Yargısız infaz

14 Ocak 2013

Cezaevine bitişik “özel mahkeme” burada adalete hizmet edecek işler yapılmayacağının işareti idi.Bu şüphe çok geçmeden gerçekleşti.Silivri adaletin değil önyargının sembolü olarak tarihe geçecektir.MHP lideri Devlet Bahçeli dün eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile MHP milletvekili emekli general Engin Alan’a reva görülen haksızlıkları protesto etmek amacıyla Silivri’yi ziyaret etti.Onlarla görüştükten sonra yaptığı açıklamada “Terör örgütü PKK’nın elebaşılarını ve militan kadrosunu temize çıkarma gayretlerinin sürdüğü dönemde Başbuğ’a yargısız infaz yapılması kabul edilemez ilkelliktir”dedi.MHP liderine göre “bölücü terörle mücadelede kahramanlık sergilemiş komutanları terör örgütü kurmakla itham etmek akla ve zekâya ihanettir.”Akıl ermeyen çelişkiEski Cumhurbaşkanı Demirel de aynı konuda medyaya konuşmak ihtiyacını duymuş olmalı ki dün “adil yargı” çağrısı yapıyordu.Demirel’e göre Silivri yüzünden “adil yargı” çoktan gölgelenmiştir.Hukuksuzluk halkı bölmüştür.“Silivri, her gün zulüm feryatlarının yükseldiği bir ıstırap yuvası” görüntüsü taşımakta, düzeleceği ümidini de hiç vermemektedir.Gerçekten de toplum vicdanı kanamaktadır.Çünkü halkın büyük kesimi, devletin bir yandan kan dökenlerle uzlaşma arayışı gösterirken öte yandan kan dökücülere karşı kahramanca mücadele veren insanları acımasız ve hukukdışı biçimde cezalandırma isteğindeki çelişkiyi çözememektedir.Demirel “Türkiye’de korku iklimi hâkim.. Dilerim bunun yerini artık güven alır” diyor.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin eski yargıcı Rıza Türmen’in şu anda milletvekili olması, hukuk devletini samimiyetle önemseyen bir iktidar için büyük şanstı. Yazık ki kullanamıyoruz.Hasret bitsin artıkÖnümüzdeki dönemde Silivri kararları ile ilgili olarak büyük tazminatlar ödeyeceğiz.Ek olarak T. C. devletini utandıran mahkûmiyet kararları üstümüze yağacak.Eski AİHM yargıcı Türmen “Balyoz davası Türk adaleti üzerine çok büyük bir lekedir. Gölgedir” diyor.Kararların daha önceden verilmiş olduğunu düşünüyor ve mahkemenin “Biz şimdi hukuk kılıfını nasıl uyduracağız” bunun arayışı içinde hareket ettiğini öne sürüyor.Buna rağmen adil yargılama unsurları eksik kalmıştır.Mahkemenin cunta lideri olduğunu düşündüğü emekli orgeneral Çetin Doğan’ın ameliyat olması nedeniyle darbenin gerçekleşmediğine karar verilmesi yaşanan trajediye lüzumundan fazla güldürü katmıştır.“İşim çıktı” mazereti bir randevunun iptaline gerekçe olabilir. Ama darbe yapacak bir cuntayı ameliyat durdurmaz.Hukuk devletine hasret daha ne kadar sürecek?

Devamını Oku

Demek ki şans var!

