Bir gece ansızın

26 Aralık 2012

ODTÜ’de öğrencilerin protestosuna abartılmış bir öfke ile tepki gösterenler şüphe uyandırıyor.İktidar neyin peşinde?Zaten bütün üniversiteler AKP’nin güvenine lâyık rektörlerin eline teslim edilmiş durumdadır.ODTÜ’deki eyleme tepki gösteren rektörlerin sayısı ve hükümete destek olma dozu, üniversite yönetimlerini AKP’lileştirme operasyonunun amacına ulaştığını ortaya koymuştur.Ama bu “başarı“ yetmiyor.CHP lideri Kılıçdaroğlu dün “Gençlerin slogan atma, pankart açma gibi özgürlüklerine şiddet olarak bakan bir anlayışa karşıyız” dedi.Akademisyen kökenli CHP Milletvekili Nur Serter de üniversite özerkliğini tümüyle kaldırıp üniversiteleri iktidara bağımlı kılacak olan yeni YÖK yasası için ortam hazırlandığını öne sürdü.Ona göre üniversiteye 2500 polisle gidilmesi kışkırtmadır.Böyle bir tablonun gerçekten de tahrik nedeni olacağını karar vericilerin düşünememiş olması mümkün müdür?Siyasetçiler dikkatli olmalı, kutuplaşmış öğrencileri ve öğretim elemanlarını kışkırtmaktan uzak durmalıdır.Özgürlüğü daralmış bir üniversite iktidarın gücünü arttırmaz.Sadece Türkiye’nin uluslararası alanda daha zavallı duruma düşmesine yol açar.Şiddete başvurmadığı sürece her fikrin serbestçe ifade edildiği üniversitelere kavuşmamız lâzım.Bunu enine boyuna tartışarak gerçekleştirmeliyiz.Yeni YÖK yasa tasarısı haberli gelsin; bir gece ansızın gelmesin.“Yok artık” diyemeyizYasa dışı dinlemelere karşı gereken tedbirleri almamak pahalıya mal olabilir.Böcekler o kadar çoğalmış, böcekleri kullananlar öylesine cüret kazanmış ki Başbakan’ın konuşmalarını bile dinlemenin çaresini bulmuşlar.Bu rezaletin panzehiri, Ulaştırma Bakanı’nın dediği gibi telefon kullanmamak değildir.Rezaletin kazandığı boyutlar geleceğimizi de mayınlı bir alana dönüştürüyor.Şantaj ve komplo çevreleri kim bilir ne çok malzeme toplamışlardır?İktidarın tavrı zavallılıktır.Başbakan “Beni bile dinliyorlar” dediği için kimse sesini yükseltmeye cesaret edemiyor.Başbakan’a mağdur dokunulmazlığı kazandırmak için bu böcekleri cin fikirli danışmanların bizzat taktırdıklarından şüphelenenlere “yok artık” demek doğru olmayabilir...Hem suç, hem günahRahmetli Turgut Özal’ın çilesi kabrinde de sürüyor.Oğlu Ahmet Özal, “ölümü zehirlenme değil” raporuna inanmadığı için yeni hamlelere hazırlık yapıyor.Dün medyaya, babasının öldürüldü iddiasını doğruladığına inandığı bazı fotoğraflar gösterdi.Ancak fotoğrafların asılları Ahmet Özal’ı yalanladı.Definden önce kesilen saçları savcıya götüreceğini söyledi.Niye daha önce götürüp vermemiş?“O zaman mezarını açmazlardı” diye savunuyor.Mezarı açıldığı gün verebilirdi; niye vermedi?Delil saklamak suçtur.Tazminat davası açacak bir sebep aramak uğruna rahmetliye azap çektirmek ise günahtır!

Devamını Oku

Tahrik etmeyin!

