Tek senaryo Büyükerşen

17 Aralık 2013

Ankara’nın yaşadığı aday krizi siyasetin boşluk ve tereddüt kaldırmayan bir iş olduğunu gösteriyor.Ankara gibi bir yerde, CHP gibi köklü bir partinin belediye başkanlığı için göstereceği adayı şimdiye kadar çoktan ilân etmesi gerekirdi.Böyle bir uygulama “gururla sunmak” anlamına gelirdi. Adayı tanımak isteyen seçmenlere partinin o zamanı tanıması olurdu.Ankara’da iktidar partisinin adayı çoktan belli oldu.CHP’nin adayı gecikti. Arayış bu kadar uzamamalı idi.Halk belediye başkanı adayının temiz ve iş bilir olduğu konusunda hiçbir şüphe taşımamalıdır.CHP’nin adayı kesinleşmedi. Aday koltuğu boş duruyor ama fondaki hoparlörler yakıştırılan isimleri anons ediyor.Onun adı Yavaş...Halûk Koç ve Muharrem İnce isimleri uzun zamandan beri kamuoyuna pompalanıyor, tahliyesinden sonra yarattığı sempati nedeniyle Mustafa Balbay’ın da doğru seçim olacağına inananlar artıyordu.Derken Kılıçdaroğlu’nun Danışmanı Şükrü Karaca “Twitter” hesabından bombayı patlattı:“Değerli dostum, güzel halk adamı Mansur Yavaş Ankara’ya hayırlı olsun!”Muz cumhuriyetleri “erken kalkan darbecilerin iktidar oldukları düzen”ler diye tarif edilir.CHP böyle bir kaos yaşamamalı.Mansur Yavaş bundan önceki yerel seçimde şansını denemiş MHP adayı olarak yüzde 27 gibi yüksek bir oran tutturmuştu.Eseri EskişehirAKP’ye karşı koalisyon oluşturmadıkça Ankara’da seçim kazanmanın zorluğu ortadadır.CHP ile MHP seçmenlerini aynı aday üstünde buluşturmak elbette denenmeye değer bir şanstır.Ama bu işbirliği daha önce karara bağlanmalıydı. Artık kolay değil.Nitekim haber CHP’yi ve MHP’yi karıştırmıştır.Yavaş’ın son seçimde “MHP CHP’lileşiyor” diye Genel Başkan Bahçeli’yi eleştirdiği hatırlanırken CHP’li Muharrem İnce de tecrübesizliği ile Mansur Yavaş’ın “geldiği yeri de gittiği yeri de karıştırdığını” söyledi.CHP lideri Kılıçdaroğlu, bu konudaki sorulara dün de açık bir cevap vermedi. Yavaş için Kılıçdaroğlu’nu etkilemeye çalışan bir baskı grubunun varlığından söz ediliyor.Ama en akla yakın senaryo şudur. Hatta tek senaryo:Güçbirliği kurma vakti geçti. CHP’nin oyu, adayını hedefe götürmez. Mutlaka partinin oy oranını aşma gücüne sahip bir aday çıkarmak gerekiyor.Öyle biri var; Eskişehir’de oturuyor.Prof. Yılmaz Büyükerşen ikna edilmelidir!

Devamını Oku

Niye onu seçeyim?

