Türkiye Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu doğruyu söylüyor:“Türkiye’nin cayır cayır yanan gündemi adalettir. Adalet için bağımsız, tarafsız ve adil yargılama yapacak bir sistemi kurmak zorundayız.”Tablo ümit verici değil.Çünkü kanunun dayanağı olan Meclis çoğunluğu iktidar partisine bağlı üyelerdir ve onları yöneten yönlendiren irade, hukukun evrensel ilkelerini ve çağdaş demokrasinin normlarını farklı tarif ediyor.Batı medyası her gün Türkiye’deki adalet kaynaklı karmaşadan bahsediyor.Başbakan Erdoğan’ın yargı ve polis teşkilâtlarına yönelik kavgasının hedefinde eski müttefiki Fethullah Gülen’in bulunduğunu yazıyorlar her gün..Başbakan bu sorunları gidermesi için AB başkenti Brüksel’de dostça telkinlere muhatap oldu.Mesela basın toplantısında şunu söyledi:“Türkiye’de kuvvetler ayrılığı konusunda hiç kimsenin bir sorunu yoktur. Ancak kuvvetlerin birbirine müdahalesi de söz konusu olamaz. Eğer kuvvetler birbirine müdahale etmeye kalkarsa orası demokratik bir ülke olmaktan çıkar.”Yanlış daha ilk cümleden başlıyor. AKP’li hukukçular bile sorun bulunduğunu ve mutlaka çözülmesi gerektiğini kabul ediyorlar.Devletin üç kuvvetinden biri olan yürütme, yasama meclisini kontrolü altına aldığı gibi HSYK yasası ile yargıyı da egemenliğine alırsa...Yaşanan gerçek tam tamına budur.Devletin üç gücünün bir elde toplanmasıdır sorunumuz ve o yüzden de Türkiye “demokratik bir ülke olmaktan çıkmıştır!”Başbakan’ın kuvvetler ayrımı ilkesi konusundaki sözleri için Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Cem Toker dün “evlere şenlik” nitelemesi kullanıyordu.Çünkü Toker kuvvetlerin birbirlerine müdahalesinin “denetleme ve dengeleme” amaçlı bir işlev yerine getirdiğini, bunun da demokrasinin vazgeçilmezi olduğunu söylüyordu.Hukuk devletine giden yoldaki zorluk demokrasi tanımazlıktır.Başbakan’a tanınan yetkiler onu şah yapacaktır. Takımının işlediği suçları en çok iki üç günde suç olmaktan çıkarabilen yaratıcılık (!) o zaman neler yapmaz?Yasa teklifi sakatlıklarından arınmadan geçerse ne olur? Bu soru Cumhurbaşkanı Gül’e de soruldu.“Önce bir yasa çıksın, o zaman ne yapacağımı görürsünüz.”Çankaya sistemin son sigortasıdır. İnşallah ona muhtaç olmadan aşarız sorunu..
Türkiye yolsuzlukları tartışırken Brüksel’de olmak Başbakan’ın keyfini kaçırmış olmalı..Başbakan’ın dün Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso ve Avrupa Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy ile yaptıkları ortak basın toplantısındaki havası, durumdan pek hoşnut olmadığını belli ediyordu..Türkiye’nin AB üyesi olma azmini her şeye rağmen kaybetmediğini görmek güven veren bir tespittir.Siyasi ve ticari ilişkilerin sağladığı kazançlar yanında çağdaş bir demokrasinin teminatı olma özelliği Türkiye’nin AB’ye dönük adımlarını anlamlı kılıyor.Türkiye şu günlerde yolsuzlukları ve yüksek yargı ile ilgili sorunlarını tartışıyor.Avrupa kurumları, sapmaları önleyen uyarılar yapıyor.İlk yılların aşkıBaşbakan Erdoğan AB’nin başkentine beş yıl aradan sonra ilk gitmektedir. Haksızlıklara “daha da gelmem” tepkisi vermek yerine ilişkileri rayında tutarak itiraz etmek, emin olmalı ki ülke menfaatine daha uygundur.AKP iktidarının ilk yıllarındaki AB dostu siyaset çizgisi kaybedilmiş olmasaydı Başbakan Erdoğan önünde bir HSYK bilmecesi, arkasında dönüşünü bekleyen yolsuzluk ve güçler çatışması problemleri ile meşgul olmayacaktı belki.Bu sorunlar muhtemelen kriz boyutu kazanmadan çözülmüş olacaktı.Türkiye dönem dönem yolsuzluk nöbetlerine giriyor.