Parti liderleri birbirlerini felâketin ikiz kardeşi gibi görüp kötülemese ne olurdu acaba?
Herhalde onlar için hayat zor olurdu.
Her gün öğrenci disiplini içinde ciddi konulara çalışmaları, hazırlanmaları gerekirdi.
O durumda vazgeçilmez olmanın zorluğunu düşünün. Bir de şimdiki kolaylığa bakın...
Başbakan Erdoğan dün partisinin Kızılcahamam kampında, gruptaki Salı konuşmalarından birini tekrarladı.
AKP’nin ne kadar adil ve çalışkan, CHP’nin ne kadar kötü ve bozguncu olduğunu saydı, döktü yine.
Kamuoyu araştırma şirketlerinin tesbitleri, avaz avaz bağıran liderleri ekranda görünce kanal değiştiren insanların her gün arttığını gösteriyor.
Başbakan dün “CHP ülkede rejim karşıtları varmış gibi korku pompalıyor” dedi.
Ana muhalefetin laikliği demokrasi düşmanlığına kalkan yaptığını iddia etti.
O arada şunu da dedi:
“Türkiye Cumhuriyeti bizim namusumuzdur şerefimizdir...”
Ses tonuna daha dikkat edilse kitleyi rahatlatacak olan bir güvencedir bu sözler. Ama kutuplaşmayı keskinleştirmek için söylenmiştir.
Aynı şekilde BDP’yi de çözüm çabalarına kazandırmak herkesin menfaatidir. Ama Başbakan milliyetçileri kazanmak uğruna Kürt siyasetçileri hep karşı cepheye itiyor.
Bu stratejinin bir amacı elbette var.
Cumhurbaşkanı seçimini birinci turda kazanmak zorunda olduğuna inanıyor olmalı Başbakan Erdoğan. İkinci turda AKP karşıtları bütünleşeceği için risk doğabilir çünkü.
Peki kutuplaşma üreten hitabet yöntemleri işe yarıyor mu bari?
İsabetli tahminleriyle tanınan A&G Araştırma Şirketi’nin Başkanı Adil Gür altı ay öncesine kadar yüzde 10-15 düzeyinde seyreden kararsız seçmen oranının son zamanlarda yüzde 25-30 aralığına çıktığını belirterek uyarıda bulundu.
Gür, tüm partileri etkileyen olumsuzlukta, umutsuzluk ve yorgunluk veren kutuplaşmanın en önemli sebep olduğunu savunuyor.
Siyasette öfke sanatı miadını doldurdu ise ne mutlu!
Dinleyin onları!
28 Şubat’ı anlamak isteyip de Fadime Şahin’i, Müslüm Gündüz’ü, Ali Kalkancı’yı dinlememek olmaz.
28 Şubat davasının tutuklu sanığı olan bir askerden aldığım mektup, Meclis komisyonunun bu üç kişiyi dinleme kararından vazgeçmesinin büyük hata olacağını söylüyor.
Komisyon üyeleri “Fadime Şahin’e ne soracağız?” diye sözde savunma yapıyor ama doğru sorular sorulması şartı ile aydınlanmaya büyük katkı sağlanabilir.
Mektubu gönderen tutuklu subaya göre;
Bu kişilerin darbeye zemin oluşturmak amacıyla yaratılmış kuklalar olduğu iddiasının koca bir yalan olduğu görülecekti.
Müslüm Gündüz’ün ne kadar ümitsiz bir Cumhuriyet düşmanı olduğu hatırlanacaktı.
Sahte şeyh Kalkancı ile müritleri olan tanınmış siyasetçiler arasında ihaleler yoluyla dünya işlerinde de ortaklıklar kurdukları ortaya çıkacaktı.
Kimse hafifletici neden aramıyor ama adalet için gerçeğin bütününü görmek gerekmez mi?
Öfkeyle kalkan zararla oturur
Haberin Devamı

