AB ipi kopmasın!

12 Kasım 2012

Türkiye halkın yüzde 62’si on yıl önce idam cezasının kaldırılmasını destekliyordu.AB üyeliğinin önkoşulu olan Kopenhag kriterlerine uygunluk şartı buydu çünkü.İdamsız bir hukuk düzeni Türkiye’yi demokrasiye bağlayan iplerden biridir. Maalesef o ip de pek sağlam görünmüyor.Çünkü bugün bir anket yapılsa on yıl önceki bulguların tam tersi ile karşı karşıya kalacağımıza kimse şüphe etmemelidir.Peki idam ipini tekrar ortaya çıkarmak kime ne kazandıracak?Türkiye kaybedecektir.Çünkü böyle bir adım AB’ye adaylık sürecinin ağır ihlâli olacak ve üyelik macerası kötü bir şekilde son bulacaktır.Böyle bir ihtimal, iktidarı caydıracak yönde bir kamuoyu baskısı yaratabildi mi?Çok yazık ki hayır...Tersine artan terör eylemleri, idam cezasını geri isteyenlerin oranını yüzde 50’nin çok üstüne çıkarmış görünüyor.Değişimin lokomotifi bizzat Başbakan’dır.İdamın savaş ve terör suçlarını da kapsayacak biçimde tümden kaldırılması 2004 yılında AKP iktidarınca gerçekleştirildi.Şimdi AKP tarafından geri getirilmesi hazırlığı nasıl açıklanabilir?Elbette çok şeyi açıklayan “sihirli sebep”le...Yani seçim ve oy hesapları ile!Nitekim MHP “Başbakan’ın yüreği yetiyorsa idam cezasını kaldırmayı Meclis’e getirsin” diye meydan okudu.Çünkü MHP Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasında bu projeyi kullanacağını düşünerek yolunu kesmeye, onun bir seçim kozunu kırmaya çalışıyor.Tabii ki terör ve ceza tartışmalarının Cumhurbaşkanı seçimlerinde hâlâ siyasi sömürü ve oy aracı olarak varlığını sürdürmesini temenni etmeyiz.Ama şu andaki idam tartışmaları bizi ümitvar olmaktan alıkoyuyor!Kumar oynamayalımAçlık grevlerine BDP’li vekillerin katılmaları neyi ifade ediyor?Milletvekilleri içeride tehlike sınırına girmiş olan grevcilere “Amaç kamuoyunun dikkatini çekmekse, bu görevi vekilleriniz olarak sizden devralıyoruz” diye seslenebilirlerdi.Böyle bir çağrı yapılmadı.Ve BDP’li vekillerin eylemi, sadece “kendileri kuzu yiyorlar” tahrikine tepki görüntüsüne girdi.Greve katılan BDP milletvekilleri bir görüşe göre “dolmuşa binmiş”lerdir.Çünkü vekiller kuzu tahrikinden hemen sonra değil, hükümetin “ana dilde savunma hakkı” ile ilgili tasarının hemen birkaç gün içinde Meclis’e sevk edileceği haberleri duyulduktan sonra açlık grevine dâhil olmuşlardır.Bu durumu fark eden iktidar kanadı tasarı ile ilgili süreci yavaşlatmış, onları “ava giden avlanır” durumuna düşürmüştür.Siyaseti satranç gibi oynamak keyif verebilir insana.Ama ölüm riski artmıştır.Artık siyasi değil insanî davranmak gerekir!

Devamını Oku

Bu yol nereye?

