Uzaktan kumanda

23 Ocak 2013

Siyasetçiler için en büyük talihsizlik, kanunsuz bir güce tabi duruma düşmektir.Öyle bir durumda ülkeyi seçilmiş iktidar yönetiyor diyemezsiniz. Mesela...İmralı sürecini başlatan ada ziyaretinin, BDP ve DTK eşbaşkanları tarafından tekrarlanacağı sanılıyordu.Bakanlıktan izin çıkmadı henüz.Oysa “Terör sorununu çözmenin eşiğine geldik” umuduna kapılmıştık.Paris’teki üç infaz, Kuzey Irak’taki PKK hedeflerine yönelik bombardıman, esen bahar havasını kara kışa çevirdi.Kandil’in iddiasıEğer dışarıdan gelen tahrikler, terörü bitireceğinden ümitli olduğumuz müzakereleri böyle durduracaksa İmralı sürecini yönettiğimizi nasıl iddia edebiliriz?Sürecin kesinti yaşadığı günler arasında şehit olanları nasıl açıklayabiliriz?Açıklayamayız ve büyük umutlar bağlanan İmralı süreci, başlamadan bitmiş duruma düşebilir.Çünkü çözümün motoru doğal olarak iktidarken o özgüven duygusu yansıtmıyor; cesur hareket etmiyor. Yaptığı öteki partilere kaba bir “gel gel” çağrısıdır.Muhalefet partileri, iktidara vaat ettikleri desteği, neyin karşılığı olduğunu sormadan, öğrenmeden nasıl verecek?Dün PKK’nın Kandil’deki başı Karayılan önemli açıklamalarda bulundu.İddiasına göre devlet Kandil’e ulaşmaya çalışmış fakat yeşil ışık alamamıştır.Çünkü Kandil’in devletle yapılan müzakereye katılma talebi yoktur. İstedikleri müzakereleri Abdullah Öcalan’ın yürütmesidir.Karayılan son açıklamasında bunu açıkça istiyor:“Stratejik kararlar ve değişim sürecinin uygulanması için Öcalan’ın bizlerle tartışabilme olanağının sağlanması lâzım. Öcalan bizlerle direkt diyaloğa geçebilmelidir.”Silâhlı teröristler dağlarda gezip yol keserken asker, polis öldürürken devletin güvenlik güçlerinin süreç başladı diye onları seyretmesi beklenemez.Bölücü örgütün yöneticileri PKK hedef olmaya devam ediyor diye devleti, iktidarı suçlayamaz.Taraflar, çatışan kanatların eylemleri yüzünden birbirlerini suçlamamayı öğrenmek zorundadır.Kurtulmanın şartıAksi halde müzakere masası sonsuza kadar kurulamaz. Kurulsa bile bir yere varamaz.Örgüt içinde, terörü kendine yaşam biçimi seçmiş insanlar var. Onların yanında PKK’yı Türkiye ile ilişkilerinde şantaj silâhı olarak kullanan ülkeleri de unutmamak gerek.Bunların hiçbiri Türkiye’nin terör ipoteğinden kurtulmasını istemez.Terör Türkiye’yi rehin almış durumdadır. Kurtulmanın şartı İmralı Süreci’ne kasteden komplolara düşmeden yola devam etmektir.Aksi halde her barış adımı sabote edilecek, Türkiye’yi düşmanlar uzaktan yönetmeyi sürdürecektir.

Devamını Oku

Şeytan neresinde?

