İstifa işte böyle olur

25 Aralık 2013

Cumhurbaşkanı Gül “Artık devir değişti” demeye getiriyor. Yolsuzluk varsa üstünün örtülemeyeceğini söylüyor.Bu sözlerle yaşayan gerçeği mi, yoksa adı “Temiz Eller” olan bir hayali mi seslendiriyor?Siyasetin faziletleri bilgi, tecrübe ve cesaretten kaynaklanır. Ama liderler seçim öncesi milletvekili adaylarını belirlerken bağlılık duygusu ruhlarını teslim almış kişileri ve kişilikleri yanlarında Meclis’e götürmek isterler.Sonuçta liderin günahlarını şikâyet etmeden taşımaya razı insanlar “standart vekiller” olarak parti gruplarının bedenini oluşturur.Oysa insan, kendisini Meclis’te temsil eden vekillerin bağımsız ve korkusuz bireylerden oluşmasını diliyor.Haklı bir itirazAdları oğulları nedeniyle yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına karışan Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ile İçişleri Bakanı Muammer Güler bir haftadır beklenen istifalarını dün sundular.CHP’den “Evet ama yetmez” itirazı geldi.Eksiği tamamlayan Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar oldu. Anlattıkları ile istifalar süreci konusunda ibret verici şeyler söyledi.Bayraktar’ın anlattığına göre üç bakana iki metin gönderilmişti. Biri istifa metni, öteki deklarasyon metni.Bakana yönelen telkin “İstifa ediniz ve beni rahatlatacak deklarasyonu yayınlayınız” içeriği taşıyordu.Gönderenin Başbakan olduğuna herhangi bir şüphe yoktu.Baskılar bunaltıcı hâl alınca Bakan Bayraktar, “Partimi rahatlatmak isterim ama istenen şey yanlış” diye itiraz etti...Ve az gelişmiş demokrasimize geleneğe dönüşmesini dilediğimiz bir örnek tavır bıraktı. Şunu dedi:Başbakan’a çağrı“Soruşturma dosyasında var olan ve yasalara uygun olarak onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakan’ın talimatıyla yapılmıştır. Bu nedenle bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifamı açıklıyorum. Sayın Başbakan’ın (da) istifa etmesi gerektiğini ifade ediyor saygılar sunuyorum.”Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, demokrasi kültürü gelişmiş toplumların sahip olduğu bir farkı Türk halkına yaşatmıştır.Çünkü hareketi, kısa vadeli çıkar hesabına değil gerçek bir “hesap verme” iradesine dayanıyor.“Yargının yolunu tıkamamak için milletvekilliğinden de istifa ediyorum.Milletvekili dokunulmazlığı arkasına saklanmak değil, adil bir yargılamanın adaletini talep ediyorum” demek istiyor.Bakalım bizdeki düzen bu masum isteği kabul edecek mi?

Devamını Oku

Orduya Kumpas!