10 Kasım 2012

Başkanlık sistemine taraftar bulma çabaları, hediye kravata uyacak elbise diktirmeye benziyor.Pahalı bir denemedir.Doğru yol, elbiseye kravat seçmektir. AKP’nin Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyesi Prof. Dr. Mustafa Şentop VATAN’a verdiği demeçte, senatosundan vazgeçilmiş Amerikan modeli başkanlık önerdiklerini kabul görmezse “partili cumhurbaşkanı”nı da kabul edebileceklerini söylüyor.İlk anda gerekçe ikna edici görünüyor:“Cumhurbaşkanının yetkileri çok ama sorumluluğu yok. Halk tarafından seçildiğini de eklediğimiz zaman bu yetkilerle, bu sorumsuzlukla cumhurbaşkanını sistemde nereye oturtabiliriz? Bu yüzden başkanlık veya partili cumhurbaşkanı istiyoruz.”Siyasi, hukuki ve cezai sorumluluk altına sokulan bir başkan bizde yaratılabilir mi?Bu sorunun cevabı, yasama ve yargının yürütme karşısında ne kadar bağımsız olabildiği ile ilgilidir.Bu iktidarın yargı reformu diyerek değiştirdiği Anayasa Mahkemesi ve HSYK’ya güvenerek, parti liderlerinin tek tek belirlediği emir kulu milletvekillerine dayanarak varacağımız yer diktatörlüktür.Başkancı lobi, bu noktada sıkışınca “Halkın seçtiği Cumhurbaşkanı ile parlamenter sistem yürümez, sadece başkanlık olur” diyorlar.O zaman iki satırlık bir Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’nı eskisi gibi Meclis’te seçtiririz olur biter.Zaten iktidarın yeni kravata uygun elbise yaptırmaya niyeti de yok. İyisi mi, hediye kravatı iade edelim!Sigortalı erdemAmerikan Merkezi Haberalma Teşkilâtı CIA’nın başındaki general Petraeus’un istifasını Başkan Obama kabul etti.İstifanın faziletlerine hasret halkımız şimdi bu istifayı kim bilir ne kadar yüceltecektir gönlünde...CIA Başkanı, Irak ve Afganistan’da başarıları ile parlamış ve Merkezi Haberalma Teşkilâtı’na çekidüzen vermesi için özel seçilmiş bir askerdi.Biyografisini yazan kendisi gibi evli ve iki çocuklu Amerikalı yazar Paula Broadwell ile yasak aşk yaşayan 37 yıllık evli general “Artık bu görevde kalmamın doğru olmadığına inanıyorum” diyerek Başkan Obama’ya istifasını sundu.Doğru; cinsel zaafla malül bir CIA Başkanı, ulusal güvenlik tehlikesi yaratır.Bu gerçeği ilk gecenin sabahı fark etse istifanın erdemi belki onu da biraz kurtarırdı.Ama öyle değil... Çünkü general, FBI tarafından deşifre edilene kadar koltuğunu terk etmeyi düşünmemiştir.Özetle; istifa erdemdir ama bağımsız denetimle güvence altına alınmaya her güzel şey gibi onun da ihtiyacı vardır!NURLAR İÇİNDE YATSINLAR...Helikopter kazasında şehit düşen aslanlarımızın bir saldırıya, aşağılık bir ihanete kurban gitmediğinden milletçe emin olmak isteriz.Helikopterlerdeki metal yorgunluğundan sabotaja kadar yığınla şüphe seslendiriliyor.Gerçeğe ulaşmaya mecburuz. Kutsal fedakârlıkları bunu fazlasıyla hak ediyor.

