Başbakan’ın siyasi danışmanı, İmralı’da tutulan görüşme notunun medyaya sızmasına sabotaj diyor.Abartılmış bir değerlendirme bu.Ülkenin kaderi ile ilgili bir tartışmanın belgesini ele geçiren gazeteci, başarısından ötürü suçlanamaz.Eğer bazı görüşler aydınlığa çıktığı için süreç zarar görecekse, bundan bile hayır ummak gerekir.Başbakan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan’a göre Kandil şu dönemi müzakere yürütmeye uygun görmüyor. Önümüzdeki üç seçim silâhların gölgesinde geçsin istiyor.Çünkü o zaman siyasi iktidara yönelik dayatma taktikleri işe yarayacaktır.Görüşmelerin kısa vadede sonuca gitme arzusu, işte bu nedenle Kandil üstünde rahatsızlık yaratıyor.Belgelerin açığa çıkması, müzakerelerin sürüncemeye girmesinden zarar değil yarar doğacağını göstermiştir. Kandil’in barışa pek hevesli olmadığını da...Öcalan’la görüşme yolu, uygun şartların bir araya gelmesi ile açılmıştır. Uygun ortam, CHP’nin yaptırdığı kamuoyu araştırmasında da kendini gösteriyor.Öcalan’la görüşmeye destek yüzde 38,1 çıkarken yüzde 10,1’lik bir kesim görüş bildirmemiştir.Görüşmeye destek vermeyenlerin yüzde 51,8 çıkması, konunun hassasiyeti dikkate alındığında barış arama çabalarını terk etmenin sebebi elbette olmamalıdır.Sızıntının getirdiği bir iyilik daha var. Öcalan başkanlık sistemine geçiş konusu açıldığında önemli bir açık verdi:“Başkanlık düşünülebilir. Biz AKP ile bir başkanlık ittifakına girebiliriz!”Medyaya sızan belge, başkanlık sistemine geçme hayallerine sabotaj etkisi doğuracaktır. Bu da hiç fena olmaz.Öcalan ve PKK ile aynı amaçta birleşme olgusu, Meclis oylamasında ve muhtemel bir referandumda tepki oylarına davetiye çıkaracaktır.Demokrasinin erdemlerinden biri şeffaflıktır.Ama yine de ayarı kaçırmamak lâzım!Düşmana ihtiyacımız mı var?Başbakan’ın Viyana’da ki Medeniyetler İttifakı toplantısında yaptığı konuşma tepki yarattı.Erdoğan’ın siyonizm ile faşizm arasında bağlantı kuran sözleri , ağır eleştirilere ve protestolara sebep oldu.Başbakan’ın siyonizmi insanlık suçu olarak nitelendirmesine en ağır eleştiri Avrupa Hahamlar Konferansı Başkanı Goldschmidt’den geldi:“Başbakan Erdoğan bu sözleri ile Ahmedinecad seviyesine inmiştir!”Erdoğan “One minute” itirazı ile elde ettiği puanları israf ettiğini gördü mü acaba?
