En hassas dönem

2 Şubat 2013

Kökten dinci terörün uğursuz varlığını hatırlatmak için sıklıkla seçtiği yerdir ülkemiz.ABD’nin Ankara’daki Büyükelçiliği dün bir intihar eylemcisinin saldırısına hedef oldu.Büyükelçiliğin güvenlik düzeni böyle olaylarda duymaya alıştığımız çoklukta can kaybı doğmasına izin vermedi ama olay önemlidir ve asla hafife alınmamalıdır.Bir canlı bomba Ankara’nın kalbinde kale gibi korunan ABD Büyükelçiliği binasının personel kapısına ulaşmış, elçiliğe ait alana adımını atabilmiştir.İstihbarat ve güvenlik örgütlerimiz için utandırıcı bir zafiyettir.Kim yaptı sorusu cevaplandı. Ama önemli olan uğursuz eyleme azmettiren gücü öğrenmektir.Eylemin Amerika’ya ve bölgedeki müttefiklerine gözdağı verme niyeti akla yakın duruyor.Çünkü birkaç gün önce İsrail, Suriye’deki önemli bir hedefi havadan vururken NATO da Patriot füze savunma sistemini Türkiye sınırına kurmuştur.Sol mu, El Kaide mi?El Kaide eylem ihtiyacı duyduğunda Türkiye’yi kullanmayı alışkanlık hâline getirdi.2008 temmuzunda ABD İstanbul Başkonsolosluğu’na yönelik bir saldırı gerçekleşmiş, El Kaide’ye bağlı oldukları bildirilen saldırganlar öldürülmüştü.2003 kasımında yaşadığımız dehşet ve acıyı unutmadık.Beş gün arayla gerçekleştirilen ikiz eylemler, iki sinagog, bir banka yönetim binası ve İngiltere Başkonsolosluğu 60’a yakın insana mezar olmuştu.İçişleri Bakanı Muammer Güler intihar eylemini yapan kişinin “yasa dışı sol bir örgütün üyesi” olduğunu söyledi ama mensubiyet terör dünyasında kesin bir doğrulayıcı olmuyor.Çünkü tetikçi kukladır; önemli olan onu ölmeye ve öldürmeye gönderen örgütü tespit edebilmektir.Dışarıdan görünen...Saldırının El Kaide lideri Bin Ladin’in damadı Süleyman M’nin Ankara’da yakalanmasından hemen sonra yapılması acaba bir taşeronluk ilişkisini ele verir mi?Bilinemez ama MİT ve CIA işbirliği ile yakalanan bu terör baronu değerli bilgiler verecektir.Haber alma konusunda çok güçlü ve etkili bir ağ kurmanın büyük değer taşıyacağı bir dönemi yaşıyoruz.Savunma ve istihbaratın en yüksek verim düzeyinde olması gereken günlerdeyiz.Arap Baharı belli ki bölge halklarına acı vermeye devam edecek. Amerika’ya tepki, nefret üretecek, Türkiye’nin oyuna müdâhil olma merakı bizi böyle eylemlerin hedefi yapabilir.Hep hazır olmak gerek. Hazır mıyız?Son Economist dergisi şunu yazıyor: “NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip; Irak, İran ve Suriye’ye komşuluk eden; Ege, Karadeniz ve Akdeniz ile çevrili olan fakat donanmasına komuta edecek kimsesi bulunmayan bir ülke hayal edin.”İnşallah durum, dışardan göründüğü kadar kötü değildir!