25 Aralık 2012

Basiret ve dirayet... Biri öngörü, diğeri bilgi, zekâ ve kavrayış yeteneğini ifade ediyor.Türkiye’nin şu dönemde en çok muhtaç olduğu değerler...Üniversiteleri yeniden terör ve anarşinin sahnesi hâline getirecek tırmanışı durdurmazsak yazıklar olsun bize.Çünkü yalnız aptallar için tarih tekerrürdür!Göktürk-2 adlı Türk uydusunun Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ndeki fırlatılış törenine katılan Başbakan’ın bir grup öğrenci tarafından protesto edilmesi ve onu izleyen olaylar, 1980 öncesinin uğursuz anılarını uyandırıyor.O senaryoların tekrarlanmasını hayal edenlere imkân vermemek hepimizin borcudur.Başbakan’ın olaylar ardından gösterdiği tepki, kişiliğini yansıtıyor, o bakımdan beklenmedik bir durum değildir. Ama yerinde bir uyarı mıdır, yoksa tahrik nedeni mi; iyi düşünmeli.“Yahu böyle öğrenci olur mu? Bu nasıl öğrenci? Bu nasıl bir rektör ve nasıl bir yönetim?”Başbakan’ın sert eleştirileri bir anda üniversiteleri bölmüştür. Bazı üniversite yönetimleri hükümetten yana tavır alırken bir kesimi, polisin orantısız güç kullandığını düşünerek olayı kınayan ODTÜ yönetiminin safında yer tutmuştur.Bölünme bu kadarla kalmamıştır.Pek çok üniversitedeki öğretim elemanlarının rektörleri gibi düşünmediklerini ilân eden bildirileri dün peş peşe geldi.Yani bir yandan üniversiteler bölünürken bir yandan da aynı üniversitenin farklı düşüncedeki elemanları karşıt saflara savrulmuşlardır.Bu günler kim haklı, kim suçlu yargılamasının yapılacağı zaman değildir.İktidar ve muhalefet sözcülerinin demeçleri suçlayıcı ve kışkırtıcı olmamalıdır.Polis ceza veren işlevinden uzaklaşıp, ifade ve gösteri özgürlüğünü kullananlara hizmet eden, güven veren bir duruş sergilemelidir.“Her özgürlük güvenlik riskini artırır” demesin kimse.Demokrasi “devam mı, tamam mı” sorusunun her gün oylandığı bir referanduma benzese bile özgürlüklerden vazgeçilemez.Farklı, hatta karşıt görüşlerle birlikte yaşayacağız!Böceğe tedbir düzenli temizlik...Gizli dinleme, insanların mahremiyetine yapılmış en aşağılık tecavüzdür.Nedense yıllardan beri bir kısmımız bu rezilliğin sebebi, büyük bir kısmımız da mağduru oluyoruz.Hele Başbakan’ın da dinlendiğinden şikâyetçi olması, bu tecavüzlerin bir gün gelip biteceğine dönük umutları öldürüyor.MHP’li Oktay Vural dün haklı bir yorum yaptı:“Başbakan bunu söylediği zaman yakalar, getirir” dedi.Bunu yapamadığına göre Başbakan ne demek istiyor?“Beni dinlediklerine göre hepinizi dinleyebilirler!”11 yıllık Başbakan’a mağdur rolü yakışmaz.Buna rağmen sözleri mahremiyetine düşkün insanlara yol yöntem gösteriyor.Herkes ve özellikle de ileride delil olarak kullanmaya müsait sırlarla yaşayanlar sık sık temizlik yapacak.Yaşadığı mekânları temiz tutacak.Bakılmayan yer böcek yapıyor!