14 Aralık 2013

Bir seçimlik zaman diliminde üç seçim yapacağız...Genel seçimin sandıkları önümüze konduğunda uzman seçmen kimliğine sahip olacağız.Öte yanda kamuoyunun nabzını ölçmekle görevli olan araştırma şirketleri de yanılma lüksüne sahip olmayacaklar.Çünkü yerel seçimden sonra Cumhurbaşkanı seçimi var.Onu genel seçimler izleyecek.İlk seçimde ölçümleri başarısızlığa uğrayan şirketler, haklarındaki kanaati düzeltmeye zaman bulamayacaklar.İstanbul’da Denge Araştırma’nın Sabah gazetesi için yaptığı anket adayların ortaya çıkmasıyla başlayan yarışın doğru, düzgün bir fotoğrafı sayılabilir.İstanbul’da 4 bin 521 kişiyle yüzyüze görüşülerek elde edilen bulgular şöyle bir tablo çıkarıyor:AKP: Kadir Topbaş yüzde 51.5CHP: Mustafa Sarıgül yüzde 38MHP’nin adayı: yüzde 5HDP: Sırrı S. Önder yüzde 4.2Bu araştırma milletvekili seçimi için yapılmış olsaydı partiler AKP yüzde 48.8, CHP yüzde 32.7, MHP yüzde 9.4 şeklinde sıralanacaklardı.Seçimlere üç ay var. Kış şartlarının yıpratıcı etkileri tabii ki işbaşındaki Kadir Topbaş’ı yoracaktır.CHP’nin tecrübeli adayı Sarıgül enerjisi ve yetenekleri ile AKP belediyesini zorlayacaktır.Kadir Topbaş’a yönelik seçmen desteği aynı Sarıgül gibi partisinden bile önde görünüyor.Ama İstanbul’un kışına ne kadar dayanacak; onu yaşayarak göreceğiz.İstanbul’a yapılan yol, tünel ve geçitler Topbaş’a huzur ve güven içinde bir zafer vaat ediyor olmalıydı.Ama öyle değil. Bir kilometrelik yolu bir saatte geçen insanların “Niye onu seçeyim?” diye sorduğunu Topbaş kendi sesinden duyacaktır.Elektrik kesintileri bile ona fatura edilecektir. Halkın yüzde 53.7’si İstanbul’un en acil sorununun trafik ve ulaşım olduğunu söylemiş.Adaylar İstanbul’un trafik, göç ve nüfus artışı sorunlarına çare öneren projelerle iddialarını arttıracaklarını bilmeliler..*****Yıkın o arşivleriFişlenmek, insan onuruna yönelmiş kaba bir saldırıdır.Siyaset adamları oy isterken böyle düşünürler ama iktidara gelince unuturlar.Hatta yararlanmaya çalışırlar.Başbakan Erdoğan’ın 2010 referandumunu kazanmak için kullandığı propaganda malzemesi arasında “fişlemeye son” vaadi önemli yer tutuyordu.Sonra unutulup gitti.Şimdi CHP’nin bu vaadi yerine getirecek bir yasa teklifini Meclis’e verdiğini görüyoruz.Yasa iki ay içinde tüm arşivin imha edilmesini öngörüyor.AKP’nin bu nedenle CHP’ye teşekkür etmesi beklenemez ama ümit etmek yine de güzel!

Devamını Oku

İzmir nasıl kazanılır?

13 Aralık 2013

Seçimde İzmir’i AKP’ye kazandırmak, Başbakan Erdoğan’ın uzun zamandır yatırım yaptığı bir amaçtır.En yakın çalışma arkadaşı olan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ı İzmir Belediye Başkanlığı için aday göstermesi, fetih ruhu ile açıklanacak bir karardır.Evet, İzmir uzun zaman iktidarlara ters düşen muhalif belediyeler yönetiminde kaldığı için ezilmiş, itilmiş, yatırım fonlarından hakkı olan payı alamamıştır.Şimdi AKP hem bu haksızlığı telâfi edecek yatırımları vaat ederek, hem kabinenin en “iş bitirici” bakanını projenin başına koyarak hedefe yürümek istiyor.İzmir’i AKP’ye oy vermeye ikna edecek midir bu çaba?Soruya “evet” demek için İzmir seçmeninin oyunu hizmet ve yatırım odaklı parti ve adaylara verdiğini görmek, bilmek lâzım. Geçmiş, böyle bir hükme götürmüyor.İzmirlinin yatırımdan, hizmetten daha önemli ve öncelikli gördüğü değerler vardır.Bunlardan birinin ihlâli ile ilgili bir fotoğraf, Binali Yıldırım’ın sicilini bozuyor ve İzmir’in kapılarını gönül rahatlığı ile, güven duygusu ile açmasını önlüyor.O resmi unutmuş olamazsınız: 2005 yılı aralık ayının başında Yıldırım çiftinin Samsun ziyareti.. Lokantada bakan, heyetin tümü erkek olan üyeleri ile bir masayı çevrelemişler.. Sırtlarını döndükleri Semiha Yıldırım, ayrı bir masada tek başına..İzmir, sözü edilen yatırımları ister ama kadına ayırımcı davranan bir zihniyetin elinden değil.Başbakan’ın dün İzmir’de yaptığı konuşmanın en işe yarar cümlesi şuydu: “Yaşam tarzına karışmayız!”İzmir bu konularda biraz şüphecidir.İnanması bir hayli zaman alabilir!Ölçüsüz tepkiBangladeş’te Cemaat-i İslâmî liderlerinden Abdülkadir Molla idam edildi.Başbakan Erdoğan’ın infazı durdurması için Bangladeş Başbakanı Hasina’yı ikna çabaları sonuç vermedi.Başarılı olmayan girişimler ardından hırçınlaşmak son zamanlardaki hastalığımız..İdamın infaz edildiği haberi ardından Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ şunları dedi:“Haksız, hukuksuz ve dayanaksız bir karar ile adalet, insan hakları ve hukuk ayaklar altına alınmıştır!”Tepkimiz idam cezasının infazını kınamakla sınırlı kalmalıydı. Temyiz mahkemesi rolü oynamak haklı ve saygılı değil.Çünkü Molla’nın bağımsızlık savaşı sırasında Pakistan ordusuyla işbirliği yapıp 369 Bangladeş askerinin ölümünden, bir kadın şairin kafasının kesilmesi dâhil 200 aydının katlinden sorumlu tutulduğu gerçeği ihmal edilmiş.Yani infaz yanlış ama dayandığı karar haksız, dayanıksız değil.Müslüman’a suç işleme imtiyazı tanımayalım!