22 Ocak 2013

Adının ne olduğu önemli değil, önemli olan hangi zeminde ve hangi araçlarla çözüm arayacağımız...Kimi “bölücü terör sorunu” diyor, kimileri “Kürt sorunu” başlığını atıyor.Farklı tanımlamaların çözüme doğrudan bir etkisi olamaz.Ama bizim Kürtlerimizi güney komşularımızda yaşayan Kürtlerden farklı ve üstün kılan haklar, imtiyazlar var; atlıyoruz.Cumhuriyet ilk yıllarında haksızlıklar yapmış olabilir. Ama demokratik hayatla başlayan süreç baş döndürücü olmuştur.Cesaret işi...Kürtlerin ayrımcılığa tabi tutulduğu iddiasına hak vereceğimiz dönemlerde bile Cumhuriyet idaresi, Türkiye’deki Kürtleri bölge ülkelerindeki Kürtlerden fersah fersah öne geçirmiştir.Oralarda o ayıplar işlenmiştir ama Türkiye’de “Sen Kürtsün” diye hak ettiği makam veya mevki kendisinden esirgenen kimse olmamıştır.Kamuda bile olsa...Hafta sonunda Gaziantep’e giden Başbakan Erdoğan orada önemli bir şey söyledi:“Ben Kürt sorunu diye bir şey tanımıyorum. Kürt kardeşlerimizi seviyorum ama Kürtçülüğü reddediyorum!”Başbakan sözünü dünkü grup konuşmasında tamamladı.“Irkçılık asabiyetten, asabiyet ise şeytandandır. Irkını övmek, ötekileri aşağılamak şeytandandır!”Başbakan gördüğü temel eğitimin verdiği alışkanlıktan olmalı, hemen her önemli meselede dine gönderme yapıyor.Önümüzde önemli bir mesele var. Bu meseleyi bugünkü karmaşık hâline bizler soktuk.Şimdi “Şeytan bunun neresinde” diye aranıp duruyoruz.Başbakan İmralı sürecini işletmek istiyor. Ama ceremesini başkaları ödesin kurnazlığında.Dün de BDP’lileri haşladı:“Oradan buradan talimat gelmesini bekleme; senin aklın yok mu?”Aynı baskı CHP üstünde de denenmiş ama sonuç vermemişti.Bu durumun “muhalefet bir şey üretmiyor” diye açıklanması ve halk katında haklı görülmesi imkânı yoktur.Sorunu çözme iradesi büyük ölçüde olgunlaşmıştır. Ama ister pazarlık deyin, ister müzakere; bu olgu cesaret isteyen bir iş.En doğru seçimİktidar çözümün getireceği siyasi kazancın aslan payını kendisi almak istiyor, normaldir. Ama halkın tepkisine sebep olacak günahların tümünü de muhalefet taşısın arzusunda.Çözüm iradesi suyun karşı tarafında duruyor; acele bir köprü kurmak gerekiyor.Bu işi siyasetçilerin yürütüp anlaşmaya bağlaması en doğru seçimdir.Bu durumda kim ne öneriyor; ona bakmadan Anayasa Uzlaşma Komisyonu gibi bir kurul oluşturup tüm sevap ve vebali bu kurula yüklemek en doğru seçim olabilir.Şimdi hiçbir ilerleme olmuyor.Çünkü işe şeytan karışmış durumdadır ve kurnazlık iyi niyetten baskın çıktığı sürece hiçbir ilerleme olmayacaktır.

