Üç hâkim

12 Aralık 2012

Mektubun altında üç imza görünüyor. Üç hâkim albayın imzaları.Hâkim Kd. Albay Bülent Günçal, Hâkim Kd. Albay Ahmet Erdem, Hâkim Albay Onur Uluocak...Önümdeki belge, mahkeme kararı değil, zehir gibi bir sitem.Daha doğrusu Balyoz davasında “16’şar yıl hapis cezası almış tutuklu terörist (!) hâkim albaylar”ın kendilerini mahkûm eden özel yetkili mahkemenin savcı ve hâkimlerine dönük eleştirisi.“Genelkurmay Başkanının terörist sanık, terörist başlarının muteber gizli tanık olduğu, kendilerini hukukun üzerinde görenlerin devlet içinde devlet haline geldikleri” bir acıklı tablo ile başlayan mektup, Balyoz’daki ağır hukuk ihlâllerinin sayılıp dökülmesi ile devam ediyor.İşte o günahlardan bir özet:“Tek soru sorulmadan,Aleyhe bir delil bulunmadan,Bilirkişi incelemesi yaptırılmadan,Delilleri tartışılmadan,Avukatları konuşturulmadan,O seminere dahi katılmadan, bizleri sahte dijital yazılarla ve uydurma senaryolarla bir günde terörist ilân edip tutuklayan” mahkeme heyeti hedef alınıyor ve bir kıyasa gidiliyor:“Yargılama görüntüsü altında hukuku katleden ve bunların hesabını başlarını yastığa koyduklarında vicdanlarına, gelecekte de çocuklarına veremeyecek olan meslektaşlarımız gibi, o kürsüde olmak yerine iftiralarla suçsuz yere zindanlarda çürütülen silâh arkadaşlarımızın yanında bulunmaktan gurur duyarız!”Mektup, bir ibret belgesidir.Adaletin kompleksi olmaz, geri dönüşü her zaman vardır.Bu dava, TSK’ya yönelik bir tasfiye hareketi gerçekleştirmek uğruna göze alınan hukuksuzluk olarak tarihe geçmemelidir.Yaşamları adalet dağıtmaya adanmış olan herkes, adaleti ayağa kaldırmak için üç hâkimin narasına kulak vermelidir.Adil bir mahkeme herkesin hakkı!Küçük bir mucize lâzım...Siyaset tecrübesini konuşturduğu zaman şu gerçeği söylüyor:İstanbul alınmadan Türkiye alınamaz. İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kazanamaz.Yerel seçimler gelirken AKP İstanbul’u “çantada keklik” görüyor.Eğer bir şey yapılmazsa gerçekten de öyledir; kekliktir seçim.Peki muhalefet partilerinin açabilecekleri bir şans kapısı yok mu?Herkes kaderine razı olup bekleyecek mi?Siyaset yaratıcılıktır. Küçük sayıları toplaya toplaya büyük oynama gücünü kazanmayı başarmaktır.Bunun yolunu dün bir yazar ve iyi bir kamuoyu araştırmacısı olan Tarhan Erdem gösterdi.Normal şartlarda İstanbul Belediye Başkanlığı’nı açık ara ile AKP adayının kazanacağını hatırlattıktan sonra Topbaş’a seçimi kaybettirecek, yani muhalefete zafer kazandıracak tek alternatifi ortaya koydu:“Eğer CHP ve BDP tek aday üzerinde uzlaşırsa şansları olabilir.”Buradaki anahtar kelime “uzlaşırsa”...Çünkü uzlaşmak, Fatih’in kalyonları Haliç’e aşırmasından daha küçük bir mucize değildir!

