Yargı ve siyaset acaba samimi mi?

6 Aralık 2013

Neyle suçlandığını dahi bilmeden 5 yıldır hapis yatan insanlar yaşıyor bu ülkede.Ümidi söndürüldüğü için ruhu ağır hasar görmüş insanlar...Vicdanlar isyan aşamasına dayanmıştır.Siyasetçilerin telâşı bundan.Ergenekon hükümlüsü gazeteci Mustafa Balbay’ın seçilme haklarının ihlâl edildiğine ve tutukluluğunun aşırı uzadığına dair Anayasa Mahkemesi kararı bu sebeple siyasi iktidar cephesinde heyecan yarattı.Pek az mahkeme kararı bu kadar coşku ve destek almıştır. Desteğin sebebi yargının etkilenmesini sağlayarak Balbay’dan başlayıp tüm tutuklu milletvekillerinin tahliye edilmeleri yolunu açmaktır.Tüm partiler olumlu mesajlar verdiler. Çünkü Balbay kararı emsal olacak, bu yara kapatılacaktır.İstenen budur.Cumhurbaşkanı ile Meclis Başkanı bile tarafsız kalamamışlardır.Yanı sıra Başbakan Yardımcısı Arınç da Anayasa Mahkemesi’nden bekleneni karşılamaya yetecek bir karar çıktığı mesajını vermişlerdir.Siyasetin etkilerine açık bir yargı, adaletin iflâsıdır.Ama Balbay ve temsil ettiği sorun öylesine hayati hâle gelmiştir ki Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, korkunç bir fotoğraf çekmiş “Siz bakmayın adımızın mahkeme olduğuna; her ne kadar ismimiz mahkeme ise de yaptığımız iş siyaset” demiştir.Adalet uğruna hukuku çiğnemek değil mi bütün bu çıkışlar?Yargının zirvesinden aşağıya “siyasetin istediği şey her neyse, uzatmayın verin” demek değil mi?Yargı bağımsızlığı yanlış anlaşılıp yanlış uygulanıyor.Bağımsızlık ilkesi, mahkemelerin birbirlerinden soyutlanması hedefine yürümek için değildir.Yargı kurumlarının birbirleri ile çelişmesine sebep olmak değildir.Adaletin gecikmesine sebep olmak hiç değildir.Muasır medeniyet nerede?Türkiye’nin hayatında medeniyetin adresi hep Batı olmuştur.AKP’yi de AB’nin ülkedeki en inançlı, en cesur destekçisi kimliğinde görünmek, ilk seçimde tek parti iktidarı yapmıştır.Başbakan’ın Türkiye’yi rotasından çıkaracak söylem ve eylemlerde bulunması, halkı tedirgin ediyor.İnternet bu konudaki toplumsal rahatsızlığı çok açık gösteriyor.Başbakan’ın geleceği Orta Doğu ile Uzak Doğu arasında kurmak istediğini düşündüren Şanghay birliği ve Çin’le yaptığı füze pazarlığı gibi olaylar kafaları karıştırmıştır.İnternet zemini, bu yanlışın AKP’ye büyük güven kaybına mal olacağı uyarısı yapıyor.Millet kandırıldığı duygusuna kapılmış durumdadır. Dikkat!.

Devamını Oku

Balbay ve Haberal için pür dikkat!

