Yaşasın geliyor!

30 Kasım 2012

Meclis hayırlı bir işe el atıyor. Temiz siyaset hayallerimiz nihayet bir karşılık bulacak.Parlamentoların saygınlığı demokrasinin güvencesidir.O nedenle Batı demokrasileri, ahlâki davranışları ya gelenek oluşturarak veya yazılı kurallar koyarak siyasi sistemlerine temel yapıyorlar.Etik kurallar yalnız siyaseti değil, verdiği ilham sebebiyle toplum hayatının da geniş bir alanını olumlu etkiliyor.Yıllardır hayali kuruluyordu, nihayet Meclis Etik Kurulu’nun kendisi kuruluyor.VATAN Ankara Bürosu, 4 partinin katılımı ile oluşan “Etik Komisyonu”nun Etik Yasası hazırlığında son aşamaya yaklaştığını dün bildirdi.Buna Hakan Şükür Yasası da deniyor.Şükür’ün TV’lerdeki futbol yorumculuğu nedeniyle elde ettiği yüksek kazanç göze batmış, kıskançlık yaratmıştı.Yasa çıktığında Şükür bu işi bırakmak zorunda kalacak. Aynı şekilde gazetelere düzenli köşe yazan parlamenterler de sürdüremeyecekler bu işlerini.Doğru bir müdahale mi; tartışılmalıdır.Ama vekillerin mal bildirimlerinin düzenli alınması ve yıllara göre kıyaslanarak izlenmesi, şüpheli artışların sorgulanması, yerinde tedbirlerdir.Aynı şekilde parlamenterlerin kabul edebilecekleri hediyeler için bir değer üst sınırı getirilmesi de doğru tedbirdir.Ne var ki taslaktaki rakam, etik mantığına ters bir büyüklük taşıyor.Üst sınır olarak bir aylık milletvekili maaşını (12 bin TL) baz almak, hediyeden kazanç kapısı yaratmak olur. Çünkü Batı demokrasilerinin hemen hiçbirinde böyle yüksek rakamlar yok.Amerika’da siyasetçi ve bürokrat değeri 50 doları geçen hediyeleri kabul etmiyor.Etik davranmayan vekillere müeyyide olarak “uyarı” ve “teşhir” cezası bizce de şimdilik yeterli tedbirdir.Çünkü esas olarak etik kuralların hayat bulması, toplum vicdanının meseleleri sahiplenmesi ölçeğinde gerçekleşecektir.Yasa makul bir süre geçmişe doğru da işlemelidir. Çünkü mevcut mevzuat, aşırı değerli hediyeler kabul etmeye bugün de izin vermiyor.Cumhurbaşkanı Gül, Suudi Arabistan Kralı’nın kendisine eşi için çok değerli bir mücevher verip vermediği sorusunun aylardan beri sürekli olarak muhatabı durumundadır.Etik Yasası, bu meraklı hikâyeyi de “hayırlısı ile” sonlandıracak bir çare getirirse çok iyi bir başlangıç yapılmış olur.Camiler peş peşeÇamlıca’ya, Göztepe’ye, Taksim’e derken Büyükada’ya da bir cami yapılması kararlaştırıldı.Zaman Gazetesi “mevcut dört cami ve mescidin, özellikle yaz aylarında yaşanan Arap turist akınından dolayı ihtiyaca cevap vememesi üzerine” bu kararın alındığını yazıyor.Aynı konuksever ve saygıdeğer hassasiyetin çok daha yoğun gelen Rus, Alman, İngiliz turistler için de gösterilmesi beklenebilir mi?Hayır çünkü onlara yapılacak yatırımı oyla ödüllendirecek bir seçmen yok burada!