24 Aralık 2013

Uygunsuz işbirlikleri bir yere gelince olaylı biçimde bozuluyor.Siyasal İslâm çizgisindeki bir siyasi partinin cemaat adı verilen dini bir toplulukla siyasi ittifak kurması İslâm’ın ruhuna aykırıdır.Son iktidar-cemaat çatışması bunu kanıtlıyor.Çünkü siyasi güç kolay paylaşılabilen bir şey değildir.Son olay, laikliğin sadece toplum düzenini değil, dini de koruduğunu kanıtlamıştır.Dini sömürünün bizdeki gibi alıp başını gidecek kadar kontrolden çıktığı yerlerde en büyük zararı din görür.Nereye kadar sürer bu gidiş?Sahte laiklik teşhis edilip gerçeği yerine konulana kadar.Kolay değil tabii.. Çünkü siyaset dinin egemenliği altına girmiş, güç mücadelesi aleniyet kazanmıştır.Gümbür gümbür...Şu anda meşruiyeti şüpheli bir mücadelenin gerginliğini yaşıyoruz.İktidar partisi ile ona destek veren cemaatin arasında başgösteren kötülüklere her gün bir yenisinin eklendiğini izleyerek şaşırıyoruz.Başbakan’ın siyasi başdanışmanı olan Yalçın Akdoğan dün gazetedeki köşesinde sarsıcı bir iddia ortaya attı:“Cemaat orduya kumpas kurdu!”Türkçe sözlüklerde “kumpas kurma” deyimi, “gizli tertip kurma” diye açıklanıyor.Akdoğan cemaate yönelik suçlamasını, ileride doğabilecek pişmanlığı hesap etmeden gümbür gümbür açıklamış yazısında:“Kendi ülkesinin milli ordusuna, milli istihbaratına, milli bankasına, milletin gönlünde yer edinen sivil iktidarına kumpas kuranlar bu ülkenin hayrına çalışıyor olamaz!”Türkiye’nin en büyük sorunu adaletten yoksunluktur.Kumpası yakalamak...Akdoğan yıllar yılı Başbakan’ın en yakınında bulunmuş, en gizli bilgileri paylaşmış kişidir.Eğer cemaati kumpas kurmakla suçlamışsa peşinden gitmek, iddiasını ispatlayacak kanıtları aramak yalnız hukuka saygının değil ahlâkî bir mecburiyetin de sorumluluğudur.Kumpas hangi hileleri içeriyordu?AKP iktidarı, o sırada yaşanan yüzlerce aile faciasını önlemek için ne yaptı?Yoksa o da cemaatin devlet içindeki etkinliği hazır kendi intikam arayışına hizmet ediyor diye seyirci mi kaldı?Çok önemli bir “tanık” Silivri mahkemelerine güvensizlik besleyenleri haklı çıkaran şeyler söylemiştir.Adalet devletin temeli ise harcanacak çabanın sınırı yoktur.Mağdur ve mazlumları kurtaracak mucizenin yolu açık tutulmalıdır.Hukuka güveni yeniden inşa edecek hâkimleri görev bekliyor!

Devamını Oku

Adil ve demokrat

23 Aralık 2013

Seçime üç ay kaldı. İşler düzgün giderken çarçabuk geçer bu zaman. Ama bizdeki durumda?.Başbakan Erdoğan’ı ve cemaatin başı Gülen’i dinlerken eminim halkın önemli bir kısmı korkuyordur.Gerek ateşe dönmüş öfkeleri ve gerek zehir saçan söylemleri ile yarattıkları siyasi atmosfer, normal insanların taşıma gücünü çok çok aşan bir ağırlıktır.Bizim naif demokrasimiz üç ay taşıyamaz bu gerilimi.Başbakan kızınca ağzına geleni söylüyor. Son sözlerinden biri tehditti:“Bunlar uluslararası çete; inlerine gireceğiz, ellerini kıracağız..”Bu tehdidin adresi Gülen cemaatidir. Cemaatin başı son defasında kendisine bağlı olanları bile şaşırtan ve sağlık endişesi yaratan bir konuşma yapmıştır.Operasyonu yürüten polis şeflerini dağıttığı için iktidarı beddualara boğmuştur.Bir din adamı siyasi işbirliği yaptığı birine bu kadar büyük kötülükler lâyık görür mü?“Allah evlerini ateşe salsın, yuvalarını yıksın, bir şey olmaya imkân vermesin!”Demokrat Yargı Derneği Eş Başkanı Gazi Ertekin, AKP’nin yeni “sahibi” kim olacak; bu belli olana kadar kavganın süreceğine inanıyor.CHP’li Emine Ülker Tarhan da işaretlerin benzer rezaletlere açık bir gelecek vaat ettiğini belirterek “dalga” geçiyor:“Onu yedirmeyiz, bunu yedirmeyiz diye diye diyetisyene dönen Başbakan’a sormak gerekir; kundura aromalı dolarları yedirmek caiz midir?”Kavganın sertleşmeye ne kadar elverişli olduğu hemen fark ediliyor. Siyasi havanın bu gerilimden etkilenmesi hâlinde iyi şeyler olmayacağını ekonomistler söylüyor.Uzun sürede oturtulan dengeleri yerinden oynatmanın, iktidarı değiştirecek bir seçim bile geçirsek kimseye yararı olmayacağını unutmamak lâzım.Bu dilek, son yolsuzluk olayının unutturulması önerisinden ilham almıyor.Yargı olayı çözmek ve “en tepe”deki her kimse, onu projektörün önüne çıkarmak dâhil her şeyi yapmalıdır. Adalet için, ibret için.Ama demokrasinin kendini savunacak başka imkânları da var:Meclis soruşturması açtırmak...Gerçeği parlamento zemininde de aramak...Denetimin hiçbir türüne razı olmayan bir iktidar rejim için de kendisi için de tehlikedir!Bir yasak dahaMedya dünyamızın bir bebeği daha oldu. Gözümüz aydın.Sansürlerimize bir kardeş daha geldi.Halbuki AKP üç “ye”ye karşı güvence vermişti.Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar son bulacaktı.Dün polis müdürlüklerine girmekten gazeteciler menedildi.Yöneticilerimizin karakolda göstermek istemedikleri ne olabilir?Bu karar, polis devleti ihbarı yapıyor!

