Devlet krizini aşmayı biliriz

13 Ocak 2014

AKP iktidarı, insanları endişeye düşürecek türden pek çok icraatta bulundu.Bazı tek parti iktidarlarının göze alabilecekleri işleri, hile ve kaba kuvvet yoluyla gerçekleştirdiler.Örneğin eğitim alanında getirilen yeni düzenin “karşı devrim” diye nitelenmesine itiraz olmadı.Çünkü toplum, yeter ki demokrasi elden gitmesin; seçim sandığında her tehlikenin aşılacağını bilerek sabır göstermiştir.Yine ciddi bir tehlike ile yüz yüzeyiz.4+4+4’ün orta vadeli tahribatından hem daha hızlı, hem daha yıkıcı bir “yık-yap” projesi gündemimizdedir.Çünkü “tek parti ve tek adam” yönetimi kurma sevdası yeniden depreşmiş hâldedir.Bu amaçla Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu TBMM’de çağdaş demokrasilerin kabul edemeyeceği biçimde değiştirilmektedir.Yargıyı zaptetmek...İktidar istediğini alacak olursa hukukun üstünlüğüne dayalı çağdaş bir demokrasiye sahip olma ümidimiz belirsiz bir geleceğe ertelenecektir.AKP’den yansıyan izlenim, iptal edileceği kesin gibi görünen yasanın mahkemeden çıkacak iptal kararına kadar geçecek zamanı iktidarın kötüye kullanacağını düşündürüyor. Hemen herkes gözetilen hedefin ne olduğunu biliyor:Tek adam rejiminin vazgeçilmez şartı devleti oluşturan erklerin tek güçlü adamda toplanmasıdır.Şu anda verilen kavganın nedeni yargı erkinin de yasama organı gibi yürütmenin tartışmasız güdümüne girmesini sağlamaktır.Bu, ciddi ve vahim bir durumdur.Ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu dün Cumhurbakanlığı Köşkü’ne çıkarak sorunun adını koymuştur. Teşhis “devlet krizi”dir!İki yönden de zayıfızTürkiye daha önce böyle krizler gördü ve aşmasını bildi; tecrübesi var.Ama unutmamalı ki hiçbir kriz devleti dini inanç bağlamında ve halkı bu kadar bölünmüş bir durumda yakalamamıştı.Yabancı dostlarımız ve ortağı olduğumuz uluslararası kuruluşlar bile endişelerini açıkça ortaya koyuyorlar.Türkiye’yi AKP’ye peş peşe üç genel seçim kazandıran performansa getiren sebep istikrardı.Yargısı zaptedilmiş bir devlet sağlıklı olamaz. On iki yılda sağlanan kazanımlar birkaç ayda yitirilebilir.Meclisi tekme tokat dövüşe sürükleyen sebep giderilmelidir.Yolsuzluk soruşturmalarının önünü açmak ve HSYK ile ilgili yasa teklifini Meclis gündeminden geri çekmek iktidar hesabına hem siyasi hem ahlâki bir borçtur.İçe ve dışa karşı, kriz yenme kabiliyetini kanıtlamanın en etkileyici yolu istikrar uğruna özveride bulunmaktır.