12 Ocak 2013

PKK’lıların silahlarını hiç düşünmeden birbirlerine karşı da kullandığını biliyoruz.Bebeklere bile acımayan gaddarlar birbirlerine mi acıyacak?Paris’te üç PKK’lı kadının infaz edilmesinden sonra geniş bir kesim aynı şeyleri düşündü.Göz dağı verme ve örgüt içi hesaplaşma tahminleri “gerçeğe en yakın ihtimal” özelliğini hâlâ koruyor.Bu olayda en dikkate değer farklılığı uluslararası bir teröristin Fransa Cumhurbaşkanı tarafından sahiplenilmesi yaratmaktadır.Fransa Cumhurbaşkanı Hollande herhalde boş bulunarak şöyle konuşmuştur:“Öldürülen üç kişiden biri (Fidan Doğan) sık sık bizimle görüşmeye geldiği için hem benim hem da birçok siyasi aktörün tanıdığı bir isim...”Yardım-yataklık suçuBaşbakan Erdoğan’ın dün gösterdiği tepki haklıdır.Fransa Cumhurbaşkanı’nın sözleri utanç verici bir itiraftır.“Terör örgütüne yardım ve yataklık suçu”dur.Erdoğan yerinde bir soru sordu:“AB’nin terör örgütü ilan ettiği bu örgütün mensupları, kırmızı bültenle aranan insanlar, sizinle nasıl düzenli görüşebilir? Bu nasıl siyasettir?”Buna mantıklı bir cevap yoktur.Daha kötüsü AB’nin öteki sürükleyici ülkesi Almanya da aynı suçu 2007 yılında işlemiş ve Başbakan Erdoğan’ın anlattığına göre PKK’nın kurucularından Sakine Cansız Almanya’da gözaltına alındığı halde “Türkiye’nin iade talebine rağmen” serbest bırakılmıştır.PKK yıllardan beri müttefiklerimiz tarafından Türkiye’yi terbiye aracı olarak kullanılıyor.Dünyanın en büyük uyuşturucu örgütlerinden biri olarak çocuklarını zehirlediği halde, Avrupalı dostlarımız PKK’ya ilişmemeye gayret göstermektedir.PKK’yı bunca kötülüğüne rağmen neden hâlâ devlet koruması altında tuttuklarını merak etmez misiniz?Barış korkusu çekenlerFransa ve Almanya’ya utanmaları gerektiğini söylemekten bıkmamalıyız.Komşularımızın PKK’yı kiralık katil olarak yıllardan beri kullanmasına alıştık.Ama aynı tavrın Batı’dan yansıması görmezlikten gelinecek bir durum değildir.Hollande’ın itirafı demokrasiye ve insan hakları idealine yönelmiş bir ihanettir.Bu ihanetin tehdidini ortadan kaldırmak için elimizden gelen her şeyi -tabii devlet ve millet için kutsal saydığımız değerlere zarar vermemek koşulu ile- yapmalıyız.Paris’teki infazlar, İmralı Süreci’ne yöneltilen gaddarca bir itirazdır.Cevabı, korkuya kapılarak barışı arama çabalarından vazgeçmek olmamalı.İnfazlar İmralı Süreci’ni sabote etmek amacı taşıdığına göre demek ki süreç barış karşıtlarını, sabotajcıları korkutmuştur.