Devamını Oku

Yöntem yanlış

1 Şubat 2013

Başkanlık sistemi için iktidarın sonuna kadar direneceği anlaşılıyor.Uzlaşma Komisyonu’ndaki öteki partilerin desteği olmazsa AKP’nin isrardan vazgeçeceğine dair iyimser tahminler geçerliliğini kaybetmiş sayılmalı.Meclisteki sayısal üstünlüğü Anayasa yaparken baskı unsuru olarak kullanmak demokrasi ihlâlidir.Böyle bir tarz Anayasa’yı toplumsal uzlaşma niteliğinde bir belge olmaktan mahrum edecektir.Böyle bir risk göze alınmamalı, “sivil anayasa” yapma çabasından vazgeçilmemelidir.Artık dönüşü yok; Türkiye yeni bir anayasa yapacak. Sağlıklı bir doğum için belli şartların gerçeklemesi lâzım. Ama Başbakan doğal sürecin işlemesine izin vermeyeceklerini belli etti:“Mart sonuna kadar uzlaşma olmazsa yeni anayasa tasarısını referanduma götürürüz. Referandum gücünü yakaladığımız anda millete gideriz!”Anayasacılar bu tür denemelere “sezaryen yöntemi” diyorlar. Elde edilen ürüne de “sezaryen anayasa”...Konuşmasındaki ton, Başbakan’ın hedefe varmak için -transfer dâhil- her imkânı kullanmaya hazır olduklarını düşündürüyor.Başbakan, muhalefetin işi sürüncemeye sokmasından şikâyet ederken tümüyle haksız değildir.Ama muhalefeti direnişe sevkeden sebebin AKP’deki başkanlık sistemine geçme tutkusu olduğunu da unutmamak gerekiyor.Şu anda sayı hesabının önemini kaybettiği bir iş yapılıyor. Anayasa Uzlaşma Komisyonu, demokrasinin hakkını vermelidir.Muhalefet partilerine ültimatom vererek çıkarılan antidemokratik metin, referandum sayesinde demokratik bir anayasa katına yükselmez.İktidar, yargıyı yürütmenin kontrolüne sokmak amacıyla 2010 referandumunu yaptı. Hedef reformdu ama reform değil deformasyon yaşandı.İktidar şimdi yargıda yeniden köklü dönüşümler öngörüyor. Uzlaşmacı akla ters alışkanlık, korkarız ki Türkiye’yi adaletten biraz daha uzaklaştıracaktır.AKP iktidarı böyle bir tehlikenin sebebi olmamalıdır. Torba kanun yapar gibi anayasa yapılmaz!Eleştiri kurtarmıyorTutuklu komutanlar nedeniyle adaletin zedelenmesi diyelim ki önemsenmiyor.Etraf kan, ateş, duman...Peki bu nedenle doğan güvenlik zafiyeti nasıl sineye çekiliyor?Başbakan askerlerin tutuksuz yargılanmaları ile ilgili görüşünü defalarca tekrarladı. Sonuncusu iki gün önceydi.Ama çözüm yine netlik kazanmadı.Hem “yeni adımlar planlanıyor” dedi hem de yeni yasa gerekmediğini, aranan çarenin Üçüncü Yargı Paketi’nde bulunduğunu söyledi.Herkes merak ediyor: MİT Müsteşarı’nı kurtaran yöntem yıllardır tutuklu olarak cezaevlerinde çürütülen askerler ve sivil aydınlar için de çalışmaz mı?Adaletse adalet, eşitlikse eşitlik!

Devamını Oku

Bu silah teper!