Şu an öyle bir geçitteyiz.Dün CHP lideri Kılıçdaroğlu İzmir’deki operasyon sonrası yaşanan rezaleti gündeme getirdi.6 Ocak’ta örgütlü suç soruşturması kapsamında savcılık, aranacak yerleri ve yakalanması istenen şüphelileri belirten mahkeme kararını emniyete gönderiyor.İzmir’deki rezaletSonrasını Kılıçdaroğlu, başsavcının düzenlediği tutanaktan okudu.Başsavcı evine gittiğinde telefonu çalıyor. Kendisine müsteşarı bağlıyorlar.Müsteşar bey, soruşturmayı derhal durdurmasını, görevli cumhuriyet savcısının da değiştirilmesini istiyor.İsteğinin yerine getirildiği haberini makamında bekleyeceğini söylüyor.Başsavcı, hukuka aykırı bir şey yapılmadığını söylese de müsteşarın ısrarcı olduğunu belirterek tutanağa şunları yazıyor:“Konuşmanın sonunda soruşturmayı durdurmamı, mahkeme kararlarını kolluktan geri istememi ve savcıyı değiştirmemi ısrarla tekrar istedi.Ve cevap beklediğini belirterek telefonu kapattı..”Türk yargısı çağdaş hukukun formuna girmek zorunda.İzmir’deki rezaletin son perdesi “Müsteşarı yedirmeyiz” sloganı ile kapanmasın.Aksi hâlde Başbakan nereye giderse gitsin aklı hep burada kalacaktır!
Kamuoyunda büyük çoğunluk yolsuzlukların HSYK battaniyesi ile örtülmemesini istiyor.Şu anda öyle bir şüphe var.Çünkü HSYK’yı yeniden yapılandıran yasa teklifi, yolsuzluk ve rüşvet suçlamalarına karşı bir koruyucu duvar oluşturuyor.Bu tür bir savunma tedbiri uzun ömürlü olmaz.“Son yılların en büyük vurgunu” diye anılan 17 Aralık operasyonunu unutturmak için iktidarın ne tür bir yaratıcılık göstereceğini herkes merak ediyor.HSYK yasası hesapça bu hafta Meclis’ten geçecek ve “cambaza bak” taktiği için kullanılma imkânını kaybedecek.Ama acaba kaybedecek mi?Cumhurbaşkanı Gül’ün dün yaptığı açıklama, HSYK Yasası’nın zaman kazanma amaçlı kullanılabileceği şüphesini davet eden ifadeler taşıyor.Sürpriz oyun bozucuGül dün gazetecilerin HSYK yasasıyla ilgili sorularını cevaplarken bir ipucu verdi.“Önce bir yasa çıksın bakalım dedi;“O zaman ne yapacağımı göreceksiniz...”Yasanın erkler ayrılığı prensibini ipe çektiğini ve bağımsız yargının mezarını kazdığını AB komiserinden Silivri’deki gardiyana kadar herkes biliyor.Gül’ün vetosu değil, vetonun haklı sebeplerini görmemek şaşırtıcı olur.HSYK yasasını gündem karışıklığı yaratarak yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarını unutturmak için kullanmak isteyen çevreler dün sürpriz bir oyun bozucu buldular karşılarında.Dünyaca ünlü “Temiz Eller” soruşturması savcısı İtalyan Antonio di Pietro, dün çıkan Aksiyon dergisine, çok ikna edici gerekçeler içeren açıklamalar yaptı.Darbe değil hizmet...Yirmi yıl önce aralarında başbakan bakanlar, yargı mensupları, siyasetçi ve iş adamı 300’den fazla kişiyi mahkûm ettiren İtalyan savcı “dış mihrak” iddiaları için “üç kâğıtçılık” benzetmesi yapıyor ve şunları söylüyor:“Dış mihrak üç kâğıtçılığına kanmayın; bana da Amerikan ajanı dediler.”17 Aralık operasyonunu saptıran tartışmaların soruşturmaya ciddi hasar verdiğini anlatan Temiz Eller savcısı öneri ve kaygılarını sert bir üslupla açığa vuruyor röportajında:“HSYK düzenlemesi ölüm vuruşu olur. Halkın dikkati dağılıyor.İtalya’da da para kutuları bulduk.Polis hırsızlardan hızlı olmalı.Hırsız kendi hâkimini seçemez.Savcı ve polisler darbe değil devlet hizmeti yapıyor; umarım bunu canlarıyla ödemezler!”Başbakan Erdoğan, ikna ederek değil ikna olarak Brüksel’den dönecek inşallah...Hukuk devletinin ihtiyacı bu!