Devamını Oku

Müzakere tekniği

11 Ocak 2013

Paris’ten gelen haberler üç PKK’lı kadının örgüt içi hesaplaşmaya kurban gittiğini gösteriyor.Fransa’nın eski Terörle Mücadele Savcısı Jean-Louis Bruguière de cinayetleri Öcalan’ın barış planını (İmralı Süreci) kabul etmeyen muhaliflerin işlemiş olabileceğini düşünüyor.Böylesine sarsıcı bir darbe, ilk kez PKK’nın başına gelmiyor.Terör örgütleri silâh bırakma süreçlerini bütünlüklerini koruyarak tamamlayamıyorlar.İngiltere’de IRA örneğinde olduğu gibi müzakereyi teslimiyet gibi görenler silâhlarını kendi arkadaşlarına çevirebiliyor.Örgütten koparak terör eylemlerine devam edebiliyorlar.Dün konuştuğum stratejist ve terör uzmanı Prof. Ümit Özdağ, silâhlara veda sözü vermeye Kandil’in kolaylıkla razı olacağına ihtimal vermiyor.İlk Körfez Savaşı’ndan bu yana Orta Doğu’daki tüm savaşlar PKK’nın sürekli güç kazanmasına yardım etmiştir.Prof. Özdağ’a göre Kandil’deki silâhlı kanat hazır işler lehlerine gelişirken ve Suriye de fırsatlar vaat ediyorken değil tasfiye edilmeyi bunu konuşmayı bile istemeyecektir.Paris’teki infazlarla ilgili durumu özetleyecek olursak Kandil, İmralı’dakine “Biraz yavaş olun; yapacak çok iş var” demek istemiştir.Çünkü İmralı psikolojik avantajın kendilerine geçtiğine ve Ankara’nın da yorulduğuna inanmaktadır.Barışa bir an önce ulaşmak herkesin rüyası olabilir. Bunda bir ayıp yok. Ama kavga devam ederken kurulan müzakere masasında bu hayali dışa vurmak zaaf işareti olarak algılanır.Ve karşı taraf bu zaafı istismar eder.Öylesine ki barış şansı tehlikeye bile girer.İmralı Süreci’nde rolü olanlar soğukkanlı ve sorumlu davranmalıdır.“Ağır ol, molla desinler” özdeyişi iyi bir nasihattır!Adalete bir şans daha...Adalet özlemi iç acısı, vicdan yarasıdır.Bereket ara sıra da olsa vatandaşta ümit yaratan hâkimler ve savcılar çıkabiliyor.Yargıtay Başsavcılığı, Dink davasında sanıkların az ceza almalarını sağlayan “örgüt yok” kararının bozulmasını istedi.Yargıtay Başsavcılığı mahkemeden “perde arkasındakileri bulmasını” istiyor.Zahmete gerek yok. Çünkü Dink cinayetinin tüm aktörleri, perdenin önüne dizilmiş seyircileri selâmlamaktadır hâlâ.“Örgüt yok” kararı vicdan körlüğüdür.Doğru olan şu ki, örgüt de vardır delil de vardır.Bu gerçeği yüzümüze vuran kişi bir hâkim değil miydi?Türkiye’de suç hak ettiği cezayı görmez. Çünkü suçlu ya yakalanmaz, yakalanan da arkasında “derin örgüt” varsa ucuz kurtulur.Faili meçhul cinayetlere bundan daha cezbedici teşvik bulunabilir mi?Gerçeği Dink cinayetinin altıncı yılında keşfeden cesur ve aydınlık yüreğe selâm gönderiyoruz.Türkiye’yi utandıran bu lekenin en kısa zamanda temizlenmesini diliyoruz.