31 Ocak 2013

Siyasette bazı hatalar bir kere yapılır; pişmanlık kayıpları geri getirmez.CHP’nin gurur duyduğu belediyeler üstünde estirdiği şiddet rüzgârı iktidara kazanç getirmeyecektir.Hatta tersine bedel ödetme riski doğurması daha muhtemeldir.CHP’li büyük belediyelere yönelik baskı son olarak Eskişehir ve Antalya’da kendini gösterdi.Ne operasyonudur bunlar?Bağımsız düşünme yeteneğine sahip herkes kabul ediyor ki siyasi operasyondur ve yaklaşan yerel yönetim seçimlerine CHP’nin itibarını kaybetmiş bir parti olarak girmesini sağlamak amacını gütmektedir.Eskişehir’de Büyükerşen’in belediyesine reva görülen muamelenin yankıları sürerken ikinci operasyon haberi Antalya’dan geldi.Eskişehir’de Büyükerşen “iki kez soruşturması yapılmış bir dosyanın yeniden açılmasında siyasi amaç dışında bir neden olamayacağını” belirtirken Antalya’da Başkan Mustafa Akaydın üç saati aşkın bir süre ifade verdi.Savcıların hangi inandırıcı deliller sebebiyle bu operasyonları yaptırdıklarını elbet öğreneceğiz. Ama hareketin tamamiyle yaklaşan seçimleri etkilemek ve CHP’yi itibarsızlaştırmak amacı taşıdığını herhâlde çocuklar bile söyleyecektir.CHP bundan dolayı iktidara teşekkür etmelidir. Çünkü birkaç gündür partiyi yıpratan ırkçılık tartışması dünkü gürültüde kaybolmuştur.İktidar nasıl bu hatayı yaptı?Devlet gücünü, yargı gücünü baskı için kullanmanın, geri tepme riski yüksek bir suiistimal olduğunu bilmiyor mu?.Metropoll’un son anketi, demokrasimiz için değerli bir tespite yer veriyor.Muhafazakâr kimliğine aldanmamak gerek; AKP seçmeninin sürü psikolojisiyle hareket etmediği görülüyor.Mesela okullarda serbest kıyafet uygulamasına AKP seçmenlerinin yüzde 59’unun destek vermediği bulunmuş.“Medyaya baskı arttı” diyenlerin üçte birinin AKP’ye oy verenler olduğu ortaya çıkmış.Bu seçmen kompozisyonu parti için de rejim için de güvencedir.Halkın zekâsına ve vicdanına saygı göstermekte kusur işlemenin bedeli olacaktır.CHP’li belediyelere yönelik baskınlar AKP’yi bu kitlede gözden düşürüyordur!Çözüm icraatta...Tutuklu askerler için Başbakan ne dedi?“Delili kesinse, ver hükmünü işi bitir.Ancak elinde kesin hükümler yok da yüzlerce subayı, astsubayı örgüt elemanı olarak veya örgüt kuran olarak, hele hele Genelkurmay Başkanı’nı kalkıp bu şekilde değerlendirirsen, gerçekten Silâhlı Kuvvetler’in içindeki bütün moral değerleri altüst eder!”Eski Genelkurmay Başkanı Özkök bu sözleri çok beğenmiş.“Sayın Başbakanımız’ın söylediklerini tüm kalbimle destekliyorum” demiş...Başkalarının Başbakan’a takdir ve desteği sorunu çözmüyor.Başbakan’ı Başbakan desteklemeli!

Devamını Oku

Yanlış adres...