Devamını Oku

Balık olmayalım

24 Aralık 2012

Hedef kişileri gizli olarak dinlemekte kullanılan minik elektronik cihazlara “böcek” deniyor.Açıklamasından anlıyoruz ki Başbakan’ın kullandığı makamlar, arabası da dâhil böcek istilâsına uğramış.İki ay önce Başbakan’ın Meclis’teki odasında iki dinleme cihazı ortaya çıkmış, ardından makam aracı ile bir korumasında bulunan böceklerin polis bilişim uzmanlarınca incelemeye alındığı belirtilmişti.Son TV mülâkatında Başbakan, düne kadar söylenti düzeyinde kalan böcek iddiasına resmi bir gerçeklik kazandırdı.“Böcekleri kim koydu?” sorusu polis ve yargıdan bir cevap alamadı ama fark etmez; Başbakan noktayı koydu:“Derin devlet meselesi dedik ya!”Derin devlet kimdir ve nerede oturur?Silivri mahkemesinin dört yıldır bulamadığı derin devleti işbaşındaki iktidar mı deşifre edecek?Bu efsane bitsin artıkBülent Arınç’a suikast yaygarası ile silâhlı kuvvetlerin en mahrem bilgilerinin saklandığı kozmik odalar günlerce hallaç pamuğu gibi atılmış, paspas gibi çiğnenmiştir.Başbakan var olduğunu söylediği derin devletin artık delilleriyle ortaya konulmasını sağlamalı ya da “Biz derin devlet hayali görmüşüz. Korkuttuğumuz vatandaşlardan özür diliyoruz” deyip bu “efsane”yi alet edevat çantasından çıkarıp atmalıdır.AKP siyasi ve ekonomik alanda olsun hizmet üretme ölçeğinde olsun dışarıdan sürekli övgü alan, içeride de (Konsensus araştırmasına göre) son seçimdeki oy yüzdesini koruyacağı görülen bir iktidardır.Mazlum-mağdur sömürüsü yapmak yakışmıyor.Düşünen insanlar gerçek sorunları tartışmaktan alıkonmamalıdır korkutulmamalıdır.Başbakan’ın gündemiTV mülâkatında Başbakan bu yanlışı övgüye lâyık bir taktik olarak sahiplenmiştir.Gündem belirlemek için tahrik ettiği “güçler ayrılığı ilkesi” ve Çamlıca’ya cami gibi polemikleri kasıtlı olarak çıkardığını itiraf etmiştir.Daha açık söyleyemezdi gerçeği:“Gündemi ben belirleyemezsem Başbakan olamam. Bu tür tartışmaların zamanlamasını ben belirliyorum. Bazen arkadaşlarımızın bile haberi olmuyor..”Kamuoyunu böcek ve derin devlet konuşmaya yönlendiren açıklama şimdi hâliyle herkes için şüphe sebebi olacaktır.En iyisi hükümetin yasa dışı dinlemeyi önleyecek yasal ve idari tedbirleri bir an önce alması ve “cambaza bak” devrini temelli kapatmasıdır.Başbakan, kendisinin bile dinlendiğini söyleyerek kamuoyunu korkutmuş olabilir. Ama 11 yıllık kıdeme sahip bir Başbakan olarak mağdur ve mazlum sıfatına asla lâyık görülemez.Balık yemi görür, iğneyi görmezmiş.Kamuoyu oluşturanlar Başbakan’ın her sözüne balık gibi atlamamalı!

Devamını Oku

Temcit pilavı

22 Aralık 2012

Duyduğum an “acaba tatili kessem mi?” düşüncesini uyandıran bir etki yaptı Başbakan’ın sözleri.Çünkü partinin ikinci adamlarınca yürütülen başkanlık propagandasını hafta içinde bizzat Başbakan üstlenmiştir.Erdoğan, başkanlık sistemini parlamenter düzeni kötüleyerek methetti.Bürokratik oligarşi ve yargının yollarını kestiğinden yakındı. Suçluyu da ilan etti:Kuvvetler ayrılığı ilkesi!..Kesintisiz 11’inci yılını süren, devlet kadrolarını yandaşlara teslim eden bir iktidara yakışır sözler midir bunlar?Hayır... Yık-yap’çı müteahhit gibi önce mevcut sistemi kötüleyerek gönlündeki aslana yer açıyor.Kurmaya çalıştığı düzenin ipuçları Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunulan öneride mevcuttur.Başbakan, isteği zaman Meclis’i feshetme ve ülkeyi kanun hükmünde kararnamelerle yönetme yetkisine sahip bir Başkan olmak istiyor.Böyle bir düzende demokrasi olmaz.Benzeri yoktur.Hangi danışmanından çıktıysa bu fikir sonrası için daha dikkatli olmalıdır.Başbakan’a alternatif gösterilmekten tedirgin olan Cumhurbaşkanı Gül bile uzatılan mikrofona “Kuvvetler ayrılığı demokrasinin temelidir” demek zorunda kalmıştır.Meclis’teki çoğunluğunu dileği gibi kullanıyor, yargıya açıkça talimat veriyor kamuoyu önünde yargıya talimat verdiğini açıkça söyleyebiliyor; daha ne istiyor?Sihirli anahtar, vekillerin parti başkanı tarafından belirlenmesine son vermektir.Kaçınılmaz çarpılmayı, dar bölgede iki turlu seçimle belirlenen milletvekillerinin oluşturacağı bir Meclis önler.Kıblesi şaşmış, yani halk yerine lider tarafından seçilmiş milletvekilleri ile varılacak yer sadece emir kulu bir yargı ve güçsüz bir Meclis temelinde “sandıklı padişahlık“ olur. Yazık olur.Adı Başkanlık olan şu temcit pilavını ortadan kaldıralım artık!Çelişkili bir durumSon TV mülakatında Başbakan Ergenekon davasında yaşanan hukuksuzlukları eleştirmekten sakındı.“O tuzağa düşmem” dedi.Haklı; yargıyı yönlendirmek suç olur.Ama ODTÜ’ye gidişini protesto eden öğrencilerle hocaları için bir günde nasıl hüküm verdi?Başbakan’a verien bilgiye göre öğrenciler arasına sızma vardı. Muhalefetin de “orada bağlantıları var”dı.Hocalar öğrencileri sakinleştirmek için aralarına girmişti. Ama Başbakan bu savunmayı makbul saymıyor ve “Bize böyle hocalar lazım değil” diyordu.Dört yıldır süren Ergenekon davası için konuşmayan Başbakan’ın ODTÜ’deki gösteri için bir gecede “iddianame” yazması çelişki değil mi?Güvenlik politikası yanlıştır.Polis karşısındaki kitleyi gazla, copla terbiye edilecek bir düşman gibi değil tehlikeye karşı korumak için çalışmalıdır.İktidar barut, gençlik ateştir.Ateşle barut yan yana gelmemeli!