Bizim ülkenin insan ilişkilerinde nihai çözüm “pusu”dur.Konuşma- uzlaşma özürlü Anadolu erkeği kafasını kızdıran ihtilâfları bildiği yöntemle, yani pusu kurarak, pusuya yatarak halleder.Çok düşünmüşümdür, çareyi pusu yerine düelloda arayan bir kültür geliştirmiş olsaydık acaba ne kadar farklı olurduk?Her halde daha mert, daha doğrucu, daha cesur ve adaletine daha güven duyulan insanlar olurduk.Pusu kültürü korkunç bir kalite kaybı yaratıyor insan ilişkilerinde. Pusuya düşürülen, canına mal olan suç nedir; onu bile öğrenemeden ölüyor, “masumum” deme imkânı bile bulamıyorlar.Pusu kültürünün ürettiği hileler toplumun ahlâkını da etkiliyor.Mesela Türkiye’de siyaset ikiyüz yıllık Batılı olma gayretlerine rağmen dürüst ve düzgün bir yolda ilerlememiştir.Politika ile entrika birbirine karıştırılmıştır.İşte bu kötü huyun son icraatı olarak Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün tüm mal varlığına el konulmuştur.Tedbirin sebebi şu:İddiaya göre Sarıgül 1998 yılında işadamı Korkmaz Yiğit’in sahibi olduğu ve sonra kaybettiği Bank Ekspres’ten 9 ortak 3,5 milyon dolar kredi almışlar.Kamu adına batık bankaları yöneten TMSF, 16 yılda 8 milyon dolara yükselen borcu şimdi “Sarıgül ödesin” istiyor.Sarıgül 16 yıl boyunca TMSF’den bu borçla ilgili bir tek mektup bile almadığını böyle bir borcu olmadığını, TMSF’den borçlu olduğunu gösteren bir tek belge bile verilmediğini söylüyor.Merak edilen şudur: 3.5 milyon dolarlık bir alacak Korkmaz Yiğit için takip zahmetine değmez bir para mıdır?“Banka krizinde batan” hiçbir işadamı böyle bir alacağın takibini ihmal etmez.Pusu ihtimali burada kendini gösteriyor:Acaba Korkmaz Yiğit, böyle bir iddianın kendisini iktidar partisi gözünde makbul bir konuma yükselteceğini ve teşekkür almaya lâyık duruma getireceğini düşünmüş olabilir mi?Bu mümkündür.Çünkü Sarıgül, operasyon düzenlemeye değecek önemde bir av durumuna yükselmiştir.CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olmuştur.Merkezi iktidarın kapısını İstanbul’un açacağını bilmiyen var mı?Sarıgül “zamanlama manidar” demiş..Bu söz çok duyulmaya başladı.Hileye, entrikaya gerekçe değil ancak bahane bulunur.O da getireceği oyun fazlasını götürür!