Devamını Oku

Öğretmenin oyu

21 Ocak 2013

Öfke iyi bir şey değil ama Başbakan Erdoğan onu bile “hitabet sanatı”nın bir unsuru sayıyor.Yeter ki kullanılıren kontrolden çıkmasın...Siyasetçi öfkeyi eleştirileri püskürtmekte kullanır genel olarak. Ama nedense empati duygusunun denetimi işlesin istemez.Bağırıp çağırmanın en fazla korkutacağını, oysa daha iyisinin ikna etmek olduğunu unutur.Başbakan hafta sonunda Gaziantep’e gitti. Yeni tesislerin kurdelelerini keserken kalabalık arasından bir öğretmen adayı, on binlerce kader arkadaşını da sevindirecek bir sözü Başbakan’dan alabilirim umudu ile “Şubatta atama bekliyoruz” diye seslendi.Bu seslenişte bir yanlışlık, hele saygısızlık yoktur. Başbakanlardan halk, duruma ve ortama göre bir şeyler ister.Köylü iyi fiyat ister, esnaf kredi ister, kimileri genel af, öğrenciler de yeni sınav hakkı ve parasız eğitim ister.Başbakan şöyle cevap verdi:“Kusura bakmayın, biz bir şey söylediysek o olur, başkası olmaz...”Öğretmen adayı şansını bir hamle daha yaparak zorladı. “Size oy yok” demeye kalktı. Başbakan bunun üzerine, öfkesinin kontrolden çıktığı olaylardan birini yaşattı muhatabına:“Sağol, o oy senin olsun. Biz öyle spekülasyonlara girmeyiz. Al onu kendine sakla, gerektiği yere ver. Bize kimin oy vereceği belli..”Biraz empati olsaydı..Bu kırıcı karşılığa bakarak Başbakan’ın on binlerce ailenin oyunu istemediğini mi kabul edeceğiz?Hiçbir oyu ziyan etmeyi düşünmeyen Başbakan’ın böyle “inceldiği yerden kopsun” anlamında bir yanlışa düşeceğini bekleyemeyiz.Eğitim Sen’e göre atanmayı bekleyen öğretmen adaylarının sayısı 300 bindir.Milli Eğitim Bakanlığı açık duran kadronun 127 bin 212 olduğunu söylüyor. Bu rakamların seçmen karşılığı bire bir hesaplanmamalı. Evde üzüntü çeken oğulların, kızların sıkıntısı ailenin öteki fertlerinin oy tercihlerini etkiler çünkü.Kitleleri kazanmak uğruna gıda ve kömür yardımlarını bile kullanan bir zihniyetin öğretmen adaylarını gözden çıkardığını düşünemeyiz.Demek ki Başbakan boş bulundu.Sadece kendisi değil, polis de...Çünkü o tatsız atışmadan sonra öğretmen adayı ile yanındaki kişi polis tarafından alınıp merkeze götürülmüştür.Bir nükte ile atlatılacak meydan diyaloğu karakolda bitmiştir.Halbuki Başbakan, okul çağındaki kendi durumunu, iş bulmak, iyi bir hayat kurmak konusundaki endişelerini hatırlasaydı bu nahoş ve anlayışsız ortama izin vermez, kötü muamele gören öğretmen adayının şahsında yüz binlerce seçmenin desteğini riske sokmazdı.Öğretmen adayları, tayinler konusunda en az imam hatipler kadar anlayış görmeyi hak ediyor.