Devamını Oku

Yargıç kefil olsun

10 Aralık 2012

Türkiye’nin muhtaç olduğu rejim hukukun üstünlüğüne dayanan demokrasidir.Yani güçler ayrılığı ilkesinden beslenen bağımsız bir yargımız olsa, başkanlık olmuş parlamenter sistem olmuş fark etmezdi.Şimdi fark ediyor. Çünkü bizde yargının iktidar vesayetinde olması kötü bir kader gibi hiç değişmiyor.O nedenle seçeceğimiz yönetim biçimi her durumda “melez” olacaktır.Melez başkanlık veya melez parlamenter sistemlerden hangisi demokrasi ihlâlleri bakımından daha az özürlü olur; ona bakmak zorundayız!Acınası gerçeğimiz şudur:Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde en çok ihlâl yapan ve en yüksek tazminat ödemeye mahkûm olan ülke Türkiye..Balyoz davasında 16 yıl hapse çarptırılan bir kurmaydan mektup aldım.Balyoz’a konu olan seminerin yapıldığı 2003 yılında Hava Pilot Kurmay Yüzbaşı olan Kurşuncu’yu “Fenerbahçe Stadyumu’nun havadan kontrolü” gibi işlenemez bir suç ile yargılamışlar.Uçan gardiyan“Düşük rütbeli subayların sayısı 150 kadar; en az 40 harp akademisi öğrencisi ceza aldı” diye yazıyor.O tarihte akademinin öğrenci subayı olan Kurşuncu’nun, birçok arkadaşı gibi seminerden haberi bile olmadı.Ama onu “Balyoz’un uçan gardiyanı” yaptılar. Kanıtlanmış sahtecilikler, çoğu ortaya çıkarılmamış gizli tanıklar yardımıyla...Annesi de bir mesaj iliştirmiş.“İnsanlar akşam sıcak evlerinde otururken oğlum Bosna, Kosova ve daha nice semalarda görev yapıyordu; en azından adil yargılanmayı hak ettiğini düşünüyorum” diyor.Balyoz’un büyük ölçüde iftira ürünü imzasız ve düzmece dijital verilere dayandığı konusunda gittikçe yaygınlaşan bir katılım mevcuttur.Ama yanlış yola girenler sanki pişmanlık gösterirlerse suç itirafında bulunmuş duruma düşeceklerinden korkuyorlar.Özel yetkili mahkemelerin varlığına “Böyle mahkeme olmaz” denilerek son verilmiştir.Yüzde beş yeterTutukluluğun ceza olarak çektirildiği yere tutukevi denmez, zindan denir.İktidarın, “kapattım” dediği mahkemeleri, ellerine teslim ettiği sanıkları mahkûm edene kadar açık tutmasında iyi niyet bulunabilir mi?Kararın adalete hizmet etme kaygısı ile alâkası olmadığı, daha açık anlatılabilir mi?Kurmay Yarbay Kurşuncu, kazananı olmayan bu trajediye aylarca dört duvar arasında düşüne düşüne çözüm aramış..Bulduğu çözümü şöyle formüle ediyor:“AİHM’in verdiği ihlâl kararlarından doğan tazminatın sadece yüzde beşini sorumlu yargıçlar ödesin. Yargımız kısa zamanda AB standartlarına gelecektir!”Yargıcın kefil olmadığı hükümden adalet doğmaz...“Adalet devletin temelidir” özdeyişine siyasetçiler saygı göstermiyorlar; bari yargıçlar göstersinler!

Devamını Oku

Etik sıfır hediye!