5 Aralık 2013

Yargının gücü ve adaletin şaşmazlığı, bu dönemin en yaygın özlemidir..İki gündür insanlar ümit ve mutluluk yaşıyor.Sebep, Anayasa Mahkemesi’nin Ergenekon davasında yargılanan gazeteci Balbay ile Prof. Dr. Haberal’ın başvurularını kabul etmesidir.Yüksek mahkeme, tutukluluklarının makul süreyi aştığı ve seçilme haklarının ihlâl edildiği şikâyeti ile başvuruda bulunan iki milletvekilini haklı bulmuş, ihlâl kararını oy birliği ile oluşturmuştur.Bu ayrıntı kamuoyunda yaygın bir iyimserlik yaratmıştır.Birçok çevre işe bitmiş gözüyle bakıyor; yanlış!Tedbirsizlik felâket getirir.Hukuk cambazlığıİki tutuklu, AYM kararı uyarınca bir daha geri dönmemek üzere mi tahliye edilecekler?AYM Başkanı Haşim Kılıç’ın açıklaması bu beklentiyi destekliyor. Kılıç “Bundan sonra Yargıtay ve yerel mahkeme, yayınlayacağımız gerekçeyi çok dikkatli okumalı ve ona göre karar vermelidir” diye konuştu.Yüksek mahkemenin Balbay ve Haberal hakkında verdiği kararlar, istenen sonuçların hemen elde edilmesini garanti etmiyor.AYM Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanunu (madde 50/2) “Tespit edilen ihlâl bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlâli ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir” diyor.Konuştuğum otoriteler bu noktada dikkat tavsiye ediyorlar. Çünkü kanunda şu hüküm de var:“Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.”Uzmanlar, para cezasının bir kazanım olmadığını, yeniden yargılanma seçeneğini devreden çıkaran bir imkân olduğunu savunuyorlar.Türkiye çok ucuz!Yani mahkeme “yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar görmediği” kararına bir zemin yaratmak için Balbay’a 5 bin lira tazminata hükmetmiştir.5 yıl zindan - 5 bin lira manevi tazminat; bozdur bozdur harca!.Hâkim gibi hâkimler gerektiren, riski yüksek bir yol katedilecek bu aşamada;Mahkemenin gerekçeli kararı Yargıtay’a gidecek.Orada sıraya konulacak. Bir yıl bekler mi? “Mümkündür” diyenler var.Yani Demokles’in kılıcı uzun bir zaman tepede sallanacaktır.Balbay ve Haberal tahliye edileceği için buna alışacağız.Dava gündemden düşecektir.O arada Yargıtay ya cezaları onaylarsa?Bunu kimse aklına getirmek istemiyor ama tedbir asıl buna lâzım. Tecrübeli hukukçular böyle söylüyor!

Devamını Oku

Asker dövmek moda mı oldu?

4 Aralık 2013

Balyoz ve Ergenekon davalarında hüküm giyen askerlerin toplum vicdanında yarattığı suçluluk duygusu aşılacakmış gibi görünmüyor.Meğer ki adalet uyansın ve hükmünü yürüttüğü günler gelsin...Konu hatırlandığında özellikle iki emekli orgeneral, dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman hedef tahtasına konuyor.İki eski komutan, son olarak 2004 ağustos tarihli MGK kararlarının geçen hafta Taraf Gazetesi’nde yayınlanmasından sonra tekrar gündemin en üst sırasına yükseldi.Dünkü Hürriyet’te Ertuğrul Özkök, iki komutanı o MGK bildirisinin zamanında hatırlanmamasından sorumlu gören bir yazı kaleme aldı.Söz konusu MGK kararları, birçok hukukçunun değerlendirmesine göre Silivri’deki davaların çökmesine yardım edecekti.Ve yüzlerce asker, onların aileleri, sevenleri, haksızlığa kurban olmayacaklardı.Kaçmış fırsat yokHedefteki emekli orgenerallerle bu konuyu konuştum.İkisi de aynı noktada birleştiler:“Türkiye’deki Nurculuk Faaliyetleri ve Fethullah Gülen” konusunda bir eylem planı hazırlanması MGK’nın 2004 ağustos toplantısının tavsiye kararı idi.Bunu hatırlamak ve uyarmak niçin onların sorumluluğu hatta mecburiyeti oluyor?Çünkü bu kurulun genel sekreteri ve yardımcısı da var. Böyle bir atlama veya unutma kabul edilemez. Eski Genelkurmay Başkanı Özkök şöyle dedi:“481 karar sayılı MGK açıklamasında beş askerin, Cumhurbaşkanı hariç altı sivilin imzası var. Bizden beklenen uyarıyı, şu anda çoğu sorumlu mevkilerde bulunan sivil görevliler yapabilirdi. Olmadı; imzası olan ve tutuklu yargılanan üç kuvvet komutanı da hatırlatabilirdi.”Huzur özlemi...Hilmi Özkök “bu mecburiyet neden bize yükleniyor?” sorusuna şöyle bir açıklama getirdi:“Açıklasaydım arkadaşlarımız kurtulacak mıydı? Hayır.. Birileri, döverek aslan terbiye ediyorlar sanki. Asker dövmek moda oldu! Onun bahanesi yaratılıyor bu şekilde..”Emekli orgeneral Aytaç Yalman, Hilmi Özkök’ün değerlendirmesine hak verdiğini söyledi.İçeride yatanların vicdan yükü neden onların omzuna yıkılıyor; bunu sordu.“Bu ülkede kahraman olmak için hapse girmek mi gerekiyor?”Aytaç Yalman, hedef oldukları suçlamalara tahammül etmenin kolay olmadığını, “günah keçisi” hâline getirildiklerini belirtti, kişisel bir özlemini dile getirerek bitirdi konuşmayı:“Emekli olalı on yıl oldu. Biraz hayatımızı yaşayalım!”