Devamını Oku

Baba nasihati

14 Aralık 2012

Siyaset yaratılan farklar üzerinden rakiplere üstünlük kurarak iktidara yürüme sanatıdır.Tabii ki iktidar gücü kaynağını siyasi partilerin farklarında arayıp bulacaktır. Ama bunun bir sınırı olmalı, değil mi?Türkiye’de bütün dinamikler toplumdaki kutuplaşmayı artırmak yönünde tam gaz çalışıyor.Rekabet yıkıcı hâle geliyor.Kutuplaşma nefret üreten bir bataklığa çeviriyor toplumu.Yakın tarihimiz bölünmenin sebep olduğu facialarla dolu ama siyasal liderlerimiz ve sivil toplum önderleri ibret almış görünmüyorlar.ANAP dönemi bakanlarından Işın Çelebi’nin “Türkiye’nin Dönüşüm Yılları” adını verdiği etkileyici kitabını okuyorum. Yönetme sorumluluğuna talip gençlere özellikle öneriyorum kitabı.Işın Çelebi’nin eski Cumhurbaşkanı Demirel ile kitap üzerine yaptığı mülâkat hayati bir önceliği vurguluyor.Tarihi bir uyarı niteliği taşıyor.Türkiye’de tehlikeli kırılmalar ve yaygın kırgınlıklar oluştuğunu belirten Demirel şu çağrıyı yapıyor:“Geçmiş defterleri kapatmak gerek.Herkesin birbirini affetmesi gerek.Ülkenin bir sevgi seline ihtiyacı var.Bu, siyasetin işidir.Ülkenin geleceğini yapalım!”Barzani’nin petrolü kaça?Saddam’ı indiren savaşın başında Türkiye’nin korkulu rüyası, parçalanmış bir Irak görmekti.Orada bir Kürt devletinin doğmasıyla yaşanacak başlangıcın varacağı sonu kimse kendine bile itiraf edemiyordu.Çünkü Irak’ta gerçekleşecek bir nüve devlet Büyük Kürdistan yolunu açma umuduna doping olacaktı.Ankara bugün o saksının çiçeğini sulamıyor mu?Financial Times gazetesi “Türkiye ve Irak Kürtleri arasındaki petrol anlaşması yakın” haberini verdi.Böyle bir anlaşma, fiilen oluşmuş Kürt devletinin ekonomik ve siyasi bağımsızlığını Türkiye’nin desteklemesi anlamına gelecektir.Bağdat rejimi Barzani’nin üstüne yürürse, kurduğumuz enerji işbirliği, bizi Güney’de ikinci bir savaş tehdidi ile karşı karşıya bırakacaktır.Irak’ın bölünmesi Türkiye’nin istikrarına da zarar vermez mi?Suriye’nin PKK’sı ile Esad’ı indirmeye çalışan muhalifler koalisyonu arasında varıldığı bildirilen anlaşmaya bakarak bu sorunun cevabı çıkarılabilir.Muhalifler, Kürt kimliği ve Kürtçe eğitim için söz vermişler. PYD lideri “demokratik özerklikte anlaşacağız” diyor.Olan biteni tahlil edemeyenler bari Amerikan Ulusal İstihbarat Ofisi’ne kulak vermeli. Bu kuruluş “Kürdistan’ın yükselişi Türkiye’nin bütünlüğüne darbe olur, sınırlar yeniden çizilir” öngörüsü içeren bir rapor yayınladı.Kuzey Irak petrolü ile doğal gazının maliyetini iyi hesap etmek lâzım!Rahat bırakın artık“Özal zehirden ölmedi” raporu aileyi tatmin etmedi.Rahmetlinin oğlu Ahmet Özal yine ekranlarda şüpheler sıralıyor.Ünlü Karadeniz fıkrasıdır hani:Bir mezar taşında “furdi, furuldi” yazıyormuş.Bu birini vurarak öldürdü, kendisi de vurularak öldü anlamına geliyor.Başka bir taşta “furdi, furdi, furuldi” okunuyor. O da iki kişiyi vurduktan sonra kendisinin de vurulduğunu anlatıyor.En kenarda bir mezarın taşı:“Eceliyle öldi zavallı.”Ahmet Özal’ın sorunu, babasına eceliyle ölümü yakıştıramamak galiba!