8 Aralık 2012

Zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış; ne kadar doğru.Siyasi Etik Yasası üzerine tartışmalar parlamenterlerin kabul edecekleri hediyenin değeri üstünde yoğunlaşıyor.Taslak olduğu gibi yasalaşırsa milletvekilleri yıllık 120 bin liraya kadar olan kira, faiz, tarımsal üretim ve menkul değer gelirleri ile 24 bin liraya kadar olan telif ücretlerini bildirimleri dışında tutabilecekler.Kayıt dışı gelir, halka ve kamu maliyesine karşı suçtur.Bir iktidarın sosyal adaletteki başarısı ayrıcalıklardan, bağışıklıklardan arınmış vergi mükelleflerinin sayısı ile ölçülmelidir.Maliye Bakanı Mehmet Şimşek bütçenin komisyondaki son günü “Nereden Buldun Yasası”nı yeniden getirmenin hayalini seslendirirken herhalde pek çok kimsenin tüylerini diken diken etmiştir.Ama bakan Şimşek AKP’nin kaldırdığı bu yasayı tekrar geri getirmenin mümkün olmayacağından emin olduğu için harlı sobaya dokunmuş gibi değinip geçmiştir.Etik Yasası’nın hardallı konusu olarak şu anda vekillerin kabul edecekleri hediyeler için değer sınırı karar bekliyor.Komisyon “Parlamenterler 12 bin liraya kadar olan hediyeleri kabul edebilsinler” demişti.Etik değil yitik bir ölçü oldu bu.Ve şükür ki kamuoyundan tepki gördü ve komisyon da tepkilerden etkilendi.Dün Meclis Başkanlığı’na sunulan taslakta, hediyenin değerine sınır koyan hükmün yanında “değişecek” notu okunuyordu.Eylül ayında görevini tamamlayan Kamu Etik Kurulu’nun başkanı Bilâl Eryılmaz “12 bin liralık hediye, yasayla öngörülmüş rüşvet olur” dedi.Dün duyduğum en doğru sözdü bu.“Bir rakam koymak lâzım; ne koyalım?”Devlet parlamentere hizmetinin maddi ve manevi karşılığını veriyor. Hediye alması için sebep yoktur.Azı da çoğu da rüşvettir. Çünkü veren söylemese bile ayrıcalık bekler.O nedenle rakam boşluğuna ne yazalım diye düşünmeyin.Sıfır yazın sıfır!Demokrasi talimiMısır halkı Firavun’dan kurtulduğuna sevinirken seçtiği Cumhurbaşkanı da Firavunluğa özendi.Biçare Mısır halkı “geç buldum, çabuk kaybettim” diyerek mola verdiği özgürlük kavgasını “sil baştan” yaşıyor.Mursi’nin yargı denetimi dışında aşırı yetkiler kullanmasına itiraz eden muhalif kitlelerin meydanları doldurması belirsiz bir maceranın alârm zillerini çalıyor.Mursi’nin orduyu göstericilerin üstüne göndereceği tehdidi beklenmedik bir gelişme yarattı.Ordu açıklama yayınladı ve tek çözüm yolu olarak diyalog önerdi.Bu ifade göstericilere karşı ordunun Mursi’den yana taraf rolü üstlenmeyeceği biçiminde yorumlanıyor.Mısır ordusu demokrasi talimi yapıyor.Asker için demokrasi nedir?Demokrasiden uzaklaşacağı belli olan bir seçilmişe göz göre göre itaat etmek mi?Değilse ne?