Öcalan kendini dünyanın merkezi mi sanıyor?Oluşturduğu beklenti böyle bir duygu uyandırdıysa mazur görülebilir ama en kısa zamanda yere inmelidir.Çünkü İmralı’daki buluşmanın zabıtları, makul ile aşırılık arasında yalpaladığını düşündüren ifadeler taşıyor.Mesela PKK varlığının fiilen çekilmesiyle süreç başlayacaktır.Öcalan kışkırtıcı iddialardan uzak duruyor. Şu ifadesi, barış şansını ziyan etmeme özenini gösterir:“Biz demokratik özerklikte ısrar edersek bu sabotaj olur!”Kamuoyunda oluşan hava, ortaya çıkan barış şansına zarar vermemek yönündedir. Kimse bu şansı zedeleyen günahkârlar arasında sayılmak istemiyor.Medyadaki duyarlılığı da aynı kaygı denetliyor. Televizyonlar ve yazılı basın tarafları da cesaretlendiren bir yayın siyaseti yürütüyor.Anayasa yazdırıyor!Öcalan teslimiyet görüntüsü vermeme tedbiri olarak, PKK üyelerinin çekilme eyleminin Meclis kararına dayanacağını söylüyor.Bu, PKK’ya meşru bir kimlik kazandırma amacıdır.Yeni anayasanın tartışmalı konularının başında “vatandaşlık” tanımı geliyor. Öcalan buluştuğu BDP heyeti üyelerinden birine (Sırrı Süreyya Önder) “vatandaşlık maddesini sana yazdırıyorum” diyor ve ekliyor:“Özgür iradesiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılığını ifade eden her birey Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.”Örgüt elebaşına bir soru geliyor;“Sizin konumunuz ne olacak?”İşte burada ömürboyu hapse hüküm giymiş bir terör örgütü elebaşısı olduğunu saklayamıyor:“Ne ev hapsi ne de af; bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimiz özgür olacağız. Şunu bilin ki bu hamlem komployu boşa çıkaracaktır. Başarılı olursam ne KCK tutuklusu kalır ne başkası...”Peki bu hesap ya tutmazsa?Öcalan devam ediyor:Halk savaşı şantajı...“Bu olmazsa 50 bin kişiyle halk savaşı olacak. Ölen ölecek, ben karışmıyorum. Yalnız herkes bilmeli ki ne eskisi gibi yaşayacağız, ne eskisi gibi savaşacağız. Kendime güveniyorum.”Örgüt liderini kendine güvenme hakkından yoksun edemeyiz. Ama şimdi lâzım olan, kendi özgüveni değil, uğursuz suçlarla dolmuş siciline rağmen halk katında sözüne güvenilir biri durumuna yükselmesidir.Tehdit ederek bu kimliği kazanamaz.Kamuoyundaki algı, PKK’yı tasfiye etme rolünü üstlenen Öcalan’a güvenmiyor.Bir okurumuzun (Nâzım Kocatepe) hatırlattığı gibi uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı ile haraçtan milyarlarca dolar toplayan bir ihanet ve cinayet şirketi var karşımızda.Terör A. Ş. tıkır tıkır işlerken acaba Öcalan’ın bir emriyle iflâsını ilân edip kendini tasfiye eder mi?Deniyoruz işte; anlayacağız!
Kabahat da ibadet de gizliliği ölçeğinde makbuldür. Bazı pazarlıklar da aynı şekilde...Terörü bitirme iradesine bağlı çabalar toplumun büyük kesiminde umut ve heyecan yaratmıştır.Çünkü Öcalan’ı başrole çıkaran yeni süreç, başarı şansı yüksek bir hamle görülmüştür.Kırk bin insanın hayatına mal olan bir terör örgütünü tasfiye iddiası taşıyan irade elbette umut ve heyecan verecektir.Ama ya sonrası?..İşte ilk günlerin heyecanı azalınca müzakereyi terör örgütü tarafında kimin yöneteceği sorulmaya başlamıştır.KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan bir Kürt televizyonuna konuşurken dikkat çekici bir şey söyledi:Adresler yanlış mı?“Savaşı durdurmak isteyenler varsa buraya müracaat edecekler. Apo’suz barış olmaz ama savaşı o yürütmüyor. PKK’dan çözüm isteyenler buyursunlar PKK’ya, bakalım PKK ne diyor, dinlesinler.”Terör örgütünün yöneticisi “Adresler doğru seçilmeli” uyarısı yapıyor.Dikkat edilecek olursa Öcalan ve destekçileri bundan altı ay önce seslendirdikleri talepleri artık tekrarlamıyorlar. Toplumun tepkilerini önemsemeleri mutluluk veren bir değişimdir.Halka “yok artık” dedirtecek talepleri gündemden çekerek barış hevesini kırmamaya uğraşıyorlar.“Nereye gidiyoruz” sorusunun cevabını vermeye yetecek göstergeler tamamlanmış değildir. O nedenle pek çok soru cevapsız bekliyor ve tedirginlik veriyor.Milliyetçi meydan okumalar ve “zehir içme” palavraları toplumun aradığı cevapları önümüze getirmiyor.Kısa vade öngörülerDün Deniz Kurmay Albay rütbesiyle emekli olduktan sonra akademisyen olan Yard. Doç. Dr. Ergün Demirel’in bir analizini okudum.Ergün Demirel analizinin günlük gelişmeler ve elde ettiği özel bilgiler ışığında oluştuğunu söyledi.İmralı şifrelerini çözerek kısa vadede hangi gelişmelere tanık olacağımızı anlattı:- PKK elindeki “tutsak”ları hemen bırakacaktır;- AKP buna 5 veya 10 yıla kadar hapse konu suçları kapsayan bir afla karşılık verecektir. İktidar bunu 4. Yargı Paketi’ne Meclis’te eklenecek bir ek madde ile sağlayacaktır;- İktidar, Ankara’nın yerel yönetimler üstündeki vesayetinden bazı tavizler vermeye hazırlanmaktadır;- Hava ve arazi şartları mayısa kadar askeri operasyona zaten izin vermiyor. AKP operasyonların durması konusunda şartlı bir söz verebilir;- KCK operasyonlarının durması da gündemdedir. Bu amaçla özel yetkili mahkeme savcı ve hâkim kadrolarının HSYK tarafından kısa sürede değiştirilmesi kaçınılmaz olabilir.Barışa ulaşma şansını ölçen bir alet yok.Ama işaretler iyimserlik veriyor.İçimizdeki güç, inancın enerjisi ve aklın mucizesi bizi esenliğe götürecektir.