Devamını Oku

Çözüm süreci ihmale gelmez

11 Ocak 2014

Çözüm sürecinin sağladığı güven ortamı, çözümü şiddette arayanları bile değiştirecektir.Öldürme ve öldürülme baskısından kurtulan insanların bir yıla yakın süre korkusuz yaşamanın huzuruna alıştıktan sonra savaştan önce barışa şans tanıyacaklarını düşünmek hayalcilik değildir.Bir yıla yakın zamandır yaşadığımız ateşkes, karşılıklı tolerans anlayışını uyandırmıştır.Pazarlığı kolaylaştıran ve şartları hafifleten değişimleri davet etmiştir.“Demokratik Modernite“ adlı dergide çıkan “Demokratik kurtuluş ve özgür yaşam” başlıklı uzun makale değişimin Abdullah Öcalan’da bile ne kadar gerçek üstü bir fark yarattığını düşündürüyor.Bölünmeye karşıPKK’nın başı Öcalan’ın yazısından yapılacak bir kaç alıntı bile şu son aylarda çözüme dönük önemli adımların atılmış olduğunu belli ediyor:“Savunmasız sivillere şiddet, ne ahlâka, ne siyasete, ne insanlığa sığar. ‘Eylem yapmayın’ demiyorum; barışçıl eylem yapın.”“Ayrı bir kimlik ve siyasi güç dayatma durumumuz yok. Taleplerimiz genel demokratik taleplerdir. Dil ve kültür özgürlüğü vazgeçilmez demokratik haklardır.”“Devletle barışmak, demokratik cumhuriyet ekseninde yol almak büyük bir demokratik hamledir. Barış bu biçimiyle kutsaldır.”Öcalan “Barış diline inanacaksınız” diyor. Barış’ın “PKK’dan da önemli” olduğunu söylüyor.Şu yazdıkları da çok önemli:“Ayrılıkçılığa kesin gerek yok. Bütünlükçü olunmalı, zorla ayrılmak istense de bütünlüğü savunacağız...”Hangi tarafa yaradı?Böyle haberler, insanda sürecin nihai hedefi olan silâhtan arınma aşaması için ümit, heyecan ve sabırsızlık yaratıyor.Nitekim çözüm süreci ile sağlanan güvenli dönemin terör örgütüne fırsat yarattığını yazanlar, söyleyenler de vardır.Mesela yazar Gültekin Avcı PKK’nın müzakere sürecinde ulaşmış olduğu tehdit seviyesini değerlendirirken (Bugün/ 31 Aralık 2013) şöyle demiş:“PKK teröristleri tüm şehir ve ilçelerde yerleşimini tamamladı. Bölgede PKK silâhlı teröristlerinin yerleşmediği bir tek ilçe bile kalmadı..”Çözüm sürecini en yakın gelecekte sonuçlandırmak tarihi bir görevdir.Öcalan halkın nefretini hak etmiş bir terörist. Elinde bebek kanı bile var.Onun günahlarını ödediğini görmek halkı memnun eder.Ama kaderin cilvesine bakın ki terörü bitirmek onun iradesinden etkilenecektir.Yönetenler, onun bir fani olduğunu bilerek barışa dönük hevesini ziyan etmesin. Zamanı israf etmesin!

Devamını Oku

Hey hemşire aç gözünü!

10 Ocak 2014

Doğruları deneme-yanılma metodu ile aramak bir yöntem olabilir ama yargı alanında değil.Ulusal karakterimiz, bize verilen yetkileri sonuna kadar zorlamaktır. Böyle tatmin oluyoruz.HSYK Kanunu 12 Eylül 2010’daki Anayasa değişikliği sırasında bu tutkunun etkisinde kalmıştı. Adalet Bakanı’nın kurula başkan olması nedeniyle bağımsızlığın kaybolacağı uyarıları işe yaramamıştır.Referandumdan geçen düzen üç yılda eskimiştir. Yenisi de maalesef eski huyun egemenliğinde düzenlenmiştir.Dün Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanvekili Ahmet Hamsici imzasıyla bir yazılı açıklama yayınlandı. Açıklamanın kurulca benimsendiği fakat bakandan izinsiz açıklamalar disiplin cezasına yol açtığı için böyle bireysel yol seçildiği belirtiliyor.Ahmet Hamsici, 12 Eylül 2010 anayasa değişikliği ile gelen HSYK’nın şu anda Meclis’te oluşan yeni kanundan daha ileri, anayasanın istediği niteliklere daha uygun olduğunu savunuyor.Acıklı bir komedi..Çünkü yağmurdan kaçarken doluya tutulmak böyle bir şey olmalı.Eskiden Adalet Bakanı kurula giriyor diye Anayasa’ya aykırı diyorduk yeni kanunda Adalet Bakanı’nın fonksiyonu ortaksız ve tartışmasız hâle getirilmiştir.HSYK üyeleri hakkındaki soruşturma ve kovuşturmalar bile başkan, yani bakan tarafından başlatılacak ve yine onunla sonuçlanacaktır.Ne güvence, ne bağımsızlık.Hepsine Allah rahmet eylesin!Başkanvekili Ahmet Hamsici’nin adalet uğruna göze aldığı özveri takdir edilmelidir. Bağımsız yargı çağdaş bir toplumun vazgeçilmez şartıdır.Tüm vatandaşlar olan biteni izlemeli, önemini anlamaya çalışmalıdır.Son bir uyarı daha:Büyük adliyelerin önünde adaleti temsil eden gözleri kapalı, elinde terazi tutan güzel kadın var ya; şu sıralar gözünü açması ve dikkatli olması çok hayırlı olur! Bak şu faiz lobisineEconomist Dergisi Türkiye’de işlerin kontrolden çıkmaya başladığını yazıyor.TL faizini düşük tutma inadının en önemli sebeplerden biri olduğu savunuyor.Önerdiği tedbirler de şöyle:1. Fethullah Hoca ile barış yapın; 2. Faiz artışına izin verin;3. Yargının görevini yapmasını sağlayın..Faiz lobisi sonunda adresi buldu!Korumalar korunmadıZırhlı makam aracı elinden alınan Savcı Zekeriya Öz’ün polis korumaları değiştirilmiş.Savcının sağlığı yerinde olduğuna göre korumalar işlerini iyi yapmışlar demek.İşlerini iyi yaptıkları için mi görevden alındılar?!