Devamını Oku

Keşke gelseydi

9 Kasım 2012

Ölüm yıldönümleri, inanç tazeleme ihtiyacı ile anılan tarihi şahsiyetlerin sonuncusu Atatürk’tür.Onu aramızdan ayrılışının 74’üncü yıldönümünde artan bir özlem, sevgi ve minnet duyguları ile anıyoruz.Atatürk bizim kurtarıcı ve kurucu atamızdır. Ve geçen yüzyılın adamıdır.Ama ayırıcı farkı şu ki, yaptıkları ve söyledikleri 21. Yüzyılda da kendisini anlayanların yolunu aydınlatmaya devam ediyor.Yeniden güncelleşiyor, halkının özlem ve minnetini, yabancıların dahi saygı ve hayranlığını hak ediyor.Bu yıldönümü anısına Tekfen Holding Atatürk’ün ilk biyografisi sayılan bir kitabı Türkçeye kazandırdı.Kahire’de 1921’de yazılmaya başlayan kitap Suriyeli gazeteci tarihçi Amin Muhammed Said ve Mısırlı gazeteci eğitmen Karim Khalil Thabit’in imzasını taşıyor.Din değil cehaletBu iki Arap yazar, İngiliz Başbakanı Lloyd George’un Çanakkale Savaşı sırasında keşfettiği “iki yüzyılda bir ancak görülebilen deha”yı 40 yaş sınırında anlatıyor.Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı “Doğu’da yücelere, hürriyete ve bağımsızlığa ilerleme ve yükselmenin en büyük örneği ve en adil şahidi” olarak sunuyor.Yurdunu düşman istilâsından kurtaran kahraman komutanın erdemini bütün Doğu’nun vurgulaması ve anısını yüceltmesini istiyorlar.Atatürk hep anlaşılamamaktan zarar görmüştür. Ona muhafazakâr kesimden gelen bazı insanların düşmanlık ettiğini anlamak kolay değildir.Açık ki Atatürk hiçbir zaman gerçek İslâm’a karşı olmadı. Savaştığı şey hep cehaletti; din değil.Nitekim eski Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, geçen Cumhuriyet Bayramı’nda taşları yerine koydu:“Cumhuriyet sayesinde bayrağımız dalgalanıyor, minarelerden ezan eksik olmuyor, hepimiz bu hürriyet havasını teneffüs edebiliyoruz. Cumhuriyeti kuranlardan Allah razı olsun.”Çok iyi bir fırsattıKesin ki Atatürk olmasa Türkiye Cumhuriyeti de olmayacaktı.Rahmetli Ahmet Taner Kışlalı’nın dediği gibi “Eğer Türkiye’de bir din devleti kurmak istiyorsanız Mustafa Kemal’e saldırmanız elbette tutarlıdır.”Oysa bu ülkede yaşayan hiç kimsenin Atatürk’e düşman olması için sebep yoktur. Tehlike hâlinde birliği onaracak mucizenin ilhamını yine ondan alacağız.Atatürk’e muhalif durmanın halk tabanında prim yaptığı inancına bağlı siyasetler, tehlikeli tamahkârlıklardır.Brunei Sultanı’nın davetini kabul ettiği için Başbakan bugünkü törenlerde bulunamayacak.Oysa “10 Kasım mutlaka ülkemde bulunmak zorunda olduğum bir gündür. Kusura bakmayın” dese büyürdü.AKP bu alandaki hassasiyet eksiğini gidermelidir. Dün fırsat kaçırılmıştır.Bugün Atatürk’e sevgi ve saygı gösterileri Cumhuriyet Bayramı’ndakine benzer hoyratlıkların hedefi olmasın.Aman dikkat!