Uzlaşma kültürünün alt yapısı tartışma kültürüdür.Şimdi biz tartışıyor muyuz?Hayır; yaptığımız şey her zaman olduğu gibi rakip veya hasım saydığımız görüş sahiplerine en çirkin sözlerle kara çalmaktır.Çarşamba pazarı bizim Meclis’te salıları kurulur. Dün de öyle oldu.Başbakan, Öcalan’ın destek verdiği barış sürecinin başarısından emin gibi görünüyor.Şundan belli:O kadar ki hiçbir partiyi müstakbel başarının ortakları arasına sokmak istemiyor.“CHP’li belediyeler yaptıkları ihalelerde PKK’ya para aktarıyorlar” suçlaması şaşırtıcı ve esef vericidir.Gözüne kestirdiği muhalifi delilsiz ispatsız hapse attırma gücüne sahip bir iktidar, ihaleden ihanete komisyon çıkaran belediyelerin varlığını saptayacak ve o belediyeye baskın vermeyecek; olmaz öyle şey...Sen misin yolsuzluk suçlaması yapan; CHP lideri Kılıçdaroğlu 10 yıllık AKP iktidarının büyük denebilecek bütün şüpheli işlerini dün grup kürsüsünden aşağı boca ediverdi.Balıkesir kâğıt fabrikasından girip Telekom’a, ondan çıkıp Seydişehir Alüminyum’a ve Tüpraş’a tüm bu özelleştirme satışlarının “vatana ihanet var” dedirtecek kadar kirli ve karmaşık yollardan geçtiğini uzun uzun anlattı.Her şeye rağmen ümit vardır.Başbakan tekrar tekrar söylüyor:“Çözüm için her yola başvururuz. Baldıran zehri içmekse biz o baldıran zehrini de içeriz...”MHP lideri Bahçeli pazarlığı şöyle niteliyor: “Ver başkanlığı al özerkliği, ver başkanlığı al Güneydoğu’yu.. Türkiye dar bir alana kıstırılmıştır!”Bölücü teröre son veren bir barışı konuşurken amacı teferruata feda etmeyelim. Her görüş, duygusallık körüğünü kullanarak kendine haklılık alanı yaratabilir.“Hiçbir fatura, anaların gözyaşından daha önemli olamaz” sözü gerçekten bu konuda yapılabilecek en kötü duygusallıktır. Anaların gözyaşı edebiyatını istismar sayan ve çözüme hiçbir katkı sağlamayacağını iddia eden tepkiler yerden göğe haklıdır.Bir okurumuz şu sorusuna cevap bekliyor:“Eğer Atatürk 19 Mayıs 1919’da ‘şimdi milli mücadeleye başlayacağım ama en az 50 bin ana gözyaşı dökecek. İyisi mi oluruna bırakalım’ deseydi ne olurdu?Ağlayan ana sayısı 50 bini geçer miydi, geçmez miydi?”Daha akıllı, daha geçerli sebepler bulmalıyız. Var çünkü!Kıvırmadan, uzatmadan tartışmalıyız. Zaman dar çünkü!
