Laiklik halkı ve dini korur

20 Şubat 2013

Yeni anayasayı yapan Uzlaşma Komisyonu, sistemi sorguladığı için yararlı işler yapıyor.Sırada dün Diyanet maddesi vardı. Tabii uzlaşma sağlanamadı. Nedenini BDP’li Altan Tan’ın konuşmasında bulmak mümkün. İşte birkaç alıntı:“Laiklik ilkokuldaki tanımına göre bile dinin devlete, devletin dine karışmamasıdır.”“İmam Hanife, İmam Malik, İmam Şafihi ve İmam Caferi Sadık dinin devletin emrine girmesine haram fetvası vermiştir.”“Başbakan’ın desteklediği Diyanet sistemi İslâm’a da, laikliğe de aykırıdır.”Altan Tan sözlerini şöyle bağladı:“Başbakan’ı Allah’ın dinini özgür bırakmaya çağırıyorum. Dini devletin emrine alarak tutsaklaştırmak en büyük günahtır!”Din bağımsız olmalı, siyasetçiler onu hiçbir çıkar kaygısına alet etmemelidir.Yazık ki insan olan her yerde istismar da oluyor.Papa 16. Benedict son pazar ayininde bu meseleyi vaaz konusu yaptı.Allah’a iman etmeyi yeniden keşfetmenin tam zamanı olduğunu söyledikten sonra şu vurguyu yaptı:“Başarı ve maddiyat için Tanrı’yı kullanmayınız!”Bu uyarıyı bir dinin ruhani lideri yapıyor. Çünkü dinin kötü amaçlar için kullanılması dine de zarar veriyor.Laiklik işte bu hastalığın tedbiridir.Atatürk’ün din ve laiklik konusundaki sözleri, Müslüman bir halkın nasıl olup da din kavgalarına imkân tanımayan bir güven zemininde büyüyebildiğine cevaptır:“Dört halifeden sonra din, daima vasıtai siyaset, vasıtai menfaat, vasıtai istibdat yapıldı. Artık bu milletin ne öyle hükümdarlar, ne öyle âlimler görmeye tahammülü ve imkânı vardır.”“Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.”“Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir. İşte biz bu vaziyete muhalifiz.”Laiklik ilkesinin, sadece birey ve toplumun değil, dinin de güvencesi olduğunu unutmayalım!Komşuluk ne güne?Yüksek elektrik faturalarının Bulgaristan’ı sokaklara döktüğü krizin onuncu günü nihayet olan oldu.Eski bir polis müdürü olan Başbakan Boyko Borisov, hükümetinin istifa ettiğini açıkladı.Halkın kararlılık göstermesi, hükümeti sabır politikası izlemekten vazgeçirdi.Çünkü hükümetin elektrik fiyatını yüzde 8 indirdiğini duyurması bile tepkileri dindirmedi.Başbakan parlamento kürsüsünden şöyle seslendi:“Polisin vatandaşlarını darp ettiği bir hükümetin lideri olmak istemiyorum..”Komşu ülkeler arasında yardımlaşma geleneği olsaydı Bulgarları kurtaracak kolaylığı hemen sağlayabilirdik.Halkı coplatan, basınçlı su ve biber gazı sıktıran İçişleri Bakanları bizde tümen tümen!..

Devamını Oku

Bu zihniyetle barış zor...

