Tam sayfa Türkiye..

10 Şubat 2014

Haber alma konusunda İngilizlerin imparatorluk döneminden kalma merakları ve yetenekleri vardır.İyi ki var; aydınlatıyor.İtibarlı İngiliz gazetesi Guardian Türkiye’de hükümetle Gülen cemaati arasındaki çatışmayı ele alan tam sayfa bir haber yayınladı dün.Gazete “yaşlı din adamının gücü ve nüfuzunun, Türk siyasetinin belirleyicisi” olduğunu yazdı.AKP’yi ezici bir çoğunlukla iktidara getiren gücü, Erdoğan’la Fethullah Gülen’in oluşturdukları koalisyonun yarattığını biliyoruz.Din temelli işbirlikleri dayanıklı oluyor. Nitekim iktidarı oluşturan koalisyon, başarısızlıklar karşısında beklenen zafiyete düşmedi.Guardian, devlet içindeki örgütlenmeye karşı iktidarın cemaat dershanelerini kapatarak tedbir getirmesinin ilişkileri gerdiğini yazıyor.Gerçekten de Erdoğan’ın bakanlarını ve ailesini de içine alan rüşvet ve yolsuzluk rezaletinin 17 Aralık’ta patlamasından bu yana savaş yaşanmaktadır.Guardian, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın binlerce polisin ve savcıların görev yerini değiştirerek sert bir karşılık verdiğini belirtirken, üst düzey bir AB yetkilisine atfen şu gözlemi aktarıyor:“Başbakan paralel devlet adını verdiği oluşumu öldürme saplantısı ile doluydu. Erdoğan AB liderlerine Gülen ile savaşın siyasi bir ölüm kalım mücadelesi olduğunu anlattı!”Gazete şöyle devam ediyor:“İktidara yönelik yolsuzluk iddialarının Gülen’den kaynaklandığı ve hareketin hâkim olduğu istihbaratın kalitesi nedeniyle iddiaların içinin boş olmadığı düşünülüyor.”Sonuç... Tayyip Erdoğan’ın sadece Gülen’i yok etmeye değil yolsuzluk iddialarının üzerini örtmeye çalıştığı da gözlerden saklanamıyor.Uyanmak iyi...Diğer bir İngiliz gazetesi Times dün iyi bir haber verdi.Ankara’nın ciddi bir tehlikeye karşı uyandığını yazdı.Şimdiye kadar şikâyet, Türk yerel yetkililerinin, Suriye’deki savaşa katılan cihatçılara kolaylık gösterilmesine dayanıyordu.Türkiye’nin sınıra yakın bölgelerde El Kaide bağlantılı gruplara göz yumduğundan yakınmalar tırmanıyordu.Gazete “Son birkaç haftadır Türk yetkililer Suriye sınırındaki güvenliği büyük ölçüde artırdı” diye yazdı.İş işten geçmeden uyanmak...Bu durum sevindirici bir gelişmedir.ABD ve AB çevrelerinden gelen uyarıların yardımı da olsa, sınırlarında yabancı savaşçılar barındırmanın doğuracağı tehdidi Türkiye’nin fark etmesi olumlu bir gelişmedir.