Devamını Oku

Gül’ün itirazı

29 Kasım 2012

Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan hemen her önemli tercihlerinde birbirlerine alternatif oluşturuyor.Bu durum halkın gönlünde ister istemez Cumhurbaşkanı seçimine birlikte katılacakları beklentisini yaratıyor.Gül’ün her ağzını açışı, Başbakan’ın otoriter kişiliğinden yansıyan elektriğe inat ılımlı görüş ve çözümler getiriyor. Tabii ki Abdullah Gül “Aday olma hakkımdan vazgeçmeyeceğim” demek için fark yaratmaya çalışmıyor.Ama ortaya koyduğu görüşler onu ikinci kez Cumhurbaşkanı seçilmek için aday olmaya yaklaştırıyor.Başkanlık sistemi için tüm gücünü kullanan Başbakan Erdoğan’a karşı parlamenter sistemin yararını savunan Gül’ün farkı yakın zaman önce dış basının bile dikkatini çekmişti.Gül’ün dünkü açıklamaları, iyi bir rekabetin içini dolduracak yeni yaklaşım farklarını sergilemiştir.Birleşen ve ayrılan yollarBir grup BDP’li vekilin dokunulmazlık zırhından soyunmaları için Başbakan’ın gösterdiği kararlılığı biliyoruz.Fezlekeler dün komisyona sevkedildi ve süreç başladı. Ve Gül süreçle ilgili olarak “çıkmaz sokak” benzetmesi yaptı.Bu farklılığı soran gazeteciler dün Başbakan’dan “Konuları saptırmayalım” ihtarı aldılar.Gerçekten de milletvekillerinin dokunulmazlık zırhını teröre destek amacıyla kullanmalarına izin verilemeyeceğinde ikisi birleşiyor.Fark şu ki Erdoğan, teröre desteği “silâhlanın” çağrısına götürenler varsa onları yargıya göndermenin halkın da Meclis’ten beklediği hareket olduğunu söylerken Abdullah Gül sanki “durun düşünelim” demeye getirmektedir.Gül 1994’te, Meclis’ten karga tulumba götürülüp hapse atılan DEP’lileri hatırlatarak şöyle diyor:“Geçmiş şeyler tekrarlanırsa onların da bizi bir yere götürmediğini gördük.”Son dakika golü MuhteşemBugün çare zannettiğimiz şeyin geçmişte çare getirmediğini hatırlatmakla kalmıyor Gül; bu tutumun “şu anda mevcut olan problemleri de kronik hâle getireceği” uyarısında bulunuyor.Ve Başbakan Erdoğan’ın sözlerinden çıkardığımız yol haritasını kesinlikle tavsiye etmiyor.“Kendimizi çıkmaz sokaklara itmememiz lâzım” diyor.Cumhurbaşkanı bu alanda somut bir öneri getirmemiştir ama karşıtlığını “BDP’li vekillerin dokunulmazlık zırhından yoksun bırakılmaları”nın tehlikeli olacağını öngörerek yeteri açıklıkla belirtmiştir.Siyaset rekabettir. Cumhurbaşkanı’nın son dakika golünü atlamamak lâzım.Başbakan Muhteşem Yüzyıl TV dizisini adeta kurşuna dizmişti.Gül, Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Ödülleri töreninde, tarih dizilerinin toplumda yarattığı ilginin “sevinilecek bir şey” olduğunu söyledi.Siyasetin tepesinde farklı fikirlerin var olduğunu görmek de sevinilecek bir şey...