19 Şubat 2013

Ülkemiz cumhuriyet tarihinin en riskli döneminden geçiyor.Başarırsak, geleceğin vaat ettiğikazanımlarla yücelecektir Türkiye.Aksi hâlde bütünlüğünü koruyamamış her toplum gibi bedeller ödeyecektir.Terörün önünü askeri tedbirle alamadık.2000 yılında PKK tükenmiş hâldeydi. Sonra yanlış politikalar terör örgütünü eskisinden daha tehlikeli boyutlara getirdi.Aynı başarıyı tekrarlamak için o dönemde başvurulan tedbirleri yeniden hayata geçiremezdik. Çünkü çağdaş bir devlete yakışmayacak bir mücadele yöntemiydi o..Şimdi tarz değişti; müzakere ile terör örgütünü silâh bırakmaya razı edeceğiz.Siyasi iktidar haklı olarak kendini masanın öbür tarafındaki muhatabına güvenilir göstermeye çalışıyor.Barış için milliyetçilikten vazgeçecek kadar özveriye razı gibi görünüyor.Başbakan, dünkü grup toplantısında ikinci kez tekrarladı:“Biz Kürt milliyetçiliğini de Laz, Türk ve Arap milliyetçiliğini de ayaklarımızın altına alıyoruz...”Türkiye Cumhuriyeti’nin temelindeki harç milliyetçiliktir.Ama kafatası milliyetçiliği değil.Atatürk “Biz milli mevcudiyetin temelini milli şuurda ve milli birlikte görmekteyiz” demiştir.Etnik çeşitliliği bütünleştirici bir anlayışla yüceltmiştir:“Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlâtları, aynı cevherin damarlarıdır.”Ülkenin bugünkü yöneticileri yazık ki milliyetçiliği Atatürk’ün hassasiyeti ile değerlendiremiyor.O, Türk’ü etnik bir unsur olarak değil imparatorluktan kalan halkları millet yapan bir üst kimlik kabul ediyordu.Başbakan, bu hassasiyete aynı saygıyı göstermiyor. Göstermesi lâzım.Türklüğü etnik çeşitliliğe böyle feda etmek, Kürt sorununu çözmez, başka çözümsüz sorunlara emsal yaratır.Bölücü teröre karşı otuz yıldır süren savaşa rağmen Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü çökmemişse bunun en önemli nedeni Atatürk milliyetçiliğinin her türlü kötülemeye rağmen ruhlarda yaşamaya devam etmesidir.Gündemimiz zor: Terör örgütüne silâh bıraktıracağız anayasa yapacağız.Siyaset, kutuplaşmanın zehirli sonuçlarını bilerek davranmalıdır.Özellikle iktidar, muhalefetin desteğine sahip olmayan bir çözümün çare olmayacağını unutmamalıdır.Başbakan dünkü grupta CHP’yi, polis katillerini korumakla, başörtüsü ve demokrasi düşmanlığı yapmakla, darbe tertipçilerini bir araya toplamakla suçladı.Türkiye önündeki tarihi dönemeci bu zihniyetle geçemez!

