TÜSİAD ülkemizdeki endüstri ve hizmet kuruluşlarını temsil eden gönüllü sermayedarlarca kurulmuş bir örgüttür.Kırk iki yıllık varlığı ve yaptıkları kuruluşun adını, Türk demokrasisinin şansı diye anılmayı hak edecek bir konuma yükseltmiştir.TÜSİAD iş dünyasının temsil yeteneği tartışılmayan en önemli kuruluşudur.Özellikle Türkiye’nin koalisyonlar döneminde, yalnız ekonomi değil siyaset üzerinde de belirleyici roller üstlenmiştir.Bu alandaki en hatırda kalan icraatı 1979’da gerçekleştirdiği ilân kampanyası ile Bülent Ecevit başkanlığındaki hükümetin düşürülmesi olayıdır.TÜSİAD’ın son yıllarda siyaset üstündeki etkisini, hatta ekonomik kararlara dair eleştiri ve öneri yeteneğini kaybettiği, yaygın bir kanaat oluşturuyordu.TÜSİAD Türkiye’nin en etkili sivil toplum örgütlerinden biridir. Son zamanlarda bu kuruluşun demokratik işlevlerine ihtiyaç duyuran hükümet kararları peş peşe gündemi oluştururken TÜSİAD’ın sessizliği yadırganıyordu.Nihayet dün beklenen ses geldi.TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Erkut Yücaoğlu Cenevre’de TÜSİAD’ın ev sahibi olduğu bir konferans verdi.Gündemin ön sıralardaki konularına nasıl baktıklarını açıkladı:1. Okullar için kız-erkek ayrımı yapılmasının yanlış olacağını;2. PKK ile bu kadar yakınlaşmanın hatalı ve yanlış olduğunu;3. Hükümetin izlediği Suriye politikasını doğru bulmadıklarını belirtti.Türk demokrasisinin sanki bir süredir eksik bir parçası vardı ve bu konferansla yerine takıldı..Sivil toplumun katılmaktan korktuğu bir düzen demokrasi değildir.Demokratik özgürlükleri savunmak hiçbir kişi ve zümreye pişmanlık getirmemelidir.Masal gibi...Baltık cumhuriyetlerinden Letonya’nın adı, masal ülkesi çağrışımı yapıyor.Dün haber ajansları Başbakan Valdis Dombrovskis’in görevinden istifa ettiğini dünyaya duyurdu.İstifa sebebine gelince...Geçen hafta başkent Riga’da bir süper marketin çatısının çökmesi sonucu 54 kişi ölmüş, 40 kişi yaralanmıştı.Çatının 500 metre karelik çimle kaplanmış olması bir hesap hatası sayılmış, bu sebebin bir siyasi sorumluluk doğurduğu hassasiyeti kendini duyurmuş ve 42 yaşındaki Başbakan istifasını yazmış ve kendi eliyle kendini bitirmiş.Orada böyle.. Bizim buralarda işlemiyor bu töre.“Takdir-i ilâhi” diyorlar, üstüne bir de mağdur rolüne giriyorlar.Demokrasinin belli bir bilinç ve ahlâk düzeyine sahip toplumlar istediğini bilmek ama çaresiz kalmak ne fena!