Devamını Oku

Yolsuzluğa davetiye

21 Aralık 2013

Şunu baştan kabul etmek lâzım: Demokrasiler karanlığı sevmez. Mantık dışı müdahaleler her zaman kaybettirir!Medya “ilk soruşturma gizlidir” sopası ile terbiye edilecek.Parti ve hükümet sözcüleri bu yasağı bundan böyle uygulayacakları kararlılığı yansıtarak etkin hale getirdiler.Bu baskıdan savcılar, hakimler ve polisler de paylarını aldılar.Yaşadığımız tecrübe, kuvvetler ayrılığı prensibinin demokratik bir devlet için ne kadar vazgeçilmez olduğunu bir kez daha gösterdi.Amerika’nın konuşkan büyükelçisi Ricciardone son rezalet için “Dış güçler deniyor. Biz öyle düşünmüyoruz. Şaşkınlıkla izliyoruz. Nereye varacağını merak ediyoruz” demişti.Olaydan bir mağduriyet gerekçesi çıkarmak isteyen AKP yönetimi istediği şeyi Amerikan Büyükelçisinden aldı.Polise göz dağı..Başbakan olaydan iki şekilde yararlandı. Hem ABD’ye karşı “elçisini kovma” tehdidi oluşturdu, hem de dış güçlerin komplosu iddiasına inandırıcı bir katkı sağladı.AKP iktidarı, tarafı olduğu suçları suç tarifinden çıkarmakta benzersiz bir yaratıcılığa sahip.MİT Başkanı’nı savcının elinden kurtaran düzenlemeyi meclisten bir gecede geçirmişlerdi; unutulmaz..Hakim ve savcılar arasında yapılan bir anket, soruşturmada görevli polis müdürlerinin yerlerinden alınmalarını ve ülkenin dört bir yanına savrulmalarını çok yanlış bir icraat olarak gördüklerini belirledi.Böyle bir icraatın ancak “soruşturmayı etkilemek” amacıyla göze alınacağı görüşü ortaya çıktı.İktidar devlet aygıtının işleyişinden yakınmaya artık bir son vermelidir.Çünkü 12 yıl kesintisiz tek başına iktidar olan bir partinin böyle bir şikâyete hakkı olamaz.Milli irade bahanesiMuhalefetle ilişkiler sağlıksız. Demokrasi ahlâkını rencide eden saldırı ve aşağılamalara dayanıyor çünkü.Muhalefet milli iradenin bir parçasıdır. Bu ret tavrı da bitmeli.Sesini daha çok duyuran haklıdır diye bir kural yok.Kasa kasa, kutu kutu paralar herkesin gözü önünde dururken bu yolsuzluğun milli iradeye iftira saldırısı olduğuna kim inanır?Hükümetin şikâyetine sebep olan şart yerine gelse, yani böyle operasyonların üst makamların izniyle gerçekleştirilmesi usulü işliyor olsaydı ne fark olacaktı?Operasyon yapılmayacaktı.Yani soygun sürecek, herkes huzur içinde uyumaya devam edecekti!İçişleri ve Adalet bakanlıkları “Adli Kolluk Yönetmeliği”nde yaptıkları bir düzenleme ile sorunu çözdü.Korumayı güçlendirecek yerde suçluları gözeterek sözde tedbir aldı.Artık operasyonlardan valiler ve polis amirleri haberdar olacak.Böylelikle önemli insanlar baskına uğramaktan korunacak!