Devamını Oku

Telâşa gerek yok

7 Aralık 2012

Milletvekilleri için “terör örgütünün iradesini temsil ediyorlar” suçlaması sonuçta bir iddiadır.Eğer bir Başbakan tarafından ifade edilmişse önemi artar.Ama Tayyip Erdoğan gibi devletin üç erkine birden (yasama, yürütme, yargı) hükmeden bir Başbakan’sa suçlamayı yapan, o zaman durum vahamet derecesine yükselir.Son günlerde Başbakan’ın on BDP milletvekilinin işlerini bitirmeye karar verdiğini en sert ifadelerle anlatan sözleri ile yatıp kalkmaktan dengemiz bozuldu.Bu gerginliği boşuna çekiyor olabiliriz.Şu anda çözüme dönük görüşmeler bakımından iyimser olmayı hak ettiğimiz bir süreç yaşanıyor.BDP milletvekilleri yüksek performans gösteremiyor olabilirler ama demokratik bir güç olarak Meclis’te bulunmaları şanstır ve küçük hesaplara feda edilemez.BDP anahtar olmalıBu durumu Başbakan da görüyor olmalıdır. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu dün VATAN’a dikkate değer bir şey söyledi:“Başbakan gerçekten istese bir haftada 10 milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırırdı!”Bunu yapmadı çünkü, doğuracağı sonuçların çözüme yardım etmeyeceğini görmektedir.Son zamanlarda BDP’yi saf dışı bırakıp İmralı ve Kandil üstünden sonuca gitmeye taraftar olanların çoğaldığı fark ediliyor.Sezgin Tanrıkulu iktidarın BDP’ye çözümün aktörü gibi değil de bölgedeki rakibi olarak baktığını söylüyor.Buna rağmen dokunulmazlıkları kaldırma hamlesinin gerçekleşmesi ihtimalini gerçekçi bulmuyor.“Başbakan buna cesaret edemez” diyor.Neden?.. Birinci sebep sadece BDP milletvekillerini Meclis dışı bırakmanın doğuracağı tepkisel sonuçlar;İkincisi terör suçları yanında yolsuzluk dosyaları da indiğinde kontrolün elden kaçacağı endişesi...Tiyatrolar satılmadıBaşbakan’ın kendine özgü bir yönetme üslubu var.İki gündemi oluyor.Biri sahiden yapacağı işleri içeriyor.Öteki kamuoyunun dikkatini sıkıntılı sorunlardan alıp heyecanlı, tartışmalı bir mecraya çekme reçetesi;“Şuraya, şuraya cami yapılacak; Sultan Süleyman dizisi durdurulacak, BDP’lilerin dokunulmazlıkları kaldırılacak.”Hemen telâşa kapılmaya gerek yok.Dün masanın üstünde Şehir Tiyatroları’nın bir davetiyesini gördüm. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde yarın Çehov’un “Vişne Bahçesi” oyunu başlıyormuş.Hatırlar mısınız; nisan ve mayıs aylarını ne kadar endişe ve üzüntü içinde geçirmiştik?Başbakan, Şehir Tiyatroları’nı özele satacaklarını söylemişti ve özelleştirme demek, kapatılma demekti.Allah korudu, olmadı.Bakarsınız bir yıl sonra BDP’li vekilleri Meclis’te görmeye yine devam ederiz...

Devamını Oku

Ankara-Moskova

7 Aralık 2012

Suriye’de yirmi aydır süren iç savaş kilitlenmiş görünüyor.Esad tükenmeyi beklemek istemeyeceğine göre yakında kimyasal silâh kozuna başvurabileceğini söyleyenler acaba gerçeği öngörüyor olabilir mi?Batı medyası, istihbarat servislerini kaynak göstererek Suriye’de kimyasal silahların depolandığı tesislerde hareketlilik gözlendiği haberlerini daha sık vermeye başladı.Bu haberler sistematik olarak verildiği için savaş lobisinin Irak’ta oynadığı çirkin oyunu ikinci kez burada tekrarlayıp tekrarlamadığı akla geliyor hemen.Ama Esad’ın durumu Saddam’dan epeyce farklı.Batı medyası, dünyanın dördüncü büyük kimyasal silâh stokuna Suriye’nin sahip olduğunu, bu kitlesel ölüm makinesini Şam rejimine Sovyetler Birliği dağılmadan önce Moskova rejiminin verdiğini döne döne hatırlatıyor.Ama bu konuda iki muhataptan da inandırıcı bir yalanlama gelmiyor.Uluslararası medyanın dünkü haberleri, kimyasal silâhların depolandığı tesislerde uydulardan hareketlilik tespit edildiğini duyuruyordu.Durum Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor ve Rusya ile ilişkilerimiz bize önemli bir rol yüklüyor.Bu rol Moskova’yı tanık konumundan çıkarıp aktif bir taraf konumuna girmeye razı etme sorumluluğudur.“Vaktiyle siz verdiniz. Nerede depolandığını en iyi siz bilirsiniz. Kullanılmalarını önleme sorumluluğu da size aittir.”Ankara’nın elindeki bu koz Suriye’deki iç savaşın dünya barışına vereceği zararı önlemekte, hiç şüphe yok ki Patriot’lardan daha etkileyici olur!Başlamadan bittiMeclis’te yemin ederken iki muhalefet partisi grubunun protestosunu Kamu Başdenetçisi Ömeroğlu, hiçbir şey olmamış gibi seyretmemeliydi.Kürsüdeyken milletvekilleri sırtlarını döndüler ona.İstifasını o anda açıklamalıydı.Çünkü artık her şey olabilir ama asla Ombudsman olamaz.Ombudsman’ın tarafsız, bağımsız ve saygın biri olması gerekiyor.Parlamentonun yarısı onu iktidarın bir uzvu diye suçluyorsa görevi başlamadan bitmiş demektir.Çünkü koltuğu, düşman çatlatmak için oturulacak bir makam değildir.Ömeroğlu, geç bile olsa istifasını vermelidir.“Bu erdemi gösterdiğine göre acaba sandığımızdan daha yüksek kalitelere sahip biri miydi?” diye düşündürmesi soylu bir rövanş olur.Gelecek ombudsmanların da kalitesini tarif ve garanti eder!Temizliği yaşamakUluslararası Şeffaflık Örgütü’nün son raporunda Türkiye’nin yolsuzluk liginde “temize doğru” yedi basamak terfi ettiği görülüyor.Şimdi mesele, bu sevindirici haberi hayatın içinde yaşamak ve inanılır kılmaktır.Çünkü gazetelerde çıkan yolsuzluk haberlerinin yoğunluğu kriter olursa demokrasinin en kirli günahı olan sansür bir anda temizlik malzemesi olur.Dokunulmazlıklar meselesinde yolsuzluk dosyalarının terör suçları ile aynı işleme tabi tutulacağı vaadi yine de ümit veren bir gelişmedir.

