AB ipi kopmasın!

Haberin Devamı

Türkiye halkın yüzde 62’si on yıl önce idam cezasının kaldırılmasını destekliyordu.

AB üyeliğinin önkoşulu olan Kopenhag kriterlerine uygunluk şartı buydu çünkü.

İdamsız bir hukuk düzeni Türkiye’yi demokrasiye bağlayan iplerden biridir. Maalesef o ip de pek sağlam görünmüyor.

Çünkü bugün bir anket yapılsa on yıl önceki bulguların tam tersi ile karşı karşıya kalacağımıza kimse şüphe etmemelidir.

Peki idam ipini tekrar ortaya çıkarmak kime ne kazandıracak?

Türkiye kaybedecektir.

Çünkü böyle bir adım AB’ye adaylık sürecinin ağır ihlâli olacak ve üyelik macerası kötü bir şekilde son bulacaktır.

Böyle bir ihtimal, iktidarı caydıracak yönde bir kamuoyu baskısı yaratabildi mi?

Çok yazık ki hayır...

Tersine artan terör eylemleri, idam cezasını geri isteyenlerin oranını yüzde 50’nin çok üstüne çıkarmış görünüyor.

Değişimin lokomotifi bizzat Başbakan’dır.

İdamın savaş ve terör suçlarını da kapsayacak biçimde tümden kaldırılması 2004 yılında AKP iktidarınca gerçekleştirildi.

Şimdi AKP tarafından geri getirilmesi hazırlığı nasıl açıklanabilir?

Elbette çok şeyi açıklayan “sihirli sebep”le...

Yani seçim ve oy hesapları ile!

Nitekim MHP “Başbakan’ın yüreği yetiyorsa idam cezasını kaldırmayı Meclis’e getirsin” diye meydan okudu.

Çünkü MHP Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasında bu projeyi kullanacağını düşünerek yolunu kesmeye, onun bir seçim kozunu kırmaya çalışıyor.

Tabii ki terör ve ceza tartışmalarının Cumhurbaşkanı seçimlerinde hâlâ siyasi sömürü ve oy aracı olarak varlığını sürdürmesini temenni etmeyiz.

Ama şu andaki idam tartışmaları bizi ümitvar olmaktan alıkoyuyor!

Kumar oynamayalım

Açlık grevlerine BDP’li vekillerin katılmaları neyi ifade ediyor?

Milletvekilleri içeride tehlike sınırına girmiş olan grevcilere “Amaç kamuoyunun dikkatini çekmekse, bu görevi vekilleriniz olarak sizden devralıyoruz” diye seslenebilirlerdi.

Böyle bir çağrı yapılmadı.

Ve BDP’li vekillerin eylemi, sadece “kendileri kuzu yiyorlar” tahrikine tepki görüntüsüne girdi.

Greve katılan BDP milletvekilleri bir görüşe göre “dolmuşa binmiş”lerdir.

Çünkü vekiller kuzu tahrikinden hemen sonra değil, hükümetin “ana dilde savunma hakkı” ile ilgili tasarının hemen birkaç gün içinde Meclis’e sevk edileceği haberleri duyulduktan sonra açlık grevine dâhil olmuşlardır.

Bu durumu fark eden iktidar kanadı tasarı ile ilgili süreci yavaşlatmış, onları “ava giden avlanır” durumuna düşürmüştür.

Siyaseti satranç gibi oynamak keyif verebilir insana.

Ama ölüm riski artmıştır.

Artık siyasi değil insanî davranmak gerekir!

DİĞER YENİ YAZILAR