30 Ocak 2013

Metropoll Araştırma Şirketi’nin son anketi, halkın üçte birinin yeni bir siyasi partiye ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.Bu beklenti en yaygın anlamda CHP ve MHP tabanlarında hissediliyor.Ama AKP’li seçmenler bile yüzde 27 büyüklüğünde bir kitle olarak aynı özlemi paylaşıyorlar. İktidarın İslâmi bir yaşamı adım adım yerleştirmesi AKP destekçisi kesimde bile ciddi tedirginlik yaratıyor demek.Yine de büyük tabloda, iktidarı değiştirecek bir muhalefet gücünün oluşmaya aday olduğu görünmüyor.Yani önce muhalefetin kitleyle buluşup bütünleşmesini sağlamak lâzım.Bu da kolay değil. Çünkü AKP her şeyden önce ezici bir çoğunlukla temsil ediliyor Meclis’te. Yöneticileri iktidarın propagandasını etkin bir biçimde sürdürürken muhalefetin, özellikle de ana muhalefet olan CHP’nin kendi gündemini oluşturmasına izin vermiyorlar.Vur CHP’nin sırtınaİktidar takımı küçük bir meseleyi CHP’yi altüst edecek olaya dönüştürmekte emsalsiz örnekler yaratıyor.İşte Birgül Ayman Güler’in sarfettiği “Türk ulusu ile Kürt milliyeti eşit olamaz” sözleri ile sebep olduğu fırtına...Bireysel bir hatanın birkaç gün içinde CHP’yi temelinden sarsacak bir tehdide dönüşmesi neyin nesidir?Neden bir özürle affedilecek günah kurum olarak CHP’nin omuzuna yüklenmektedir?CHP lideri Kılıçdaroğlu bunun sebebini ya korkutularak veya menfaat sağlanarak kontrol altına alınmış medyada arıyor.Kılıçdaroğlu tüm milletvekillerini konuşurken seçtikleri her kelimeyi ölçerek tartarak sarf etmelerini istedi.İktidarın her şeyi söyleme özgürlüğüne sahip bir medyası olduğunu öne sürerek şu benzetmeyi yaptı:“Kapıkule’den kar yağışı diye haber alsa (bu medya) emin olun söz dönüp dolaşıp CHP’ye gelecektir!”Lekesiz bir geçmişHer şerden bir hayır çıkar diyen atasözü umarız hükmünü bu polemikte de yürütür.Kılıçdaroğlu, bağlı oldukları Atatürk milliyetçiliğini tanımlarken salondan yükselen tezahürat kendi başına güçlü bir mesajdı.CHP lideri “Milliyetçilik ırk, köken, din, mezhep, kavimcilik anlayışlarının ulusal düzeyde aşılmasıdır. Türkiye hiçbir zaman ırk, kan ve kafatası esasına göre yönetilen bir devlet olmamıştır” dedi.Mirasçısı olduğumuz imparatorluk da aynı değerlere bağlı kalarak yaşamadı mı?Birgül Ayman Güler’in “Türk ulusu / Kürt milliyeti” karşılaştırması elbette bir hata idi, özür dilese küçülmez, yenilmezdi.Ama şu sözü... “Karşı karşıya olduğumuz sorun, Türk ulusunu oluşturan milliyetlerden birinin ulus olmak ve devletleşmek isteğinden ibarettir.”Bu sözler, ırkçılığı yanlış adreste aradığımızı göstermiyor mu?Biraz daha adil ve cesur olmak iyi gelmez mi bize?

Devamını Oku

Tartışmak iyidir

29 Ocak 2013

Bilimsel zeminde ve nezaket çerçevesinde yapılan siyasi tartışmalar çözümleyici, geliştirici, ufuk açıcı oluyor.CHP’li Birgül Ayman Güler’in “Türk ulusu / Kürt milliyeti” karşılaştırmasıyla başlattığı tartışmanın ışığı, yeni Anayasa’nın vatandaşlık tarifini de aydınlatacaktır.Ayman’ın “Türk ulusu ile Kürt milliyeti eş değildir” demesiyle alevlenen tartışmalar CHP Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın partiden istifasını getirdi.Siyaset kulisleri CHP’li bir grup milletvekilinin İşçi Partisi’ne geçecekleri iddiasını konuştu.Parti lideri Kılıçdaroğlu, olayların abartıldığını, AKP’yi eleştirmeye cesaret edemeyenlerin muhalefet görevlerini CHP üstünden yerine getirdiklerini savundu.Hedefteki kişi olan Birgül Ayman Güler düzenlediği basın toplantısında Başbakan’ın ulus ile milletin aynı şey olduğunu söylediğini, oysa bunların kavram olarak farklı anlamlar ifade ettiğini öne sürdü.Gürültüye getirilmemesi gereken niyeti de şöyle tarif etti:“Karşı karşıya olduğumuz sorun, Türk ulusunu oluşturan milliyetlerden birinin, ulus olmak ve devletleşmek isteğinden ibarettir.”Güler’e göre kimlik siyasetine takılmamak lâzım. Çünkü tecrübe ile sabit ki “kimlik siyaseti toplumlara eşitlik ve özgürlük değil, daha çok ayrışma ve yabancılaşma getiriyor.”Son sözü sağlam bir tercihi yansıtıyor:“Ben de etnik kökeni, bir milliyeti olan Türk vatandaşıyım. Türkiye’nin Yugoslavya gibi olmasını istemiyorum.”CHP’nin ilkelerini çağın gerçeklerine uyacak şekilde yeniden tarif etmek her benzer krizde hatırlanan bir mecburiyet oldu.Bu mecburiyetin yeni bir erteleme kaldırmayacağını anlamaya yetecekse CHP’deki son karmaşa, hayırlı bir başlangıç olabilir.Kopenhag-ŞanghayEtkisi fazla olsun diye tehditler abartılır.Başbakan’ın AB kapısında bekletilmemize yönelttiği itiraz da galiba bu alışkanlıktan ilham aldı.Fakat Rusya Devlet Başkanı Putin’e “AB kapısında beklemekten bıktık, bizi Şanghay Beşlisi’ne alın” isteğinde bulunduğunu açıklaması, hak ettiği yankıyı yapmadı.En tutarlı tepkiyi seçimde barajı aşamadığı için Meclis dışında kalan Liberal Demokrat Parti verdi.Genel Başkan Cem Toker şunu sordu:“NATO’dan Patriot füzeleri talep edip bunları kullanacak Alman ve Hollanda askerlerini ülkemize kabul ettiğimiz hafta yarım asırdır parçası olduğumuz ittifaklara diktatörlüklerin işbirliği teşkilâtı olan Şanghay Beşlisi’ni alternatif göstermek nasıl bir siyasi anlayıştır?”Boşuna aramayın; cevabı sorunun içinde var!