Başarısı kabul edilmiş uygulama modelleri zaman içinde gelenek niteliği kazanır.Çok tekrarın aynı başarıyı getirmesi, güven duygusu yaratır.Risk yönetimi bu sayede kendini güvende hisseder.Türkiye’nin dış politikasını yürütme yöntemi bir gelenek kazanmıştı.Dış siyaseti uygulayan takım, Cumhurbaşkanı’nın önderliğinde, Çankaya’yla ilişkili bürokratlardan oluşurdu.Tayyip Erdoğan döneminde bu gelenek kayboldu. Direksiyonun başına Başbakan ve yakın ekibi geçti.Yeni anlayışın kontrolü ele almaya başladığı dönemde iktidar, “komşularla sıfır sorun” ilkesine dayalı uygulama ile övünüyordu.Özellikle Başbakan’ın hamleleri, uluslararası ilgiyi Türkiye’ye yöneltiyor, verdiği tatmin hissi, çıtayı sürekli yükseltmeye Ankara’yı teşvik ediyordu...Ve bugünlere geldik.Dün Radikal’den Murat Yetkin son MGK’nın verdiği mesajı açmaya çalışıyordu.Doğu Akdeniz’de bulunan yeni enerji kaynakları.. Buradaki kaynağın çıkarılması, güvenli bir biçimde Avrupa pazarına nakledilmesi..Gerek üretim, gerekse işletme ve nakil konusunda akıl, Türkiye’yi gösteriyor.Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları İsrail, Mısır ve Kıbrıs Rum yönetiminin ekonomik egemenliği alanına giriyor.İşe bakın ki, bu konuda söz sahibi olacak ne kadar ülke varsa, hepsiyle sorunluyuz.Kıbrıs Rum Yönetimi ile İsrail ve Suriye yetmezmiş gibi, coğrafyanın Türkiye’ye sunduğu büyük fırsatın üstüne Mısır gibi büyük bir taş düştü.Acaba diyorum, dış siyaseti Çankaya’nın ağırlığı ile yürütme geleneğini ayağa kaldırmak iyi olmaz mı?Mutlaka iyi olur.Ama doğru soru şudur: Mümkün olur mu?Kim kimi kandırdı? Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, ileride hangi sözü ile anılacak?Üstünden günler geçtiği hâlde hâlâ konuşulduğuna göre, cinsel çağrışım yapan o sözlerle hatırlanacaktır.Yeni anayasa yapmayı başaramayan komisyonu eleştirirken şöyle yakınmıştı:“Ben doğrusu kendimizi evlenme vaadiyle kandırılmış insanlara benzetiyorum. Nikâh masasına oturulmadı. Bunun faturasını siyasi partiler ödeyecektir.”En yüksek yargı kurumunun başkanına böyle bir eleştiri yakıştırılamaz.Meclis’i yeni bir anayasa yapmaya özendirmek onun işi değildir ve yaptığı, ağır bir ihlâldir.Evlenme vaadiyle kandırılmış gibi olmanın tezahürleri nelerdir?Siyasetçiler tarafından iğfal edildiğini söylemek istiyorsa -yakında emekli olacak- siyasete hazırlanıyor demektir.Siyaset hevesine şapka çıkarılır, ama kabiliyeti var mı derseniz...Yaptığı benzetme, Meclis’e girerse bir fark yaratamayacağı duygusunu veriyor..
Tehditlerin derecesi vardır. Önemi de taşıdığı tehlikenin büyüklüğü ile ölçülür..George W. Bush’un başkanlığı döneminde Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Stephen Hadley, Türkiye için hayati önem taşıyan bir tehdit konusunda uyarıda bulundu.Hadley’e göre Suriye’deki gelişmeler, kimyasal silâh konusunda sağlanan şaşırtıcı başarı hariç iyi gitmiyor.Özgür Suriye Ordusu ile muhalefetin içindeki demokratik unsurlar, bu güçlere silâh verilemediği için geriliyor. Çünkü bunlar hem Esad’a, hem radikallere karşı iki cephede birden savaşmak zorunda kalıyorlar.Yaratılan boşluğu el Kaide’ye bağlı gruplar Kuzey Suriye’deki konumlarını pekiştirmek yolunda değerlendiriyor.Amerikalı uzman Stephen Hadley durumu ve önerisini Hürriyet’ten Cansu Çamlıbel’e verdiği mülâkatta şüpheye yer bırakmayan kesin ifadelerle ortaya koyuyor:“Bugün yüzlerce cihatçı Suriye’ye girmeye devam ediyor. Bu Türkiye’nin lehine bir durum değil. Türkiye’nin Kuzey Suriye’de kendi sınırında bir El Kaide devletine ihtiyacı yok!”Amerikalı uzman, terörün bedelini iyi bilen Türkiye’nin bu tecrübenin ışığında gereken her şeyi yapmış olduğu ümidini taşıyor.“Türkiye, el Kaide unsurlarını destekleyecek bir şey yapıyorsa buna şaşarım. Bunu yaptığını düşünmüyorum. Ancak cihat için Suriye’ye giden yüzlerce insanın en azından bir kısmı Türkiye’den geçiyor.”Amerikalı uzman “Kuzey Suriye’nin el Kaide için güvenli alan hâline gelmesini önlemek zorundayız” diyor.Ama üstü kapalı bir öneri-eleştiri eklemeyi de ihmal etmiyor:Türkiye’nin bu geçişleri durdurmak amacıyla “daha fazla şeyler yapabilme” imkânlarına sahip olduğunu hatırlatıyor.Savaşa bulaşmadan bu tehlikeyi göğüslemenin çaresi nasıl bulunacak?O da bizim yaratıcılığımıza bakıyor.Sorun, adalet!Stephen Hadley’in özgürlük ve adalete dair tavsiyeleri de var.Bu kadar çok sayıda askerin ve gazetecinin, bu kadar uzun süredir cezaevinde yatıyor olmasının demokrasi ile ilgili şüpheler ürettiğini söylüyor Amerikalı uzman.Yeterli suçlama getirilip getirilmediğine bakmaksızın bunca insanı hapiste tutmanın elbette hukuk sistemiyle ilgili soru işaretleri doğuracağını hatırlatıyor.Bütün dünyaya Türkiye’nin “hukukun üstünlüğüne bağlı, ifade özgürlüğüne saygılı, toplumun tüm kesimlerini kucaklayan bir demokrasi olmaya başladığını göstererek” bu sorunların çözülebileceğini anlatıyor.İnşallah anlaşılıyordur!