Devamını Oku

Adalet kayıpta

19 Şubat 2013

Başbakan, Silivri mahkemelerine o ağır eleştirileri neden lâyık gördü; kolayca anlaşılıyor.Emekli Orgeneral Ergin Saygun kendisini ölümün eşiğinden döndüren kalp ameliyatı sırasında tutukluluktan kurtuldu.Ölümcül risk evresine girdiği belirlenmiş olmasaydı tutuksuz yargılanmasına imkân tanıyan mahkeme kararını belki dünya gözü ile göremeyecekti.Gündemi izleyen insanların vicdan taşıyan kesimi şimdi aynı şansın eski rektör Prof. Hilmioğlu’na gülmesi için dua ediyor.Prof. Hilmioğlu siroz ve kanserle savaşıyor cezaevinde. O hastalıklara böbrek ve prostat sorunu da eklenmiş..Hakkındaki sağlık raporlarının sonuncusu şu tespiti yapıyor:“Cezaevi koşullarında kesin ölüm!”Silivri’de kendisini gören CHP Milletvekili Veli Ağbaba, Hilmioğlu’nun koğuştaki arkadaşlarının yardımı olmaksızın temel ihtiyaçlarını dahi göremediğini belirterek af yetkisini kullanması için Cumhurbaşkanı Gül’e çağrı yaptı.276’ncı duruşma!..Dediği hesabı soracak bir otorite şu anda yazık ki mevcut değildir ama toplum vicdanı taşma noktasına yaklaşmıştır.İşte Veli Ağbaba’nın gösterdiği müeyyide:“Hilmioğlu’nu zindanlarda ölüme terk edersek, iştirak hâlinde kasten adam öldürme suçunu işlemiş oluruz!”Adalet kutsal bir değer, savunma kutsal bir haktır.Ama nedense Türkiye özel mahkemeler bağlamında bu kutsallardan yana ağır talihsizlikler yaşadı.Dün Ergenekon davasının 276’ncı duruşması yapıldı.İnternet andıcından yargılanan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un avukatı, dönemin yüksek komuta kadrolarını işgal eden emekli generallerin tanık olarak dinlenmelerini talep etti.Zaman kaybetmek gibi bir ret bahanesi olamazdı; eski Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları ifade vermek için hazır bekliyorlardı.Kapandığı hâlde açıkDaha öncekiler gibi mahkeme bu talebi yine reddetti. CMK’nın 178’inci maddesi sanığın getirdiği tanıkları dinlemeye mahkemenin bir anlamda mecbur olduğunu söylüyor.Mahkeme ret kararına gerekçe yazmak zorunda. Daha önceki örneklere bakarak şu tür bir tahmin yapılabilir:“Karar oluşturmaya yeterli kanaat oluşmuştur. Yeni tanık dinlemenin adalete olumlu bir katkı vermesi beklenmediğinden talebin reddine...”Yargılanan dönemin en yüksek sorumlularının tanıklığını gereksiz bulan bir mahkemeden adil karar bekleyebilir misiniz?Özel yetkili mahkemelerin varlığına TBMM son vermiştir.Adalet dağıtmadığı için son vermiştir.Meclis iradesinin kapatılmaya mahkûm ettiği özel yetkili mahkemeler o nedenle yargı görevi değil infaz hizmeti yapıyor.Ve adalet sürekli zarar görüyor!

Devamını Oku

En iyi destek doğruculuk...

16 Şubat 2013

Dünyaca ünlü psikiyatri uzmanı Vamık Volkan çözüme giden yolun bilgi ve özen istediğini söylüyor.Vatan Kitap’a verdiği mülâkatta Volkan “Barışa giden yol psikolojik destek istiyor” diye konuşmuş.Dikkate değer uyarılarından biri de şu:“Türk yetkililer Öcalan’la bire bir temasa girmemeli. Yoksa süreç geri teper” diyor.Türk halkı otuz yıl terörün uğursuz tehdidi altında yaşadı. Kırk bin insan kaybedildi. Gerçekçi olmak gerekirse iki taraf da yoruldu ve bezdi.Yine de İmralı sürecine yüklenen iyimserlikleri büyütmemek lâzım.Beklentileri balon gibi uçurmamak altını doğru şeylerin oluşturduğu bir kaide üstünde yükseltmek gerekiyor.Barış yolunu açık tutmakİktidarı destekleyen Sabah gazetesi bir kaç gün önce şöyle bir haber verdi:Tek muhatap olarak devletle görüşme inisiyatifi aldığını ilân eden Öcalan, süreci güven altına almak için PKK’nın Avrupa kanadına ve Kandil’e iki mesaj verecekmiş.Avrupa’daki PKK’ya: “İçinizde oluşmuş bağımsız yapıları kontrol altına alın ve Paris suikastını çözün.”Kandil’e: “Barışa engel olmayın. Çözüm sürecindeyiz ve bu çözüm Kürtler için en doğru olanı.”Bu aşamaya gelindiyse müzakereler çok daha önce başlamış olmalı. O zaman siyasi iktidarınattığı adımlardan Meclis’i ve toplumu haberdar etmediği anlaşılır ki öyle bir durumda hiçbir psikolojik destek, barışa giden yolu açık tutamaz.Samimiyet zaafiyetini ortadan kaldırmak için doğruları söylemek gerekiyor.Mesela iktidar sürekli “Müzakereyi biz yapmıyoruz, devlet yetkilileri yapıyor” diyor. Nasıl olur?O müzakerecileri iktidar seçip atamıyor mu?Yine iktidar görevden almıyor mu?Savcının elinden kurtarmak için kişiye özel yasa bile çıkarılmadı mı?Başbakan sahiplenmeliİmralı’ya gidecek BDP heyetini bile iktidarın onayladığını gören vatandaş “Ben yapmadım devlet yaptı” diyen iktidarın samimiyetine inanmaz; bu yalanı bırakalım artık.Her gün trajik çelişkiler yaşıyoruz. Meselâ vatandaşın yalnız iktidarın değil karşı tarafın da yalan söylemediğinden emin olmaya ihtiyacı vardır.Birkaç gün önce Güneydoğu ve Doğu’nun bir çok kentinde olaylı gösteriler yaşandı. Polise el bombasıatan bir kişinin parmakları koptu. Vatandaş soruyor:“Polise el bombası atan bu kişiler nasıl olur da barış ister?”Tayyip Erdoğan çözüm seçeneklerinden müzakereyi seçti. Bundan sonra “devlet yapıyor” dese bile sorumlu o’dur.Vamık Volkan’ın şart saydığı psikolojik desteği, rolünü açıkça ilân ederek kendisi verebilir. Vermek zorundadır.Bir yandan “Halk bana güveniyor” deyip bir yandan saklanmaya devam etmek barış şansını riske sokmaktır!