Devamını Oku

Öyle şey olmaz!

27 Ocak 2013

Başbakan’ı radyodan izleyen birileri ülkede kusursuz bir muhalefet yapıldığını zannederdi.Bu kadar cesur bir muhalefetin, sesini duyuracak kanallar da bulduğuna göre Türkiye’yi basın özgürlüğü açısından en kötü ikinci sıraya koyan tespitin de iftira olduğuna inanabilirdi.Başbakan’ın sözleri, yargının mantığına da adaletine de uymayan fakat gerçeklere tam tamına uyan eleştirilerdir.Mesela...“Dört yüze yakın emekli, muvazzaf subay, astsubay örgütten tutuklu.. Delilleri kesinse işi bitir. Ama kesinlik yoksa yüzlerce subayı hele hele Genelkurmay Başkanı’nı bu şekilde değerlendirirsen TSK’da moralleri alt üst eder. Terörle nasıl mücadele edecek bu insanlar? Moral noktasında darbe vurursak terörle mücadelede darbe yeriz. Deniz Kuvvetleri’nde gemilere gidecek subay neredeyse kalmadı!”Bu sözlerin sahibi Başbakan’dır.“Öyle şey olmaz“ diye kendisini isyan ettiren sebepler dışarıda ürememiş, iktidarın tercihlerinden türemiştir.Değiştirmek lazımsa -ki Başbakan onu diyor- elindeki gücü kullanmaya karar vermesi yeter.Yargıyı iktidarın kontroluna sokan değişiklikleri hayata geçirirken yapılan hesaplar adalet mekanizmasını iflas durumuna getirmiştir.“Genelkurmay Başkanım Şemdinli’ye kadar gidip operasyon yönetiyor. Bu mücadeleyi veren insanlara örgüt elemanı dersen, nasıl oluyor ki bu örgüt orada terörle mücadele ediyor? Bu yenir yutulur bir şey değil...”Başbakan haklı bir nedenle isyan ediyor ama haklılığı kendisini ve iktidarı kurtarmıyor. Aksine batırıyor, yeni riskler doğuruyor.Başbakan Erdoğan, başkanlık sistemi için daha inatçı bir çizgiye gittiğini gösteren mesajlar vermiştir.AKP’nin yargı reformu diye getirdiği düzen adalet değil haksızlık ve tehlike üretiyor. Başkanlık sistemi, daha kötü reformlara geçit verecektir.Unutulmasın; dikta geldiği zaman bir daha gitmeyecektir.“Son pişmanlık fayda vermez“ ata sözü tam bu durumlar içindir!Nereye gidiyoruz?Başbakan son TV mülakatında, AB’ye meydan okuyan, ABD’de alarm çanları çaldıracak olan bir hamle yaptı.Rusya Başkanı Putin’e şu öneride bulunduğunu açıkladı:“Bizi Şanghay Beşlisi içine alın, biz de AB’ye Allah’a ısmarladık diyelim. Ayrılalım oradan. Bu kadar oyalamanın ne anlamı var?”AB bizim için yaşam biçimi tercihidir.Geçmişin Varşova Paktı’nı yedekleyen bu örgüte heveslenmek, Cumhuriyet’in ideallerinden birine veda anlamına gelir.Tehdit ederken ölçülü olmak lazım.Bir zamanlar damdan atlayarak intihar moda olmuştu.İlk olaylarda halk “yapma, atlama” diye bağırırdı.Teşebbüsler sıklaşınca “atla atla“ diye bağırmaya başladı kalabalık.O duruma düşmeyelim!

