Uzlaşma kültürünün alt yapısı tartışma kültürüdür.
Şimdi biz tartışıyor muyuz?
Hayır; yaptığımız şey her zaman olduğu gibi rakip veya hasım saydığımız görüş sahiplerine en çirkin sözlerle kara çalmaktır.
Çarşamba pazarı bizim Meclis’te salıları kurulur. Dün de öyle oldu.
Başbakan, Öcalan’ın destek verdiği barış sürecinin başarısından emin gibi görünüyor.
Şundan belli:
O kadar ki hiçbir partiyi müstakbel başarının ortakları arasına sokmak istemiyor.
“CHP’li belediyeler yaptıkları ihalelerde PKK’ya para aktarıyorlar” suçlaması şaşırtıcı ve esef vericidir.
Gözüne kestirdiği muhalifi delilsiz ispatsız hapse attırma gücüne sahip bir iktidar, ihaleden ihanete komisyon çıkaran belediyelerin varlığını saptayacak ve o belediyeye baskın vermeyecek; olmaz öyle şey...
Sen misin yolsuzluk suçlaması yapan; CHP lideri Kılıçdaroğlu 10 yıllık AKP iktidarının büyük denebilecek bütün şüpheli işlerini dün grup kürsüsünden aşağı boca ediverdi.
Balıkesir kâğıt fabrikasından girip Telekom’a, ondan çıkıp Seydişehir Alüminyum’a ve Tüpraş’a tüm bu özelleştirme satışlarının “vatana ihanet var” dedirtecek kadar kirli ve karmaşık yollardan geçtiğini uzun uzun anlattı.
Her şeye rağmen ümit vardır.
Başbakan tekrar tekrar söylüyor:
“Çözüm için her yola başvururuz. Baldıran zehri içmekse biz o baldıran zehrini de içeriz...”
MHP lideri Bahçeli pazarlığı şöyle niteliyor: “Ver başkanlığı al özerkliği, ver başkanlığı al Güneydoğu’yu.. Türkiye dar bir alana kıstırılmıştır!”
Bölücü teröre son veren bir barışı konuşurken amacı teferruata feda etmeyelim. Her görüş, duygusallık körüğünü kullanarak kendine haklılık alanı yaratabilir.
“Hiçbir fatura, anaların gözyaşından daha önemli olamaz” sözü gerçekten bu konuda yapılabilecek en kötü duygusallıktır. Anaların gözyaşı edebiyatını istismar sayan ve çözüme hiçbir katkı sağlamayacağını iddia eden tepkiler yerden göğe haklıdır.
Bir okurumuz şu sorusuna cevap bekliyor:
“Eğer Atatürk 19 Mayıs 1919’da ‘şimdi milli mücadeleye başlayacağım ama en az 50 bin ana gözyaşı dökecek. İyisi mi oluruna bırakalım’ deseydi ne olurdu?
Ağlayan ana sayısı 50 bini geçer miydi, geçmez miydi?”
Daha akıllı, daha geçerli sebepler bulmalıyız. Var çünkü!
Kıvırmadan, uzatmadan tartışmalıyız. Zaman dar çünkü!
Çarşamba pazarı
Haberin Devamı