Devamını Oku

Venedik’e kulak ver...

15 Şubat 2013

AKP’nin başkanlık sistemine geçme isteği ve yargıya ilişkin önerileri beklenmedik bir itiraz yedi.Karma Parlamento Komisyonu toplantısında Venedik Komisyonu Başkanı Buquicchio, iki konuda da AKP’ye destek veremeyeceklerini söyledi.Önce “Ülkeye istikrar getirdi” diyerek parlamenter sistemin devamından yana olduklarını anlattı.Bu arada AKP’nin yargıyla ilgili önerilerine de yoğun eleştiriler yöneltti.“HSYK üyelerinin siyasi atamayla gelme önerisi endişe verici. Bu, yargının politize olmasını doğurur” dedi.Böyle bir sistemin Avrupa standardına uymayacağını savundu.Venedik Komisyonu Başkanı önemli bir uyarı daha yaptı:Yeni anayasanın demokratik gelişmeye katkıda bulunması, hukukun üstünlüğünü güçlendirmesi ve temel haklara koruma sağlaması, ayrıca geniş tabanlı bir mutabakata dayanması gerektiğini hatırlatarak, yapılacak referandumun toplumsal mutabakatın sağlandığı anlamına gelmeyeceğini belirtti.Koç gibi maşallah!İktidar partisinin yeni anayasayı oluşturan kurullardaki temsilcileri köpürdüler bu uyarı ve eleştirilere.Çünkü Başbakan’ın açıklamaları Venedik Komisyonu Başkanı’nın “yapmayın” dediği eylemlere iktidar grubunun başvurmaktan çekinmeyeceğini gösteriyor.Yani iktidar mecliste yeterli çoğunluğu bulduğu anda yeni anayasayı referanduma götürecektir.Gianni Buquicchio işte bundan dolayı AKP’yi “referandum toplumsal mutabakat yerine geçmemeli” diye uyarmıştır.Venedik Komisyonu Başkanı’nın sözleri anayasayı yazmaya çalışan komisyonun başkanı olan Prof. Burhan Kuzu’yu çok sinirlendirmiştir.Kuzu, deyim yerinde ise koç gibi ileri atılmış “adamlar”ın dünyayı tanımadıklarından başlayıp, Venedik Komisyonu Başkanı’nın çizmeyi aştığına, işine bakması gerektiğine kadar götürmüştür.Siyasi atamalar faciasıVenedik Komisyonu, Avrupa Konseyi’nin anayasal konulardaki danışma organıdır. Komisyon bağımsız uzmanlardan oluşuyor.Yani Prof. Burhan Kuzu’nun “işine bak” diye tersleyeceği, uyarı ve önerilerini yok hükmünde sayacağı bir kurul değildir.Nitekim AKP, 12 Eylül 2010 tarihinde yargıyı iktidar kontrolüne sokan anayasa değişikliklerini referanduma götürürken ve parti kapatma davasının kararı beklenirken Venedik Komisyonu AKP tezlerini savunuyor, “yetmez ama evet”çilere maneviyat kazandıran açıklamalar yapıyor ve yere göğe konulamıyordu.Yüksek yargı kurullarının siyasi atamalarla oluşturulması iyilik değil adaletsizlik doğurmuş, yargı trajedileri yaratmıştır.Venedik Komisyonu’nun başkanlık sistemi ve bağımsız olmayan yargı düzeni konusunda ysaptığı uyarı değerlidir.İktidar “acele çözüm” yerine “iyi bir çözüm”e odaklanmalıdır.