Devamını Oku

Yolsuzlukları örtme girişimi

8 Şubat 2014

Temiz Eller savcısı di Pietro İtalya’daki yağmayı çözerek yakalamıştı ibretli gerçeği..O gerçek, yolsuzlukla mücadelenin hiç durmadan yürümesi gereken bir mecburiyet olduğudur.Çünkü bu iki illet , devleti de toplumu da çürütür. Savcı di Pietro şu soruyu kendimize sormamızı öneriyor:“Yolsuzluklar on yıl daha devam ederse ne olacak?”Cevabı belli:“Yolsuzluğun olduğu yerde kamu kaynakları sömürülür, bütçeler altüst olur. Kamu açıkları git gide büyür. Kurumlar ayakta duracak gücü kaybettiği için demokrasinin kuralları da işe yaramaz hale gelir.”Herkes şunu da biliyor:Yolsuzluk usulsüz vergilendirme gibi bir şeydir. Ekonomik alanda başlar ama orada durmaz. Kısa zamanda “devlete güvensizlik” olarak dönüşür.Yaz-boz tahtasıTemiz Eller tecrübesi cezaların katı, saydam ve caydırıcı olması gerektiğini öğretti ama Türkiye’yi yönetenler böyle yaklaşmıyor meseleye.Kamu İhale Yasası 11 yılda tam 164 kez değişmiş, değişikliklerin neredeyse tümü denetim şartlarını gevşetmek için yapılmıştır.Bu zihniyet yolsuzluk ve rüşveti durdurmaz.Sayıştay, devlet bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile onlara ait malları gelir ve giderleri TBMM adına denetlemekle yükümlü bir mali yargı organıdır.Bu kurumun denetim alanı her gün daralıyor. Kontrol alanı daraldıkça kaynak kaybı o kadar genişliyor.Dünkü Taraf, Meclis’ten gizlenen Sayıştay raporunun bir kamu bankasının batık ve tahsili şüpheli kredileri ile ilgili rezaleti ortaya çıkardığını haber veriyordu.Sayıştay raporu, bankanın şüpheli kredilerinin 8 kat, tahsil imkânı sınırlı kredilerinin 4 kat arttığını saptıyor ve acil önlem alınması uyarısı yapıyor.Sınır aşırı sansürTek adam rejimi görüntüsü Türkiye’nin kalıbına yakışmıyor.Sınır aşırı bir ziyaret programı sırasında bir TV kanalının verdiği habere düzeltme yapan bir Başbakan yalnız ayıplanmaz, vereceği öteki zararlar da kaygı konusu olur.Nitekim internetten yansıyan vatandaş nabzı, ne kadar şaşırtma taktiği uygulansa da gerçek niyetin saklanamadığını gösteriyor.Kamuoyu, paralel devlet bahanesi ile yapılan yasa değişikliklerinin, aslında yolsuzlukları örtme girişimi olduğuna inanıyor.Riskli denemelerdir bunlar.Astarı yüzünden pahalı tecrübeler...İşte sonuncusu: Kredi derecelendirme kuruluşu S&P Türkiye’nin görünümünü durağandan negatife çevirdi.Zor aldığımız dereceyi çok kolay kaybettik. Yazık değil mi?

Devamını Oku

Öğretmenlere tehcir gibi...

7 Şubat 2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi, dur durak bilmeyen bir “demokrasi paketi” matbaası gibi çalışıyor.Beş ve altıncı paketler tartışılırken onları ikinci plana düşürecek önemde başka bir hamle gündemin ön sıralarına sıçradı.Dershanelerle ilgili tasarıda yer alan bir düzenleme Milli Eğitim örgütünün altını üstüne getirecek gibi görünüyor.Dershanelerin varlığına son verecek olan yasa bakanlıkta da acımasız bir tasfiyeyi öngörüyor.Müsteşar dışında bakanlıktaki tüm bürokratlar ile il milli eğitim müdürlerinin görevleri sona erecek.Daha sonra aranan niteliklere sahip olanlar geri alınacak.Böylelikle istenmeyenleri ayıklama operasyonu, uygun memurların mülâkatla seçilmesi şeklinde oyunlaştırılacak.Kanunun çıktığı gün 4 yıldan fazla süredir görev yapan okul müdürleri ve yardımcıları ile binlerce yöneticinin görevi sona erecek.Bakanlıktan ayrılacak 200 dolayındaki üst yönetici, Ömer Dinçer döneminde tasfiye edilen 300 bürokratın “kızağa çekildiği” Beşevler’e gönderilecek.Tasarı, cemaate yönelik bir hınç alma isteğinin eylem planı olarak duruyor.Türk Eğitim-Sen Başkanı İsmail Koncuk, yasa değişikliğini diktaya giden yolun döşenmesi diye tarif ettikten sonra şunu belirtti:“Yaklaşık 100 bin okul yöneticisinin görevi sona erdiriliyor. Cumhuriyet tarihinde böyle bir uygulama yok!”Doğru; bu çapta bir personel operasyonu acımasızlıktır.Zorunlu göç insafsızlığının adı olan tehcirdir.Bu insafsızlık kendini sürdüremez.İyisi mi geri alınmalı, demokratik katılımın zenginliği ile intikam tutkusundan temizlenerek tekrar gelmelidir.Terör suçlamasını kabul etmemeliyizBu iktidar Türkiye’yi kim bilir kaç on yıllar sürecek düşmanlıkların hedefi durumuna soktu?Türkiye ki; evinde terörist besleyen komşuların gaflet ve hıyanetinden çok zarar görmüş bir ülkedir.Bu nedenle hiçbir neden bizi Suriye’deki iç savaşta taraf durumuna getirmemeli idi.İyi komşuluğun gereği olarak mültecilere sığınma hakkı vermenin cömertliği, çatışmada taraf hâline düşmemiz yüzünden değerini kaybetmiştir.Yapılan hata idi. Bunu çocuklardan sonra Ankara’dakiler de gördü. Ama o da ne?ABD Hazine Bakanlığı, bazı kişi ve şirketlerin Türkiye üstünden El Kaide bağlantılı El Nusra örgütüne para ve adam yolladığını iddia etti.Washington yönetimi Türkiye’yi resmen suçlamazdı. Artık çekinmiyor. Dikkat!Ankara politikasını değiştirdiğini bu tür iddiaları reddederek göstermelidir.