Devamını Oku

Çelişmezse görelim

28 Kasım 2012

Özgürlük hayalleri ile ayaklanan Arap halklarına laiklik propagandası yapmak...Başbakan Erdoğan’ın Mısır halkına yaptığı çağrı, yaşamının en ilginç, hatta en beklenmedik çıkışlarından biridir.Ne demişti?“Ben laik değilim; Müslümanım. Ama laik bir devleti yönetiyorum. Laiklik ile Müslümanlık çelişmez!”Bu söz hükümet icraatında kendini doğruluyor mu?Eğitim son zamanlarda, dış sorunların tehlikeli bir tırmanma göstermesine rağmen siyasi eylemlerin yoğunlaştığı alan oldu.Dini eğitimi etkinleştirmeye ve baş örtüsü yasağını pratik bahaneler yoluyla aşmaya oldu bittiler yoluyla imkân sağlanmıştır.Üniversitede türban yasağı sessizce kalkarken 4+4+4 reformu imam hatiplerin orta kısımlarını açtırmış, son hamle türbanı “bazı dersler parantezinde” ortaokul ve liselere sokarken imam hatiplerde “tam gün” uygulama serbestisi getirilmiştir.Türk tipi laiklikİslâmcı kökten gelmiş bir Başbakan laik niteliğe sahip Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetmektedir.Bunda bir yanlışlık olmadığını ve olmayacağını düşünmek için Başbakan’ın “Laiklik ile Müslümanlık çelişmez” sözünü hatırlayıp onun ışığında yapılanları değerlendirmek gerekir.Ortaokul ve liselerde yeni dönem kız öğrenciler başlarını isterlerse sadece din derslerinde örtebileceklerdir.Ama din dersinde taktığı baş örtüsünü sonraki fizik veya matematik dersinde çıkarmaması için öğrenci baskıya hedef olacaksa, içeriden dışarıdan yönelecek olan baskılara karşı korunamayacaksa laiklik ile Müslümanlık çelişecek demektir.AKP çevrelerinde gelişen bir “Türk tipi laiklik” kavramı var.Rahmetli Erbakan’ın üstünde kafa yorduğu bu konu, Başbakan’ın Mısır’daki Müslüman Kardeşler’in kafasını karıştıran sözlerinden sonra yeniden tedavüle çıktı.Demokrat laiklikTürkiye’nin baştan beri Fransız modeli baskıcı laikliği benimsediğini ama artık Anglosakson modeli sekülerliği benimsemek ihtiyacında olduğunu savunanlar daha sık görülüyor.Bu tartışmada laiklik cumhuriyetçiyi sekülerlik demokratı çağrıştırıyor.Türk halkının laiklikle sorunu yok. Ama laikliğin liberal türü olan sekülerlik topluma beğendirilmek istenecekse tepeden inmeci uygulamalardan uzak durmak gerekiyor.Uygulamada devlet gücünün taraf tutmaması, ne sebeple ve hangi tarafa mensup olursa olsun kimsenin ezilmesine izin vermemesi gerekiyor.Baş örtüsü yasaktı. Yasak kalktı, ne olacak?Eğer başta laik veya seküler değerlere bağlı bir iktidar varsa, birinci şart olarak baş örtüsü serbestliği, başı açık gezme yasağına dönüşmeyecek.Toplumda hâlâ bu korku var.AKP önderleri on yıllık icraatları ile bu şüpheyi hak etmediklerini söylüyorlar ama günlük açıklamalarında dinden, imandan, camiden geçilmiyor...