Devamını Oku

Gözdağı

10 Ocak 2013

Terörün tabiatı kan dökmek ve korku salmaktır. Terör, kendi içindeki çelişkileri de aynı yöntemle çözer!Türkiye yeni yıla girdiği günden beri PKK’ya silâh bıraktıracak bir “tasavvur”u ümit ve heyecanla tartışıyor.“Barışa hayır” demek terör örgütü için bile kolay değildir. Çünkü kan döken melânet kamuoyu ile çelişmek ve çatışmak istemez.“İmralı Süreci” diye adlandırılan barış hayali kamuoyunda ümit yaratmıştır.İki yıl önce PKK ile müzakere seçeneği halktan yüzde 19 destek alırken Metropoll’ün yaptığı son araştırmaya göre bu destek yüzde 42’ye çıkmıştır.Paris’te gerçekleşen katliam boyutlu suikastlar, sürecin örgüt içinde gerçekleşme kabiliyeti yüksek bir proje olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.Bu durum PKK’nın fiilen bitirilmesini istemeyenleri harekete geçirmiştir.PKK’nın kurucusu Sakine Cansız ve iki arkadaşını infaz edenler, belli ki müzakere fikrini destekleyen kanada bu cinayetlerle göz dağı vermek istemişlerdir.En büyük mafya..“Barışa hayır” diyenlerin derdi ne?Masada uzlaşma demokratik özerklik bile getirmeyecektir. Halbuki bir kesim “Büyük Kürdistan” hedefine kilitlenmiş bağımsızlık hayalleri kuruyor.Belki bundan bile daha gerçekçi neden, Avrupa’nın en büyük mafya örgütü olan PKK’nın milyarlarca dolar gelirinin önemli bir kısmından vazgeçmek zorunda kalacağı gerçeğidir.Müzakereler yoluyla varılacak barışta PKK’nın yönetici unsurlarının Batılı ülkelere sürgün edilmesi ihtimali tartışılıyor.Avrupa ülkelerindeki PKK yöneticilerini bu ihtimal tedirgin ediyor olmalıdır. Ne de olsa buradan gidecek PKK yöneticileri, oradakilerin parasına, gücüne ortak olacaklardır.Cinayetlerin Kandil’deki terör örgütü yöneticilerine “Buraya gelmeyin” uyarısı içerdiğini tahmin edebiliriz.Derin devlet mi?Örgütün Avrupa sorumlusu Zübeyir Aydar, olaya “Yeni sürece karşı karanlık güçler” tarafından gerçekleştirilmiş infazlar diye bakıyor.Ve Türkiye’deki derin devletle bağlantılı olabileceğini düşünüyor.Varsayımı gerçekçi değildir.Bu konuda ve bu zamanda Türkiye’nin yabancı ülkelerde macera yaşamaya heves edeceğini düşünmek kuruntudur.Olay PKK’nın bir iç hesaplaşması olmaya daha yakındır.Bu hesaplaşmanın uzaması ihtimali yüksektir.Ama İmralı Süreci’nin örgüt içinde yarattığı kamplaşma şöyle bir iyiliği düşündürüyor:Öldürülenler Öcalan’a yakın kişilerdir.Demek ki PKK’dan beslenen unsurlar müzakere sürecinin örgütü tasfiye edeceğinden ciddi şekilde korkmaya başlamışlardır.İmralı Süreci sırf bu nedenle bile korunmayı hak ediyor!

Devamını Oku

Onur meselesi

9 Ocak 2013

Cumhuriyetin var olma nedenleri arasında başkalarını zaptetme amacı hiç olmamıştır.Bölgenin dört ülkesinde Kürtler yaşıyor.Şimdi “Kürtlerin onuru”na gönderme yapmak pek moda.Madem öyle şu hakkı da teslim etmeli:İnsan onuruna saygı gösteren yaşamı Kürtler sadece Türkiye’de buldu ve buluyor.Devlet geçmişte adil olmayan bazı politikalar izlemiş olabilir.Ama demokrasiye sahip olmanın avantajı ile yanlışlar düzeltilmiş, haklar teslim edilmiştir. Ve AB’ye uyum zemininde bu iyileştirmeler hız kazanmıştır.Önümüzde PKK’ya silâh bıraktıracak değerde bir sürecin kapılarını açma fırsatı bulunuyor.Bölücü teröristleri muhatap alan görüşmelerin “şerefsizlik” diye adlandırıldığı bir yerde, birkaç haftada yaşanan değişime bakar mısınız?Ayrı devlet yok...MİT’in İmralı’da Öcalan’la yürüttüğü görüşmeler, anlaşılıyor ki PKK’ya silâh bıraktıracak sürecin takvime bile bağlandığını gösteriyor.İktidar kanadından iyi haber alan Yeni Şafak Gazetesi’nin yazarı Abdülkadir Selvi dün işe girişmek için cesaret veren bir zeminin oluştuğunu yazıyordu.Selvi’ye göre MİT Başkanı Hakan Fidan İmralı’da Başbakan’ın merak ettiği bir soruyu Öcalan’a hem de iki kez sormuş ve cevabını almıştır.- Ayrı devlet talebi var mı?- Hayır, ayrı devlet yok!Yazar, Öcalan’a ait Hayır cevabının “demokratik özerklik” hedefinden vazgeçmeyi de kapsadığını belirtiyor.Yine de kesin bir vazgeçme saymamak lâzım Öcalan’ın garantisini.AB’nin yerel yönetim şartına Türkiye’nin koyduğu çekinceyi geri alması, Anayasa’da yeni vatandaşlık tarifinin Türk adı geçirilmeden yapılması, hele bir de valilerin seçimle gelmesi tasavvurunun gerçekleşmesi, demokratik özerkliği zaten fiilen getirmiş olacaktır.Türkiye çözüme hazırÖnümüzdeki yakın tehlike, İmralı süreci dediğimiz bu yeni fırsata Habur macerasında olduğu gibi hazırlıksız yakalanmaktır.Başbakan dün Afrika’dan iki mesaj yolladı:1. Terör örgütünün kadroları Türkiye’yi terk etmeli;2. (PKK’nın) Siyasi uzantısı ile müzakere edebiliriz.Anlaşılıyor ki iktidar, pazarlık masasında, Öcalan’ın yerinde BDP’yi görmek istiyor.Eşkıya ile pazarlık edebiyatı hükmünü yitirmiştir. MİT’in eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’in dediği gibi Türkiye Kürt meselesini çözmeye hazırdır artık.Müzakere, bölünme tehlikesini yaratmanın değil, o tehlikeden kurtulmanın fırsatıdır.Yeter ki bu süreci siyasi kurnazlıklara heba etmeyelim ve Kürtler kadar Türklerin de onurunu hiç hatırdan çıkarmayalım.Önümüzde üç seçim var diye iktidar oy kaybetme korkusuna teslim olmamalıdır.