Devamını Oku

AB’nin geleceği Türkiye’ye bağlı

12 Aralık 2013

Türkiye’nin gidişatı, dünyanın tahmin ettiğimizden daha geniş bir coğrafyasını ilgilendiriyor.İyi yaşamak arzusu taşıyan insanların Türkiye’nin iyiliğini istemesi önemlidir.Geçen gün Avrupa Parlamentosu “Türkiye Raporu”nu görüşürken Hollandalı raportör Oomen-Ruijten bizde iz bırakmış şeyler söyledi.Avrupa’nın ve AB’nin geleceğinde Türkiye’nin kilit rol oynadığını belirterek “Avrupa’nın geleceğini Türkiye’nin şekillendireceğinden eminim” dedi.Hollandalı kadın parlamenter için bu yargı bir öngörü mü, yoksa Strasbourg’daki arşivde bulduğu bir diplomatik metin mi?Şüphe beslememin sebebi, ABD Başkanı Bill Clinton’ın 2 bine 1 kala Türkiye’yi ziyaretinde verdiği söylevin aşırı benzerlik taşımasıdır.İlk Clinton söylediClinton “20’nci yüzyılı anlamak için Türkiye’nin tarihi, bir anahtardır” dedikten sonra şöyle tamamlamıştı:“Türkiye’nin geleceği, önümüzdeki yüzyılın şekillenmesinde son derece hayati bir rol oynayacaktır.”Elbette raportörü fikir hırsızlığı ile suçlayarak Türkiye’nin önemini yücelten konuşmayı “yok hükmünde sayalım” diyecek değilim.Daha iyi niyetle yaklaşarak Türkiye’nin gelecek yüzyılı belirleceğine dair Clinton kehanetinin hükmünü yürütmeye devam ettiğini söyleyebiliriz.Belki o zaman AB standartlarını yakalamak yolunda dostça destekleri daha zahmetsiz elde edebiliriz.Türkiye raporunun içerdiği tespit ve önerileri ciddiye almalıyız.İfade özgürlüğü ve bağımsız medya AB müzakere süreci içinde kalmanın ilk şartlarıdır. Türkiye bu alanda çok eleştiri alıyor.Türk medyası, endişe verecek yaygınlığa ulaşan otosansürün aşağılayıcı tasmasından kurtulmalıdır artık.Daha çok reformİnsan hakları ve hukukun üstünlüğü konusunda daha çok reforma ihtiyaç bulunuyor. Hukuk ve yargı alanında harcanan çabalar yeterli olmamaktadır.Önemli kararlar alınırken hükümetin olduğu kadar muhalefetin ve sivil toplumun da sürece katılması gerekir. “Zaman yitirmeyin” demeye getiriyor rapor.Eksiklerini tamamlamış bir Türkiye Avrupa’yı ve AB’yi nasıl ve ne kadar değiştirir bilemeyiz ama şu gerçek ki yaşadığımız ülke çok değişir!Meclis’te bütçe görüşülüyor. Ama vergilerimizden oluşan kaynağı hükümetin doğru kullanıp kullanmadığını denetlemekle görevli Sayıştay, saray oyunları ile etkisiz ve yetkisiz bırakıldı.Adalet, özgürlük, temiz ve şeffaf siyaset uzağımızda.Başarırsak yalnız kendimizi değil daha fazlasını kurtaracağız!