“Ne oldum” dememeli insan “Ne olacağım” demeli!Çünkü birincide başarının sarhoşluğu vardır, yanlışlar yaptırabilir.İkinci tutum, iyi veya kötü sürprizlere hazırlıklı olmaktır. Koruyucudur.Son zamanlarda izlediği dış politika Türkiye’yi bir uçtan ötekine savurup duruyor.“Komşularla sıfır sorun” fiyakasının içini doldurmalıydık; olmadı maalesef. AB ilişkilerini zorlayabilirdik; o yaratıcılığı da gösteremedik.Sözde en kötü ihtimale bile hazırlıklıydık:Avrupa kapısı açılmadığı takdirde Kopenhag Kriterleri Ankara Kriterleri’ne dönüşecek, yola devam edilecekti.Yazık ki evdeki hesap çarşıya uymadı.Elli yıllık adaylığın biriktirdiği öfkeyle Türkiye, taleplerini, umutlarını geleceğini Batı yerine Doğu’da aramaya başladı.Dönmek kolay mı?Rusya ziyareti sırasında Rusya Devlet Başkanı Putin’e Başbakan Erdoğan’ın “Türkiye’yi Şanghay İşbirliği Teşkilâtı’na alın; bizi bu sıkıntıdan kurtarın” talebi ilk değildir.Batı’yı uyarmaya dönük şakayla karışık seslendirilen rahatsızlık bu şekilde ciddiyet ve vahamet kazanacak sıfır sorun hayallerini de bitirecektir.Hatta sorunun parçası haline getirecektir Türkiye’yi.Suriye’de aceleciliğin sakatladığı dış politikamız, savaş tehlikesi üreten bir başarısızlıktır.Türkiye Mısır’la da bozuşmuştur.Mübarek’ten sonra gelen Müslüman Kardeşler, yeni imkânlar yaratmıştır ama yine aceleci tavırlar başlangıç çizgisinden daha geriye düşürmüştür ilişkileri.Başbakan Erdoğan’ın “Ben Mısır’ın meşru Cumhurbaşkanı olarak sayın Mursi’yi tanıyorum” demesi, Kahire’deki darbe yönetiminin başı Sisi’yi çileden çıkarmıştır.Kahire’deki hesapSuriye’den sonra bir komşumuz daha davacımız oldu.Mısır’daki darbe yönetimi dün Kahire’deki büyükelçimiz Hüseyin Avni Botsalı’yı, diplomatik protesto dilinin ağır yaptırımlarından birini kullanarak “istenmeyen adam” ilân etti ve Türkiye’ye gönderdi.Ankara da “otomatik” misilleme yaptı ama yine karavana atıldı;Çünkü Türkiye’yi terk etmesi talep edilen elçi zaten üç aydan beri Türkiye’de değil, kendi evinde..ABD etkisinin hafife alınmış olduğu seziliyor.Biz darbecilere ağzımıza geldiğini söylerken ABD Dışişleri Bakanı Kerry “Mısır Ordusu demokrasiyi rayına oturttu” demiş, son bir toplantıda da “Müslüman Kardeşler Mısır’daki devrimi çaldı” ifadesini kullanmıştır.Kahire’deki darbeci generallerin “Amerika bizim yanımızda, Türkiye olmasa da olur” deme cesareti daha neler yaptırır?Tedbirli davranmak lâzım!