Devamını Oku

Çare: Tutuksuz yargılansınlar

27 Kasım 2012

Devletin ve toplumun, terör örgütü ile işbirliği yapan milletvekillerinden kurtulmaya hakkı vardır.Kendisine yasaların verdiği bu görevi yerine getirmek Meclis için bir tercih değil mecburiyettir.Bunlar elbette doğru ama Meclis’te bekleyen 868 dokunulmazlık dosyasından sadece BDP’li vekillere ait olanları ayırmak ve onları zırhlarından soyundurarak mahkemeye göndermek doğru mu?Adalete uyuyor mu?Toplum vicdanında olumlu karşılık buluyor mu?Hayır çünkü BDP’li vekiller için hazırlanan fezlekelerin Meclis Başkanlığı’na gönderilmesi kararı “tek adam iradesi”nce verilmiştir.Başbakan önceki gün İspanya’ya giderken yalnız bu adımın haberini vermemiş, söz konusu vekillerin mahkemeye gönderileceklerini de açıklamıştır.Yani bundan sonra Meclis bir “siyasi ön mahkeme” işlevinde eksik kalan muameleyi tamamlayacaktır.AKP grubu bu mahkemenin talimatlandırılmış jürisi rolünü oynayacaktır.Peki BDP milletvekilleri mahkemeye gittikten sonra ne olacak?Başbakan dileriz ki yargıya o aşamada, alışkanlığını sürdürerek bir karar empoze etmeye kalkışmaz.Bu olayın yarattığı fırsat kullanılmalı ve dokunulmazlık rejimi adalete ve demokrasiye uygun hâle getirilmelidir.Mesela yargılanacak milletvekillerinin tutuksuz yargılanmasına imkân veren bir yasa sorunu çözebilir.Tabii nihai hedef sadece kürsü dokunulmazlığı ile yetinmek, özellikle terör ve yolsuzluk gibi suçlar için herhangi bir koruma sağlamamaktır.Terör suçu işlediği iddiasıyla fezlekesi Meclis’te ele alınan bir vekil, “İktidar milletvekillerine ait bir yığın yolsuzluk dosyası var; onları da konuşalım” diyememelidir.Dün bu dendi.Meclis çoğunluğu çok şeye kadir olsun, kabul.. Ama eşitsizliğin haksızlığın aleti durumuna düşmesin.Çoğunlukçuluğu kutsamak ve korumak yalnız adaletin değil, demokrasinin de katlidir!Tepeden inme...Okullarda tek tip kıyafet (forma) uygulamasına son veriliyor.Başbakan önümüzdeki ders yılında uygulamaya geçileceğini dün İspanya’da açıkladı.Hayırlı olsun diyelim ama şüphelidir. Çünkü alışıldığı gibi bu karar da gök taşı gibi düşmüştür.Bakanlık sözcüsü “sıkıntı vardı, çözdük” diyor ama bu konuda yoğun şikâyet duyan veya değişiklik üstünde uzmanların tartıştığını gören kimse var mı?Ben duymadım, görmedim.Karara toplumun katılmasını sağlayacak kanallar işletilmediği için “Ben yaptım oldu” türü bir değişim, daha doğrusu sonu tahmin edilemeyen bir tecrübe yaşanacaktır.Çünkü Dış Haberler Servisi’mizin araştırması, tek tip kıyafetin yararlarını feda edemeyen toplumların da var olduğunu gösteriyor.Yeni yönetmelikte şöyle bir yasak da dikkati çekiyor: “Öğrenciler okulun arması ve rozeti dışında nişan, arma, sembol, rozet takamayacak.”“Atatürk rozeti takmak yasak” demenin Arapçası olabilir mi bu?Dileriz değildir!

Devamını Oku

Kanuni’ye darbe!

26 Kasım 2012

Tayyip Erdoğan, hekim olsaydı “meşguliyet tedavisi” alanında muhteşem bir otorite olurdu.Her hafta gündeme ait olmayan bir-iki konuda tartışma açıyor ve halkın ciddi sorunlarla dertlenmesine imkân vermiyor.Son buluşu muhteşem!..Pazar günü Kütahya’da dış politika üstüne konuşurken birden “Muhteşem Yüzyıl” adlı TV dizisine sözü getirdi ve dizide Kanuni’nin yanlış tanıtıldığını öne sürerek şöyle devam etti:“Biz öyle bir Sultan Süleyman tanımadık. Onun ömrünün 30 yılı at sırtında geçti. Sarayda, o gördüğünüz dizideki gibi geçmedi.”Başbakandır; kafası takıldıysa düşündüğünü söyleyecek.Ama Erdoğan ya kendini kaptırdığı için veya halka iyi bir oyuncak olduğunu düşündüğü için olmalı, demokratik hukuk devleti adına skandal yaratacak tuhaflıkta şeyler söylemeye devam etti:“O dizilerin yönetmenlerini de o televizyonun sahiplerini de milletimizin huzurunda kınıyorum. Ve bu konuda ilgilileri uyarmamıza rağmen yargının da gerekli kararı vermesini bekliyorum.”Sanatın ve sanatçının özgürlüğü bu iki cümlelik eleştiride iki ölümcül darbe yemiştir.1. Televizyon sahiplerine nasıl davranacakları talimatı verilmiş;2. Bildiklerini okumakta inat edenler olursa onlar da yargıya havale edilmiştir.İşin şaşırtıcı yanı Başbakan’ın bu çıkışı, Avrupa Yargıçlar Birliği’nin Türkiye’de görülen güçler ayrılığı ilkesi sapmalarına yönelik zehir zemberek eleştirilerin medyada yayınlandığı güne denk gelmiştir.“Muhteşem Yüzyıl” dizisini şimdi 21’inci Yüzyıl Türkiyesi’nde Viyana bozgununa benzer bir son mu bekliyor?Başbakan’ın elinden bir şey kurtulmuyor. Katli vacip ise kanalın sahibine, olmazsa yargıya hallettiriyor.Yargıya müdahale anayasal bir suçtur.Başbakan’ın gücünü her vesile ile ispatlama tutkusu hiçbir engel tanımıyor.Ölmeye hazır değildiDeniyor ki, Özal’ın sistematik olarak zehirlenerek direnci zayıflatıldı, sonra güçlü bir zehir olan DDT verilerek öldürüldü!Yaşananlar böyle bir şüpheyi doğruluyor mu?Tersine yalanlıyor.Dün eski Cumhurbaşkanı Demirel suikast iddialarına katılmadığını söyledi. Buna rağmen gerçek 19 sene sonra da ortaya çıkarılsa geç olmayacağını savundu.Asıl dikkate alınması gereken nokta şu:Doktorunun “mutlaka yatması” ısrarını dinlemeyip çok yorucu bir mesai dönemine giren Turgut Özal, kendisine refakat edenleri şaşırtacak kadar enerji taşıyordu.Yavaş yavaş zehirlenen biri, o yorgunluğa dayanamazdı.Halbuki yürüme bandına çıkacak kadar iyi hissetmiştir kendini.Ve en önemli nokta:Ölmese, iki-üç gün içinde İstanbul’a geçerek yeni bir parti kuracağını, siyasete sil baştan başlayacağını açıklayacaktı.Ölmeye hazır duruma getirilmiş biri yapar mı bunu?