Devamını Oku

Bu da bizim demokrasi..

11 Aralık 2013

Siyasetin sorun çözme kabiliyeti, huzur ve güven duygusunun sigortasıdır.Türkiye şanslı bir ülke. Otuz yıl terör belâsıyla uğraştı ama yüz yıla yaklaşan uzun bir zaman da savaş yüzü görmedi.Bu emsalsiz avantajı değerlendirmeyi bildi mi? Hayır..Ekonomide elde ettiği başarının gücünü, imparatorluk hayalleri için tüketti, bölgenin herkesle barışık model ülkesini Orta Doğu standardına indirerek model konumundan uzaklaştırdı.Hükümet Kürt sorununu bir çözüm sürecine bağlamıştır.Ama kullandığı araçlar millete anlatılmamıştır.Başbakan’ın bu merakı gidermek ve rejimin demokratik olduğuna dünyayı inandırmak için yaptığı denemeler kafa karıştırıyor.Irkları bırakalımErdoğan dün bütçe konuşmasını yaparken “dört kırmızı” olarak “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” ilkesini tekrarlamış, halkı bütünleştirici üslup uygulayacak yerde “tek millet” hedefini zorlaştıran alışkanlığını sürdürmekten vazgeçmemiştir:“Tek bir ırka hizmet etmiyoruz. Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Roman, Pomak, Abhaza’sıyla Türkiye’de insan olarak kim varsa hepsine hizmet ediyoruz..”Bu ayırıcı anlayış, imparatorlukla beraber tarihe karışmıştır. Yeni Cumhuriyet, ırkların varlığına dayanan bir rejim değildir. İnsan haklarına ve eşit vatandaşlığa dayalı bir millet söz konusudur.Herkes bu kimliği güçlendirmeye çalışmalıdır.Halbuki gördüğümüz manzara terstir. İktidar, halkı millet hâline getiren birleştirici değerlere karşı başta Atatürk olmak üzere aşındırıcı siyasetler yürütmektedir.Arızalı ilişkilerEskiden bir parlamenter saygınlığı vardı.Tavrı, sözü, kılık kıyafeti ile dikkat çeken kişileri tarif etmek için “mebus gibi adam” derlerdi.Şimdi küfür, beddua, tekme tokat ve seks kasetleri karışmış iddialar bizi siyasetçilere götürüyor.Siyaset dünyamızı yeniden yapılandıracak bir reforma ihtiyacımız var ve daha fazla ertelenmemeli.İktidar-muhalefet ilişkileri baştan aşağı rakibi aşağılama ve yok sayma üstüne kurulamaz. İşbirliği kapıları açılmalıdır.Bütçe bir devletin en önemli kanunudur.Hükümet başkanı ile ana muhalefet partisi lideri dün Meclis’te birbirlerini dinlemediler.Siyasetin iki kanadı da mensuplarından biri hukuksuzlukla suçlandığı zaman aynı tepkiyi veriyor: “Yedirmeyiz!”Başbakan 12 yıldır hiçbir seçimin öncesi muhalefet liderleri ile TV tartışması yapmayı kabul etmedi.Kendi tarifine göre bir demokrasi uyguluyor. Biz de yiyoruz!