Binmiş bir alâmete, gidiyor kıyamete.İtibarlı Times gazetesinin dünkü sayısı Türkiye’ye yönelik uyarılar taşıyan birden fazla haber ve yorumla doluydu.Türkiye’nin laik demokratik rejimine yönelik bir rahatsızlık söz konusu olduğunda Batılı ortaklarımız telâş gösteriyorlar.Gazete “Türkiye’nin herhangi bir Orta Doğu ülkesi olması fikri yeterince kaygılandırıcı. Gerçekleşmesi ise felâket olur” diye yazdı.Kız-erkek karma okul ve yurtlar konusunda yaşanan tartışmaların davet ettiği korkuyu paylaşmanın da sebepsiz olmadığını savundu.Ve bir eleştirel tespit:“Başbakan’ın İslâmcılığı Türkiye’de sadece kamusal hayata değil artık vatandaşların özel hayatına da sızıyor.”Times’a göre Türkiye bugün güçlü bir devlet oluşunu Osmanlı’ya değil “benimsenen akıl ve modern ulus anlayışına borçludur.”“Neredeyse yüz yıl sonra ülkede kız ve erkek öğrencilerin yaşam alanlarını ayırma girişimleri Türkiye’nin kazanımlarını kaybedeceği korkusunu tetiklemiştir.”Türkiye’nin yeri baştan beri Batı olmuştur. Hedefi de “muasır medeniyet seviyesinin üstü” diye tarif edilmiştir.Başbakan Erdoğan dün Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Putin’e AB ile ilgili oyalama taktiklerinden yakınırken “Şanghay İşbirliği Teşkilâtı’na gelin Türkiye’yi alın. Bizi de bu sıkıntıdan kurtarın” dedi.Şaka payı taşıyan bu şikâyet Türkiye’deki olumsuz dış politika değişimlerinin kanıtı olarak kaydedilecektir.Türkiye’yi bugünkü yerine getiren kimlik bir övünçtür.AKP değerini bilmeli!Bizden uzak olsunKaçan kurtuldu.Barışın gecikmesinden ileri gelen faturayı Suriye’de kalan siviller ödüyor.Ölü sayısı on binler seviyesindeyken de “zaman kaybetmeyelim” çığlıkları atılıyordu.İki yıla yakın bir süre geçti ve dün Başbakan Erdoğan Moskova’da Suriye’deki bilançonun 150 bin ölüye dayandığını açıkladı.Putin’le oluşturdukları koro bilineni tekrarladı: “Zaman kaybetmeyelim”...Barışı artık kendimiz için isteyeceğimiz bir yere dayandı işler.Reuters ajansı, El Kaide’nin Irak’taki kolu olan Irak Şam İslâm Devleti adlı örgütün Türkiye sınırına yerleştiğini haber verdi.Ajansa göre aşırı İslâmcı örgütün militanları, ılımlı İslâmcı Suqur el İslâm adlı örgütün adamlarını sürerek bölgeyi kontrolları altına aldı.Tarihin gördüğü en acımasız terör örgütü El Kaide artık fiilen Güney komşumuz oldu.Terör örgütleri mezhebi ne olursa olsun Türkiye’den yardım görmemeli.