Devamını Oku

Nereye kadar?

25 Ocak 2013

Başbakan yıllar önce laik rejime meydan okuyan bir söz söylemişti:“Tutturmuşlar bir laiklik elden gidiyor; millet istemedikten sonra tabii gidecek yahu!”Yıllar sonra, geçen yıl Mısır’ı ziyaretinde “Müslüman Kardeşler”i kızdıran şeyler söyledi:“Ben Müslümanım ve laik bir devleti yönetiyorum.”Siyasi çıkar amacıyla sömürü yapılmadığı sürece din ile laikliğin birbirine zararı olmayacağını anlatmaya çalıştı.AKP iktidarı “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma” özdeyişinde ifadesini bulan bir siyaset çizgisini uzun zamandan beri izliyor.Mesela üniversite öğrencisi kızlara türban yasağı oldu bittiye getirildiğinde güvence verilmişti.“Bu hak ilk ve ortaöğretim öğrencilerine ve kamu çalışanlarına genişletilmeyecek” denilmişti.Sonra kapalı kapılar anahtar uydurularak açıldı fiilen. Şimdi yasal ve anayasal operasyonlarla hukuki bir meşruiyete kavuşturuluyor.Siyasi tarafsızlık?Baş örtüsü ile çektirdiği vesikalık fotoğraf reddedilen bir avukat, avukatların başları açık görev yapacaklarına dair düzenlemeye Danıştay’da iptal davası açtı.Danıştay 8. Dairesi, oy çokluğu ile yürütmeyi durdurdu. Oysa laiklikle ilgili bir sorun geldiğinde oybirliğine dayalı kararlar oluşturmaya yetecek birikimi vardır Danıştay’ın.Demek ki yeni kadro, o konuda yeni bir anlayış belirliyor.İktidar laikliğin yerine “siyasi tarafsızlık” kavramını getiriyor. Diyanet İşleri Başkanı’nın “laiklik ilkesi doğrultusunda görev yapacağına” dair bir hükme AKP’nin yeni anayasa önerileri arasında yer verilmiyor.Yeni anayasayı yaparken laiklik konusunda sıkıntılar yaşayacağımız şimdiden bellidir. Din siyasetin daha fazla aleti olacaktır.Peki laik içgüdülerle bile olsa rejim kendisini savunamaz mı?Yargının bağımsız olmaması bu sigortayı işlemez veya çok zor işler duruma getiriyor.Zihin açıklığı için dua..Demokrasilerde seçmen her sorunun çaresidir. Türkiye’deki seçmene bu konuda ümit bağlamak gerçekçi midir?Bunun cevabını Başbakan Gaziantep’te “size oy yok” diye seslenen bir öğretmeni paylarken verdi.“Bize kimin oy vereceği belli” dedi...AKP kendine sadık bir seçmen tabanı oluşturmuş bulunuyor. Bu başarı lider olarak Tayyip Erdoğan’a aittir.Muhafazakâr kitle laikliğin gerilemesi hâlinde neler olabileceğini merak etmiyor. Merak edenlerin de büyük kısmı, hayatı din kuralları doğrultusunda değiştirmeye olumlu bakıyor.Ve o kitle de KONDA’nın araştırmasına göre yüzde 54 gibi bir orana çıkıyor.Her Müslüman, AKP’nin laikliğe hasım gibi bakmaması için; yüzde 54’e de memnuniyetini yaratan her şeyin laiklik sayesinde olduğunu anlayacağı bir zihin açıklığı lütfetmesi için dua etmeli.