Devamını Oku

Sürece taş: Kürdistan

10 Aralık 2013

Çözüm Süreci’nin hedefine ulaşması Türk halkının rızasına bağlıdır.Türkiye’de iyi kötü bir demokrasi var. Hiçbir iktidar halkın istemediği bir çözüme rıza gösteremez.Bu özel durum, müzakere halindeki tarafları dikkatli ve sabırlı davranmaya mecbur ediyor.Bildiğiniz gibi TBMM’deki bütçe görüşmeleri olaylı başladı.BDP’nin bütçe raporuna koyduğu muhalefet şerhinde yer alan “Kürdistan” ibaresi itirazlara hedef oldu.Gergin bir birleşimin sonunda “Kürdistan” ın muhalefet şerhinden çıkarılması kabul edildi.Anayasa’ya bağlılık yemini böyle davranmayı gerektiriyordu.Ama BDP’li Sırrı Sakık’ın da bahanesi hazırdı; “Bu anayasaya saygı duymuyoruz” dedi.Kürdistan mı?O kadarla kalmayıp resmi belgeye Kürdistan sözcüğünü koymaya Başbakan’ın cesaret verdiğini öne sürdü.“Birkaç gün önce Diyarbakır’a gideceksin ‘Kürdistan’ diyeceksin. Grup konuşmasında demokratikleşme paketinden daha önemli bir açıklamada bulunarak ‘Kürt’ ve ‘Kürdistan’ sözlerini seslendireceksin ama şimdi sonuç bu...”Müzakere masasında karşı tarafın ümidini artıracak teşvik edici sözler sarfetmek rastlanan bir taktiktir.Ama bunu PKK gibi bir terör örgütü karşısında denememek daha doğru olur.Çünkü elini veren kolunu kurtaramaz!PKK durduk yerde “Kürdistan” dememiştir. Bütçe görüşmelerinin sağladığı zemini değerlendirme kararı belli ki başka hazırlıklar ortamında oluşmuştur.Ateşkes bozulmamalıPerde geçen hafta Hakkâri Yüksekova’da bazı “PKK şehitlikleri”nin tahrip edildiği bahanesi ile kanlı bir gösteri tertiplenerek açılmış, iki göstericinin ölmesine tepki adına bölge isyan ateşine verilmek istenmiştir.Diyarbakır Lice’de yol kesen örgüte bağlı bir grup, dört askerimizi kaçırmış BDP’nin çabaları, rehine askerlerin sağ salim iadelerini sağlamıştır.Bu gelişme önemlidir.Başbakan “Bunlar sürece zarar vermek isteyenlerin attıkları adımlar” demiş, askerlerin bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulunmuştur.Ve bu çağrı geç kalmadan karşılığını bulmuştur.PKK söz ve eylem yoluyla baskı uyguluyor ama ateşkese son verdirecek kadar ileri götürmemeye çalışıyor adımlarını.Hükümet tarafı da çözüm sürecinin özellikle son bir yıldaki ilerlemesini tatmin edici bulduğu için, seçimde zarar görebileceğini bile bile tepkici davranmıyor.Sürecin en önemli riski Kandil’dir. Halk zaten terörle müzakere yapılıyor diye hoşnutsuzdur.Üstüne bir de silâhlı tehdit... Fazla gelir!

Devamını Oku

Adalet rafta bekledi

9 Aralık 2013

Anayasa Mahkemesi’nin Balbay kararı uzun tutukluluğa ve seçilme hakkına bağlı olarak iki ihlâl belirlemişti.Balbay’ın avukatları AYM kararlarının bağlayıcı olduğunu hatırlatan tahliye başvurularını yargılamayı gerçekleştiren yerel mahkemeye yaptılar.Öğleden sonra savcının, mütalaasını tahliyeden yana verdiği haberi geldi.Savcılık mütalaasının AYM kararını hayata geçirme isteğini destekler nitelikte olması yerel mahkemenin kararını kolaylaştıracaktı.Nitekim tahliye kararı çıktı, Balbay özgürlüğüne kavuştu.Ama gün boyu internette gezinen vatandaş yorumları alaycı sorular getiriyordu.Halk haklı olarak hatırlatıyordu:Bir gün bile çok“Ergenekon savcıları 19 Mart 2013 günü okudukları son mütalaalarında Balbay için ‘ağırlaştırılmış müebbet hapis’ istemişlerdi.Aynı savcılar bugün tahliye istiyorsa.. Merakımızı mazur görün..” diye başlayıp şu soruyu soruyordu:“Sekiz ayda ne değişti: Hangi anayasa maddesi değişti? Yasalar değişmediyse kimin talimatı değişti?”AYM kararına bakarak Balbay’ı tahliye etmek bir mecburiyettir.Aksi yönde bir davranış hukukçulara göre AYM kararını kasten uygulamamaktır.Onun karşılığı da kamu görevinin kötüye kullanılması suçudur!İstanbul Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Adem Sözüer, AYM kararının mahkemeler tarafından tartışılacak bir yönü bulunmadığını belirttikten sonra şöyle devam ediyor:“Balbay’ın artık bir gün bile tutuklu kalması uzundur!”Cezaevinde geçen bir günün bile çok olduğunu söyleyen bir hukukçu ve öbür yanda beş yılını anayasa gerektirmediği hâlde hapiste geçiren bir gazeteci milletvekili...Kitapta özel bölümProf. Erdoğan Teziç’in “Anayasa Hukuku” kitabı (16’ncı baskı sayfa 457) tutukluluğu esnasında seçilen milletvekilleri sorununu ayrıntılı biçimde işliyor.“Seçimden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır üyelik süresince zamanaşımı işlemez” deniliyor.Bu uygulamanın dayandığı rahatlığın kaynağı ne?Cevap: “Zira bunların seçimden önce Yüksek Seçim Kurulu’nca hukuken seçilmeye engel bir durumlarının olmadığı esasen tespit edilmiştir.”Devamı: “Milletvekili seçilen kimse milli iradenin tercihi sonucu seçilmeye engel bir suçu ve kaçma şüphesi olmayan güvenilir biri olarak kabul edilmiştir.”Gazeteci milletvekili hücrede, çareyi gösteren kitap raftaydı. Raftaki kitaba bakmamanın bedeli beş yıla yakın bir özgürlük kaybı oldu.