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır..Bu özdeyiş, farklı tavırları ve fikirleri hoşgörü ile karşılama nasihati içeren bir atasözüdür.Yazık ki, nasihate ihtiyacı olmaması gereken bir kişi düşündürdü bize bu atasözünü.Hükümetin dershaneleri kapatma hazırlığına ilişkin tartışmada Bülent Arınç’tan başka bir AKP milletvekili daha (İdris Bal / Kütahya) muhalefetini açığa vurdu. Siyaset bilimi profesörü olan Bal “dershaneleri kapatmanın partiye zarar vereceğini” savundu.Bir kabahati de Başbakan gruptaki konuşmasında “Korkuyla büyük devlet olunmaz” derken onun da Twitter’dan cevap yetiştirmesiydi:“Korku ile büyük devlet olunamayacağı gibi, hesapsız, plansız, günübirlik küçük hesaplarla büyük devlet de olunamaz. Ancak büyük hatalar yapılır!”.. Ve Prof. İdris Bal dün partiden atılması talebiyle sorgusuz sualsiz disipline sevkedildi.Tabii ki amaç, yeni “yiğit”lerin ortaya çıkmasına karşı gözdağı yaratmaktı.Bu tedbiri almakta iktidar partisinin geç bile kalmış olduğu söylenebilir.Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç önceki gün Amerika’ya gitti. O da dershaneler konusunda Başbakan Erdoğan’a ters düşmüş, bunun yarattığı kırgınlık, onca zorlamaya rağmen tam giderilememiştir.Bülent Arınç dün hareketinden önce bir “yiğitlik” daha yaptı.Dershaneler için “kapatılmaması gerektiğini muhterem Hocaefendi söylüyor. Bu çok doğru bir gerekçe olabilir..”Bu kadarla kalmadı olaylar. Meclis Başkanvekili Sadık Yakut bir televizyondan bir fitili daha ateşledi:“Kızlı erkekli eğitim büyük yanlış. Bu yanlış önümüzdeki dönem içinde düzeltilecek” dedi..İktidar partisi, halkın yaşam biçimine müdahale ediyor gerekçeli eleştiriler nedeniyle yıpranıyor. Hem Başbakan, hem Meclis Grup yöneticilerinden Mustafa Elitaş acele düzeltme yaptılar.Sadık Yakut’a atfedilen sözlerin şahsi görüşü olduğunu iddia ettiler. Konuşkanlığı disiplin işlemine gerek doğuracak mı; şimdilik bilmiyoruz.Başbakan’a ters düşeceğini bile bile tavır koymak, söz söylemek gerçekten cesaret ister. Bu bakan ve vekillerin yiğitlikleri konusunda söz söyleme hakkını kimse kendinde göremez kolay kolay..Ama “yedikleri şey yoğurt değildi” diyenlere hak vermemek de dürüstlük olmaz.Sıkıntılı bir geçit bu, arızasız geçmenin iki yolu var: Disiplini ya üçüne birden uygulamak veya “ileri demokrasi” fiyakasının içini doldurmak adına eleştiriye özgürlük tanımak... Önerimiz ikinci yoldur!
Meclis’teki komisyon yeni bir anayasa yapmak için 25 ay çalıştı ama başaramadı.Komisyonun da başkanı olan TBMM Başkanı Cemil Çiçek “istifa ediyorum” diyerek fiili bir sonlandırma yaptı ama muhalefet süreci yaşatma eğiliminde.Adı üstünde konu yeni bir anayasa yapmak. Bunun için Meclis kaynaklı bir uzlaşma komisyonu çalışmaktadır.Uzlaşma, süreye bağlanmış bir görev değildir.1961 Anayasası’nın altı ayda, 1982 Anayasası’nın 8 ayda yapılmış olması örnek alınamaz.Asker güdümünde hazırlanan bu anayasaların yetmezliği sivil bir anayasaya olan ihtiyacı duyurmuştur.AKP’yi yeni anayasa yapmaktan soğutan sebep sorulduğunda “gecikme” denilecekse sormak lâzım:Nereye geciktik? Aceleniz ne?Böyle bir çalışma grubunda öncelik “uzlaşma”dır.Demokratik bir Anayasa yazmakla bir yerlere yetişmek tercihleri arasında seçim yapılamaz. Aksi hâlde yeni anayasanın askeri darbe dönemi anayasalarından farkı kalmaz.Sormak lâzım: Başkanlık sistemine geçiş veya en azından “Partili Cumhurbaşkanı” modeli kabul edilmiş olsaydı Uzlaşma Komisyonu yine havlu atacak mıydı?Hayır... İktidar partisi istediğini almış olacaktı.Demokrasiden söz edeceksek boykot günahı işlemeyeceğiz.İktidar partisi kendi taslağını TBMM genel kuruluna dayatmaya kalkışmayacak.Tanınmış anayasa hukuku hocası Prof. Dr. Erdoğan Teziç’e göre zaten doğru yöntem uygulanmıyor şu anda.Uygun yöntemin yeni anayasayı bu amaçla seçilmiş bir kurucu meclise yaptırmak olduğunu savunuyor.Partiler yanında sivil toplum da temsil edilmeli bu mecliste ve seçim sıfır barajla yapılmalı. Yani millet iradesine en küçük bir gölge düşmemeli.Sivil anayasa kolay değil!Adayları beklemeliA&G araştırma şirketinin başkanı Adil Gür’ün bir önceki seçim tahmini şöyleydi:“AKP yüzde 50’nin üstüne çıkmaz, yüzde 40’ın altına inmez.”Seçimler hızla yaklaşıyor, ülkede seçmen davranışlarını etkileyecek nitelikte olaylar yaşanıyor.Gezi Parkı protestoları, kızlı erkekli evler tartışması, barış süreci bağlamında “Kürdistan” adının telâffuz edildiği bir noktaya gelinmesi...Araştırmacı Gür bunları yine de seçmen tercihlerinde kırılma yaratacak sebepler olarak görmüyor.Sonuçları yine ekonomideki gidişatın belirleyeceğini söylüyor.Peki çıkan bu anket rakamları?.Adil Gür yerel seçimlerde aday faktörünün her şeyden önemli olduğunu hatırlatıyor.Sağlıklı bir tahmin için aday listelerinin kesinleşmesini beklemek gerekiyor.