Türkiye’deki teröristler sınırdan ikinci bir ülkeye gittiği anda bu süreç fiilen başlamış demektir!Başbakan’ın sözleri bunlar...İmralı’ya ikinci heyeti göndererek “büyük risk” aldığı hatırlatılınca da “Siyaset etmek risk almaktır. Hatta yaşamın kendisi risktir” dedi.Erdoğan’a göre risk almadığımız takdirde sonuç almak da mümkün olmayacaktır. Toplumun etkin katmanları, özellikle medya riski paylaşacak olurlarsa süreç hızlanacaktır.Umalım ki Başbakan’ın bu isteği, her gazetecinin yüreğine ek bir sansürcü koymayı zorunlu kılan sonuçlar getirmesin.Bölücü teröre karşı yürütülen hükümet politikaları çok başarılı olamadı.Bunu biraz da terörle savaşın doğasında bulunan zorluklar yarattı.Kamuoyu, aklında ve yüreğinde oluşan soruları, kaygıları, kuşkuları özgür bir ortamda seslendirip tartışabilmelidir.Halkın büyük çoğunluğu iktidar partisinin risk alma gerekçesine hak veriyor.Şu tez savunulabilir; nitekim iktidar sözcüleri savunuyor:“Hiçbir fatura anaların göz yaşından daha kıymetli olamaz.”Anaların gözyaşından daha kıymetli şeyler de bulunduğunu öğreten derslerle yüz yüze gelmeyiz inşallah.Bunun tedbirini almalıyız.Başbakan Türkiye’deki teröristlerin ikinci bir ülkeye gitmesini başlama vuruşu sayıyor.Sahnede yalnız siyaset olmalı.Silâhlı terör tehdidi, örgüt sınır dışındayken bile olsa sürerse halkın bu müzakereyi onaylaması mümkün olmaz.Vatanseverlik, şeref, namus gibi kavramlar son yıllarda çok örselendi, yaralandı.Başka bir devlet olsa çoktan paramparça olurdu.Türkiye her şeye rağmen ülkesi ve milleti ile bütün hâlinde ve ayakta.Bu güç, terörü sonlandırmanın bedeli olarak utanacağımız bir uzlaşmaya boyun eğmeye karşı bizi koruyor.Bize yakışmadıBir hükümete çocuk azarlar gibi “bir daha yapma” denmez.Ama son otoyol özelleştirme ihalesini iptal ettiği için AKP iktidarı böyle bir uyarıyı hak etmiştir.Otobanların 25 yıllığına işletilmesi için açılan ihalenin iptali, Türkiye’nin iyi giden özelleştirme sicilini bozacaktır.Türkiye bu iptalin doğurduğu maddi manevi zararı önümüzdeki ihalelerde tazmin edecektir.Başbakan “çok ucuza gitti” diyor.İhaleye çıkmadan aklınız neredeydi?Başbakan 5.7 milyar doları az buldu. Bakalım bu çapta bir finansman açığını nasıl, nerede karşılayacak?İktidar halkın özelleştirmelere yönelen kuşkucu bakışından kurtulmak istiyorsa ihalede daha ciddi olmalıdır.Parayı nereye harcayacağının hesabını vermelidir.Devletin bir borcunu mu kapattı, bir üretim veya altyapı tesisi mi kurulacak, aydınlatmalıdır!