Devamını Oku

İslam liginde iyiyiz ama...

9 Ocak 2014

Toplumun kimliğini oluşturan değerleri bilmek yetmez; değişimlerini izlemek de gerekir.Araştırmaların yöneticilere sağladığı aydınlık, onları zaman ve kaynak israfına sürüklenmekten korur.Toplumsal yaşam, bastığı yeri bilerek atılan adımların başarı getirdiği yoksa amaca uygun yalanların yönettiği bir alandır.Dünyanın saygın araştırma kuruluşlarından PEW, Michigan Üniversitesi işbirliğinde 7 Müslüman ülkeyi (Türkiye, Tunus Mısır, Irak, Lübnan, Pakistan ve S. Arabistan) temel alarak bir “Orta Doğu değerleri” araştırması gerçekleştirdi.Dış Haberler Servisimiz, kaynakların verdiği özetle yetinmeyerek, çekilen röntgenin daha ayrıntılı bir haber yapılmasında yarar gördü.Çünkü uluslararası kuruluşların araştırmaları genelde Türkiye’nin pek çok alanda kötü dereceler alarak son sıralarda dolaştığını duyurur.Yüzde 9’da donmuşMüslüman ülkeler liginde öyle durmuyor ülkemiz.Bulgular, İslâm inancını demokrasi içinde yaşayan bir toplum olarak örnek rolünü hak ettiğini anlatıyor .“Kadın kamusal alanda nasıl giyinmeli?”Ankete katılanların yüzde 46’sı, saçı göstermeyen türbanı seçmiş. Yüzde 32 başı açık seçeneği işaret ederken yüzde 17 saçın biraz göründüğü geleneksel başörtüsüne oyunu vermiş.Kendini ulusal kimliğiyle tanımlayanlar yüzde 44 iken dini kimliği ile tanımlayanlar yüzde 39 çıkmış.Dindar politikacıları tercih edenlerin oranı yüzde 29’da kalırken halkın yüzde 71’i ulusal çıkarları savunan siyasetçileri desteklediğini söylemiş.Şeriata dayalı bir hükümet isteyenlerin oranı yüzde 9’da kalmış görünüyor. Buna “demirlemiş” de diyebiliriz. Çünkü şeriatçıların yıllardır bu rakamda donduğu biliniyor.Gururlu ama tedirginDemokratik siyasete destek yüzde 97. Laikliğe destek yüzde 76. Karşısında “İslâmi bir hükümet iyidir” diyen bir yüzde 34 var.“Demokrasi kusurlarına rağmen en iyi yönetim şeklidir” diyenler yüzde 84.Çıkan tablo, Türkiye’de demokratik rejimin toplumsal bir güvenceye sahip olduğunu anlatıyor.Türk olmaktan gurur duyanların oranı yüzde 77’dir ama ülkede hayatın kendileri için belirsiz ve tehlikeli olduğunu düşünenler de az değildir. (Yüzde 46)Bu boy aynasından yansıyanlar bizi tatmin edebilir. Ama etmesin..Çünkü yaşam alanımız yalnız İslâm dünyası değil, tüm dünya..Adalet ve özgürlük özleminden türeyen sorunlar bizi yavaşlatmamalı.Ekonomisini dünyanın ilk 20’sine sokabilen Türkiye, demokrasi liginde ilk 50’ye girememenin ayıbından kurtulmaya bakmalıdır!