Bunca olay geçti ama “Gezi parkı” protestoları gündemdeki yerinden bir türlü indirilemiyor.Başbakan’ın Gezi eylemine sempati ile bakmadığı ilk günden belli oldu. Zaman bu yargıyı onarmadı.Ağzının içine bakanlar, yani en yakınında olan bakanlar birbirlerine ters düşmemeliler değil mi?Öyle ama kendilerini koruyamıyorlar.Mesela Dışişleri Bakanı Davutoğlu Washington’da geçen gün konuştu. “Gezi eylemlerinin Avrupa’daki gösterilerle benzer olmasından onur duyuyoruz” dedi.En azından ölü ve yaralı bilançosu, hükümetin hiddeti ile polis şiddeti bağlamında Davutoğlu’nun yanılgı içinde olduğunu ortaya koyuyordu.Dışişleri Bakanı’na göre basın özgürlüğünün, toplanma özgürlüğünün bulunmadığı, adil ve özgür seçimlerin olmadığı ülkelerle Türkiye kıyaslanmamalıydı.Son kabine revizyonunda koltuğunu kaybeden bir önceki Turizm Bakanı Ertuğrul Günay bu tespitler karşısında ne yapacağını şaşırmış olmalı.Bilgisayarının ekranında gördüğü habere bir yorum getirmesi gerekiyordu.Kendisini AKP’nin vicdanı olarak gördüğü için Davutoğlu’nu desteklemek vicdan azabı doğuracaktı onda.Vicdanının emrettiği tespiti yazsa sağlığı bozulacaktı!“No comment” diye yazdı; yani “yorum yok”...“Yok” nitelemesinin “var” anlamı yarattığı sihirli bir kelime bu “No comment”...Eleştiri yapmanın tehlikeli olduğu yerlerde ve zamanlarda can simiti gibi işe yarıyor!Başbakan’ın dünkü grup konuşması iktidarın “pardon”larına tanıklık etti.1. Ödül töreninde Ahmet Kaya’ya kimler saldırdı?Cevabını Başbakan kendisi verdi: “Gezi Parkı’nda bize saldıranlar kimse; onlar saldırdı..”Bazıları olay anında orada olmadıklarını söylemişler. Onlara da cevap verdi: “.. ulan hepiniz oradaydınız be!”2. Diyarbakır’da “Kürdistan” demişti Başbakan. Dünkü cevabı “Kayıtlara baksalar Kürdistan kelimesini Meclis’in ilk kayıtlarında bulacaklar” oldu.Cumhuriyetin yarattığı değişimi yok mu sayacağız?3. Dağdan inecek ve cezaevinden çıkacak olanları hayal etmenin “genel af” ile karşılık bulacağını Başbakan tahmin etmeliydi; edemedi.Dolaylı dolaysız aflar çıkarmak oy patlaması yapmayı ümit eden partilerin ve liderlerin hayalidir.Türkiye’nin tecrübesi af çıkararak mutlu olmuş, halkı memnun etmiş iktidarlarla buluşturmuyor bizi.Sonuçlar hep aynı oluyor:Vicdan azabı ve pişmanlık!