Barış, çatışan tüm tarafların istemesi halinde varılan bir hedeftir.Kendimizi kandırmayalım; terör örgütü ile görüşmeyi hükümetten bağımsız bir devlet kurumu yapmıyor.Başbakan’a bağlı MİT yapıyor. İktidar sözcülerinin sorumluluğu açıkça üstlenmemeleri, olsa olsa yaptıkları iş konusunda şüphe taşıyor olmaları ile açıklanabilir.Buna sebep yok çünkü terörü bitireceğine inanılan tüm ihtimalleri denemek hükümetin görevidir.Terör, taşınması git gide imkânsızlaşan maddi ve manevi yıkıma sebep olmaktadır.Millet huzur ve güven içinde yaşamak istiyor. Bunu devlet yapacak; yani devletin barışa ihtiyacı var.Terör örgütünün de barışa ihtiyacı var.PKK’nın elebaşıları torun bakacak yaşlara geldiler. Ayrıca Türkiye gibi bir devlete zarar verilebilir ama terör yoluyla diz çöktürülemez.Tablo PKK’ya sürdürülebilir bir savaşın içinde olmadığını gösteriyior.Başbakan’ın siyasi danışmanı Yalçın Akdoğan, 2012’nin PKK için hezimet yılı olduğunu savundu bir TV mülakatında.Oysa örgüt kırsalda hakimiyeti ele geçirecek, şehir merkezlerinde insanları sokağa dökecekti.Akdoğan “Hem kırsalda, hem şehirde kaybettiler. Bir yılda 1450 terör örgütü mensubu etkisiz hale getirildi” dedi.İmralı, yakın tarihin en dramatik pazarlığına sahne olurken asker ve polis operasyonlarını sürdürüyordu.Akdoğan “Şu an Lice’de (operasyon) sürüyor. 10 terörist etkisiz hale getirilmiş durumda” dedi.İmralı’nın devreye girmesi, Kürtçü siyasetin örgütlendiği BDP’ye sorumluluk ve kişilik kazandıracaktır. Öcalan siyasetini BDP üstünden yürütecektir.Kırda teröristlerle kucaklaşan BDP’li görülmeyecektir mesela. Sırrı Sakık “Barış görüşmelerini engellerse PKK’nın yakasına biz yapışırız” diye açıklama yaparken şov yapıyordu.Süreç geliştiğinde bunu numaradan değil gerçekten yapacaktır.Dün İmralı’da başlayan diyaloğun hangi engellerle karşılaşarak nereye varacağını bilmiyoruz.Barışı çok isteyenler var ama istemeyenlerin bulunduğunu da biliyoruz. Başbakan dün ilk hedefleri açıkladı: “İstediğimiz terör örgütünün silâh bırakması mensuplarının da ülkeyi terk etmesidir” dedi.Bu hedef için düğmeye basıldı. Ama sonunu görmek kolay değil.Barış yolculuğunda Öcalan’a baş rol veriliyor. Öcalan bu hünere, böyle bir güce sahip mi?Dün PKK’nın elindeki tutsak kamu görevlileri için örgüte yaptığı çağrı pazarlık şansını iyi kullanacağının işaretini verdi.Ama kirli ticaretin parasıyla beslenmeye alışmış binlerce suçluyu yüzlerini bile görmediği bir uzaklıktan nasıl ikna edecek?Merak ve heyecanla izleyeceğiz.
Genelde kalabalıkların kerametine endeksli bir rejimdir demokrasi.Seçim gelirken birey pek ciddiye alınmaz fakat çoğunlukların görüşü kutsanır. Sade vatandaş hafife, hatta alaya alınır ama kalabalıklar arasından verdiği seste keramet var sayılır.Yakın tarihin en ciddi sorununa silâhsız çözüm arıyoruz.Pek az dava bu kadar geniş yığınların meselesi olmuştur.Hâliyle iktidar, yaygın toplumsal desteği çözümün motoru yapmak istiyor.Türkiye’de kamuoyu araştırmalarının kötü şöhreti yok.Seçim sonuçlarını doğru saptayan örnekler az olmadı. Ama anket yoluyla yönlendirme günahları da işlenmiştir.İktidar partisi anket yoluyla kamuoyu oluşturma yönteminden fazlasıyla yararlanıyor. Rakamlarla oynandığını söylemiyoruz.Cevabını çağıran sorular sorarak aynı amacı sağlamak mümkündür.Mesela AKP’nin yaptırdığı son ankette şu soru sorulmuş: “Türk ve Kürt halkının bundan sonra da birlikte yaşayabileceğine inanıyor musunuz?”Soru, çağırdığı cevabı fazlasıyla almıştır.Halkın yüzde 95’i EVET demiştir.Bölge halkının yüzde 6’sı Kürt sorunu bulunduğunu, yüzde 39’u ise terör sorunu yaşandığını söylemişlerdir.Rakamlar “Niye başımız dertte o halde?” diye sorduracak kadar şaşırtıcıdır.Masanın öbür tarafında oturanları rahatsız eder bu tespitler. Çünkü ihtilâf bu kadar marjinalse örgüt tarafı yalnızlaşıp haksızlaşacaktır.Nitekim BDP Eşbaşkanı Demirtaş dün ankete tepki gösterdi. “Bu iş anketlerle yürütülecek iş değil” dedi.“Yüzde 99 barışa karşı olsa, barışı savunmamak mı gerekiyor?” diye sordu.Ve şu çağrıyı yaptı:“Başbakan’a tavsiyemiz şudur; barışa kadar anket işinden vazgeç!”Madem ki görüşme yoluyla barış aramakta bir uzlaşma oldu; gereklerine saygı gösterilmelidir. İlk hedef terör örgütüne ateşkesi kabul ettirmektir.Bu adım, silâh bıraktırma aşamasının yolunu açacaktır.İki Karadeniz kentinde yaşanan olaylar, ortamın provokasyonlara ne kadar müsait olduğunu gösteriyor.Başarının anahtarı, toplumsal zeminin kendini güvende hissetmesidir.İmralı’da ne alındı, ne verildi sorusu hiç cevapsız kalmamalı, toplum ölümlerin ve bölünme tehlikesinin sona ereceğine inandırılmalıdır.Anket, sadece bu nabzı ölçmek için yararlı olabilir.