Devamını Oku

Demokratik hukuk devleti

8 Ocak 2014

Demokrasinin bir ülkede kalitesini, yönetenlerin kanunlara olan uyumu gösterir.Demokrasilerde, hele Türkiye gibi yıllanmış rejimlerde parlamento kanun fabrikası gibi çalışmaz. Hatta yeni kanun ihtiyacı ne kadar hafiflerse, ülkenin o kadar iyi yönetildiği kabul edilir.Özellikle AKP iktidarında bu hastalık, Meclis’in sık sık gece mesaisi yaparak torba kanunlar çıkarması acayipliğini getirdi.Çünkü torba bile yetmemiş çuvallama hâli yaratılmıştır.Kanunlar kısa zamanda yetmezliğe girmiş, yönetenler sonucu garanti edecek demokrasi dışı arayışlara yönelmişlerdir.O da yüksek yargı kurumlarının adeta temele kadar yıkılıp yeniden inşa edilmesi tuhaflığını doğurmuştur.Ders alınmadıSonucun başarısızlığını Meclis’in gündemindeki son Yargı Paketi acıklı bir şekilde gözümüze sokuyor.Sanki hukukla barışamayan, hukukla yönetilemeyen devlet yeniden inşa ediliyor. İşe yarayacak mı?Çare diye sunulan düzenlemeler bu kafa değişmediği için yine kaliteli bir örgütlenme getirmeyecek, başarısız bir uyum dönemi ardından yeni bir paketin hazırlığı başlayacaktır.Bundan önceki yargı paketi, anayasa değişiklikleri biçiminde referandumdan geçirildi.Neredeyse bütün kadrolara “bizim çocuklar” getirildi, isimler açıklandıkça iktidar sahipleri “Güzel Allahım verdikçe veriyor” diye neredeyse zil takıp oynadı.Ama bu da olmadı.Geçen gün Başbakan referandumu iyi kullanamadıklarının pişmanlığını açıkça itiraf ediyordu.Belli ki 2010 referandumunun pişmanlığı bu yeni yargı paketini hazırlatmıştır.Bakan değil patronBilen kişilerin teşhisi ümit verici değil. Çünkü başarısızlığın sebebi olan zaaflar hukuk ve demokrasi ile aşılacak yerde yargının bağımsızlığı daha bir zedelenmiştir.Temsilde denge bozukluğunu gidermek için cemaatin hesaba katıldığı bir yaklaşımın benimseneceği konuşuluyor; korkunç!Laik hukuk devleti nereye?Paketin “geçen üç yıllık tecrübe” ışığı altında düzenlendiği belirtiliyor..Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu Adalet Bakanı’nın üstlendiği görev ve yetkiler sayesinde bağımsız ve tarafsız değil, siyasi iktidar güdümlü bir yargının merkezi olacaktır.Dünkü The Times gazetesinin başyazısı Türkiye üstüneydi ve şu uyarıyla bitiyordu:Türkiye bizim dostumuz ve dostların Erdoğan’ın kulağına kendisinin bir fani olduğunu ve Türkiye’nin bir Putin’e ihtiyacı olmadığını fısıldaması lâzım!

Devamını Oku

Yolsuzluk ve siyasi kriz..