Devamını Oku

Herkesin borcu var

6 Şubat 2014

Koyu taraftar takımı yenilince hayata küsecek kadar etkilenir ama tuttuğu takımı değiştirmez.Bizdeki parti-seçmen ilişkisi de benzerlik yansıtıyor.Eğitim düzeyi yüksek toplumda başarı ve başarısızlık, hızlı tepki ve değişim getiriyor.Tüm gelişmemiş toplumlar kanaatlerini oylarına yansıtmakta geç kalıyorlar.Seçmen hassasiyetinin en yüksek olduğu bozulma, rüşvet ve yolsuzluktur. Türkiye son haftalarda siyaseti yolsuzluk üstünden yürütüyor. Ama ne oluyor?İktidar sıkıntı yaşıyor. Fakat gelişmiş demokrasilerde olduğu kadar etkilenmiyor bu durumdan.Seçmen de yolsuzluğa değil adeta yakalanmalarına bozuluyor.KONDA’nın Ocak 2014 araştırması sonuçları bu durumu çok net ortaya koyuyor.Ankete katılanların yüzde 77’si (kabaca her 10 kişiden 8’i) rüşvet ve yolsuzluğun varlığına inandıkları hâlde bunun oy tercihlerinde bir değişiklik yaratmayacağını söylemişler.Türk halkının partisini ve liderini günahı ile, sevabı ile “aileden biri” gibi görüp koruduğu, gelişmiş toplumların seçmeninden daha bağışlayıcı olduğu anlaşılıyor.Dün bu konuları A&G Başkanı Adil Gür ile konuştum.Türk seçmeninin parti değiştirmeye açık olmadığını söyledi.Değer yargılarımızın yolsuzluklara bir yere kadar göz yumduğunu düşünüyor. Ona göre “Bal tutan parmak yalar” sözü “Yesin; yeter ki etrafına da kazandırsın” anlayışı bir çeşit teşvik etkisi yapıyor.Eleştiri ve icraat bağlamında muhalefet partilerinin daha yaratıcı olması gerekiyor. Suçlayan ve kötüleyen muhalefet anlayışı yerini hizmet projelerini hazır etmiş bir etkinliğe bırakmalı.Önümüzdeki üç seçime de ekonomik durum ve yakın geleceğin vaat ettiği imkânlar yön verecek.Adil Gür, dünya ve Türkiye büyük bir altüst oluş yaşamadığı takdirde ekonomik durumun belirleyici olacağını söylerken nedenini de anlattı:“Çünkü” dedi “Halkın yüzde 80’i borçlu..” Neredeyse herkesin borcu var ve insanlar borçlarını zor da olsa yönetmeyi becererek hayatlarını sürdürüyor.İstikrarsızlık o nedenle yalnız devletin değil, bireyin de bir numaralı sorunu.Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları muhalefet hesabına verimli bir oy kaynağı olacaktır. Ama bu kaynağı abartmamak doğru olur.Kötülemek bir yere kadar. Sonrası iktidar için de muhalefet için de hizmet olmalı..