Devamını Oku

Devlet içinde devlet

8 Ocak 2013

Özel yetkili mahkemelerin varlığına son veren kararın özünde ne gibi bir sebep yatıyordu?Buna sayfalar dolusu cevap yazmak mümkündür.Ama zahmete gerek yok en can alıcı özeti Başbakan Erdoğan yapmıştır.Başbakan “devlet içinde devlet hâline geldikleri için” bu mahkemelere son noktayı koyduklarını açıkça ilân etmiştir.Buna rağmen özel yetkili mahkemeler tarihe karışmış değil. Ellerindeki davaları sonuna kadar götürecekler.Böyle bir adalet olur mu?Eğer özel mahkemeleri adaletine güvenemediğin için kaldırıyorsan, elindeki davaları, içlerinde masumların da bulunduğu insanları hangi bahane ile adaletine güvenmediğin mahkemeye terk ediyorsun?Sanık mı yoksa rehin mi bunlar?Vicdanlarda bittiEğer hukuk adam gibi işleseydi 330 asker özel mahkemenin eline terk edilmez, ağır hapis cezalarına hüküm giymeleri seyredilmezdi.Özel mahkemelerin baktığı davaların siyasi intikama odaklanmış bir operasyon olduğu, daha işin başında belli olmuştu.Suçlayan delillerin sahte olduğu şüphesi, mahkeme başkanını bilirkişi incelemesi ihtiyacına sevk etmişti.Ama başaramadı.Zamanı yetmedi.Mahkeme başkanı, davanın görülmeye başlayacağı tarihten birkaç gün önce başka bir göreve atandı!Sonra delillerin sahte ve çürük olduğuna dair şikâyetlere eklenen bilirkişi taleplerinin, tanık çağırma isteklerinin adil bir mahkemeye yakışmayacak biçimde geri çevrildiği uzun kahredici günler...En sonunda da “ön yargı” ile zaten başta hüküm giymiş 330 asker hakkındaki mahkûmiyet kararlarının açıklanması...Hemen kapansınKamu vicdanı ağır yara almıştır.İtibarsızlaştırma ve intikam kastı o kadar yapışık ikiz olmuştur ki, mahkeme kararında, sanıkların “çürük” dediği delillerin Genelkurmay’da asıllarının bulunduğu iddia edilmiştir.Genelkurmay Başkanlığı da internet sitesinde bu iddiayı derhal yalanlayan bir açıklama yaptı dün.Açıklamada “Tüm delillerin asıllarının bulunduğu ve Genelkurmay Başkanlığı’nca mahkemeye gönderildiği şeklinde basında yer alan iddialar asılsızdır” denildi.Bakalım iftira üstüne kurulan bu dava, vicdanları kanatmak pahasına daha ne süre gündemde kalmaya devam edecek?Temyiz hemen...Yargıtay, davanın yargı kurumuna dönük inanç ve güven duygusuna verdiği zararları da düşünerek temyiz incelemesini mümkün olan en kısa zamanda başlatmalıdır.Darbe örgütleyenler hazırlık aşamasında bile yakalansalar en ağır şekilde ceza görmelidirler.Askeri vesayet gölgesinin demokrasimiz üstünden kalkması elbette mutluluk veren bir ilerlemedir.Ama iftira, hele siyasi ve ideolojik nedenlere dayanan iftira hiç kimseye başarı veya tatmin sağlamamalıdır.Adil olmayan, devlet içinde devlet hâline gelmiş yargının ömrü hiçbir bahane ile uzatılmamalıdır!

