tarif ettiği hâlde sözünü yine de geçiremiyor olduğunu kabul etmek mümkün değildir.Her ikisi de adaletsiz bulduklarını söyledikleri durumlar için açık talepler ortaya koyuyorlar. Ama talepleri mahkeme duvarına çarpıp geri geliyor.Bu tuhaf durumun açıklaması ne?Başbakan ve yardımcısı, yargıya söz geçiremiyor görüntüsü altında “Yargı bağımsızdır” gösterisi mi yapıyor?Yoksa gerçekten yargıya söz geçirmekte sorunlar çoğalmaya mı başladı?Yaşadığımız şey “tavşana kaç, tazıya tut” oyunu ise denecek fazla bir şey yok. Ama değilse...Siyasetçiler, meclis komisyonuna gelen 4. Yargı Paketi’nin sunduğu imkânı değerlendirmelidir.

Devamını Oku

Asıl mesele...

13 Mart 2013

AKP’nin “Anayasa teklifimizi yüce Meclis’in takdirine sunuyoruz” diyeceği gün ansızın gelecek.Ya nisan ya mayıs.Başbakan Erdoğan bunun ihtarını birkaç kez yaptı.İktidar partisinin “Her şey bir yana Başkanlık bir yana” mantığı ile hareket ettiğini biliyoruz.İktidar sözcüleri Başkanlık sisteminin erdemlerini anlatmıyor halka.Hedefe gitmek için daha ziyade, bizde yürürlükte olan parlamenter sistemi kötülemeyi tercih ediyorlar.Başbakan bütün sistemlerin temeli olan erkler ayrılığından şikâyet etmedi mi?. AKP’nin oyları yetmiyor. Ama BDP’nin vereceği destek, referandumun yolunu açabilir.İmralı zabıtlarına da yansıdığı gibi Öcalan 23 Şubat mülâkatında işareti vermiştir:“Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. AKP ile bu temelde başkanlık ittifakına girebiliriz..”Ama dikkat; bir şart da koşmuştur:“Yalnız başkanlık ABD’deki gibi olmalı. Devlet meclisi gibi bir senato, ikincisi bir de halklar meclisi..”Yani hükümete karşı bağımsızlığı güvence altına alınmış bir meclis ve yargı organı olmadan bu sistemin çalışmayacağını gizlemek, onun bile ayıbına gitmiştir.Başbakan Erdoğan, acaba Amerika’daki kadar özgür ve bağımsız yasama ve yargı ister mi?Meclis üyelerini kendisinin değil de dar bölgede halkın seçtiği bir düzene razı olur mu?Mehmet Yılmaz dün Meclis’i iktidarın emir kulu olmaktan çıkaran bir düzenlemeyi Siyasi Partiler Kanunu’nda yapmanın sorunları kökten çözeceğini yazıyordu.Doğrudur; lidere kulluk etme tehlikesinden tamamiyle arınmış bir parlamento, tüm sistemlerin aradığı güvencedir. Öyle bir parlamentomuz olsaydı Türkiye bugün yeni bir Anayasa arıyor olmazdı.Şimdi arıyor ama şansa bakın ki o anayasayı yapacak insanların da ehliyeti tartışmalıdır.Çünkü halkı temsil etmiyorlar.Sadece lideri temsil ediyorlar!İlk tur geçildiPKK’nın elindeki sekiz kamu görevlisi dün iade edildi.Bu olay, terör örgütünün varlığına son verme iradesini gerçekleştirecek uzun bir yolculuğun ilk adımıydı.Spor yarışmalarındaki gibi; eleme yapılmış, çözüm iradesinin samimi olduğu kanıtlanmıştır.PKK, Öcalan’ın isteği ile elindeki kamu görevlilerini şartsız iade etmiştir.Bu olayın karşılıklı güvenin kazanılmasına yardımcı olacağı ve sonraki aşamaları hızlandıracağı beklenmelidir.Artık yeni bir anlayış, yeni bir yaklaşım üslubu gerekecektir.Otuz yıllık yarayı bitirme şansı doğmuştur ve bu şansı ziyan etmemek gibi bir mecburiyetimiz var.Ateşkes, örgütün sınır dışına çıkması ve silâhlarını gömmesi, bir yenme yenilme olayı değil barışa giden aşamalar kabul edilmelidir.

Devamını Oku

Arızalı başladı

12 Mart 2013

PKK’nın kaçırdığı sekiz kamu görevlisi dün ailelerine kavuşacaklardı. Olmadı.Bütün kaybın, 8 kamu görevlisi ile yakınlarının çektikleri kavuşma heyecanı ile sınırlı kalmasını diliyoruz.Terör örgütünün değişik tarihlerde kaçırdığı sekiz kamu personelini Öcalan’ın isteği ile iade etmesi, PKK’nın tasfiye süreci bağlamında önemli bir başlangıç olacaktı.Terör örgütü elebaşısının önerdiği takvimi çalıştıracak ilk hareket kaçırılan görevlilerin Türkiye’ye iadesiyle sağlanacaktı.Teslim işlemi bugüne kaldı.Erbil’de konuşan BDP Temsilcisi “Yarın umarız bu sorun çözülür” dedi.Türkiye’nin iç barışını koruyup kurtaracak bir projenin, öngörülen takvimden daha işin en başında sapması düşündürücüdür.Hem barış sürecinin tahrik ve sabotajlara açık olması nedeniyle dikkatli ve hızlı hareket etme zorunluluğu sürekli hatırlatılıyor, bir yandan da güven zafiyeti yaratacak yanlışlar yapılıyor.Kaçırılan görevlileri teslim alacak heyete BDP Milletvekili Sebahat Tuncel de dâhil edilmişti.Fakat onun yurt dışına çıkmasına engel bir mahkeme kararı vardı ve bu son anda fark edildi.Sebahat Tuncel sınırın Türkiye tarafında kaldı ve “Biz bunu problem hâline getirirsek heyeti göndermeyebilirdik” dedi.Yaratılan beklentiyi düşünerek direnmediklerini ve heyetin geçişine izin verdiklerini anlattı.Yine de program aksamıştır.Bu gecikmenin kazandırdığı zamanı güvenlik önlemlerini güçlendirmek yolunda değerlendirmek bir teselli sayılabilir.Kaçırılan personelin bugün ailelerine kavuşmaları mutlaka sağlanmalıdır.Operasyonun sağlayacağı güven ortamında sürecin fiili olarak çalışmaya başlaması, barışı artık dönüşü olmayan bir hedef hâline getirebilir.Tanrı yardımcımız olsun...One minute Peres!İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres Suriye’deki katliamın durdurulması için Birleşmiş Milletler’e çağrıda bulundu.Otuz yıldır ilk kez oluyormuş bu.Ama Peres, müdahale gücünün Arap ülkelerinden oluşmasını öngörüyor.Nasıl bir mantıktır?Yugoslavya’da yaşanan katliamları ve nehir gibi akan kanı BM böyle mi durdurdu?Dünya “Bosna’da Müslümanlar katliama uğruyor, Müslüman ülkelerden bir müdahale gücü kuralım da durduralım bu zulmü” diye yaklaşsaydı olur muydu?İnsanlığın yüzkarası o vahşetin önü alınabilir miydi?Şimon Peres’i filozof sayarlar.Sahip olduğu bu şöhreti ilerleyen yaşı (90) nedeniyle kaybediyor olabilir mi?

Devamını Oku