Müzakere tekniği

Haberin Devamı

Paris’ten gelen haberler üç PKK’lı kadının örgüt içi hesaplaşmaya kurban gittiğini gösteriyor.

Fransa’nın eski Terörle Mücadele Savcısı Jean-Louis Bruguière de cinayetleri Öcalan’ın barış planını (İmralı Süreci) kabul etmeyen muhaliflerin işlemiş olabileceğini düşünüyor.

Böylesine sarsıcı bir darbe, ilk kez PKK’nın başına gelmiyor.

Terör örgütleri silâh bırakma süreçlerini bütünlüklerini koruyarak tamamlayamıyorlar.

İngiltere’de IRA örneğinde olduğu gibi müzakereyi teslimiyet gibi görenler silâhlarını kendi arkadaşlarına çevirebiliyor.

Örgütten koparak terör eylemlerine devam edebiliyorlar.

Dün konuştuğum stratejist ve terör uzmanı Prof. Ümit Özdağ, silâhlara veda sözü vermeye Kandil’in kolaylıkla razı olacağına ihtimal vermiyor.

İlk Körfez Savaşı’ndan bu yana Orta Doğu’daki tüm savaşlar PKK’nın sürekli güç kazanmasına yardım etmiştir.

Prof. Özdağ’a göre Kandil’deki silâhlı kanat hazır işler lehlerine gelişirken ve Suriye de fırsatlar vaat ediyorken değil tasfiye edilmeyi bunu konuşmayı bile istemeyecektir.

Paris’teki infazlarla ilgili durumu özetleyecek olursak Kandil, İmralı’dakine “Biraz yavaş olun; yapacak çok iş var” demek istemiştir.

Çünkü İmralı psikolojik avantajın kendilerine geçtiğine ve Ankara’nın da yorulduğuna inanmaktadır.

Barışa bir an önce ulaşmak herkesin rüyası olabilir. Bunda bir ayıp yok. Ama kavga devam ederken kurulan müzakere masasında bu hayali dışa vurmak zaaf işareti olarak algılanır.

Ve karşı taraf bu zaafı istismar eder.

Öylesine ki barış şansı tehlikeye bile girer.

İmralı Süreci’nde rolü olanlar soğukkanlı ve sorumlu davranmalıdır.

“Ağır ol, molla desinler” özdeyişi iyi bir nasihattır!

Adalete bir şans daha...

Adalet özlemi iç acısı, vicdan yarasıdır.

Bereket ara sıra da olsa vatandaşta ümit yaratan hâkimler ve savcılar çıkabiliyor.

Yargıtay Başsavcılığı, Dink davasında sanıkların az ceza almalarını sağlayan “örgüt yok” kararının bozulmasını istedi.

Yargıtay Başsavcılığı mahkemeden “perde arkasındakileri bulmasını” istiyor.

Zahmete gerek yok. Çünkü Dink cinayetinin tüm aktörleri, perdenin önüne dizilmiş seyircileri selâmlamaktadır hâlâ.

“Örgüt yok” kararı vicdan körlüğüdür.

Doğru olan şu ki, örgüt de vardır delil de vardır.

Bu gerçeği yüzümüze vuran kişi bir hâkim değil miydi?

Türkiye’de suç hak ettiği cezayı görmez. Çünkü suçlu ya yakalanmaz, yakalanan da arkasında “derin örgüt” varsa ucuz kurtulur.

Faili meçhul cinayetlere bundan daha cezbedici teşvik bulunabilir mi?

Gerçeği Dink cinayetinin altıncı yılında keşfeden cesur ve aydınlık yüreğe selâm gönderiyoruz.

Türkiye’yi utandıran bu lekenin en kısa zamanda temizlenmesini diliyoruz.

DİĞER YENİ YAZILAR