Devamını Oku

Sırlar sarayı

8 Kasım 2012

Dolmabahçe Sarayı, 27 Nisan muhtırasının alan - veren tarafları arasındaki sırrı geri vermedi.Hatırlayın o günleri.. Türkiye yeni Cumhurbaşkanı’nı seçmeye hazırlanıyor. 12 Nisan’da TSK adayı tarif ediyor:“Atatürkçülüğe, laikliğe sözde değil özde bağlı bir Cumhurbaşkanı adayı...”Gergin ve çalkantılı siyaset gündemi iki hafta sonra, Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı basın açıklaması ile sarsılıyor.Açıklama “Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorunun laikliğin tartışılmasına odaklandığını” tespit ettikten sonra “Unutulmamalıdır ki..” diye devam ediyor:“Bu tartışmalarda TSK taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur.. Gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. TSK kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme kararlılığını muhafaza etmektedir...”Kişisel takdir olur mu?Başbakan 27 Nisan bildirisinin muhtıra olmadığını söyledi daha sonra.Bu bildiriyi bizzat kaleme aldığını yakın zaman önce kabul eden dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt da “muhtıra değil, TSK’nın laiklik konusundaki hassasiyetini ifade eden bir açıklama” olduğunu anlatmaya çalıştı.Ama kamu vicdanında kabul görmemiştir bu aklama çabaları.Çünkü söz konusu metin, müeyyidesini içinde taşıyan bir standart muhtıra üslubudur.O zaman bir plan seminerine emirle katılan veya katılmayan, hatta yurt dışı görevlerinde iken İstanbul’da darbe teşebbüsüne dâhil oldukları suçlaması ile hayatları söndürülen yüzlerce subay hangi suç kanıtlarına dayanılarak hâlâ zindanlarda çürütülmektedir?Eski Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ı koruyan zırhı ona hangi ayrıcalığı kazandırmaktadır?Uydurma delillerle büyük bir kısmı mahkûm edilen darbe sanıklarından Büyükanıt’ın tek farkı, e-muhtıradan bir hafta sonra Dolmabahçe Sarayı’nda Başbakan’la buluşup konuşmalarıdır.Saray ne saklıyor?Sihirli sır orada oluşmuştur.Başbakan orada konuşulanları “mezara götüreceğini” söylemiştir. Öyle şey olur mu devlet hayatında?Hayır, olamaz. Adalet eşitlik ve kıyas ilkelerinin feda edilmesini kaldırmaz.Adaletini mezara gidecek bir sırra kurban eden irade, özel yetkili mahkeme kurbanlarını da hatırlamak zorundadır.Çünkü adaletsizliğin onlar ve kitle üstündeki manevi tahribatı Büyükanıt’a gösterilen ayrıcalık yüzünden derinleşecektir. O zaman ne kadar tersi söylense de inanan olmayacaktır.Büyükanıt’ın 27 Nisan muhtırasını kaleme almakla işlediği suçu, ilk seçimde AKP oylarında patlama yaratmasına hizmet ederek affettirdiği, iki tarafın da bu alışverişten kârlı çıktığı düşünülecektir.Demokrasi ve hukuk bu kadar hor görülmemeli, bu kadar oyuncak yapılmamalıdır...

Devamını Oku

Kazananlar kaybedenler

8 Kasım 2012

Seçimi Obama ve onun şahsında istikrar umudu kazanmıştır.Peki kaybedenler kim?O belki daha bile önemli.Türkiye açısından 1 numaralı kaybeden İsrail Başbakanı Netanyahu ve onun şahsında Yahudi lobisidir.Obama’nın İsrail’e adil bir barışı kabul ettirmesi uzak bir ihtimaldir ama Obama’nın ikinci döneminde barışı sağlayarak tarihe geçme şansını kullanmak isteyeceği beklenebilir.İsrail lobisi yanında savaş yanlıları ile silâh sanayicileri de kaybedenler safında yer alıyor.Üçüncü kaybeden Ermeni lobisidir. Ermeniler 2015 için hayalini kurdukları yüzüncü yıl gürültüsüne “Erdoğan’ın arkadaşı Başkan”dan umdukları desteği almaları herhâlde kolay olmayacaktır.Obama’nın teşekkür konuşmasındaki iki cümle kıskançlık duygusu uyandırıyor. “Amerikan ailesi olarak hepimiz ulus halinde bir aradayız” dedi.Onlar 72 milletten bir ulus yaratmanın kıvancını paylaşırken biz ulusumuzu etnik köken temelinde otuz parçaya bölmekte yarış ediyoruz!Obama, rakibi Romney’le buluşarak ülkenin geleceğini konuşacaklarını söyledi.Bu hayali biz de seçimden seçime balkon konuşmaları ile kurarız ama hiçbir zaman yere indiremeyiz. Birbirlerine çölde kutup ayısı tecavüzü dileyen siyasetçilere mecbur yaşıyoruz hâlâ.Obama’nın zaferi insanlığa hayırlı olsun!*****DDK incelemesi denizde güzel!Devlet Denetleme Kurulu (DDK) Cumhurbaşkanı Gül’den aldığı talimatla önemli araştırmalar yapacak.Savunma harcamaları yerine gitmiş mi; Kızılay ve Yeşilay dürüst çalışmış mı, bütün bunlar incelenecek.Cumhurbaşkanı’nı kutlarız, üyelere de zihin açıklığı dileriz. Ama bu arada adaletli mesailerinden Deniz Feneri yolsuzluğu için yeterli zaman ve çabayı ayırmaları için çağrıda bulunuyoruz.Bu davanın sanıkları değil görevlerini yapan savcıları yargılanıyor.Tuhafınıza gitmiyor mu?Vicdanınız sızlamıyor mu?*****Gizli tanık kutup ayısıEski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un yediği darbe kurşun yarasından beter!Çünkü Türk ordusunun komutanı olarak o sanık iskemlesinde, 33 askerin kalleşçe şehit edilmesi için emir veren PKK’nın ikinci adamı Şemdin Sakık tanık konumunda.Yine de asker terbiyesi ile “Takdir Türk Milleti’nin” demekle yetiniyor.Sakık “Deniz” adlı gizli tanıktı. Önceki gün açıldı. Ama silâh geri tepmiştir.Bu tiyatroyu kurgulayanlar hesap hatası yapmışlardır. Şimdi orduyu yıpratan suçlamalar önemini kaybedecek. Çünkü bu davaların “ne kadar inanılır (!) tanıkların ifadelerine dayanarak kurulduğu” ortaya çıkmaktadır.Şemdin Sakık dün mahkemede Türk ordusunun disiplin ve kahramanlığını överek askere gitmek istediğini söyledi.Acaba kendileri çölde gezen kutup ayısı mı?