Devamını Oku

Aydınlık şart

19 Ocak 2013

Barış aramak zahmetli iştir. Hele “İmralı Süreci” gibi karmaşık ve müzminleşmiş meselelerde...Teröre çare arayanlar, ister istemez anayasaya tosluyorlar.Çünkü bu durum yeni anayasa yazılması faaliyetini İmralı Süreci ile ilişkili hale getiriyor.Eski CHP milletvekili emekli büyükelçi Onur Öymen, İmralı’da Öcalan’la görüşenlerin yaptıkları açıklamalardan çıkardığı sonuçları yolladığı bir mail’de sıralamıştı:- Karar verici olan Meclis değil İmralı’dır.- Görüşmelerin odağı anayasa değişikliğidir.- Bütün anayasalarımızda yer alan “hangi etnik kökenden, dinden ve mezhepten gelirse gelsin bütün vatandaşlar Türk’tür” ifadesinin anayasadan çıkartılmasını istiyorlar. Türklüğün bir üst kimlik olduğunu kabul etmiyorlar.- Cumhuriyetimizin bel kemiği “ulus devlet” anlayışına karşıdırlar.- Anayasada “Türklük yerine anayasal yurttaşlık” tabiri yer alabilir.Terörü bitirecek fırsatın ortaya çıktığını düşünenler az değildir. Ama süreç iyi yönetiliyor mu; o tartışmalıdır.İşin başında “sürecin sigortası şeffaflıktır” denildi ama kamuoyu karanlıkta bırakılıyor. Siyaset hele bu kadar önemli bir meselede boşluk kaldırmaz; doğruluğu şüpheli bilgilerle doluveriyor.Ve sonuçta Onur Öymen’in şu sorusu, huzur kaçıran bir şüphe olarak cevap bekliyor:“Cumhuriyet rejiminin temel değerlerinin, terörü bitirmek bahanesiyle değiştirilmek istendiği görülüyor. Dünyada terörü sona erdirmek için anayasal rejimini pazarlık konusu yapan ülke hangisidir?”İktidar, süreci ilerletmenin mutlak şartı olan aydınlığı kısa zamanda derhal sağlamalıdır.Parmak yalayanlarMeclise girdiği zaman siyasetçinin başı göğe erer.Aldığı maaş yeter ve yaptığı görevin manevi değeri, ona kendini dünyanın en zengin ve mutlu insanı hissettirir.Sonra alışır ve devletin gücünü kendisi gibi seçilmişlerden aldığına inanmaya başlar. Devlet gücünün kendisine borçlandığını düşündüğü noktaya gelince de ip kopar.Emanete ihanet evresi kapıya dayanır.Ankara Yenimahalle ve İncek’te TOKİ’nin milletvekillerine yönelik lüks konut projesinin büyük ilgi gördüğü haberini okuyunca şaşırmadım.Toplu Konut İdaresi, Parlamenterler Birliği yöneticileri ile vardıkları anlaşma uyarınca Ankara projesini İstanbul’da tekrarlayacakmış. Uygun arazi bulunur bulunmaz kazma vurulacakmış...Uygun araziyi verecek yığınla belediye bulunur. Parlamenter hemşehriyi kim istemez?Ama bunun “bal tutan parmak yalar” atasözünü akla getireceğini ve meclisin saygınlığına gölge düşüreceğini unutmamalı.Bu durum korkutur mu vekili?Hayır.. Çare, meclisi liderin değil, halkın seçtiği vekillere emanet etmektir. Gerisi boş!

Devamını Oku

Durmak olmaz!

18 Ocak 2013

Masanın öbür tarafına Öcalan oturacak ve PKK silâhtan arınırken Türkiye huzura kavuşacak.Bu umut ülkeyi öylesine sardı ki düne kadar “eşkıya ile pazarlık olmaz” diyenlerin bile büyük kesimi CHP’nin yaptığını yapıp hükümete kredi açtı:“Terör bitecekse terör örgütü ile pazarlığa da razı olalım; ne yapalım?”Böyle şansları kullanmak ateşle oynamaya benziyor.İmralı Süreci’nin sesi uzaktan güzel geliyor da yakınlaştıkça şüpheci sorular ortaya çıkıyor.Okurlardan gelen mesajlar, yaratılan aşırı iyimserlikten tedirgindir. Oyun ve tuzak korkusu yansıyor.“PKK neyin karşılığı olarak silâhları bırakacak?”“İstediklerini aldıktan sonra sözünü tutmazsa ne olacak?”“Bütün Kürtleri temsil etme hakkını Öcalan’a ve BDP’ye kim verdi?”Şu andaki manzara sünnet çocuğunu “acımaz acımaz” diye kandırmaya çalışan büyüklerin inandırıcı olmayan gayretlerini hatırlatıyor.Şu denilebilir:Yakın zamana kadar bölünme korkusu yaşanıyordu.Ahmet Türk’ün İmralı’yı ziyaretinden sonra yüreklere su serpen açıklamalar oldu:Ahmet Türk devleti rahatsız edecek bir talep bulunmadığını öne sürdü.Öcalan’ın demokratik özerklik bile istemediğini söyledi.Halk haklı olarak itiraz ediyor.“Ne istemediklerini değil ne istediklerini söylesinler.”Çok iyi yönetilmelidir barış süreci. Halk karanlıkta bırakılmamalıdır. Çünkü gizlilik oldu bittiler doğurur.Sonra sürecin öncesini mumla ararız.Türkiye’ye yapılabilecek kötülüğün en kötüsü, siciline “Terörle terbiye edilebilen ülke” kanaat notunun yazılmasına fırsat yaratmaktır.PKK silâhtan arınana kadar artık durmak olmaz!Yazık ki yedeği yokRolüne sığmayan adamlar vardır hani; Mehmet Ali Birand öyle biriydi.Bizler, mükemmel bir arkadaş ve meslektaşı yitirmenin acısını uzun zaman yaşayacağız, bu normal; ama genç kuşak gazetecilerin kaybı daha telâfisiz bir kayıp olacak.Birand yalnız çağdaş yayıncılığın önde gelen temsilcisi değildi.Bir liderdi ve peşinden gidenlere doğru şeyler öğretti, gösterdi.İyi gazetecinin tüm şartlarını taşıdı. Ama bilgi ve deneyim birikimini paylaşmak, seçkin bir kimlik gerektirir.Birand’ın cesaret ve cömertliği, kendisini ustalığın üstünde bir yere koyuyor.Şu anda Türkiye’nin gazete ve TV’lerinde izlediğimiz yıldızlar, bilgiyi, enerjiyi, yaratıcılığı ondan almış gençlerdir.Birand’a son yolculuğunda dost ve arkadaşlarının takdir duyguları yanında asıl yetiştirdiği gençlerin sevgi ve minnet duyguları eşlik edecektir.Nurlar içinde yatsın.