Gerçeklerle yüzleşmek belki bazen can sıkıcı olur ama katlanmak lâzım.Çünkü yararlarını feda etmek aklın harcı değildir. Medeni insanlar yenilenme imkânını bu sayede elde ediyorlar.Biz milletçe eleştiri duymak istemeyen bir tabiata sahibiz. Bu alışkanlık yüzünden, girdiğimiz krizleri dibe vurmadan atlatamıyoruz.İktidar kendine özgü bir üslup uyguluyor.Muhalefetin her eleştiri ve önerisine tepki vererek, yerleşmiş demokratik kuralları hiçe sayarak bildiğini okuyor. Ama bunlar “inadına” yapılmış işler oluyor ve beklenen yararlara hizmet etmiyor.Yüksek yargıyı kontrol etmek uğruna referandumla yeni bir HSYK yaratıldı. Ama birkaç yılda eskidi, şimdi yenisi için mücadele ediliyor. Meclis karşıt vekillerin tekme tokat dövüştüğü bir arenaya dönmüş durumda.İtibarlı The Economist dergisi yeni sayısında “Türkiye Başbakan Erdoğan’ın otoriter yaklaşımıyla artık geriye doğru gidiyor” diye yazdı.Bir yılda ne oldu?Dergi ülkenin son bir yıl içinde protestolara, yolsuzluk skandallarına polis ve yargıdaki tasfiyelere, dış komplo paranoyasına, ekonomik durgunluğa ve toplumun İslâmlaşmasına tanıklık ettiğini belirtiyor.Başbakan’ın yargıyı kontrol çabasını da AB üyeliğine şu sözlerle bağlıyor:“Türkiye’nin AB’ye üyelik şansını tehlikeye sokuyor!”Atlantik ötesinden tutulan bir ayna da memnun edici olmayan tespitlere yol açtı.Orta Asya-Kafkaslar İpek Yolu Araştırmaları Programı ev sahipliğinde Washington’da buluşan uzmanlardan Türkiye uzmanı Alan Makovsky “Erdoğan sonrası” olasılıkları ve bunun sonuçlarını değerlendirdi.Amerikalı uzmana göre Gezi Parkı protestoları ve aralık ayındaki rüşvet ve yolsuzluk operasyonu, Başbakan Erdoğan’ın konumunu bir yıl öncesine göre zayıflatmıştır.Erdoğan’ın gücünü artırma çabası otoriterleşme hızını da artırmıştır.Koalisyon çatladıOndaki bu değişim Cumhurbaşkanı Gül ve Gülen dâhil, içinde bulunduğu muhafazakâr koalisyonun unsurlarını kendisine yabancılaştırmıştır. Kavga artık açığa çıkmıştır ve gittikçe şiddetlenecektir.Washington’daki konferansta Makovsky “Türkiye’nin Orta Doğu’da bir model olması fikri, geri dönülmez bir şekilde zarar görmüştür” dedi.ABD’nin Türkiye beklentilerini de şu şekilde sıraladı:“Daha fazla basın özgürlüğü, gerçek hukuk devleti, daha az mezhepçi yaklaşım, Mısır’la yeniden yakınlaşma, Filistin Devlet Başkanı Abbas’a daha fazla ağırlık verip Hamas’tan uzaklaşma ve son olarak da İsrail’e karşı düşmanlığa son verilmesi..”Aynaya kızmayalım!