Devamını Oku

Adalet feryatları

13 Aralık 2012

Ergenekon davasının dünkü duruşması, adaletin devlet için taşıdığı değeri bilenlere elem verici bir tecrübe oldu!Bir mahkeme düşünün ki sanıkları avukatları, izleyicileri “adalet istiyoruz” diye bağırsın, özel giysili güvenlik güçleri düzeni sağlayacağız diye önlerine gelene biber gazı ve basınçlı su sıksın...Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ CHP milletvekilleri Prof. Haberal ve yazar Balbay’ın da aralarında bulunduğu 66’sı tutuklu 275 sanığın yargılandığı mahkemede dün savcının esas hakkındaki mütâlaasını açıklaması bekleniyordu.Savcı verdiği bir demeçte, o aşamaya bir yıllık çalışma sonunda ulaşılacağı tahmininde bulunmuşken bir ay içinde varılınca, davayı ve mahkemeyi karartan şüpheler yoğunlaşmış, duruşma bu şüphelerin tahrik ettiği gerginlik ortamında başlamıştır.Ergenekon’a bir siyasi dava olarak bakılıyor. Öyle bir dava ki, geçmişin tüm kirli eylemlerini, ilişkilerini içine atabileceğiniz bir çuval...Böyle dava, böyle mahkeme olur mu?Buradan adalet çıkar mı?İktidar özel yetkili mahkemelerin varlığına son verdi. Şart şu:Bu mahkemeler ellerindeki davaları sonuçlandırana kadar yaşayacaklar.Eğer bu mahkemeler kapatılmak zorundaysa, yargıladığınız insanların günahı ne?Kötü niyet varsa bu mahkeme bitmez. Her defa yeni bir suçlamaya bağlı yeni bir iddianame getirilir, uzar gider.Nitekim dün filmi kopartan sebep benzer bir durumdu.Mahkeme Başkanı Ergenekon ile birleştirilen bir davanın iddianamesini okutmaya kalkınca ortalık karışmış, utanç verici sahneler yaşanmıştır.Ergenekon ciddi bir iddia.Ama yargılamanın adil bir mahkemede yapıldığına dair inanç kamu vicdanında oluşmamıştır.Siyaset görevini yapmalı, adaleti aramalıdır.“Böyle mahkeme olmaz” diye özel yetkili mahkemelere son veren Millet Meclisi, o mahkemelere terk ettiği vatandaşlarına karşı borçludur, sorumludur.Haksızlığa ve hukuksuzluğa tepkinin yansıması olan dünkü görüntüler, devletin beka sorunu ile yüzleşeceği bir kıyamet gününe doğru şuursuzca koştuğumuzu gösteriyor.İntikama alet edilmiş mahkemelerden herkes korkmalıdır!Gol olana kadar...Adalet için ayağa kalkanlar hızla ve devamlı olarak artıyor.Mısır Çarşısı davasında üç kez beraat etmesine rağmen müebbet hapis istemiyle yeniden yargılanmaya başlayan sosyolog Pınar Selek dünkü duruşmaya katılmadı.Türkiye’ye gelmeye korkuyor çünkü.Korkmakta da hakkı var.Çünkü kendisini masa başında yenilmeye mahkûm edilmiş bir takımın kalecisine benzetiyor olmalıdır.Pınar Selek’in penaltıyı kurtarması işe yaramıyor.Üç kere kurtardı, yine yaramadı işte.Belli ki hakem gol olana kadar atışı tekrarlatacak!