Devamını Oku

Evet, halk hazır

17 Ocak 2013

Kırk bin hayata mal olan değerli bir tecrübeyi yansıtıyor o pankartta yazılanlar:“Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz!”Paris’te infaz edilen üç PKK’lı kadının cenaze töreninde barış umudu, ölümlerin acısına, öfkesine baskın çıktı.Törenler sınav kabul edildi.Diyarbakır’da ve PKK’lı kadınların toprağa verildiği kentlerde toplanan onbinler bu bilinçle hareket ettiler.Sükûnet ve düzen kendiliğinden olmadı, seçilmiş bir alternatif olarak benimsendi.Kalabalıklar, tahrik nedeni yaratmamak hassasiyetinde benzersiz bir tutum sergiledi. Mesela olmadık bir şey oldu, kimse Öcalan posteri taşımadı.Polis de kendini göstermemeye çalıştı ve gereksiz şiddet uygulama yanlışına düşmemeyi başardı.Birbirimize güvenelimHalk otuz yılda 40 bin hayata mal olan bölücü terörü sonlandırma umuduna dört elle sarılmıştır.Dün TÜSİAD’ta nöbet değişimi vardı. Ümit Boyner veda konuşmasında ortaya çıkan fırsata heyecanla destek verdi:“Toplumsal dokumuzu giderek daha derinden kemiren bir sorunun çözümünde sona yaklaştığımız duygusu içimi ısıtıyor. Toplumun neredeyse her kesimi artık çözüm diyor. ‘Artık silâhlarla değil birbirimizle konuşalım’ diyor..”Uzlaşma imkânı görmediğiniz kişilerle müzakere masasına oturmazsınız.İmralı’dan yayılan haberler ve özellikle de “devletin kabul edemeyeceği şartlar öne sürülmeyecek“ haberi cesaret arttırıcı olmuştur.Şimdi, yaratılan güven duygusunun geliştirilmesine önem vermek gerekiyor.BDP Genel Başkanı Demirtaş dün hükümete seslenirken şunu dedi:“Barış sürecinde size güvenmemiz için adım atın, somut politika ortaya koyun.”Onun sözlerini Ahmet Türk tamamladı sanki:“Biz barışı konuşurken Kandil bombalanıyor!”Kandil’i şimdi vurmakEle geçen tarihi bir fırsattır ama çok kırılgan olduğu da unutulmamalı.Şu günlerde barış hayalleri kuruyoruz. Her attığımız adımın getirisini hesap etmek zorundayız.Vaktiyle örgüt “karşılıklı ateşkes” talep ettiğinde haklı olarak itiraz ediyorduk. Güvenlik güçleri hiçbir zaman silâh bırakmaz, ateşkes anlamına gelecek bir taahhüde giremez.Ülkenin toprağı, halkı ve sınırların güvenliği tehlike karşısında ise mütecavizi bertaraf etmek görevidir; bundan taviz veremez.Ama burada sorun başka.. Barış konuşulurken devlet Kandil’i vuruyor.Madem ki barış şartlarını geliştirmek istiyoruz, bize tehdit doğurmadığı sürece örgütün komşu ülkedeki varlığına dokunmamalıyız.Silâhlı eşkıyanın ülkeyi terk etmesini isteyen biziz!