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan devlet adamı nitelikleri gelişmiş bir siyasetçi kabul edilir.Büyükelçiler Konferansı’nda güvenilir bir yargı sisteminin Türkiye için vazgeçilmez hedef olduğunu belirterek “Güven ve istikrarı korur ve güçlendirirsek ekonomimiz büyüyecek” dedi.Peki bunu başaramazsak?.Öyle bir durumun da 25 bin dolarlık milli gelir hedefini hayal kalmaya mahkûm edeceğini belirtti.Türkiye’nin yabancı yatırımlara ihtiyacı var. Yatırımcılar için en aranan nitelik, güvenilir bir yargı sistemine Türkiye’nin sahip olmasıdır.Mahkemelik durumlarda haklarının korunacağına yatırımcı inanmalıdır.İktidar, bu amacı garantiye alacak reform diye HSYK yasasını değiştirmeye çalışıyor.Reform nasıl olur?Peki yaptığı iş gerçekten reform sayılabilir mi?Bağımsız ve tarafsız bir yargı, bakanın ve müsteşarın dâhil olduğu bir HSYK ile yaratılamaz.Ama iktidar arızayı yanlış yerde arıyor, adliyede ve emniyette kitlesel tayinlerle sistemi altüst ediyor.Batılı kurumların yönelttiği eleştirilere dün önemli bir uyarı daha eklendi.Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Başkanı Elmar Brok, bağımsız ve tarafsız yargının AB ile sürdürdüğümüz katılım müzakerelerinde kilit faktör olduğunu öne sürdü.2010 referandumu ile oluşan HSYK’nin doğru bir adım olduğunu, değiştirmeyi düşünüyorsak AB ve Avrupa Konseyi ile istişare etmeye Venedik Komisyonu kriterlerine de uyum göstermeye kendimizi mecbur saymamızı tavsiye etti.En az onun kadar önemli bir tavsiye daha var açıklamasında:“Yolsuzluk soruşturmalarının ve yasal sürecin müdahalesiz ilerlemesini bekliyoruz..”Hoca söyleyip gittiKeşke söylendiği kadar kolay olsa..İktidardaki AKP+cemaat koalisyonu kötü bir boşanma hikâyesi sergiliyor.Taraflar birbirlerine en ağır hakaret ve bedduaları yöneltirken, ülkenin bölünme riski taşıyan bir geçitte kazaya uğrayacağı korkusu yaygınlaşıyor.Erdoğan ve partisi, cemaatin oy deposundan yararlanarak rekor süre iktidarda kaldı. Bedelini hesap etmedi.Halbuki Gülen on beş yıl önce Amerika’ya göç ederken takipçilerinden en başta şunu istemişti:“Arkadaşlarımızın adliyede, mülkiyede veya hayati bir müessesede mevcudiyeti (...) bizim varlığımızın garantisidir.”Devletin can alıcı noktalarına nasıl sızacaklar, nasıl sezdirmeden ilerleyecekler; hepsinin cevabı o kasetteydi.Koalisyon 12 yaşına vardığında yanlış şeyler olduğunu fark edip harekete geçmek... Çok uzun bir uyku değil mi?
Siyaset kendi başına onurlu ve yararlı bir hizmettir. Yeter ki zora ve hileye bulaşmasın!İktidar yargıyı bütünüyle kontrol etmek peşinde.Bu uğurda göze almayacağı oyun, macera yok görünüyor.Dün taşınması zor bir ayıp işlendi.Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu dün toplanarak 1. Daire’den çıkan iktidar iradesine ters kararların sebebini aradı, buldu, halletti!İstenen kararların bu daireden çıkmasına cemaat eğilimli iki üyenin sebep olduğu kabul edilerek “kaydırma” yapıldı.HSYK Genel Kurulu’nun verdiği karar, 1. Daire’den beklenen işlevin aksamadan yürümesini sağlayacak.HSYK 1. Dairesi, kurumları zaptetmek, zaptedilenleri de sorunsuz idame ettirmek amacındaki hükümet için çok hayati işlevlere sahip.Hâkimler ve savcılarla ilgili atama, nakletme, geçici yetki verme ve kadro dağıtma işleri bu; yani 1. Daire’nin sorumluluğunda yürüyor.Dün gerçekleşen kaydırmadan sonra hükümetin istediği itaatkârlığın sağlanacağı bekleniyor!Yeni HSYK Kanunu bu durumda askıya alınabilir mi?Bu tür manevralar iktidara yüksek yargı üstünde egemenlik kurma imkânı sağladığına göre, Meclis’te kavgalara sebep olan yasa teklifinde inat etmenin gereği kalmamıştır.Israr, iktidar gücünü kanıtlama şehvetidir.Meclis’teki yasa teklifini götürürse, bu tutku sonuna kadar götürür!Çarpıcı bir anketAraştırmacı Bülent Tanla çok ilginç bir kamuoyu araştırması yayınlattı Cumhuriyet’te..Başbakan Erdoğan’ın zor durumda olduğu görüşünü yazının başlığına çekmiş.Erdoğan’ın zorluğunu, partileri çeşitli muhalif seçmenlerin sandıkta birleşeceği varsayımı yaratıyor.Anket, Mart’ta yapılacak yerel seçimler zeminini kapsıyor. Partilerin genel seçimdeki güçlerini tahmin etmek için adaylardan kaynaklanacak artı ve eksileri doğru ölçmek lâzım.Ama yine de değerlidir bu çalışma. Çünkü uzun bir aralıktan sonra ilk defa AKP’nin 30’lara indiği öne sürülüyor.Tablo şöyle: AKP yüzde 35,5; CHP yüzde 26,7; MHP yüzde 15,1; SP yüzde 8,4; BDP yüzde 7,6; Diğer yüzde 6,7..Ne oldu AKP’ye?.Gezi protestoları, maceracı dış politika, yolsuzluk, kayırma, nüfuz ticareti, işsizlik ve zamlar makul sebeplerdir ama iktidarın yüzde 50’lerden 35’e düşmesini açıklamıyor.Bülent Tanla’nın cevabı şu: “AKP’nin (anketlerdeki) yüksek oranı, deneklerin korku etkisinde verdikleri cevaplardan geliyor.”Tanla, Cumhurbaşkanı’nı da birinci turda seçmenin mümkün görünmediğini söylüyor.