Devamını Oku

Dış güçler mi?

20 Aralık 2013

Yolsuzluk, hele tanık olduğumuz son yolsuzluk rezaleti örtülemez. Unutturulamaz..İktidar üç günden beri bunu mu yapmaya çalışıyor?Parti ve hükümet sözcülerinin yakınması, her zamanki gibi mağduriyet üretiyor. Halk onlara kızacak yerde acısın istiyorlar:“Böylesine büyük çapta, ekonomik boyutu olan bir operasyon yapılıyor. Ülkenin Başbakanı, İçişleri Bakanı bunu TV’den öğreniyor!”Buna üzülmek mi lâzım?Kabinenin dört bakanı ile 20’li yaşlardaki oğulları, tarihin en büyük kanunsuzluğuna bulaşmakla suçlanıyor, bununla ilgili kanıtlar, yerlere saçılmış milyonlarca dolar ortada dururken güvenlik güçlerine ihmal suçu yüklemek kime, neye yarar?“Baba”lar haberdar edilseydi bu kirli dosya çoktan toz edilirdi tahmini yürütenler haklı çıkmaz mıydı?Yolsuzluğu kanıtlarıyla ortaya çıkaran çaba amacına ulaşır mıydı?Yoksa dosya hasıraltı edilir, böyle büyük bir rezaletten kimsenin haberi olmaz, soygun çarkları daha büyük vurgunlar için dönmeye devam mı ederdi?Açıklanması sıkıntı veren olay ve ilişkiler hakkında soruya muhatap oldukları zaman bizim siyasetçiler ya “takdiri ilâhi” derler veya “dış güçler” parmağı vehmederler.ABD’nin Ankara’daki Büyükelçisi Ricciardone sözünü sakınmayan bir diplomattır.CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun ziyareti sırasında bu şüpheyi hatırlatan gazetecilere yine açıkça konuşmuş:“Dış güçler deniyor. Biz öyle düşünmüyoruz. Şaşkınlıkla izliyoruz. Nereye uzanacağını merak ediyoruz!”Gerçekten de Türkiye, bir “aile şirketi”ymiş gibi yönetiliyor.Devletin yasaları ve gelenekleri vardır. Demokrasi isek normları vardır.Şeffaflık ve açıklık başta gelir.Olay patlak verdiği andan bu yana başrol oyuncularının neredeyse tümü sırra kadem basmış sanki.Hey Ankara!.. Orada kimse yok mu?Çöplükte ekmek toplayan annelerİktidar, ana muhalefet partisi liderinden yana şanslı...Çünkü Kılıçdaroğlu, sisteme zarar vermeden, iktidarı hukukun içinde tutmayı başarıyor.Başbakan asabi mizaca sahip. Kılıçdaroğlu sakin ve sabırlı kişiliği ile zirvedeki tansiyonu dengeliyor.Ama bu özelliği, son rüşvet rezaletinin hesabını sormaktan onu menetmemelidir.Aslında geç bile kalınmıştır.İtham altındaki bir bakan nasıl emniyet müdürü tayini yapar?CHP yolsuzluklar konusunda sesini biraz daha yükseltmeli.Sistemin tüm denetim kurumları darbelendi: Medya yok gibi, yargı kontrol altında, Sayıştay iğdiş edildi, meslek odaları hükümete bağlandı.Kala kala bir muhalefet kaldı.CHP’ye gayret, AKP’ye demokrasi ahlâkı ve sabır dilerim.

Devamını Oku

Lafa boğarak soğutmak...