Devamını Oku

Geçti ama şimdilik

4 Aralık 2013

Tahripkâr bir kavganın sebeplerini barındıran dershane krizi uzlaşmaya bağlandı.Sorun iki yıl donduruldu.Elde kalan somut sonuç, dershaneler üstünden yürüyen çatışmanın iki yıl içinde kalıcı bir çözüme ulaşmayacağı ihtimalidir.Hükümet Sözcüsü Arınç, Bakanlar Kurulu toplantısı ardından yol haritasını şöyle açıkladı:“Taslak ocak ayında Meclis gündemine girecek. Özel okula dönüşme süreci, mali destek eşliğinde 2015 eylülüne kadar tamamlanacak.”Gülen’in sözcüsü rolü ile tanınan Zaman yazarı Hüseyin Gülerce, hükümetle varılan uzlaşmayı sevinçle karşıladı.“Dualar kabul oldu, hatadan dönüldü” diye konuştu.Gülerce’ye göre dershanelerin 2 yıl açık kalması yerinde bir tedbirdir.Çünkü bu arada sınav sistemi değişebilir, dönüşüm çalışmaları devam eder, uygulamanın başarısı da test edilebilir.Uzlaşmanın verdiği memnuniyeti Arınç’ın konuşması içinde birkaç kez geçen “fitne” sözcüğü gölgeledi.Arınç şunu dedi:“Her gün hükümeti hedef tahtasına oturtarak fitnenin aleti olmayalım.. Daha heybemizi açmadık deve yükü heybemiz var demenin fitneyi büyütmekten başka sonucu yoktur.”Hükümet kanadından gelen bu zehirli suçlamaya Amerika’da Gülen’in yanında bulunan internet sitesinin editörü Osman Şimşek tepki gösterdi. Şimşek “demokratik hak taleplerinin fitne olarak nitelenmemesi gerektiğini” ifade etti.Bulunan geçici çözüm, iki yılda kalıcı bir uzlaşma hâline getirilebilir mi?Uzlaşma gerilimi düşürecektir biraz ama o kadar...Partiyi cemaat liderliği ile karşı karşıya getiren sebepler ortadan kalkmıyor.Bölünmesi en zor şey iktidardır.Bu son çatışmanın güvensizlik tortusu belki daha sık problem yaratacak ve çözümler daha uzun zaman alacaktır.Cemaate dayanan siyasetin yanlışlığını deneyerek tanımak varmış !..İnat etmeyinYüksek Seçim Kurulu, yerel seçimde aday olacak bakanların görevlerinden istifa etmesine gerek olmadığına dair karar almıştı biliyorsunuz.Ve o karar “oy birliği” ile alınmıştı.Eski Yargıtay Başkanı Prof. Sami Selçuk, yasama ve yargının uydulaştığını söylüyor verdiği son mülâkatta.Gücün merkezinde Başbakan Erdoğan durdukça hep böyle olacak.Bir sorun varsa ona söylenecek; icraat gerekiyorsa o ikna edilecek.Zaman zaman gücün merkezini göstermek uğruna yanlış bir kararı uygulatmayı göze alabiliyor Başbakan.Böyle bir mecburiyeti tekrarlamamak herkesin, tüm tarafların menfaatinedir.Muhalefet, aday bakanların istifasını restleşme sebebi yapmamalıdır.Bu rekabeti demokrasi kazansın!