Devlet terör örgütü ile müzakere yapmaya durduk yerde talip olmaz. Mecburiyet doğmuştur mutlaka.O nedenle Türkiye’nin geldiği noktadan geri dönüş artık olamaz!BDP heyetine yönelik Sinop ve Samsun’da yaşanan protesto eylemleri terör örgütüne silâh bıraktırmak amaçlı pazarlıkların yöntemini çok dikkatle belirlemek mecburiyetini bize hatırlatıyor.Siyaset bütün uzuvları ve imkânlarıyla sürekli ortada ve konuşuyor durumda olmamalıdır.İşte Sinop’ta bir felâketin eşiğinden dönülmüştür.Benzer bir hataya düşülmemesi konusunda tüm partiler anlaşmalı ve bu kararlara mutlaka uymalıdırlar.Siyaset meydanının hele entrika ile bulanıklaşmasına müsaade edilmemesi gereken bir döneme girdik.Mesela her gün herkes kendini konuşmak zorunda hissetmemelidir. Bir örnek gerekirse Başbakan Yardımcısı Arınç dün verdi olumsuz örneği.Hem de yurt dışı bir ziyaret sırasında Samsun ve Sinop olayları hakkında söz söylemek zorunda hissetmiş kendini ve BDP’yi eleştirmek için demiş ki:“Bugüne kadar yaptığınız tahrik edici siyaset, çevrenizdeki insanları şiddete yönelten, silâha yönelten siyasetiniz doğru olmamıştır. İşte buna tepki olarak sadece Karadeniz bölgesinde değil başka yerlerde aynı tepkiyi görebilirsiniz!”Bülent Arınç nasihat vermeyi sever ama dünkü “kaşınmayın nasihati” şeytanın aklına kötülük getirebilir ve böyle durumlara tepki gösterme davetiyesi olarak algılanabilir.Toplumsal hassasiyeti barut fıçısı hâline getiren sebepler küçük bir kıvılcım bekliyor. Fitne, fesat pusudadır.Halkın büyük bir kesimi “barış” adı altında Türkiye’nin bütünlüğüne karşı suç işleneceğinden korkuyor.Ortam mayın tarlası gibi. Korkular haksız değildir. İnsanlar “barış” sözcüğünün tuzak içerdiğini düşünüyor.Dün bir VATAN okuru soruyordu:“Barış, Kürtlere özerk bölgeler verilerek daha sonra federasyona ve nihai olarak Kuzey Irak’taki Kürt devletine eklenmesi midir?”Ana muhalefet de iktidarın samimi olmadığına inanmaktadır.CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi dün tehlikeli bir koalisyon oluştuğunu iddia etti.CHP’ye göre AKP, Öcalan ve BDP ittifak oluşturmuşlardır.BDP başkanlık sistemi için AKP’nin oy eksiğini tamamlayacak, terör tehdidi ile de referandum kotarılacaktır.Bölücü terör örgütüne silâh bıraktırma hedefi, hiçbir menfaate, hiçbir ihtirasa feda edilmemelidir.