PKK’lıların silahlarını hiç düşünmeden birbirlerine karşı da kullandığını biliyoruz.
Bebeklere bile acımayan gaddarlar birbirlerine mi acıyacak?
Paris’te üç PKK’lı kadının infaz edilmesinden sonra geniş bir kesim aynı şeyleri düşündü.
Göz dağı verme ve örgüt içi hesaplaşma tahminleri “gerçeğe en yakın ihtimal” özelliğini hâlâ koruyor.
Bu olayda en dikkate değer farklılığı uluslararası bir teröristin Fransa Cumhurbaşkanı tarafından sahiplenilmesi yaratmaktadır.
Fransa Cumhurbaşkanı Hollande herhalde boş bulunarak şöyle konuşmuştur:
“Öldürülen üç kişiden biri (Fidan Doğan) sık sık bizimle görüşmeye geldiği için hem benim hem da birçok siyasi aktörün tanıdığı bir isim...”
Yardım-yataklık suçu
Başbakan Erdoğan’ın dün gösterdiği tepki haklıdır.
Fransa Cumhurbaşkanı’nın sözleri utanç verici bir itiraftır.
“Terör örgütüne yardım ve yataklık suçu”dur.
Erdoğan yerinde bir soru sordu:
“AB’nin terör örgütü ilan ettiği bu örgütün mensupları, kırmızı bültenle aranan insanlar, sizinle nasıl düzenli görüşebilir? Bu nasıl siyasettir?”
Buna mantıklı bir cevap yoktur.
Daha kötüsü AB’nin öteki sürükleyici ülkesi Almanya da aynı suçu 2007 yılında işlemiş ve Başbakan Erdoğan’ın anlattığına göre PKK’nın kurucularından Sakine Cansız Almanya’da gözaltına alındığı halde “Türkiye’nin iade talebine rağmen” serbest bırakılmıştır.
PKK yıllardan beri müttefiklerimiz tarafından Türkiye’yi terbiye aracı olarak kullanılıyor.
Dünyanın en büyük uyuşturucu örgütlerinden biri olarak çocuklarını zehirlediği halde, Avrupalı dostlarımız PKK’ya ilişmemeye gayret göstermektedir.
PKK’yı bunca kötülüğüne rağmen neden hâlâ devlet koruması altında tuttuklarını merak etmez misiniz?
Barış korkusu çekenler
Fransa ve Almanya’ya utanmaları gerektiğini söylemekten bıkmamalıyız.
Komşularımızın PKK’yı kiralık katil olarak yıllardan beri kullanmasına alıştık.
Ama aynı tavrın Batı’dan yansıması görmezlikten gelinecek bir durum değildir.
Hollande’ın itirafı demokrasiye ve insan hakları idealine yönelmiş bir ihanettir.
Bu ihanetin tehdidini ortadan kaldırmak için elimizden gelen her şeyi -tabii devlet ve millet için kutsal saydığımız değerlere zarar vermemek koşulu ile- yapmalıyız.
Paris’teki infazlar, İmralı Süreci’ne yöneltilen gaddarca bir itirazdır.
Cevabı, korkuya kapılarak barışı arama çabalarından vazgeçmek olmamalı.
İnfazlar İmralı Süreci’ni sabote etmek amacı taşıdığına göre demek ki süreç barış karşıtlarını, sabotajcıları korkutmuştur.
Demek ki şans var!
Haberin Devamı