Devamını Oku

Çare özgürlük

12 Aralık 2012

Türkiye’nin demokrasi ve hukuk özürlü bir ülke olarak tanımlanmasına razı olmamalıyız.Böyle bir tablo, muhalefete bile memnuniyet vermemeli.Çünkü bu tespitler deyim yerindeyse ağır hastalık teşhisidir. Uluslararası kamuoyuna mal olduğu zaman zift lekesi gibi kolay kolay çıkmaz.Uzun bir süre uluslararası medya örgütleri Türkiye’de ağırlaşan özgürlük sorunları yaşandığını duyuruyordu.Düne kadar Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi’nden (CPJ) işittiğimiz uyarılara Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin (AKPM) sahip çıktığı gün nihayet gelip çatmıştır.AKPM’nin bir İsveçli üyesi tarafından hazırlanan taslak raporda “gözaltında gazeteci sayısının en çok” olduğu ülke Türkiye gösteriliyor.Bu durumun gazeteciler ve medyanın işlevi açısından doğurduğu sonuç aynı raporda “şok edici” diye tarif ediliyor.Ve AKP iktidarının ekonomik ve siyasal alanda Türkiye’ye kazandırdığı başarıyı eskilerin deyimi ile “yerle yeksan” ediyor!Demokrasiyi dikta rejimlerinden ayıran fark muhalefettir.Muhalif medyaya tahammülsüzlük rejimi zedelediği gibi iktidarı da eleştirinin düzelten etkilerine karşı sağır hâle getiriyor.AKP iktidarının ilk yıllarında belki zorlama da olsa mazeret bulunabilirdi. Medya muhalefet safında yoğunlaşıyordu. Ama artık büyük ölçüde dönüşmüş ve denge iktidar safında ağırlık oluşturmuştur.AKPM’deki taslak raporda reva görülen konum, Türkiye için züldür.Türkiye’yi kurtaracak olan çare, iktidara da onur kazandıracaktır.Evet, basın özgürlüğünün kötüye kullanıldığı zamanlar olabilir. Ama çare medyayı şoke etmek, felce sokmak değildir.Sorun otosansürdür; medyanın kendi kendini sansür etmesidir.Bu lekeyi kaldırmak için yeni bir yargı reformu göze almaya değer.Atatürk’ün vecize değerinde bir önermesi bulunuyor.Onu diktatör olarak göstermeye alışmış kişilerin hoşuna gitmeyecek ama sabah akşam “demokrasi” nutukları attıklarına göre şu vecizeyi çerçeveletip her daim görecekleri bir yere asmalarında büyük yarar vardır.Atatürk şöyle diyor:“Basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir!”Neden oy çokluğu?Özal’ın ölüm nedenini araştıran kurulun oy çokluğu ile şu karara vardığı bildiriliyor:“Zehirlenerek öldürüldüğüne dair yeterli delil bulunamamıştır.”Haber doğrulanırsa Özal’ın ölüm nedeni üstündeki şüpheler ortadan kalkmayacak tam aksine kör düğüm daha karmaşık ve kışkırtıcı bir hâle gelecektir.Zehirlenerek öldürüldüğüne dair yeterli delil bulunamadığı kararı neden oy çokluğuna dayanıyor?Bu karara katılmayanlar “Özal zehirlenmiş” mi diyor?Kamu kurumları halka güven vermeli.Adli Tıp vermiyor!

Devamını Oku