7 Ocak 2014

Türkiye ekonomisinde ve siyasetinde yaşanan dalgalanmalar Batı medyasının gündeminden inmiyor.İş dünyasının bir numaralı gazetesi İngiliz Financial Times dünkü sayısında “Türkiye’nin siyasette daha az paraya, yargıda daha az siyasete ihtiyacı var” başlığı taşıyan bir makale yayınlandı.Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi (EDAM) Başkanı Sinan Ülgen, AKP’nin oniki yıl önce yolsuzluk ve kayırmacılığa duyulan tepkiler yardımı ile iktidara geldiğini, yolsuzluklara son vereceği vaadi ile halktan yetki aldığını belirterek şu tesbiti yapıyor:“Şimdi ise (iktidar) Türkiye’nin yolsuzluk kaynaklı siyasi kriz döngüsünü halledemiyor veya halletmek istemiyor!”EDAM Başkanı siyasetin finansmanının inşaat sektörüne kaydığını, iktidar yanlısı grupların kamu ihaleleri ve imar değişiklikleri ile ödüllendirildiğini belirterek politize olmuş yargının yolsuzlukla mücadele çabalarına engel oluşturduğunu anlatıyor.Son operasyonlar için “Erdoğan ile eski müttefiki Fethullah Gülen arasındaki ayrışmayı gösteriyor“ teşhisi koyuyor.Çıkış yolu?.. Yaygın kabul görmeyi hak eden iki acil tedbir:1. Siyasetin finansmanı şeffaf olmalı;2. Temiz Siyaset için yargının bağımsızlığına saygı gösterilmeli.Başbakan’a zor gelmemeli bu ilkelere uymak!Mantık evliliğiDershaneler krizi sırasında Başbakan Erdoğan kamuoyunun merakını çeken bir şey söylemişti:“Ne istediler de vermedik?”Bu altının araştırılmasından hayır doğacak bir sözdür.Kimine göre “vahim bir işbirliği itirafı“ da sayılabilir.Paralel devlet oluşturduğu suçlamalarının hedef tahtasına konulan Gülen acaba AKP iktidarından şimdiye kadar ne istedi ve neler aldı?Din istismarı ile siyasi ve ekonomik menfaat sağlama amaçlarını açıkça yürüten bu topluluk, istediği şey her ne ise, alma gücüne sahipse alacaktır.Burada önemli olan veren taraftır.O konudaki bulanıklığı gidermeye AKP Milletvekili Burhan Kuzu bir TV programında yardımcı oldu.Şimdi savcının, bakanların çocuklarından başlayarak hukuk adına, milletin hakkını gözetmek adına savlar taşıyan bir iddianame yazılayacağını hatırlattıktan sonra ister tahmin ister önerme diyelim...“Açık söylüyorum; bir talepleri olsa ve o talepler verilse bu iddianame, hepsi kaybolur gider!”Bu bir mantık evliliğidir; yaşayacak görünüyor!

Devamını Oku

Siyasetçiye bırakmayın

6 Ocak 2014

Bundan yedi yıl önce Ergenekon tartışılırken “Ben bu davanın savcısıyım” diyen Başbakan nasıl bu kadar değişti?Ne oldu da Ergenekon avukatlarıyla beraber “yeniden yargılanma”yı savunur noktaya geldiler?Halkın merakı bu kadarla bitmiyor.Şunları da soruyorlar:Balyoz’u Yargıtay onaylarken “Karar verenleri tanırım. Hata yapma ihtimalleri çok azdır; hepsi konusunda en iyidir” diyerek Yargıtay yargıçlarına kefil olan AYM Başkanı Haşim Kılıç’ı bu oyunda nereye koyacağız?Hele Başbakan’ın Başdanışmanı Akdoğan’ın “TSK’ya kumpas kuruldu” demesinden sonra?Yani Haşim Kılıç bu söyledikleriyle kumpasa destek mi vermiş oldu farkına varmadan?TBB Başkanı Feyzioğlu haklı; ülkenin Başbakan’ı, İçişleri Bakanı, danışmanları bir paralel devlet oluşumundan söz etmişse, “TSK’ya kumpas kuruldu” denmişse kimse “ya sabır” çekerek oturmaya devam edemez.İşte tam da bu nedenle fikri olan herkes özel yetkili mahkemeler eliyle boğazlanan özgürlükleri kurtarmanın çabasına girişti.Ben de tanınmış anayasa hukuku hocası Prof. Erdoğan Teziç’in çözümünü öğrenmeye çalıştım. Prof. Teziç yargılamanın yenilenmesi yoluyla çözüm aramanın yeni haksızlıklara yol açacağını düşünüyor.Artık hiçbir sanık birkaç gün için bile olsa tutuklu yatmamalı zindanlarda.CMK’nın 308. maddesi Başsavcı’ya, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na itiraz yetkisi tanıyor. “Sanığın lehine itirazda süre aranmaz” hükmü de esneklik kazandırıyor.Prof. Teziç’in dileği, yargı için kurtuluşu sağlayacak olan formülü siyasetçilere müdahale fırsatı tanımadan hukukçuların bulmasıdır.Siyasetçiler dine karıştıklarında ne kadar bozgun yaratıyorlarsa yargının sorunlarına karıştıklarında hukuka o kadar zarar veriyorlar!Zehirli elmaDünkü Sabah Gazetesi Savcı Zekeriya Öz’ün sırtına hançer vurmaya benzer bir haberle çıktı.Haber şu başlığı taşıyordu:“Hükümet’e karşı yargı darbesinin beyinlerinden Savcı Öz, bir inşaat şirketinin parasıyla Dubai’deki otelde aile boyu bir hafta krallara layık tatil yaptı..”Ekim ayında gerçekleşen altı gecelik ağırlamanın maliyeti 31 bin 588 dolar (68 bin 500 TL) tutmuştu ve bu para bir inşaat şirketi tarafından ödenmişti.Misafirin bu pahalı ağırlamayı ne yaparak hak ettiğini öğrenmek çok zor. Ama kolaylıkla tahmin edilecek bir şey varsa böyle ağırlamalar karşılıksız yapılmaz.Savcı Öz kendini korusun.Kendisine ait olmayan şeyler isteyebilirler!