20 Aralık 2013

Hükümet sözcüsü Bülent Arınç “planlayıcıyı biliyoruz” diyor.Madem biliyorsunuz niye işini bitirmiyorsunuz?İktidarın zirvesinde bu operasyon için kirli diyorlar.Tutun ki doğru bir tespit ve haklı bir yakınmadır; ne fark eder?Başbakan Erdoğan, bu kirli tertibi Gezi Parkı olaylarının devamı diye nitelerken yardımcısı Arınç “Bu işin planlayıcısını ve hangi amaçla yaptıklarını biliyoruz” diye konuşuyor.Korkarım ki bundan maksat iktidarın korkunç bir kuşatma altına alındığı inancını halka vermek, böylelikle yeni bir mağduriyet bahanesi üreterek sanıkları kurtarmaktır. Her kafadan bir ses çıkıyor. Ama gürültü, rezaletin doğru biçimde tarif edilmesine değil daha karmaşık hâle gelmesine sebep oluyor.Gerçekten bu gürültüyü susturup olaya yoğunlaşma zamanıdır.Başbakan bu amaca yürümelidir. Ama ne yazık ki o da aynı değirmene su taşıyor:Devlet içinde devlet“Bu işi yapanları bulacağız. Devlet içinde kümelenmiş ve yuvalanmış illegal bir örgüt söz konusu ise ortaya çıkarmak boynumuzun borcu olsun..”Bu olayda “yıpratma kampanyası” yapıldığı savı inandırıcı görünmüyor. Türkiye’de hangi güç Gezi Parkı çap ve kalitesinde bir protesto kampanyası organize edebilir?Hangi güç bakan çocuklarına çete kurdurarak AKP’ye çamur banyosu yaptırabilir?AKP halkla ilişkileri başarısız bir iktidar olmuştur. Gülen cemaatiyle oluşturulan koalisyon iki devletli bir yapı doğurmuştur. İktidar ve cemaatin, devlet içinde yaptıkları kadrolaşma yarışının en nihayet güç paylaşımı kavgası yaratacağını bu kadar gecikmeden görmesi gerekirdi.Organize şantajBaşbakan ve kurmaylarının mağduru oynaması kimseyi inandırmayacaktır. 12’nci yılına giren hükümetin kendisine yönelik komplo teorileri üretildiğini gördüğü hâlde önem vermediğini söylemenin inandırıcılığı olamaz.Şimdi moda; örgütlü suç isnatları siyasi rekabet ortamlarında acımasızca kullanılıyor.Bu alışkanlık iktidar ve muhalefet gruplarını birbirlerine karşı hep hazır durumda beklemeye mecbur ediyor.İşaret verilince de bütün pislik ortaya dökülüyor.İşte görün; son olayda da rezalet çıkarmaya yarayacak suçların kanıtları aylar öncesinden hazır edilmiş, zamanının geldiğine karar verilince düğmeye basılmıştır.İktidar sözcülerinin son olayı ayrıntılar içinde kaybettirme oyunu bu defa sökmeyecektir.Millet masal dinlemekten sıkıldı.Hesap sorulsun istiyor.Savcılara ve mahkemelere dokunulmazsa bu olaydan “temiz siyaset” bile çıkabilir!

Devamını Oku

Yedirmeyiz diye diye..

19 Aralık 2013

Hem kendilerine yazık oldu bakanların, hem de suça bulaştığı anlaşılan oğullarına...Türkiye’yi sarsan rüşvet ve yolsuzluk rezaleti Batı basınında bile geniş yer buldu.Üç bakanın; Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ve İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğulları bu yolsuzluk olayına vahamet taşıyan farklı bir anlam ve derinlik kazandırıyor.Olayı duyanların ilk tepkisi, üstü örtülen Deniz Feneri davasını hatırlamak oluyor.İktidar son rezaletle beraber Almanların “Yüzyılın merhamet dolandırıcılığı” diye tanımladığı Deniz Feneri’nde yarım bıraktığı hesabı da vermek mecburiyeti ile karşı karşıya kalacaktır.Kamuoyu yargının adaletine güvenmiyor.Halkın endişeleri internette köpürdükçe köpürüyor.Olaylar endişeleri doğruluyor:“Beklediğim gibi oldu. Emniyet müdürleri görevden alındı, soruşturmaya yeni savcılar atandı. Bir süre sonra soruşturmayı başlatan savcılara da işten el çektirilecek!”En sessiz günüŞimdi beklenen, toplumun dikkatini dağıtacak yeni bir gerginlik ve tartışma sebebi yaratmaktır.Başbakan’ın bulduğu slogan şimdi kendisini korumak için kullanılıyor.“Yedirmeyiz Başbakan’ı”...Hiç kimse Başbakan’ın istifasını talep etmeyi düşünecek kadar hayalci olamaz.Dün Başbakan görev dönemindeki en sessiz gününü geçirdi.Halka durumu açıklama görevi Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a düştü.O da hazırlık soruşturması üstüne konuşmanın suç olduğunu hatırlatmakla kalmayıp gayet açık tehditlerde bulundu.Arada merhamet talep ederken kullandığı ifadeyi dinleyenler, özel yetkili mahkeme mağduru askerler için üzülüyor sanabilirlerdi.Üç bakana istifaAKP ile cemaat çatışmasının seçimden önce bitmesi ihtimali vardır ve bu ihtimal çeşitli araçlarla desteklenmektedir.Operasyon günü Başbakan’ın siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın Twitter’dan yaydığı mesaj, uyarı ile karışık bir tokalaşma çağrısı idi:“Fenalığa fenalıkla mukabele etmek husumeti artırır. Kin ve nefreti körükler. İnsanı hem azapta bırakır hem kaybet kaybet sarmalına sürükler..”Cemaatin de “Ne istediniz vermedik?” diyen bir Başbakan’dan vazgeçmeyeceğini tahmin etmek zor değildir.Cemaatleri siyaset zemini olarak kullanmanın yanlışlığına kulak asmayanlara bu son tecrübenin iyi bir ders olmasını dilerim.Bir dileğim de, soruşturmanın sapmaması için üç genç adamın babaları olan bakanların koltuklarını bırakmalarıdır.İstifa bir yenilgi değildir, soylu bir meydan okumadır!