Devamını Oku

Bahtsız bedevi

6 Kasım 2012

Salı günlerinin geleneksel ağız dalaşlarına dün renkli bir boyut eklendi.İktidar ve ana muhalefet liderleri birbirlerini “bahtsız bedevi” deyişinin alaycı tekerlemesiyle mat etmeye çalıştılar.Polemiği haber gündeminin üst sıralarına sıçrayan başlangıcı Başbakan yaptı. Başbakan Erdoğan Türkiye’nin ekonomik başarılarına gelen övgüleri Kılıçdaroğlu’nun görmediğini öne sürerek şöyle dedi:“Okuma körlüğü mü denir, ülkesine şaşı bakmak mı; milletimin takdirine bırakıyorum. Hani var ya tam bahtsız bedevi misali...”Başbakan’ın yaptığı benzetmenin açılmış hâlini Kılıçdaroğlu’na kurmayları hemen yetiştirmiş olmalıdır.O sözün çocukları koruma tedbiri ile söylenen şekli şu:“Bahtsız bedeviyi çölde kutup ayısı öpermiş!”Kılıçdaroğlu Başbakan’a cevap verirken rövanşist bir hırs içinde davrandı.Başbakan’ın benzetmesini “terbiyesiz bir açıklama” diye niteleyip Suriye, Libya ve Arabistan çöllerinde gezenin kendisi değil Başbakan olduğunu öne sürerek şöyle devam etti:“Dön aynaya bak; bahtsız bedeviyi orada göreceksin. O çöllerde gezerken aman ha kutup ayılarına dikkat et!”Hırsını alamamış olmalı ki tartışma ile ilgisi kurulamayan bir horoz fıkrası da ekledi sözlerine:“Horoza sormuşlar ‘tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?’Horoz da ‘Onu ben bilmem, ben söyler (öper) geçerim’ demiş..”Siyasi liderlerin gerginlikten doğan zararları fark ettiğini gösteren nükteli konuşma arayışını iyiye işaret saymak gerekir.Evet, bu değişime hazır olduklarını söylemek zordur ama niyeti ve arayışı desteklemek herkes için hayırlı olur.Nükte hitabette, öfkeden daha sempatik ve daha kazançlı bir tercihtir.Ama öfkeden daha zor bir sanattır. Gayret...Gülümsemeye çok ihtiyacımız var.*****Hocalar karıştıBaşbakan dün yerinde bir tespit yaptı.“Artık terör bitsin, terör örgütü silâh bıraksın dedikçe bunlar kana ölüme daha çok sarılıyor!”Halkın ve yönetimin her zaafından yararlanmak terör örgütlerinin işidir.Başbakan bu gerçeği toplumun önüne koyarken haksız değil ama kitleyi ikna ederek bu oyunu bozmayı başarması da hayal edilmemeli.Açlık grevlerini mazur gösterecek bir durum yok. Buna rağmen dün akademisyenlerden bir destek açıklaması geldi.Tanınmış hocaların imza attığı bildiri,1. Kürt tutuklular ana dillerinde savunma hakkına kavuşana;2. Barış görüşmelerinin tekrar başlamasına imkân verecek biçimde Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesi sağlanana kadar akademisyenlerin Kürt sorunu ve taleplerini öncelikli gündemleri yapacaklarını duyuruyor.Açlık grevlerini kışkırtan adamları bırakıp kışkırtan sebepleri halletmenin zamanı geldi.Daha fazla gecikilmesin!