Devamını Oku

Bu söz tutulsun!

5 Aralık 2012

Eskiler “efkâr-ı umumiye” derlerdi. Osmanlıcada “toplumun düşüncesi” deyimine karşılık geliyor.Bu sözün anlamı ve önemi mutlakiyet dönemlerinde bile saygı görmüştür.Rejimin demokrasi iddiasına rağmen kamuoyunun yeteri kadar dikkate alınmaması bugün sık şikâyet ettiğimiz bir sorun oluyor.Dün istisna yaşadığımız bir gün oldu.Başbakan “terör örgütünün iradesini temsil” etmeyi seçtikleri gerekçesiyle on BDP milletvekilinin yargılanarak ceza görmesini istiyor.Meclis’te yüzlerce (869) dokunulmazlık dosyası beklerken neden bir suç ve bir partinin üyeleri hedef seçilmiştir?Teröristlerle kucaklaşan vekilleri onaylamayanların vicdanı bile bu soruya tatmin edici bir cevap bulamamıştır.Teröre destek ceza görsün ama hırsızlık yolsuzluk yapanlar niçin korunsun?İtirazlar yabana atılamaz.Suçlamak ve yargılamak için nokta hedefi seçmek yalnız haksızlık değil, terör örgütüne sunulmuş bir tahrik bahanesidir.Kamu vicdanında oluşan rahatsızlığın Başbakan’ı doğru bir karara yönlendirdiği anlaşılıyor.Ankara büromuzun haberine göre Başbakan’ın talimatıyla yolsuzluk suçlarıyla ilgili dosyalar da dokunulmazlıkla ilgili çalışmaya dâhil edilmiştir.Dokuz hazırlık komisyonu iki ayda dosyaları inceleyecek, daha sonra karma komisyon dokunulmazlıkları kaldırılacak olan vekilleri belirleyecektir.“AKP’nin ezici sayısal üstünlüğü iktidarı zor duruma düşürecek bir kararın alınmasına izin vermez” diyebilirsiniz.Bu doğrudur ama dosyalar raftan indikten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.“Efkâr-ı umumiye” eğilimini belli etti:Halkın gözünde yolsuzluk suçları terörden daha az önemli değildir.Başbakan’ın talimatını kamuoyu bir taahhüt gibi algılayacak ve yerine getirilmesini bekleyecektir.Vaadini unutmak, dikkatleri ve hedefi saptırmak iktidara ağır bedel ödetecektir!Kötü bir başlangıçKamu denetçiliği yani Ombudsmanlık hak ve özgürlüklerimizi garanti eden güvencelere yeni bir destekti.Devletin, iktidarın mağdur ettiği yurttaşların sığınacağı kapı olacaktı.Fakat başındaki insanın görev yapabilmesi onun bağımsız, tarafsız, toplumda itibarlı, herkesten saygı gören bir şahsiyet olmasını gerektiriyor.İktidar çoğunluğu, Hrant Dink davasında “davalının kim olduğunu bile anlamadan karar veren” bir yargıcı kamu başdenetçiliğine seçti.Bakan Ertuğrul Günay dahi seçimin isabetli olmadığını kabul etti.Denetçiliklere yine Dink kararında imzası olan bir eski yargıçla iktidar partisi yöneticisi kişiler getirildi.AKP her seçimi siper savaşı mantığıyla yürütüyor. Bu yüzden güzel bir amaç, yeni bir kurum daha en başında ziyan ediliyor.Kamu denetçiliği kurumu, “hepsi benim olacak” ihtirasına kurban edilmemeliydi!

