Adının ne olduğu önemli değil, önemli olan hangi zeminde ve hangi araçlarla çözüm arayacağımız...
Kimi “bölücü terör sorunu” diyor, kimileri “Kürt sorunu” başlığını atıyor.
Farklı tanımlamaların çözüme doğrudan bir etkisi olamaz.
Ama bizim Kürtlerimizi güney komşularımızda yaşayan Kürtlerden farklı ve üstün kılan haklar, imtiyazlar var; atlıyoruz.
Cumhuriyet ilk yıllarında haksızlıklar yapmış olabilir. Ama demokratik hayatla başlayan süreç baş döndürücü olmuştur.
Cesaret işi...
Kürtlerin ayrımcılığa tabi tutulduğu iddiasına hak vereceğimiz dönemlerde bile Cumhuriyet idaresi, Türkiye’deki Kürtleri bölge ülkelerindeki Kürtlerden fersah fersah öne geçirmiştir.
Oralarda o ayıplar işlenmiştir ama Türkiye’de “Sen Kürtsün” diye hak ettiği makam veya mevki kendisinden esirgenen kimse olmamıştır.
Kamuda bile olsa...
Hafta sonunda Gaziantep’e giden Başbakan Erdoğan orada önemli bir şey söyledi:
“Ben Kürt sorunu diye bir şey tanımıyorum. Kürt kardeşlerimizi seviyorum ama Kürtçülüğü reddediyorum!”
Başbakan sözünü dünkü grup konuşmasında tamamladı.
“Irkçılık asabiyetten, asabiyet ise şeytandandır. Irkını övmek, ötekileri aşağılamak şeytandandır!”
Başbakan gördüğü temel eğitimin verdiği alışkanlıktan olmalı, hemen her önemli meselede dine gönderme yapıyor.
Önümüzde önemli bir mesele var. Bu meseleyi bugünkü karmaşık hâline bizler soktuk.
Şimdi “Şeytan bunun neresinde” diye aranıp duruyoruz.
Başbakan İmralı sürecini işletmek istiyor. Ama ceremesini başkaları ödesin kurnazlığında.
Dün de BDP’lileri haşladı:
“Oradan buradan talimat gelmesini bekleme; senin aklın yok mu?”
Aynı baskı CHP üstünde de denenmiş ama sonuç vermemişti.
Bu durumun “muhalefet bir şey üretmiyor” diye açıklanması ve halk katında haklı görülmesi imkânı yoktur.
Sorunu çözme iradesi büyük ölçüde olgunlaşmıştır. Ama ister pazarlık deyin, ister müzakere; bu olgu cesaret isteyen bir iş.
En doğru seçim
İktidar çözümün getireceği siyasi kazancın aslan payını kendisi almak istiyor, normaldir. Ama halkın tepkisine sebep olacak günahların tümünü de muhalefet taşısın arzusunda.
Çözüm iradesi suyun karşı tarafında duruyor; acele bir köprü kurmak gerekiyor.
Bu işi siyasetçilerin yürütüp anlaşmaya bağlaması en doğru seçimdir.
Bu durumda kim ne öneriyor; ona bakmadan Anayasa Uzlaşma Komisyonu gibi bir kurul oluşturup tüm sevap ve vebali bu kurula yüklemek en doğru seçim olabilir.
Şimdi hiçbir ilerleme olmuyor.
Çünkü işe şeytan karışmış durumdadır ve kurnazlık iyi niyetten baskın çıktığı sürece hiçbir ilerleme olmayacaktır.
Şeytan neresinde?
Haberin Devamı