Devamını Oku

Ya cemaat Ya siyaset

5 Şubat 2014

Dini siyaset aleti olarak kullananların varmak istedikleri yer cemaattir.Cemaat hedefine giden yola kitleleri sevkedenler en büyük katkıyı din istismarından beklerler.Laik rejimi, kendini savunmakta âciz hâle düşürmenin, gerek dine gerekse topluma maliyeti ağır olur.AKP iktidarı döneminde laik cumhuriyet seviye kaybetti.Din toplumsal kimliğin yegâne temeli olmaya doğru, hızlanan bir tempo ile gidiyor.Devlet ve toplumsal yaşam hızla değişiyor.Başka türlü tarif edilen laiklik artık demokratik toplumu ve ülkeyi koruyamıyor.Çünkü nasıl “ılımlı İslâm” diye bir niteleme itirazlara hedef oluyorsa “ılımlı laiklik” de kabul görmeyecektir.Cemaatçilik siyasi amaçlar için kullanıldığı zaman bundan din de zarar görür.Son günlerde AKP ile cemaat arasında patlak veren çatışma, din ile siyasetin, din ile maddi menfaatin birbirleri içinde erimeye elverişli olmayan değerler olduğunu dileriz bazılarına öğretmiştir.O “bazıları” dediğim çevreler cemaati kolay üretilip kolay yönlendirilen oy deposu olarak görenlerdir.Geçirilen tecrübe, yaşandığı yer Türkiye diye öncekilerden daha farklı olmadı.“Cemaatçilik bir dinsel cemaati ulusal devlete ve öteki cemaatlere karşı kullanmaktır.”Nitekim Gülen cemaatiyle yaptığı koalisyon sayesinde ulaştığı sayısal güç, iktidara vaatlerini aşan miktarda ve özde değişim gerçekleştirme cesareti ve imkânı vermiştir.Yine de sahte laik bir devlete doğru gitmekte olduğumuzu görmek sorundayız. Böyle bir denemenin çıkardığı maliyeti fark etmek acaba din istismarına dayanan siyasetten uzaklaşmanın uyanışını başlatır mı?Umarım yol yakınken dönmeyi başarırız. İktidar - cemaat çatışması dilerim “hayırlara vesile” olur..Buna ihtiyacımız var. Çünkü çatışmanın içindeki dinamik hafife alınmamalı.Başbakan Almanya’da gurbetçilere seslenirken Amerika’da yaşayan cemaat önderi Fethullah Gülen’e çağrıda bulundu:“Milletvekillerine istifa et talimatı vererek, yeni parti hesapları yaparak, bakanları atamaya heveslenerek... Türkiye üzerine kurdukları çirkin senaryo net bir şekilde görülüyor.Şuna istifa et, buna istifa et diyenler lütfen çok uzakta kalmasınlar. Gelsinler siyaseti Türkiye’de yapsınlar!”Hayır... Din kisvesi altında siyaset yapacaklarsa gelmesinler!