Devamını Oku

Pişmanlık kapısı

4 Aralık 2012

Birbirlerini günahları kadar sevmedikleri ortada ama hiç değilse terör denince birleşiyorlar.Dünkü gruplarından çıkan mesajlar BDP’li milletvekillerinin mahkemeye verileceklerini belli etti.Başbakan’ın kullandığı aşırıya kaçan ifadeler bunu açıkça gösteriyor.Erdoğan BDP’nin ve topun ağzındaki vekillerin “çözümün değil, terörün parçası” olmakta ısrar ettiklerini öne sürdü.Meclis’te halkın değil terör örgütünün iradesini temsil etmeyi seçtiklerini söyledi.PKK’nın dağa götürdüğü çocukları ölüm makinesine çevirdiğini BDP’nin de bu alçak döngönün değirmenine su taşıdığını terörü kutsadığını iddia etti.CHP lideri Kılıçdaroğlu da “Teröristle kucaklaşmayı kabul etmediklerini, doğru bulmadıklarını” belirterek CHP’nin dokunulmazlıkları kaldırmaktan yana oy kullanacağını işaretini verdi.Kılıçdaroğlu, partinin asıl tercihinin “kürsü dokunulmazlığı” dışında tüm dokunulmazlıkların kaldırılması olduğunu vurgulamayı ihmal etmedi.Başbakan’ın konuşması, özel yetkili savcı elinden çıkmış zehir zemberek bir iddianame gibiydi.Mahkemeye bile yol gösteriyordu..Buna rağmen Başbakan siyasetin “pişmanlık kapısı” bulunduğunu hatırlatan bir çağrı yaptı.Tehlikede olan vekillere “Eğer Meclis’te olacaklarsa önce terörü desteklemediklerini göstersinler. Terörü kınasınlar” önerisinde bulundu.Doğrudur; bir parti başkanı halka taraftarlarına “silâhlanın” diyemez.Diyen çıkarsa Meclis susmaz.Eğer BDP Başbakan’ın önerdiği pişmanlığı sergilemekten uzak durursa Türkiye 1994 ayıplarına yine de ikinci kez sahne olmamalıdır.Kürt kökenli vekillerin o tarihte tekme tokat Meclis’ten çıkarılışı, tekrarı yaşanmayan bir anı olarak kalsın.Ve eğer dokunulmazlıkları kalkarsa BDP’li vekillerin tutuksuz olarak yargılanmaları sağlanmalıdır.Yasa mı çıkarılır, yoksa sık başvurulan bir tedbir olarak mahkemeye talimat mı verilir; her nasılsa.Başbakan dün “Şartlar aynı değil” dedi ya... Ne kadar değişmiş; görelim!Daha beteri olur mu?Şam’da muhaliflerin havan saldırısı katliam yarattı. 29 öğrenci ile bir öğretmenin öldüğü bildiriliyor.“Muhalifleri kötü göstermek uğruna hükümet güçleri oynadı bu kanlı oyunu” diyenler olabilir.Fenası bu tahmin gerçek çıkabilir.Ama bilinmeli ki iki ihtimal de gerçeğe aynı uzaklıktadır.Kimse Esad’ı tutmuyor. Rusya bile mesafe koymaya mecbur kalıyor.Suriye üstüne yapılan politikaları zalim Esad’tan hemen kurtulma çabaları değil yerine gelecek olanın onu aratacağı ihtimali belirliyor. Bu ihtimal az değil.O nedenle Suriye’de taraf tutarken kontrol edemediğimiz güçlerin sorumluluğunu taşımamak gerekiyor.Aksi takdirde ölen çocuklar yanında kendimize de ağlarız!

