Çare özgürlük

Haberin Devamı

Türkiye’nin demokrasi ve hukuk özürlü bir ülke olarak tanımlanmasına razı olmamalıyız.

Böyle bir tablo, muhalefete bile memnuniyet vermemeli.

Çünkü bu tespitler deyim yerindeyse ağır hastalık teşhisidir. Uluslararası kamuoyuna mal olduğu zaman zift lekesi gibi kolay kolay çıkmaz.

Uzun bir süre uluslararası medya örgütleri Türkiye’de ağırlaşan özgürlük sorunları yaşandığını duyuruyordu.

Düne kadar Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi’nden (CPJ) işittiğimiz uyarılara Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin (AKPM) sahip çıktığı gün nihayet gelip çatmıştır.

AKPM’nin bir İsveçli üyesi tarafından hazırlanan taslak raporda “gözaltında gazeteci sayısının en çok” olduğu ülke Türkiye gösteriliyor.

Bu durumun gazeteciler ve medyanın işlevi açısından doğurduğu sonuç aynı raporda “şok edici” diye tarif ediliyor.

Ve AKP iktidarının ekonomik ve siyasal alanda Türkiye’ye kazandırdığı başarıyı eskilerin deyimi ile “yerle yeksan” ediyor!

Demokrasiyi dikta rejimlerinden ayıran fark muhalefettir.

Muhalif medyaya tahammülsüzlük rejimi zedelediği gibi iktidarı da eleştirinin düzelten etkilerine karşı sağır hâle getiriyor.

AKP iktidarının ilk yıllarında belki zorlama da olsa mazeret bulunabilirdi. Medya muhalefet safında yoğunlaşıyordu. Ama artık büyük ölçüde dönüşmüş ve denge iktidar safında ağırlık oluşturmuştur.

AKPM’deki taslak raporda reva görülen konum, Türkiye için züldür.

Türkiye’yi kurtaracak olan çare, iktidara da onur kazandıracaktır.

Evet, basın özgürlüğünün kötüye kullanıldığı zamanlar olabilir. Ama çare medyayı şoke etmek, felce sokmak değildir.

Sorun otosansürdür; medyanın kendi kendini sansür etmesidir.

Bu lekeyi kaldırmak için yeni bir yargı reformu göze almaya değer.

Atatürk’ün vecize değerinde bir önermesi bulunuyor.

Onu diktatör olarak göstermeye alışmış kişilerin hoşuna gitmeyecek ama sabah akşam “demokrasi” nutukları attıklarına göre şu vecizeyi çerçeveletip her daim görecekleri bir yere asmalarında büyük yarar vardır.

Atatürk şöyle diyor:

“Basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir!”

Neden oy çokluğu?

Özal’ın ölüm nedenini araştıran kurulun oy çokluğu ile şu karara vardığı bildiriliyor:

“Zehirlenerek öldürüldüğüne dair yeterli delil bulunamamıştır.”

Haber doğrulanırsa Özal’ın ölüm nedeni üstündeki şüpheler ortadan kalkmayacak tam aksine kör düğüm daha karmaşık ve kışkırtıcı bir hâle gelecektir.

Zehirlenerek öldürüldüğüne dair yeterli delil bulunamadığı kararı neden oy çokluğuna dayanıyor?

Bu karara katılmayanlar “Özal zehirlenmiş” mi diyor?

Kamu kurumları halka güven vermeli.

Adli Tıp vermiyor!

DİĞER YENİ YAZILAR