Devamını Oku

Teğmen Çelebi

24 Kasım 2012

Devlet denen aygıt, tertemiz gencecik bir teğmeni hangi düşünce ile kirletmek ister?Hayatını niçin karartmaya kalkar?Ergenekon’dan tutuklandığı zaman telefonuna adli emanette kendisinin Hizbut Tahrir’le irtibatlı olduğunu gösteren bir rehber yüklenen Teğmen Mehmet Ali Çelebi eğer aradığı adalete kavuşursa, bu soruların cevabını belki öğreniriz.Olayı Meclis’e taşımaya hazırlanan CHP Milletvekili Süheyl Batum komplocuların ortaya çıkarılmasını isteyen Teğmen Çelebi ile ilgili dosyanın savcı savcı gezdiğini belirtiyor.Genç teğmenin 3 yıl tutuklu kalmasına sebep olan komplo soruşturması TÜBİTAK’ın binbir nazla verdiği rapora rağmen yedinci savcıda da sahip bulamamış, sekizinci savcıyı bekleme noktasına gelmiştir.Teğmen Çelebi, ümidini halâ kaybetmemiştir.Ama böyle bir haksızlığı kimler, neden nasıl yapabilir ve nasıl korunabilirler; bunlara bir açıklama getirememektedir.Aranan cevaplar Avrupa Yargıçlar Birliği toplantısından geldi.Çürük raporu gibiSonuç bildirgesinde hükümetin HSYK’ya yargıyı temsil eden kişileri değil iktidarın görüşlerini ifade eden kişileri dahil ettiğinin görüldüğü belirtilmiştir.Sayılan günahlar Türk yargısına verilmiş bir “çürük raporu“ hükmündedir adetâ:1. Kuvvetler ayrılığı tehlikededir;2. Savcılar gizli soruşturmaları hükümet üyeleriyle paylaşmaktadır;3. Adalet Bakanı gerekli gördüğü zaman savcılardan bilgi istemektedir;4. Bazı soruşturmalara HSYK üyeleri müdahil olmaktadır.BDP’li vekillerin dokunulmazlıkları ile ilgili tartışmalar sırasında Başbakan Erdoğan’ın “Biz yargıya neyin gerekli olduğunu söyledik. Yargı da gereğini yapacaktır” sözleri, Avrupa Yargıçlar Birliği’nin resmi kayıtlarına girmiş.Birlik “bağımsız yargının rolü ve hukuk devleti konusunda hükümet temsilcilerinin temel bir algı hatası taşıdıklarını” tesbit ve “ihtar” etmektedir.“Bağımsız yargı Anayasa ve hukuka dayanır, diğer erklerin (Başbakan) emir ve direktiflerine değil” demektedir. Adaletsizlik dayanılmaz bir kötülüktür.Farkedilmesi acaba işe yarar mı?Reform mu, intikam mı?AKP kurmayları “valilerin seçimle gelmesi” konusunda yürütülen bir çalışma olmadığını açıkladılar VATAN’a.Peki Başbakan’a ilham nereden geldi ?Sorumlusu eski vali Erol Çakır’mış.Erol Çakır, Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanı olduğu dönemin üç ayı içinde hayatı Erdoğan’a zından etmiş.Bunun faturasını şimdi sisteme çıkarmak, intikamını soykırım toptancılığı ile almak doğru mu?“Halkın Belediye Başkanı” ile “Devletin Valisi” tarafından oluşturulan denge değerli bir tecrübe ve güvencedir.Reformcu görünmek uğruna hemen kurban edilmesin!