Devamını Oku

Askerin onuru

14 Şubat 2013

Olumsuz etkileri “vahamet” sözünde karşılığını bulabilecek bir ilkellik Meclis’e taşındı.CHP Milletvekili Atilla Kart, özel yaşamları gizlice izlenen 200 Hava Kuvvetleri personeline, istifa edip sorunsuz ayrılmaları için 28 Şubat’a kadar süre verildiğini iddia etti.Atilla Kart, Milli Savunma Bakanı’nın cevaplamasını istediği soru önergesinde çağrıya uymayan personelin itibarsız hâle düşürülerek ordudan uzaklaştırılacağı tehdidi yapıldığını belirtti.Kart şunları söyledi:“Hava üsleri bünyesinde Konya’da görevli 80 kişi, öteki üslerde 200 kişi, dokuz saate varan sorgulara tabi tutulmuşlar, özel yaşamları görüntülü olarak kendilerine gösterilmiştir.Daha sonra telefonla arayan ‘yetkililer’ soruşturması yapılan kişilere, 28 Şubat’a kadar emeklilik talebinde bulunmaları yahut istifa etmeleri, aksi hâlde ilişkilerinin kesileceği gibi elde edilen bilgi ve belgelerin açıklanacağı tehdidinde bulunmuşlardır.Birçok kişi, aile bütünlüklerinin bozulmaması ve itibarsızlaştırmaya maruz kalmamak için emeklilik veya istifa dilekçelerini vermişlerdir.”Kitlesel yargısız infazKart’a göre Hava Kuvvetleri personeline tehdit ve şantajla dayatılan istifa ve emeklilik seçenekleri, borç, alkol kullanımı, iffetsizlik, şans oyunları oynama ve siyasi faaliyetlerde bulunma kapsamındaki “suçlar” sözde belgelenerek dayatılıyor.Tasfiye için hedef alınan askeri personelin daha önce çekilen görüntüleri ve konuşmaları sorgu sırasında kendilerine gösterildiği için etkisi güçlü ve hızlı olmuştur.Atilla Kart “Birçok kişi, aile bütünlükleri bozulmasın ve itibarsızlaştırma çabalarına maruz kalmasınlar diye dilekçelerini vermişlerdir” diyor.Bu haksız ve kanunsuz tasfiye operasyonunun hangi değer ölçütlerine göre yürütüldüğünü bilmiyoruz.İddianın dün bütün gün Genelkurmay Başkanlığı’nca yalanlanmaması, yeni bir kitlesel yargısız infaz eyleminin yürümekte olduğunu düşündürmektedir.Güvenlik zafiyeti...Genelkurmay gerçeği en kısa zamanda açıklamalı ve orduya musallat olan entrikacı unsurların önünü kesmelidir.Fesat odaklarının yarattığı tehdit yalnız hedef alınan askerlerin tasfiyesini sağlamaktan ibaret kalmayacaktır.Moraller böyle bir ortamda yüksek olamaz.İftira, tehdit ve şantaj bu yüzden milli güvenlik zafiyeti yaratabilir.Bu melânetin, Türkiye’yi savaşa itmek isteyen tahriklerin arttığı bir dönemde azması sebepsiz değildir.Kin ve intikam peşinde koşulacak zamanlar içinde yaşamıyoruz.Tehdidin zaman sınırını 28 Şubat seçen irade niyetini ele veriyor.Askerin onurunu ve moralini adaletsizliklere karşı korumak zorundayız.Tabii kahramanlığından emin olduğumuz bir orduya sahip olarak güven içinde yaşamak istiyorsak...