Devamını Oku

Çok uzatmayın!

24 Ocak 2013

Meclis’te izlediğimiz manzaralar, kavgası gürültüsü bol bir yasama dönemi geçireceğimizi gösteriyor.Ana dilde savunma konusu, beklenmedik gelişmelere sebep oldu.CHP Milletvekili Birgül Ayman Güler, konuşması sırasında “Türk Ulusu ile Kürt Milleti eşit olamaz” dedi.Ve bu sözler haklı olarak BDP grubunu ayağa kaldırdı.Çünkü yargı paketini hazırlayan mantığın anayasa yazılırken Meclis’in önüne aynı modeli koyacağı korkusu uyandı.“Anayasa’ya Kürt mü girecek, yoksa Türk mü çıkarılacak?” spekülasyonu aylardır yapılıyor. İki ihtimal de “olmazlar listesi”nin en başındadır!“Türkler ve Kürtler eşit olamaz” sözü AB sürecinde geçirdiğimiz evrimi çöpe atıyor, büyük haksızlık oluyor.Çünkü Cumhuriyet’in kurucu iradesi ırka dayalı bir millet öngörmemiş, iktidar sözcülerinin say say bitiremediği etnik kökenleri “aynı cevherin damarları” diyerek tarif etmiştir.Bu gerçeği Kürt kökenli vatandaşlar başta, hangi soydan gelirse gelsin tüm vatandaşların unutmaması gerekiyor.CHP’li Birgül Ayman Güler daha dikkatli olmalıydı.Türk ile Kürt insan olarak, T. C. vatandaşı olarak neden eşit olamıyormuş? Herkesten önce Güler cevap vermek zorunda.Gerçekten buna inanıyorsa görevi, sözünü ettiği eşitsizliği ortadan kaldırmaya kendini adamasıdır.Aynı eleştiri, Ayman’a kızıp CHP’den istifa eden Adıyaman Milletvekili Salih Fırat için de geçerlidir.Devletin İmralı’ya gönderdiği adamlarla PKK’nın konuşabildiği sorunları, milletvekilleri aralarında konuşmak zorundadır.BDP Genel Başkanı Demirtaş alaycı bir yaklaşımla Kürt sorunu olmadığını sorunun 90 yıldır hüküm süren inkârcı, asimilasyoncu devlet faşizmi olduğunu iddia ediyor.Devlete haksızlıktır. Abartmadır.Abartma her zaman şiddet olarak geri döner.İmralı Süreci’nin adı telâffuz edildiğine göre gecikmemek gerekiyor.Zaman yitirmeden işe girişmekte hayır vardır! Züğürt şöhret... CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun İzmir’de inşaat bekçisi olarak çalışan kardeşi Celâl Kılıçdaroğlu ülkenin en züğürt şöhreti oldu.Şöhret kazanç getirir. Sahibi nemalanmıyorsa, onu şöhret merdivenine bindirenler devşiriyor demektir kazancı.Celâl Kılıçdaroğlu deşifre olarak ün kazandı ama az kalsın aldığı asgari ücret maaşını kaybedecekti.Çünkü haberin CHP’ye oy getireceğinden korkarak düğmeye basanlar hem inşaatın patronuna hem bekçisine tehdit oluşturmuş.Patron, vergi memurları tarafından didiklenme riskine rağmen Celâl Kılıçdaroğlu’nu bir akrabalarının inşaatına yollamış.İlginç bir öykü bu...Dış ses “Helâl olsun, fazilet buna denir” diyor.İç ses “Kardeşine hayrı olmayan adamın bana ne faydası olur” diyor.Celâl Kılıçdaroğlu’nu Allah korusun!

Devamını Oku