Devamını Oku

Bu rol olmadı!

23 Kasım 2012

Erdoğan’ın tek adam yetkilerini kullanarak dış politikada elde ettiği sonuçlar bir ölçü müdür?Kılıçdaroğlu’na göre “Evet ölçüdür”..Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’yi getirdiği nokta, parlamenter rejimden vazgeçmemek için değerli bir derstir!CHP lideri dün şu açıklamayı yaptı:“Ülkenin nereye geldiğini görüyoruz. Bataklığa sürüklenen bir Türkiye var. Barış içinde yaşıyorduk, bütün komşularımızla şimdi savaşın eşiğine geldik.”Kılıçdaroğlu, dış politikamızı başka ülkelerin çıkarı üzerine inşa ettiğimizi savunuyor.Dış meselelerde inada yer yoktur.Filistin-İsrail ateşkesinden sonra yapılan hesaplar Türkiye’yi kazananlar arasına koymuyor.Koca bölgede Suriye’ye bizden daha fazla düşmanlık gösteren ülke yok.Biz neyin, kimin fedaisi olduk?Bu durum karşısında “Yüzümüz Batı’ya dönüktü, Orta Doğu’nun bataklığına döndük” diyen Kılıçdaroğlu’na “haksızsın” denilebilir mi?AKP hükümeti, siyasal ve ekonomik başarılarından elde ettiği gücü maalesef iyiye kullanamamıştır.Keşke mümkün olabilse ve bir mola alsa da hatalarıyla yüzleşip yeni bir oyun planı kurarak yeni bir başlangıç yapabilse.Dün Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov sınırımıza konulacak olan Patriot füzelerinin provokasyon sebebi olabileceğini öne sürdü, daha iyisinin Ankara ile Şam arasında doğrudan diyalog kurulması olacağını savundu.Lavrov bunun için çalışmaya hazır olduklarını söyledi.Arabulucu yardımına muhtaç hâle düşmemek için hükümet acele bir mola vermeli, Meclis’te yeni bir oyun planı belirleyip “barış yapıcı” kimliği ile sahaya dönmenin çaresine bakmalıdır.Başkanlık sistemi tartışmaları tavsadı diye “seçilmiş vali” tartışması açarak gündemi bulandırmak, dışarıda büyüyen tehlikeyi başımızdan uzaklaştırmaz.Vahamet kazanan dış sorunları “cambaza bak” hilesi ile halkın dikkatinden kaçırmak büyük vebaldir!Adalet isteme hakkıDokunulmazlık denilince akla “koruma” önlemi geliyor.Ama birçok örnek, iftira çamurunun hedef seçilen kişide sabitlenmesine yaradığını gösteriyor.Son örnek CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce’dir.Kendisi cinsel taciz suçlamasına hedef olmuştur. Bu konuyla ilgili fezleke dokunulmazlığı olduğu için bekliyor.Aklanabilir mi? Meclis çoğunluğu İnce’nin yargılanma isteğini kabul ederse böyle bir şansı vardır.Peki ama AKP çoğunluğu bu fırsatı ona tanımazsa ne olacak?Milletvekili kaldığı müddetçe o çamurla yaşayacak...İnce, dokunulmazlığının kaldırılması için Meclis Başkanlığı’na ve ilgili komisyona dün başvuruda bulundu.Bakalım dokunulmazlıklar vekillerin kişiliğini ve namusunu mu, yoksa iftiracıların şantaj yapma haklarını mı koruyacak?