Devamını Oku

Sebep belli çare belli

4 Ocak 2014

Bazı kaygılar vardır; insanın derinine yerleşir ve başka bir şey düşünmesine izin vermez.Azap çekersiniz ama sebebini tam çözemezsiniz.Vicdanınızı o azabın yükünü taşımaktan kurtaramadığınız sürece tutsaksınızdır.Bu ruh hali özel yetkili mahkemeler hayatımıza girdiği günden bu yana toplumu huzursuz ediyor, enerjisini boşa tüketiyor.Çözüm, sorunun kaynağından başlayıp sonuca ilerlemektir. Aksi halde zamanı boşa harcarız.Nitekim devletin zirvesinden farklı sesler geliyor. Cumhurbaşkanı Gül “Paralel devlet olmaz” derken Başbakan 17 Aralık operasyonunu “Asla masum değildir” diye tarif ediyor.Bu tür bir tartışmadan hayır çıkmaz.Çare Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu’nun devletin zirvesine sunduğu operasyonu hemen başlatmaktır.Toplumsal vicdan azabının sebebi adaletsizliğin yarattığı tahribatın dayanılmaz boyutlara ulaşmasıdır.Bunun neredeyse tek sebebi özel yetkili mahkemelerdir.TBB Başkanı Feyzioğlu, bu mahkemelerin derhal ve temelli kaldırılmasını ve verdikleri mahkûmiyet kararlarının bozulmasını öneriyor.Başbakan da vaktiyle bu mahkemeleri “devlet içinde devlet” diye tarif etmemiş miydi?Özel yetkili mahkemelerle ilgili kapatma kararı eksik verildi. Hemen, kapatılmalıydılar.Yanlış yapılır. Ellerindeki davalar bitene kadar yaşamasına izin verildi.Adalet ve hukuk adına böyle bir rezalet göze alınabilir mi?Göze alındı ve cezası da daha derin adaletsizlik oldu.Hukuk ve adalet faciaları doğdu.İktidar, zındanlara kapatılmış yüzlerce asker ve sivili, “böyle mahkeme olmaz” diyerek kapatmaya karar verdiği özel mahkemelerin elinde bıraktı.Türkçesi “Bu sanıkları bildiğin gibi yap, sonra kapat mahkemeyi git” olan düzenleme daha büyük günahlar doğurdu.Özel yetkili mahkemeler kendilerinden ne beklendiğini anlayarak hukuk cinayetleri işlediler.Görev Meclis’indir.Barolar Birliği Başkanı’nın önerdiği “yeniden yargılama” adaletin doğru seçimidir. Daha çok zaman yitirmeyelim!.Turistik cazibe!.Başbakan Yardımcısı Arınç üç milyon tirajlı Japon gazetesi Nikkei’ye “ilginç” bir mülâkat vermiş.Orada 11 yıllık AKP iktidarının oy oranını anketlerin yüzde 52 gösterdiğini söylüyor.Şu tahlili önemli: “Geçen haziranda meydana gelen protestolar ve bu seferki yolsuzluk iddalarından hiç etkilenmedik!..”Bu kadar tepkisiz bir halkı görme merakı, demokraside yaşayan insanlarda Türkiye’yi görme arzusu uyandırabilir.

Devamını Oku