Devamını Oku

Son paket olamaz

13 Şubat 2013

Meclis’in verimi çıkardığı yasaların kalitesiyle ölçülmeli...Bütün ümitler Dördüncü Yargı Paketi’nin gelişine bağlanmış bulunuyor.İmzalar tamamlanınca iş Meclis’e gelecek. Orada bir sıkıntı yok. Çünkü iktidar kendine özgü “yasa yapma teknikleri” geliştirdi.Bakanlar Kurulu paket postanesi gibi çalışıyor. Torba yasalar ve gece baskınları iktidarın gerek gördüğü düzenlemeleri şipşak hayata geçiriyor.Bizim ölçülerimizde çok yasa çıkarmak iktidarın çok çalıştığının delili sayılır. Oysa ileri demokrasilerde meclisin verimi çıkardığı yasaların kalitesi ile ölçülür.Uzun tutuklulukların sebep olduğu vicdan yarası Başbakan’da da açılmış olmalı ki bir aydan beri Silivri mağdurlarına düzenli artan sempati jestlerinde bulunuyor.Şubatın başında, bazı çevrelerin samimiyetinden şüphe duydukları şeyler söyledi:Tarih affetmez“Başta Genelkurmay Başkanım olmak üzere diğer generallerimizin hiçbirine İlker Başbuğ’a kalkıp da alışılmış manada ‘Bir terör örgütü mensubu’ demek ciddi bir yanlıştır.”Orada durmadı Başbakan; bu yanlışa düşenleri, şu anda kendilerini sağlamda görseler bile tarihin affetmeyeceğini söyledi.Daha önemlisi, Silivri’yi ikna etmeye yetmeyen Üçüncü Yargı Paketi’nin üstüne dördüncüyü getirdi.Bakalım dördüncü paket, özlenen adaleti getirecek mi?Çok umuda kapılmamak lâzım.Çünkü Türk yargısını kuşatan öncelikler çağdaş hukuk anlayışını, adil yargılanma hakkını, masumiyet karinesini asıl çıkış noktası almıyor.Bunu yapabilse, adaletten yana bir eksiklik hissedilmezdi toplumda.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin karar ve içtihatları, mevzuatımıza göre milli yasalarımızdan daha önceliklidir.Mahkemeler bu zorunluluğa uysa ülke daha huzurlu ve güvenli olurdu. Mahkemenin en çok ceza verdiği ülke olmazdık.“Olmadı baştan” diyen yargı paketleri peş peşe çıkmaz, sürekli yargı ile oynayan iktidar, bahane yaratmakta zorluk çekeceği için buna cesaret de edemezdi.Allah kabul etsin!THY yedi Müslüman ülkenin on kentine yaptığı uçuşlarda içki servisini kaldırdı.Bu kararı oluşturan yöneticiler herhalde kendilerini sevap işlemiş sayıyorlardır.Bırakın her şeyi, yüzde 51 hissesi halka ait olan şirketi rekabet şartlarında gerileten bu karar sebebiyle THY’nin zarara uğrayacağı ihtimali, onları korkutmuyor mu?Laiklik, ılımlı İslâm formuna dönüşünce işte böyle oluyor.İktidara her gelen kendi kafasına uyan bir laiklik tarif ediyor. Şimdi olan da o!Ama dikkat!.. Kendinde din polisliği yapma hakkı bulan zihniyet orada durmaz.Bakın, apronda deve kesmeyle başlayan süreç nereye vardı? Ve nereye gidecek?