Devamını Oku

Karşıtların uyumu

3 Aralık 2012

Patriot’ların daha mevzilerine girmeden etkisini gösterdiği söylenebilir.Aslında Türkiye ile Suriye arasında çıkacak bir çatışmada Türkiye’nin herhangi bir dış desteğe muhtaç olacağını kimse düşünemez.Hele iç savaşın bitkin düşürdüğü Suriye ordusu, bugünkü hâliyle “zavallı” diye tarif edilebilecek muhalif güçlerle bile baş etmekten aciz durumdadır.Patriot’lar, sonunun geldiğini görerek intihar yolunu seçen ve ölürken intikamdan başka şey düşünmeyen bir zalim diktatörü caydırma tedbiridir.Şimdi Esad, eğer kimyasal silâh kullanmaya kalkacak olursa, füzelerinin daha Suriye semalarını aşmadan havada imha edileceğini bilecektir.Bunu da fark ettiği anlaşılıyor.Kimyasal var mı, yok mu?ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Suriye kimyasal silâh kullanırsa anında müdahale edeceklerini açıkladı.Şam hemen “hiçbir şart altında kimyasal silâh kullanmayacağını” garanti eden bir açıklama ile cevap verdi.Açıklamadaki “eğer var olsaydı” kaydı kullanmama taahhüdüne inanmayanları gözetiyor olmalı.Esad yönetimi “istesek de kullanmayız çünkü yok” demek suretiyle en sağlam garantiyi sürüyor!Buna rağmen İngiliz ve Amerikan medyası dün istihbarat servislerinin, başka çare kalmadığını anladığı noktada Esad’ın kimyasal silâhlara başvurmaktan çekinmeyeceği uyarısı yaptığını yazdı.Şüphesiz bu kışkırtıcı iddianın müsebbibi Şam yönetimidir. Temmuz ayında Dışişleri sözcüsü “Dış müdahale olursa elimizdeki kimyasal silâhları kullanmaktan çekinmeyiz” demişti.Patriot’lar bir tehdit değil, saldırgana gözdağıdır.Türkiye doğru bir seçim yapmıştır.Putin’i etkileyen fikirlerRus medyası dün Rusya Devlet Başkanı Putin’in Patriot’lar için “Orta Doğu’nun sallantıda olan istikrarını daha da olumsuz etkileyecektir” diyeceğini yazıyordu.Putin bu bilinen itirazını İstanbul’da tekrarlamış, anlaşıldığı kadarı ile cevabını da almıştır. Dünden hazır olan o cevabı dünkü Guardian yazdı:“Savaşı durduracak yol Rusya’nın Şam yönetimine desteğini çekip Esad ve ailesini sürgüne gitmeye razı etmesi olacaktır.”Türkiye de Rusya da açık taraf hâline gelmiş durumdalar. Ama iki tarafın çıkarı karşıtların uyumunu sağlamak zorluğunu aşmalarını talep ediyor onlardan.Ankara Suriye’de savaşan tarafların daha uzun bir süre birbirlerine üstünlük kuramayacaklarını düşünüyor.Putin Dolmabahçe’de “yeni fikirler” işittiğini, bunlar üstünde çalışacaklarını söyledi.Bu açıklama bile iki tarafın Suriye’ye zaman tanıma konusunda buluştuklarını düşündürüyor.Barışı kurmak için vakit çok erken.Bütün zamanı Suriye’deki iç savaşın tüm bölgeye yayılmasını önlemek için kullanmak gerekiyor.İstanbul buluşması iyi bir kredidir!

Devamını Oku