Devamını Oku

Tarafsız rejim: İki tarafa ölüm

22 Kasım 2012

TESEV’in tuttuğu ayna halkın çağdaş hedefler ve doğru çözümler peşinde olduğunu gösteriyor.Araştırmadan çıkan temel talep demokrasi, hukukun üstünlüğü ve bunların sigortası olan güçler ayrılığı ilkesine dayanan bir devlet düzenidir.“Size göre ülke yönetiminde en büyük yetki ve güç kimde olmalı?”Araştırmaya katılanların yüzde 56,2’si tercihini Meclis’ten yana kullanmış, yüzde 20,5 “Başbakan ve Hükümet” demiş, yüzde 23,3 ise Devlet Başkanı’nı adres göstermiştir.Bu çalışmanın analizinde “başkan” ve “başbakan” cevapları düşük gelir gruplarında yüzde 30’lara vururken en yüksek gelir grubunda “başkan” cevabı ancak yüzde 16, “başbakan” cevabı yüzde 7 oranında destek buluyor.Bu grupta Meclis’i en yetkili kurum görmek isteyenler yüzde 77’ye dayanıyor.Meclis sığınak gibiBu tablo halkın parlamenter sistemi benimsediğini gösteriyor.Kamuoyu araştırmalarında itibarı diplerde gezinen Meclis bu araştırmada prestij elde etmiş bir duruma yükseliyor. Acaba neden?Çünkü halk Meclis’i sığınak görüyor.Kuvvetler ayrılığı ilkesinin en çok yasama organı zararına çiğnendiğini fark etmiştir ve bundan tedirgindir.Şu aşamadaki açık gerçek; Türk halkını başkanlık sistemini kabule ikna etmek imkânsız derecesinde zor olacaktır.Ama Başbakan’ın şansını sonuna kadar kullanacağı da ortada.Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Cem Toker dün yine “Başkanlık sistemi değil diktatörlük getiriyorlar” diye bağırdı. Az oy aldıkları için söylediklerinin gözardı edilmemesini istedi.Toker’e göre “AKP’nin Şark kurnazları başkanlık sistemi diye tek adama diktatörlük yetkileri veren bir sistemi dayatıyorlar.”Diktatörün adaletiBaşkanlık kolay kolay gelemez.Bir kaza doğarsa, sistemin şartı olan kurumsal ve hukuksal alt yapı kurulmayacağı için rejim “melez” olacaktır.Başkanlık sistemini isteyenler Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın yetkilerini tek elde toplama hayali kuranlardır.Yasama ile yargıya bir arada hükmeden bir başkan diktatördür.Onun tepeden darbe ile inmiş veya seçilmiş olması fazla bir şey değiştirmiyor.12 Eylül darbesi lideri Evren’in şu sözü zorla veya oyla gelmiş tüm diktatörlüklere yakışan tipik bir savunmadır:“Bir sağdan bir soldan astık sözüyle taraf tutmadığımızı, aksine bitaraf olduğumuzu anlatmak istedim!..”Şimdi bu savunmaya “adaletini seveyim” demez misiniz?Şartları eksiksiz yerine getirilmemiş bir başkanlık rejimi demokratik bir idare olamaz.Sadece diktatör yaratır.Seçim yapmak bu gerçeği değiştirmez.Evren’i Cumhurbaşkanı yapan referandumdan yüzde 90’dan fazla EVET çıkmadı mı?

Devamını Oku