Devamını Oku

Lider dinlemeli

12 Şubat 2013

O aklı kim verdi bilmiyorum ama Kemal Kılıçdaroğlu keşke dinlemeseydi.İstenen şeyin tersini yapıp grup toplantısına katılsa ve eski Genel Başkan Deniz Baykal’ın konuşmasını baştan sona dinleseydi.Ülke gündeminde sorunlar yoğunlaşıyor. Baykal gibi deneyimli siyasetçilerin gözlem ve tavsiyelerinin değeri vardır.Suriye’deki çift taraflı katliamın içerdiği tehlikeler hafife alınamaz.Sınır kapımızda meydana gelen patlama, Financial Times gazetesinin yazdığı gibi “ülkenin tehlikeli bir bölgede olduğunu hatırlatan ölümcül bir uyarı”dır.Türkiye her an kendisini istemediği bir savaşın içinde bulabilir.Tehdit ve tehlike, Başbakan’ın üslubunu etkilemiş görünüyor.Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin özellikle deniz ve hava kuvvetlerinde güç kaybına uğradığı Batılı ülkeler medyasına sık sık konu oluyor.Cezaevindeki generallerin yokluğundan doğabilecek riskler sebebiyle Başbakan’ın sabırsız bir ruh hâline girdiği, emekli Orgeneral Ergin Saygun’a hastane yoğun bakımında ziyarete gitmesinden de anlaşılıyor.Dikkatlerin iç ve dış güvenlik sorunları ile meşgul olduğu bir dönemde yeni anayasa yapıyoruz. Yangından mal kaçırmak için kullanılmasın bu fırsat.O arada terör örgütü ile müzakere...Toplumsal uzlaşma şartını bozan kutuplaşma hâli, tüy dikiyor.Böyle zamanlarda bölünmüş ve güçten düşmüş bir ana muhalefet talihsizliktir.CHP, seçmenlerine son zamanlarda bu kaygıyı çok sık çektiriyor.Deniz Baykal’ın dün kapalı grupta yaptığı konuşma bu risklere karşı uyarılar içeriyordu.Tabloda tek eksik, parti Genel Başkanı Kılıçdaroğlu idi.Halbuki Baykal’ın konuşmasını dinlemek onu yüceltirdi.Partinin birlik ve bütünlük ihtiyacına eylemli bir destek sağlardı.“Ben kimseyi dinlemem; herkes beni dinlemeye mecbur” zihniyetine tutsak lider alışkanlığını yıkmak, sosyal demokrat bir parti olarak CHP’ye yakışırdı..İçme şu zıkkımı!Kitap “dinde zorlama yok” diyor. Yasalarımız da laiklikten aynı şeyi anlıyor.Peki THY’deki içki yasağı nereden çıktı?Başkalarına içirmemenin kendisine sevap yazacağını zanneden bir akıl mı meydanı boş buldu?İstanbul, İzmir, Bodrum, Dalaman, Antalya ve Ankara hatları dışında THY’nin tüm iç hat uçuşlarında içkiyi kaldırdığı ortaya çıktı.Sebep?.. İçkileri uçağa yüklemenin maliyeti fazla oluyormuş. Zaten alkollü içki isteyen yolcu da çok az çıkıyormuş!Bu izahı ancak herkesi aptal zanneden bir özürlü yapabilir. Yabancı iç hat yolcuları yasağa itiraz etmişler.Aslına bakarsanız bu itirazı asıl Türk vatandaşı olan yolcular yapmalıydı.Yabancılar iki uçup gidecekler.Hak ve özgürlük alanındaki kalıcı hasar bizlerde olacak!

Devamını Oku