Devamını Oku

Vatana ihanet bu kadar ucuz mu?

7 Aralık 2013

Uygarca tartışma kabiliyetini yitirmiş bir toplum olmak en başta siyasetçilerin vebalidir.Ortakları olması gerekir.Onların da sesleri çıkmıyorsa...Ört ki ölem!..Meclis sürekli kanun yapıyor.Ama yasalar değil buyruklar ülkenin gidişine yön veriyor.On-onbeş yıl öncesine kadar Türkiye -belki daha az gelişmiş ama- konuşan tartışan bir toplumdu. Yavaş da olsa gelişen demokrasi kültürünün kazandırdığı yaratıcılığı, ilerlemenin motoru olarak kullanırdık.Üniversiteler, sendikalar, dernekler barolar, meslek odaları ülkeyi yöneten iktidarı sürekli diri tutardı.Şimdi bu kurumlar sadece bakıyor nefes alıyor ama eleştiri ve öneri bağlamında hemen hiçbir şey söylemiyor.Bu alandaki merak, devlet gücünü kötüye kullanan AKP iktidarı döneminde aydınlanma şansını kaybetmiştir.Korkutulan medya gerçeklerin peşini bırakmıştır.Ümitler, halkın bu sessizliği doğru değerlendireceği ihtimaline bağlamıştır.Haftayı “Gülen’i Bitirme Kararı 2004’te MGK’da Alındı” başlıklı haberi konuşarak geçirdik.Başbakan dün haberi yazan Mehmet Baransu’yu ve Taraf gazetesini hedef alarak ağır bir suçlamada bulundu:“Devletin mahremini ifşa etmenin adı özgürlük değil düpedüz vatana ihanettir!”Medya özgürlüğünün ve bilme hakkının kutsal hale geldiği bir dönem yaşıyoruz.Basın özgürlüğünü feda etmeye değecek hiç bir devlet sırrı kalmayacak yakın bir gelecekte.Açıklıktan bazen zarar doğmaz mı?Elbet doğar ama gizliliğin hasarı her zaman daha ağır olur.İşte olay yaratan belgeyi gün yüzüne çıkaran gazeteci Baransu’nun son sözü:“.. Milleti fişlemektense bu hükümet tarafından vatan haini damgası yemek şereftir!”Başbakanlık, MGK ve MİT, Taraf gazetesi ile yazarı Mehmet Baransu hakkında suç duyurusunda bulundular.Öyle bir hınç ki, suç duyurusunu onlara ayrı ayrı yaptırdı.Enver’in rolü kime?Şu habere bakın lütfen:“Başbakan Erdoğan ‘Enver Paşa Edirne’yi almak için giderken ‘Edirne’ye Enver gireceğine Bulgar girsin’ dediler.Şimdi de hükümet başarılı olmasın da Türkiye’ye ne olursa olsun diyorlar.”Böyle “Enver’den gelecek hayır Bulgar’dan gelsin” dedirtecek sebepler bugün kimde, kimlerde birikmiş olabilir?Başbakan eğer bu benzetmede Bulgar’ın yerine bölücü terör örgütünü koyacaksa, Enver’in rolünü Kılıçdaroğlu’na veremez.Çünkü bu tabloda bir tane Başbakan var!

Devamını Oku