Devamını Oku

Sınav günü

16 Ocak 2013

Barıştan yana bir devlet olmanın şartı, bazı sorumluluklardan vazgeçmek değildir.PKK tarafının sık tekrarlanan bir itirazı var. Diyorlar ki...“Örgüt ateşkes sürecine girdiğinde devletin güvenlik güçleri operasyonları durdurmalıdır...”Başbakan haklı olarak itiraz ediyor.Devlet dağı, bayırı silâhlı eşkıyanın keyfine terk edemez.İhanetin ipoteği kalkana kadar devlet silâhlı güçlerini kullanacaktır.Son yıllarda Türkiye’nin ekonomik gücü ve uluslararası siyasette ağırlığı arttı. O nedenle potansiyeli kadar riskleri ve sorunları uluslararası zeminlerde arayış ve tartışma konusu oluyor.Her gün Batı medyasında birkaç makale Ankara’daki yöneticilere doğru çözümleri göstermeye çalışıyor.Dünkü New York Times “Türkiye Kürtlerle nasıl barış sağlayabilir?” başlıklı bir yazı yayınladı.Tanınmış bir gazeteci-yazar olan Aliza Marcus, çözüme giden kapıyı açmak için üç adım atılmasını şart koşuyor.1. Başbakan, müzakere sürecine bağlılığı konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmamalı; (Türkçesi, toprak bütünlüğü hariç her şey tartışılabilmeli.)2. PKK’nın, barış süreci başlarken değil, sonunda feshedileceğini Başbakan Erdoğan anlamalı; yani PKK’dan teslim anlamına gelecek tek taraflı bir ateşkes beklenmemeli.3. Müzakerede tek başına Öcalan doğru seçim olmaz, BDP de muhatap alınmalı.Bölücü terör Türkiye’nin otuz yıldır kanayan yarası. Çözüm yaratma şansı hiç bu kadar yakına gelmemişti.Bireyleri ve kurumları ile toplum bu tarihi şansı kullanma yeteneğine kavuşmuş mudur, yoksa tahriklere kapılarak kötülerin oyuncağı olmaya devam mı edecektir?..Bu sorunun cevabını, cenazelerin toprağa verileceği bugün alacağız.Tanrı ülkemizi, halkımızı korusun.O Fransa yok!Vicdan taşıyan herkes Paris’teki infazların ardındaki melânetin açığa çıkarılmasını bekliyor.Fransa’nın polisini, istihbaratını utandırmak ve işe sarılmasını sağlamak için pohpohluyor.Ama Paris’te konuşmasını ve katilleri bulmasını beklediğimiz makamlar ölüm sessizliği içinde.Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir “Özgürlüğün, adaletin ve eşitliğin ilân edildiği şehre büyük bir gölge düşmüştür” diyerek kalplerine seslenmek istemiş.İşe yarar mı?Emekli bir büyükelçi olan siyasetçi Onur Öymen uyarıyor.Hayal kuranlar varsa onlara “vazgeçin” nasihati veriyor.Çünkü Fransa, küçük bir Türk şehitliği gibidir. 1975’ten 1981’e kadar Ermeni teröristler yedi Türk temsilciyi öldürmüş, teslim olan biri dışında tüm katiller sırra kadem basmıştır.Fransa’nın geleneksel PKK hamiliği onu daha pişkin davranmaya itecektir.Bugünkü Fransa’yı ihtilâlin erdemlerine varis görmek yanılgı olur!