Devamını Oku

Her şey yine insana bağlı

2 Aralık 2013

Seçim yapan rejimlerin hepsi demokrasi değildir. Farkı şüphe gölgesi düşmemiş seçimler yaratır.Önümüzde üç seçim var.Yaklaşık 52 milyon seçmen, 450 bin sandıkta oylarını kullanacak.Kazananlar düzene övgü düzerken kaybeden partiler ve adaylar her seçim ardından duymaya alıştığımız şüpheci varsayımları seslendirecek.Tabii ki güven duygusunu zedeleyecek durumlar varsa bunların giderilmesi gerekir. Oluşan soru işaretlerinin muhatapları saygılı ve konuşkan olmalıdır.Mesela seçmen sayısındaki ani artışlar, ikna edici cevaplar bulamamıştır bir türlü.Müzmin güvensizlik hastalığı yerel seçimler yaklaşırken nüksetmiştir.CHP Milletvekili Gürkut Acar mezarlıkta yatanlara oy kullandırıldığı söylentisine açıklama talep etti:Mükerrer oy sorunu“Yüksek Seçim Kurulu 24 Ekim 2013 itibariyle seçmen sayısını 54 milyon 971 bin olarak açıkladı.Nüfusun yaklaşık 5 milyon arttığı bir zaman aralığında seçmen sayısı nasıl 12 milyon artmıştır?”YSK Başkanı Sadi Güven dün vakti doğru seçilmiş bir basın açıklaması yaptı.Nüfus artışı ile seçmen artışı arasındaki tutarsızlık için şöyle dedi:“2007’deki seçmen kütükleri seçmenin beyanına göre oluşturuldu. İsteyen gelip bildiriyordu. Aradaki fark beyan esasından zorunlu adres kayıt sistemine geçilmesinden kaynaklanmaktadır.”YSK Başkanı Güven, Havelsan’la yapılan anlaşma çerçevesinde sistemin güvenliğinin artırıldığını, bu sayede mükerrer oy kullanma imkânı kalmadığını ifade etti.“Türkiye’de elektronik oylama var. YSK oylara müdahale edecek ve belirli bir yöne kanalize edilecek!”YSK Başkanı Güven bu yaygın şüpheyi şöyle karşıladı:“Türkiye’de kesinlikle elektronik oylama sistemi kullanılmıyor!”YSK daha hazırlıklı...Başkan neye güveniyor?Çünkü YSK’ya sonuçlar internete kapalı, ayrı bir ağ üzerinden gelecek.Aynı anda 22 siyasi partinin sistemlerine de ulaşacak.Yine de dürüst bir seçimin yapıldığına beslenen inancı, partilerin sandık başındaki temsilcileri ya var edecek veya yok edecek.Sandık kurulları 7 kişiden oluşuyor. Beşi partilerin temsilcileri...Eğer bunlar sorumluluk bilinciyle hareket ederlerse sandığa hile karışmaz;Sandık kapatılırken ve tutanak yazılırken dikkatleri azalmazsa, dürüst seçimin şartları gerçekleşmiş olur.Temiz bir seçimi, sandık başında birbirlerini denetleyen parti temsilcileri garanti edecektir.Partiler bu eğitimi seçime kadar mutlaka üyelerine vermelidir..

Devamını Oku

Politika değil entrika bu...