Devamını Oku

PKK’nın Kandil’i

7 Ocak 2013

Tarihi günler yaşıyoruz. Bölücü terörden kurtulmanın fırsatı önümüzde duruyor, kullanmalıyız.İmralı süreci ile ilgili ilk haberlere dayanarak geçen gün yazımı şöyle bir dilekle bitirmiştim:“Ülke-millet bütünlüğünü bozmadan terör çözülür inşallah..”Yazıya önemsediğim tepkiler geldi.Özeti şu:PKK’ya bir şey vermeden ondan bir şey alınmaz. Çünkü PKK, ülke-millet bütünlüğüne kasteden bir robot örgüttür.Varlık nedeninden asla vazgeçmez!PKK’nın İmralı sürecini akrep içgüdüsü ile kullanması ihtimali her zaman vardır.Yani T. C. Devleti’ni Öcalan’ın ayağına kadar getirdiğini kanıt göstererek terör yoluyla sonuç almanın mümkün olduğunu iddia etmek ve bu propaganda ile örgüt tabanına moral vermek...Utandıran tavizlerİmralı sürecinin sağlam zemine basması gerekiyor. Bu karşılıklı güvenin varlığına bağlı bir şarttır.İyi yönetilemezse ve PKK daha ilk aşamada silâhları bırakmaya ikna edilemezse, karşı tarafı federasyonun bile kesmeyeceği bir noktaya varılması şaşırtıcı olmayacaktır.PKK’ya “eşit taraf” muamelesi yapılmamalıdır.Görüşmelerin ayrıntıları devleti, milleti utandırmamalıdır.Şeffaflık panzehirdir, ihmal edilmemeli.“Eşkıya ile pazarlık olmaz” sözü doğrudur.Masaya oturmayı terör örgütü hak etmelidir. O hak edişin şartları geçmiş dünya tecrübelerinin çoğunda görüldüğü gibi örgütün şartsız olarak silâh bırakmasıdır.Kandil’in varlığına son vermeden kurulacak diyaloğun başarı şansı olamaz.Kanun dışı gücünü terk etmeyen bir müzakereci hakkı temsil edemez, sadece tehdit eder!Övgü yerine zılgıtZorlu bir yolun henüz çok başında olduğumuz bellidir.“Devlet gücünü toplayarak işe başlıyor” derken CHP’nin iktidara destek vaat etmesi nedeniyle kapıldığımız heves ne yazık ki kursaklarımızda kaldı.“AKP’ye kredi açıyoruz; çözün sorunu” diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu’nu Başbakan “muhtac-ı himmet bir dede” benzetmesi ile alaya aldı, adeta tersledi.Kılıçdaroğlu’nun kendisine risk yükleyen kredi vaadi nedeniyle Başbakan’dan övgü ve şükran sözcükleri işiteceğini bekleyenler yine yanıldılar.Gerçekten de partilerin yaratacağı güç birliği ne kadar geniş çaplı olursa devletin PKK’ya silâh bıraktırma arayışındaki ikna gücü o kadar etkili olacaktır.Başbakan’ın altın tepside sunulan desteği anlaşılmaz biçimde reddetmesi meselenin girdiği “uzun ince yol”un ne kadar zorlu ve sürprizlere açık olduğunu gösteriyor.Önümüzdeki üç önemli seçim,terörü bitirmek yolunda ele geçen fırsatın oy uğruna ziyan edildiği bir kötü tecrübe olmasın!