Devamını Oku

AB yolunda tarihi bir yıl

4 Şubat 2014

Başbakan Erdoğan’ın Berlin’de yaptığı açıklama dileriz buza yazılmış yazı hükmünde değildir.Almanya’ya ziyareti vesilesiyle iddialı bir hedef verdi. “2014 yılı Türkiye-AB ilişkileri bakımından tarihi bir yıl olacak” dedi.Türkiye’nin müzmin hastalıklarının farkında olan herkes bu temenniye aklıyla ve kalbiyle katılır.Çünkü AB yolunda ilerlemek Türkiye’nin en verimli çabası bilinmelidir.Kimse “AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı, Türkiye’nin AB’ye olan ihtiyacından daha fazladır” klişesine takılıp fırsatları ziyan etmesin.Yaşadığımız adalet sorunları bile hukukun üstünlüğüne dayanan bir demokrasi istiyorsak AB ortaklığına ihtiyacımızın mutlak olduğunu bize hatırlatıyor.Mağdur rolü yanlışİktidarın mağdur rolüne takıntısı Türkiye aleyhine propaganda üretiyor.Başbakan’ın dün Merkel’le yaptıkları ortak basın toplantısında Türkiye’nin 17 Aralık’ta yeni bir örgütlü saldırıya hedef olduğunu söylemesi hangi iyiliğe hizmet etmiş olabilir?Bence zarardır!Başbakan Erdoğan şunu dedi:“Emniyet ve yargı başta olmak üzere, devlet kurumlarına sirayet etmiş bir örgütlü yapı kullanılarak Türkiye siyaseti yeniden tasarlanmak yeniden dizayn edilmek istendi.”Silivri mahkemelerindeki gibi ayağı yere basmayan bir hükümdür bu tarif.Almanya gibi AB’de lider ağırlığı taşıyan bir devletin liderlerine bu kuruntuyu taşımanın Türkiye’ye sağlayacağı hiçbir menfaat yoktur.Çünkü yargısı bile AB normlarına uyum göstermekte direnen Türkiye görüntüsü ancak bizi istemeyen kanadın elini güçlendirir.Zamanı AB normlarına direnmeye değil, o kaliteleri bir an önce sahiplenmeye harcamalıyız.Süreç ihmal edilmesinBaşbakan’ın konuşmasında teröre ayırdığı bölümün iyi niyeti aşan bir yanılgı olmasından korkmak lâzım.Tayyip Erdoğan “Yoğun gayretlerimiz sonunde terör meselesi çözüm yoluna girdi. Bir yılı aşkın süredir Türkiye terör nedeniyle kayıplar yaşamıyor” dedi.Terörün çözüm yoluna girdiği savı temennidir.Ateşkes kalıcı bir barışa dönüşecek mi?Bölücü örgüt silâhlı güçlerini söz verdiği gibi tümüyle sınır dışına çıkarmamıştır.Sessizlik bir anlaşmanın değil, sürece bağlanan ümidin ürünüdür.Şu uyarıları ciddiye almak lâzım:Çözüm sürecinin sağladığı güvenlik sayesinde PKK şehir ve kasabalardaki yerleşimi güçlendirdi.Örgüt bu bir yılı askeri ve ekonomik gücünü artırmak amacında değerlendirdi.Önümüzdeki baharı, “terör meselesi halloldu” diye karşılamamalıyız.Barışa inanalım ama tedbirde kusur etmeyelim!

Devamını Oku

Yargı ‘Acil’de

3 Şubat 2014

Adalet devletin temeli ise devlet ağır yaralı durumda can çekişmektedir.Acil müdahale gerektiğine şüphe bulunmuyor ama kim yapacak?Demokratik adres iş başındaki hükümet ve Meclis’tir.Ama hukuk devletinin yıkılmasından sorumlu gördüğümüz kurumlara yeniden inşa yetkisi verebilir miyiz?Versek de güvenebilir miyiz?Yargı ile ilgili her hikâye, “adalet”in acilen ameliyat edilmesi ihtiyacını hatırlatıyor.Ergenekon davasının ilk hâkimi Köksal Şengün’ün T24 internet gazetesine yaptığı açıklamalar, ameliyatın ihtiyaç çizgisini aşıp mecburiyet alanına girdiğini kanıtlıyor.Verdiği yerinde tahliye kararları ardından HSYK tarafından Bolu’ya “hâkim” olarak atanınca emekliliğini isteyen Köksal Şengün şimdi birikimini toplumun gerçekle yüzleşmesini sağlamak için kullanıyor.İşte cesur tespitlerinden birkaç örnek:“Ergenekon iddianamesini okumadan kabul ettik. Şimdi olsa geri çevirirdim!”“Askeri hâkimler komutanın emrinde derler ama sıkıyönetim mahkemelerindeki hâkimler daha demokrattılar.”“O CD’lerin incelemesi yapılmadı. Bilgisayarınız veya akıllı telefonunuz varsa bombanın üstünde oturuyorsunuz. Sizden habersiz bazı şeyler yüklenebilir..”“Mahkeme boyunca hep gizli tanık dinledik. Tamamına yakını suç işlemiş insanlardı. DHKP-C’den ceza alanlar da var aralarında. Anlatımlarının ne derece doğru olduğu irdelenmedi.”“Baktığım davada içeri alınan insanlar birbirini tanımaz. Nerededir bu örgüt? Torbanın içine herkesi atmışlar, bıraksan birbirlerini ısırırlar..”“TÜBİTAK başlangıçta yanlış raporlar verdi, şimdi düzeltiyor. Daha önce olanlar yanlış yönlendirme yapıldığını gösteriyor.”“Savcı Öz’ü şikâyet ettim ama işlem yapılmadı. Emniyetle bu kadar haşır neşir olan bir savcıyı ben şüpheyle karşılarım.”“Allah düşürmesin” demekten başka ne yapabiliriz?Yazım hatasından doğru söz...Adli Kolluk’la ilgili düzenleme konusunda uzlaşı zor görünüyor.İktidar bu görevi yapacak olan polisin valiye bağlı çalışmasını istiyor, muhalefet ise bunun ağır ihlâl olacağını söylüyor.Başbakan dün Almanya’ya giderken “Valinin ve emniyet müdürünün izni olmadan artık asla adli kolluk görevi verilemez” dedi.Anadolu Ajansı bülteninde bir yazım hatası, habere yorum boyutu kattı.“Kolluk” değil “kulluk” görevi kayda geçti.Siyasetin girdiği her devlet kurumu ve hizmeti işte böyle çarpılıyor!