Devamını Oku

Büyük satranç

17 Aralık 2013

Hukukun üstünlüğüne dayalı rejimlerin vatandaşları ayrıcalığa sahiptirler.Çünkü sabah karanlığı kapıları çalındığı zaman, gelenin sütçüden başka biri olamayacağını bilirler.Öyle bir rüyanın gerçekleştiğini görmek için kim bilir kaç yıllar bekleyeceğiz?Dün sabah çok erken saatlerden başlayarak İstanbul’da yirmiden çok adrese baskın yapıldı. Türk ve yabancı iş adamları, üst düzey bürokratlar ve üç bakanın (İçişleri Bakanı Muammer Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar) oğulları gözaltına alındılar.Olay polisin aylardan beri sürdürdüğü büyük bir yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasıdır.Burada dikkat çekici olan ayrıntı, İçişleri Bakanı Güler’in kulağına kimsenin durumu fısıldamamış olmasıdır.Hatta tersine emrindeki polis müdürlerinin bakandan bu bilgileri saklamış olmaları ihtimali bile akla geliyor.Bu durum ve AKP’den milletvekili seçilen futbolcu Hakan Şükür’ün istifası ve verdiği ipuçları, bir süredir izlediğimiz “iktidar - cemaat” çatışmasında Gülen kanadının hamle yapmış olabileceği ihtimalini hatıra getiriyor.Gülen cemaatine bağlı olduğu futbol oynadığı dönemden bilinen Hakan Şükür hem mensubiyetini hem de partiden istifa sebebini açıkça ortaya koymuştur:“Dershanelerle başlayan süreçte takınılan tavırlar pek çok vicdan ehlini rencide etti. AK Parti kapanmasın diye dualar eden bu samimi insanların şimdi düşman muamelesine tabi tutulması vefasızlıktan başka bir şey değildir.Büyük umutlarla girdiğim AK Parti’den üzülerek istifa ediyorum.”Bu soruşturma ve izleyen operasyonun İçişleri Bakanı’ndan gizlenerek gerçekleşmesi, İçişleri Bakanı Güler’i bir baba olarak oğlunu kurtaracak yardımı yapmaktan mahrum etmiştir.Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ve aynı güne denk getirilen Hakan Şükür istifası, planlanmış bir Fethullah Gülen prodüksiyonu izlediğimizi düşündürüyor.İktidar dershaneleri kapatma hamlesi yaparak cemaati sarsmış, cemaat da bakan çocuklarının içinde bulunduğu bir yolsuzluk soruşturması ile ve Hakan Şükür’ü partiden istifa ettirerek cevap vermiştir. AKP bir koalisyondur. Tek başına iktidara gelmeyi böyle başarmıştır.Güç çatışmasını kopuşa kadar götürmeyi iki taraf da göze alamaz.

Devamını Oku