30 Kasım 2013

Türkiye’de olan biteni anlayarak yaşamak çok zor. Demokrasi o nedenle bilinçli bir halk bulamıyor.Algılama yeteneği güçlü olmayan seçmen çoğunluğu, görünür nedenlerin başında geliyor.Çünkü bu çoğunluk gerçeğe ulaşarak ikna edilmeyi değil, küfürle zenginleştirilmiş kavga gürütüyü daha eğlenceli ve heyecan verici buluyor.Medya da ona istediğini vermek zorunda kalıyor. Sonuçta yayınladığı haberi, yaptığı yorumu bu halk okuyacak.Siyasetin gündemi epeydir Gülen cemaatinin “zararlı” faaliyetini önleyecek tedbirler tavsiye eden bir MGK belgesidir.AKP hükümetinin geniş katılımla temsil edildiği MGK’nın Ağustos 2004 toplantısından çıkan kararlar, iktidar partisini zor durumlara sokmuştur.Halk tehlikeyi bilmeliBelge şöyle başlıyor:“Gülen grubunun dini esaslara dayalı bir devlet kurma hadefi ve ılımlı görünümünün yanıltıcı olduğuna yönelik gerçekler (...) kamuoyuna zamanında iletilmelidir..”Söz konusu toplantıda alınan kararlar, savunulması kolay olmayan önlemler içeriyor. Hükümet sözcüleri, ağır suçlamaların hedefi olmamak için ortak bir savunma bulmuşlar, belli:“Hükümet olarak MGK’dan gelen tavsiye kararlarını hiç bir şekilde uygulamadık..”“MGK kararını yok hükmünde saydık ve tavsiyelerinden hiç birine uymadık” savunması dolu dolu bir gün bile yaşamadı, çöktü.Derin ilişkilere dair zengin bir arşive sahip Taraf gazetesi, dün “başbakan adına” imzalanmış iki belge yayınlayarak iddiasına sahip çıktı.Siyasi rezaletler müzesiBu belgeler şunu gösteriyor:Başbakanlık, “Gülen cemaatini bitirmeyi” hedef alan “İrtica ile Mücadele kararları”nı iki ay sonra kamu kurumlarını haberdar ederek hayata geçirmiştir.Bu olaydaki sorun, irtica ile mücadele alanında önerilen sert tedbirlerin AKP önderlerinin bulunduğu bir kurulda nasıl olup da kabul edildiğini anlama ve anlatma zorluğudur.Gizli dinleme-gözetleme sonucu elde edilmiş bulgular üstünden siyaset yapmak, çok özel durumlar için mazur görülebilir ama bu yönteme süreklilik kazandırmak kabul edilemez.Meclis bir kuşak sonra “Siyasi Rezaletler Müzesi” olmaya aday gösterilmemeli:BDP Eşbaşkanı Demirtaş’ın şu değerlendirmesi kalıcı olmasın:“AK Parti ve cemaat uzun süre işbirliği halinde devlet içinde devlet kurdular.. Paralel devlet arayan, AK Parti cemaat işbirliğine baksın!”Siyaset kurumu, seçmenin algılama ve tepki verme zorluğunu kötüye kullanmamalı.

Devamını Oku

Uygulanmaması kurtarır mı?

29 Kasım 2013

Gülen cemaati ile iktidardaki parti “düşman kardeşler”i oynuyor.Nasıl bir rekabet bu?İki siyasi gücün birleşik hareket etmesi mecburiyettir.Hele bu “siyasal İslâm koalisyonu” sayesinde elde edilen seçim başarılarını yaşadıktan sonra...Fethullah Gülen okulları üstünde süren kapatılma tartışmaları siyaset ortamını sıkıntıya sokmuştur.2004 yılı ağustos ayında toplanan MGK’nın Fethullah Gülen’e karşı eylem planı hazırlaması için hükümete tavsiyede bulunması, iktidar partisi üstünde olumsuz duygular uyandırmıştır.Çünkü olay, önemli bir kesimde AKP’nin iktidar yetkisini Gülen cemaatine karşı kötüye kullanması biçiminde değerlendirilmiştir.Çünkü MGK’nın önerdiği tedbirler şüphe götürmeyecek açıklıkta “Gülen’i bitirme” niyetinin eylem planı gibi durmaktadır.Ortaya konulan MGK belgesi, imzaların gerçekliği üstünde şüphe uyandırmaya imkân vermiyor. O nedenle AKP sözcüleri, hedef oldukları eleştirileri “MGK’dan gelen tavsiye kararlarının hiçbirine uyulmadı” savunması ile göğüslemeye çalıştılar.Yani daha açık anlatımı ile “MGK toplantısında onayladığımız kararları dışarı çıkınca uygulamaktan vazgeçtik” demişlerdir.Başbakan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan, “Gülen’i bitirme kararı”nı hükümetin yok hükmünde saydığını belirtmiştir. 25 Ağustos 2004 tarihli MGK kararının içerdiği suç ve ceza, belgeyi “yok hükmünde” işlemine tabi tutan bir çıkış arıyor.Belgede imzaları bulunan iktidar temsilcileri “Hiçbir icraat yapmadık” diyor.Peki Balyoz’dan hüküm giyenler bir şey mi yaptı?Onların neden içerde olduklarını açıklamak her geçen gün daha zor olacaktır.Hukukun üstünlüğünü kabul eden toplumlarda, yeni bulunan bir delil, yargılamanın tekrar yapılması yolunu açabilir.481 sayılı MGK kararı, aranan kandır.. Ve bulunmuştur!Bakan sıfatıyla yerel seçime..Yüksek Seçim Kurulu dün tartışmaya elverişli bir karar aldı.Kurul Başkanı Sadi Güven, yerel seçimde adaylığını koyan bakanların görevlerinden istifa etmelerine gerek bulunmadığına karar verdiklerini açıkladı.Başkan Güven bu kararın oybirliği ile oluştuğunu söyledi.Kararın oybirliği ile çıkması derhal “baş üstüne” denmesini gerektirmez.Seçim bir yarıştır ve yarış adaletli olmalıdır. Bir bakanla sade vatandaşın yarışı adil olamaz.Korumasından taşımasına kadar bakan her adımda fark atacaktır rakibine. Yalnız bakan sıfatını kullanmakla yetinse bile yarışa önde başlayacaktır.“Bir bakan böyle avantajlara tamah etmez” derseniz...O bakanı söyleyin, başımızın üstünde taşıyalım!