Devamını Oku

Fitch ödülü ve uyarı...

5 Kasım 2012

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’ten epey zamandır beklenen haber geldi ve borsaya nur yağdı!Fitch Türkiye’nin kredi notunu “yatırım yapılabilir” düzeyine çıkardı.Borsa rekor kırdı.Gelişme dış yatırımcıların gözünde ülkemizin cazibesini artırmakla kalmayacak, Türk girişimcinin kaynak bulmasını kolaylaştırıp maliyetlerini ucuzlatacaktır.Gelişme elbette iktidara övünme hakkı tanıyor.Ama Fitch önemli olanın kalıcı iyiliği sağlamak olduğunu hatırlatıyor ve yönetenleri dış şoklara ve içeride politika hatasının tetikleyeceği sorunlara karşı uyarıyor.Suriye durumuPolitika hatası... İşte bütün mesele burada!Kuruluşun sözünü ettiği “politika hatası” demokratik denetimin aksamasıdır; yani sürdürülebilir iyiliğin güvencesiz kalması...Ve maalesef o olumsuz örneği Fitch’in güzel haberini aldığımız gün yaşadık:Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde öğrencilerce düzenlenen “Suriye’de Neler Oluyor?” konulu panele dekanlık izin vermedi. “İçeriği uygunsuz” bulmuşlar!Halbuki ülkeye zarar verecek asıl uygunsuzluk dekanlığın kararıdır.Yasakçı zihniyet sistemin sağlıklı bir gelecek kurma hakkını elinden alacaktır.Fitch’in yaptığı uyarı, tam da Dil Tarih’te yaşanan türden olayları hedef alıyor.Çünkü Türkiye’nin önündeki en tehlikeli risk Suriye’deki karanlık maceranın içinde kaybolma ihtimalidir.Çölde tek başınaYemen gümrük yetkilileri dün Aden Limanı’na giren bir Türk gemisinde 3 bin parça tabanca, otomatik silâh ve susturucu ele geçirildiğini öne sürdü.İran haber ajansı Fars “Türkiye yönetimi Suudi Arabistan, Katar, ABD ve İngiltere ile çok tehlikeli oyunlara giriyor” dedikten sonra Ankara’nın Riyad üstünden Yemen yönetimine susması için baskı yaptığını iddia etti.İş işten geçmeden önce gerçekleşecek telâşsız ve bilinçli bir ricat, askeri alanda olduğu kadar diplomatik alanda da önemlidir.Türkiye’nin adı çıktı.Suriye’de düşman rolünü bizden daha açık oynayan bir ülke yok.Laik bir cumhuriyet olarak adımızın Sünni-Alevi çatışmasında taraf rolünde geçmesi, Türkiye’nin bu mesele sonuçlansa bile sıkıntıları yıllarca devam edecek bir derdi başına sardığını haber veriyor.Amerika, Türkiye’yi bu kadar aktif bir Suriye düşmanlığına razı ettiği dönemdeki rolünden uzaklaşmıştır.Ek olarak Rusya da Şam’a desteğini her gün daha net ifadelerle tekrarlıyor.Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov El-Ahram’a “Suriye’nin dış güçlere karşı kendini savunabilmesini sağlamanın amaçları” olduğunu açıkladı.Amerika tam siper.Lavrov’un “dış güçler” tarifine uymaktan hızla uzaklaşmalıyız!