Siyaset arenasında tanık olduğumuz eylem ve beyanlar insana “ne olacak bu memleketin hâli” dedirtiyor.Kabalıklar ve galiz küfürlerle bezenmiş tekmeli, tokatlı kavgalar yüzünden sorunlar kolaylıkla çözülemiyor.Her iddialı yasama faaliyeti demokrasi ve hukuk ihlâllerine mal oluyor.Bizim siyaset anlayışımız, işbirliği ile elde edilmiş başarıyı paylaşma üstüne değil, rakibe diz çöktürme ihtirası üstüne kuruludur.HSYK bu yüzden itiş kakış hasarlı bir yasa oluyor. Parlamenter olgunluğundan nasip almamış müzakerelerin sonucu ortada:HSYK’yı düzenleyen yeni yasa üç yılda ömrünü tüketmiştir.Şimdi yenisi yapılıyor.Milli irade tekeliDaha çok demokrasi, daha adil bir düzen mi vaat ediyor yeni yasa? Hayır.İçeride dışarıda büyük bir çoğunluk yargı bağımsızlığının daha geriye gideceğini söylüyor ve iktidarı AB kriterlerine uyması için teşvik ediyor.Ama iktidar bildiğini okuyor.Başbakan dünkü grupta “dediğim dedik” inadını milli irade edebiyatı ile meşrulaştırmaya çalışıyordu:“Milli irade ne derse o olacak. Medya, iş dünyası, çeteler ne derse o değil; millet ne derse o olacak..”Başbakan sadece kendisine oy veren vatandaşları milletten sayıyor ve milli irade kabul ediyor. Geri kalana dışlayıcı aşağılayıcı bir sürü niteleme...Dün küfür ve hakaret kapasitesi hayli zenginleşmiş göründü: Hasan Sabbah ve Haşhaşinleri tarihin bin yıl derininden çıkarıp cemaatle benzeştirmek tahrik edici bir mübalâğa olmadı mı?En büyük 10’uncu riskİstikrarsızlık yaratan sebeplere katkıda bulunmaktan daha büyük zarar yoktur.Siyasi alanda başlayan gerilimler orada kalmıyor, hızla yayılıyor ve en büyük zararı da ekonomi alanında yaratıyor.Ekonomik ve politik analizler yapan Eurasia Group 2014 yılında dünyayı bekleyen en büyük 10 riski belirlemiş.Maalesef Türkiye dünyanın en büyük onuncu riski olmuş.Bu, Türkiye’nin yabancı yatırımcıların gözünde “cennet” sayılma cazibesini kaybedeceği anlamına geliyor.Eurasia’ya göre Başbakan Erdoğan’ın saldırgan Suriye politikası ve PKK’nın yeniden silâha sarılma riski yabancılar için Türkiye’yi cazip olmaktan uzaklaştırıyor.Ülkeyi risk faktörlerinin etki alanından soyutlamak, siyasetçiler için öncelikli görevdir.Bu görevin hakkıyla yapılmaması büyük vebaldir.Türkiye’nin küçülmeye fakirleşmeye ve dövüşerek bölünmeye tahammülü yok...