Devamını Oku

Tuzlukları kim seçti?

1 Şubat 2014

Akşam işler yolunda gidiyor sanarak huzurla yatıp sabaha kriz gerginliğine uyanmak...Şaşırtıcı ve talihsiz bir durum bu.İngiliz Economist dergisi, Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman’ın katılımı ile yaptığı değerlendirmede yaygın görüşün aksine ortada kriz nedeni bulunmadığını söylüyor.Ama gerginlik sürerse bunun krizi tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.Uzmanlar, gelişmekte olan piyasalara sahip ülkelerin önderlerine istikrarı bozmaktan sakınmalarını tavsiye ediyor.Anlaşılacağı gibi kriz sebebi siyaset zemininde ürüyor.“Hakaretin bini bir para” diye bir söz vardır ya...Türkiye’nin siyaset dünyasını bu niteleme doğru tarif ediyor.Başbakan dün İstanbul’da şunları söylüyordu:Züğürt tesellisi“Bir yerlerde gizli kapaklı toplantılar yapılmış, tuzaklar kurulmuş ve 17 Aralık’ta da düğmeye basılmış.Milletin oyuyla AK Parti çatısı altında yer alanlar bir yerlerden gelen emir ve talimatla istifa ettirilmişler.Meğer AK Parti’ye de bazı tuzluklar sızmış.Ajan, casus, haşhaşi deyince çok rahatsız oluyorlar.”Siyaset terminolojisi yeni bir terim kazandı: Tuzluk...Bu terim Fethullah Gülen’e yönelik bir dinlemenin ürünü imiş.Gizli dinleme kayıtlarında, seçim öncesi adaylar belirlenirken cemaat kontenjanına girip girmemesi tartışması uzayan bir aday sebebiyle telâffuz ediliyor.AKP listesine girecek adayın seçilme konusunda sorunu olmayacağını, adı Süleyman olan biri bu şekilde ifade ediyor:“Tuzluk bile koysak seçtiririz!”Yakın tarihimiz azametini anlatmak için “odunu aday göstersek seçilir” diyen liderler görmüştür.Tuzluk, iyimser bir bakışla nüktede inceldiğimize işaret sayılabilir mi?.İstikrar sorunuNobel ödüllü ekonomist Krugman bugün panik yapmaya değmeyecek ortamın dikkatsiz ve tedbirsiz siyasetçiler yüzünden gerginleşeceğini bunun da istikrar sorunu yaratacağını söylüyor.Özellikle Başbakan’ın çok yararlanacağı tavsiyedir:Korkmayın, korkutmayın, sakin olun...Başbakan “faiz lobisi” ile “vaiz lobisi”nin başımıza bu derdi açtığını söylüyor. Dinleyenlerde tebessüm yaratması mümkün olan bu benzetmeler bağır çağır tonunda söylenince gerginlik sebebi oluyor.Ayrıca hakça davranmalıyız: İstifa eden herkes tuzluğa benzetilemez. Çünkü zamanı ve sebebi doğru istifa bir faziletidir.İstifa edenlerin seçmen katında karşılığının olmadığını kimse söyleyemez.Liderler tuzluklardan şikâyet etmemeli. Çünkü seçen kendileri!

Devamını Oku