Devamını Oku

Ümit ve şüphe

5 Ocak 2013

Barışa özlem o kadar büyük yığınlar tarafından paylaşılıyor ki, ayakları yere basmayan bir haber bile umut yarattı.Aklı başında insanlar, terör sorununun çözümü konusunda ortaya çıkan fırsatın aceleye getirilmemesini, beklentilerin abartılmamasını öğütlüyor.Dikkate değer uyarılardır bunlar.Çünkü yaratılan şartlar, feda edilmeyecek değerde şanslar sunuyor.Tabii terör sorunu, bir kaç temsilcinin masaya oturup bir kaç hafta içinde çözecekleri bir mesele değildir.Ülkeyi ve milleti bölünmeye götürmeyen bir uzlaşmanın sağlanması kolay olmayacaktır.Nitekim ülkeyi 11 yıldır (ezici meclis çoğunluğu ile) yöneten bir iktidar işbaşında olmasına rağmen bölücü terör bitirilememiş, aksine azmıştır.Önceki başarısız denemelere bakıp çözüm arayışından vazgeçemeyiz.Hele Oslo sürecinin açığa çıkmasına rağmen hükümetin Öcalan’la temas kurması, çözüm iradesinin tavan yaptığını gösteriyor.CHP’den şartlı destekÖnümüzdeki dönemin adı “İmralı Süreci“dir.Ve bu süreç daha ayrıntıları açığa çıkmadan ve takvimi bile belirlenmeden alışık olmadığımız bir ruha kavuşmuştur.Ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu “AKP’ye yeni bir kredi açıyoruz; çözün sorunu“ çağrısı yaptı dün.Ve dört şart öne sürdü. Özeti, içtenlik dürüstlük ve şeffaflık talep ediyor.Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı destek CHP hesabına ezberi bozan bir harekettir.İmralı Süreci’nin doğuracağı riskleri CHP paylaşacaktır ama başarıya ortak edilmeyecektir.Çünkü iktidarın böyle bir alışkanlığı yok. Bu örnekte de olmayacağını CHP kurmayları tahmin edemez mi?Kürtlerin hak talepleri Meclis’te yeni anayasanın yazımı ve tartışılması sırasında karşılanacaktır.Eğer PKK, şu anda razı göründüğü şekilde silahlı adamlarını sınır dışına çıkaracak olursa, moral ortam çözümlere daha elverişli hale gelecektir.Ama CHP liderinin iktidarla ilgili şüpheleri vardır.Pahalı bir kumar olur“Türkiye’nin en can yakıcı konusu günlük kaygılara ve seçim kazanma hesaplarına alet edilmemelidir, faturası çok ağır olur” dedi Kılıçdaroğlu dün.Korktuğu senaryo belli:İktidar CHP desteğini sözde takdir ediyor görünecek ama anayasanın kritik maddelerine yönelik itirazlarına aldırış etmeyecektir.CHP ve MHP’nin karşı çıktığı başkanlık sistemini, yetkileri arttırılmış yerel yönetimleri ve anadilde eğitim düzenlemelerini BDP’nin yardımı ile anayasaya koyacaktır.Yani al yerel yönetimleri ve anadili, ver başkanlık sistemini...Gerçekleştiğini görmeyeceğiz bir senaryo olur inşallah.Çünkü İmralı Süreci de, yapmaya çalıştığımız yeni anayasa da berhava olur öyle bir durumda. Kimse unutmasın;Terörü bitirme fırsatını heba edenler lanetlenecektir!

Devamını Oku