Devamını Oku

Öfkeyle kalkan zararla oturur

3 Kasım 2012

Parti liderleri birbirlerini felâketin ikiz kardeşi gibi görüp kötülemese ne olurdu acaba?Herhalde onlar için hayat zor olurdu.Her gün öğrenci disiplini içinde ciddi konulara çalışmaları, hazırlanmaları gerekirdi.O durumda vazgeçilmez olmanın zorluğunu düşünün. Bir de şimdiki kolaylığa bakın...Başbakan Erdoğan dün partisinin Kızılcahamam kampında, gruptaki Salı konuşmalarından birini tekrarladı. AKP’nin ne kadar adil ve çalışkan, CHP’nin ne kadar kötü ve bozguncu olduğunu saydı, döktü yine.Kamuoyu araştırma şirketlerinin tesbitleri, avaz avaz bağıran liderleri ekranda görünce kanal değiştiren insanların her gün arttığını gösteriyor.Başbakan dün “CHP ülkede rejim karşıtları varmış gibi korku pompalıyor” dedi. Ana muhalefetin laikliği demokrasi düşmanlığına kalkan yaptığını iddia etti.O arada şunu da dedi:“Türkiye Cumhuriyeti bizim namusumuzdur şerefimizdir...”Ses tonuna daha dikkat edilse kitleyi rahatlatacak olan bir güvencedir bu sözler. Ama kutuplaşmayı keskinleştirmek için söylenmiştir.Aynı şekilde BDP’yi de çözüm çabalarına kazandırmak herkesin menfaatidir. Ama Başbakan milliyetçileri kazanmak uğruna Kürt siyasetçileri hep karşı cepheye itiyor.Bu stratejinin bir amacı elbette var.Cumhurbaşkanı seçimini birinci turda kazanmak zorunda olduğuna inanıyor olmalı Başbakan Erdoğan. İkinci turda AKP karşıtları bütünleşeceği için risk doğabilir çünkü.Peki kutuplaşma üreten hitabet yöntemleri işe yarıyor mu bari?İsabetli tahminleriyle tanınan A&G Araştırma Şirketi’nin Başkanı Adil Gür altı ay öncesine kadar yüzde 10-15 düzeyinde seyreden kararsız seçmen oranının son zamanlarda yüzde 25-30 aralığına çıktığını belirterek uyarıda bulundu.Gür, tüm partileri etkileyen olumsuzlukta, umutsuzluk ve yorgunluk veren kutuplaşmanın en önemli sebep olduğunu savunuyor.Siyasette öfke sanatı miadını doldurdu ise ne mutlu!Dinleyin onları!28 Şubat’ı anlamak isteyip de Fadime Şahin’i, Müslüm Gündüz’ü, Ali Kalkancı’yı dinlememek olmaz.28 Şubat davasının tutuklu sanığı olan bir askerden aldığım mektup, Meclis komisyonunun bu üç kişiyi dinleme kararından vazgeçmesinin büyük hata olacağını söylüyor.Komisyon üyeleri “Fadime Şahin’e ne soracağız?” diye sözde savunma yapıyor ama doğru sorular sorulması şartı ile aydınlanmaya büyük katkı sağlanabilir.Mektubu gönderen tutuklu subaya göre;Bu kişilerin darbeye zemin oluşturmak amacıyla yaratılmış kuklalar olduğu iddiasının koca bir yalan olduğu görülecekti.Müslüm Gündüz’ün ne kadar ümitsiz bir Cumhuriyet düşmanı olduğu hatırlanacaktı.Sahte şeyh Kalkancı ile müritleri olan tanınmış siyasetçiler arasında ihaleler yoluyla dünya işlerinde de ortaklıklar kurdukları ortaya çıkacaktı.Kimse hafifletici neden aramıyor ama adalet için gerçeğin bütününü görmek gerekmez mi?

Devamını Oku