Devamını Oku

MGK kararı beklenen kanıt

28 Kasım 2013

Entrika ortamından hoşlananlar için Türkiye’nin siyaset dünyası iyi bir sirke benziyor.Her an bir sürpriz olabilir. Gizli belgeler üstünden üretilen şok yaratıcı haberler, siyasi kanatların birbirlerini tahrip amacıyla kullandıkları malzemedir.Taraf Gazetesi’nin dün manşetine çıkardığı bir Milli Güvenlik Kurulu kararı, Balyoz ve Ergenekon davalarının tekrar incelenmesi ihtiyacını yaratmıştır.Belge, 481 sayılı MGK kararıdır. Kurulun 25 Ağustos 2004 tarihli birleşiminde oluşturulup hükümete gönderdiği tavsiyelerdir.MGK’nin kararı “Fethullah Gülen grubunun faaliyetlerine karşı alınması gereken tedbirleri” içeriyor.İşte tavsiyelerGülen’e ait okulların İçişleri ve Milli Eğitim bakanlıkları tarafından takibe alınması;Bu okullardaki şüpheli ve yasa dışı faaliyetlerin rapor edilmesi;Ağır yaptırımlar getiren yasal düzenlemeler yapılması;Ve öğrenci evleri kapsamında yandaş edinme çabalarının polis tarafından izlenmesi tavsiye ediliyor.MGK kararının altında o dönemin Cumhurbaşkanı Sezer ve Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Özkök ve dört kuvvet komutanının, ayrıca Dışişleri Bakanı Gül ile beş bakanın imzaları yer alıyor.“Gülen’i bitirme kararı”nın MGK belgesi, gündeme bomba gibi düştü. hiçbir sorumlu “Böyle bir karar alınmadı. Belge sahtedir” türünden savunmalar getirmedi tartışmaya.Savunmalar, MGK tavsiyelerine uygun tek hükümet icraatı gerçekleşmediği iddiasına dayandırıldı.“Tekrar bakılmalı”Başbakan’ın Başdanışmanı Akdoğan söz konusu MGK kararının hükümet tarafından yok hükmünde sayıldığını öne sürdü.Başbakan Yardımcısı Arınç “Hükümet kesinlikle tavsiyelere uymamıştır” dedikten sonra irticayı iç tehdit sayılmaktan çıkaran değişikliği yapan bir hükümetin böyle suçlanamayacağını savundu.MGK belgesi, adaletin Silivri’de hasretle beklediği kanıttır.O kararın alındığı MGK toplantısına Başbakan Yardımcısı sıfatıyla katılan Abdüllatif Şener dün, yeni bir durum ortaya çıktığını belirterek “Ergenekon ve Balyoz davalarının tekrar görülmesi zorunlu hâle geldi. Yargılamalar yeniden yapılmalı” dedi.“MGK belgelerini incelemeden Ergenekon, Balyoz kararı vermek yanlıştır” dedi.Yüzlerce asker masumiyetlerine saygı gösterilmediğini düşünerek cezaevinde çürüyor, öbür yanda delil olacak belgeler kozmik odalarda bekliyor.Aklın ve vicdanın talep ettiği adalet gecikiyor.

Devamını Oku