Devamını Oku

Diken üstünde

15 Ocak 2013

Güzel yurdumuz bugün ve yarın yine “yüreği ağzında insanların ülkesi” olacak.Halkın büyük kesimi, Paris’te infaz edilen üç PKK’lı kadının intikamını almak bahanesiyle terör estirecek haydutlardan korkarak diken üstünde günler geçirecek.İlk uyarıyı Bülent Arınç yaptı:“Cenaze olayının daha büyük bir provokasyona dönüşmemesi gerekir. İçişleri Bakanlığı gerekli tedbiri alacaktır!”Devlet istihbaratının işaret ettiği tehdidi dikkate alan daha açık uyarı Başbakan’dan geldi. Başbakan şöyle dedi:“Birçok provokasyonlar hazırlanabilir. Bu cenazeler istismar vesilesi kılınabilir. İnanıyorum ki vatandaşlarımız oyuna gelmeyecektir. Başlattığımız barış süreci dinamitlenmek isteniyor. Kendi iç hesaplaşmalarının bedelini bu millet ödememeli.”“Ne olur, ne olmaz” tedbirliliği değil bu açıklamalar. Sanki “istihbaratı alındı; mutlaka deneyecekler” algısı yansıtıyor.Devlet hayatında bazı işler söylenmez, yapılır. Paris’te infaz edilen 3 PKK’lının cenaze töreni de işte o tür icraattandır.Mikrofonu gören provokasyondan söz etmesin. Atalarımız “sakınan göze çöp batar” demiş.BDP Genel Başkanı Demirtaş’ın hatırlattığı gibi “gereksiz hassasiyet” yaratmaktan sakınmak lâzım.İnfaz edilen PKK’lı kadınlar barışçı çözümü destekliyorlardı ve gözdağı vermek uğruna katledildiler.Çözüme müzakere yoluyla varılacağına inanan yığınlar, sorumluluklarını bilecektir.Öcalan’ı önder kabul eden kitle, barışçı çözümü ne kadar hak ettiğinin de samimiyet sınavını verecektir.Bugün ve yarınki cenaze törenleri çok önemli. Çünkü çok öğretici olacak.Kobay bulmak zorMüzakere yapmak için bir masa üstünde de en az iki öneri bulunması gerekir.Masa kurulmadı henüz.Öneriler de aydınlığa çıkmadı.Şu anda barışçı çözümden yana olanlarda ümit yaratan tek değerlendirme bulunuyor.İmralı’yı ziyaret eden Ahmet Türk’ün sözleri, cesaret veren bir başlangıç olarak çok değerlidir.Ahmet Türk şunu demişti:“Öcalan’ın istekleri, devletin kabul edemeyeceği şeyler değil.”Bu söz kuvvetli bir başlangıç için kullanılmalıydı; olmadı.İktidar oyuna dâhil etmek istediği partileri işin başında çözümlerini açıklamaya zorluyor.Başbakan dün de CHP’yi hedef alarak şöyle dedi:“Terörle mücadeleye yönelik bize bir önerisi, bir öneri paketi varsa kapımız sonuna kadar açıktır.”Toplumun tepkisini muhalefet partilerinin üstünde denemek kurnazca bir taktik olabilir.Ama kobay olmaya razı muhalif partiler bulmanın imkânsızlığı dikkate alınırsa boşa zaman kaybı olur.İktidar, elini açmak zorunda olduğunu görmelidir.

Devamını Oku