Adalet saraylarının önünde duran Adalet heykelleri var ya; şu anda gözyaşı döküyor olabilirler.Nedenini merak edenler, yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamında tutuklanan iş adamı Reza Zarrab ile bakan çocuklarını tahliye eden mahkeme kararının gerekçesini bir zahmet okusun..İki aya yakın tutuklu kalmak da çekilir azap değildir ama tutukluluk denince Silivri mağdurları akla geliyor hemen.Özel mahkeme makul sebep aramadan ocağına düşen askerleri, bilim adamı ve gazetecileri serbest bırakmamak için adeta savaş hukuku uygulayarak ortalama 4-5 yıl özgürlüklerinden yoksun bırakmıştır.Tahliyeleri eleştiriyor değilim.Merak ettiğim şey, genç sanıkları iki ayda kurtaran gerekçeler neden Silivri’ye uğramamıştır?Adalet heykeli tunçtan bile olsa bundan ağlar!Kararda izleme ve dinleme ile elde edilen delillerin yan delillerle desteklenmediği sürece tek başına yeterli olmayacağı kaydediliyor.Özel yetkili mahkemenin mağdurları buna rağmen dört duvar arasında azap çekmeye devam ediyor.Tahliye kararlarını, yeni dönem HSYK’sının patronu Adalet Bakanı Bozdağ şöyle değerlendirdi dün:“Yargının kararıdır. Mahkemelerin takdirinde olan bir konudur!”İnternete bir hoşluk kattığı için Adalet Bakanı’nın kulakları sanırım dün çok çınlatıldı.Bunlardan biri (Av. Cemil Can):Başbakan’ın 11 yıllık ortağı cemaatin devlet içinde paralel devlet kurduğundan şikâyet ettiğini hatırlatıyor.Bu şikâyeti kanıtlanmıştır.“Ne istediler de vermedik?” sözü sağlam delildir. MİT emrinde; mutlaka daha pek çok kanıt vardır elinde..Hukukçular soruyor:Niye bunları yargıya vermiyor?Aynı şekilde cumhuriyet savcıları neden kendiliğinden harekete geçmiyor?Demokratik hukuk devleti uygulamalı dersinden sınıfta kalmayalım!Bağımsızın gücü Bağımsız milletvekilleri dün bir “demokrasi bildirisi” yayınladı.İdris Bal, Ertuğrul Günay, Hakan Şükür, Hami Yıldırım, Halûk Özdalga ve Erdal Kalkan’ın paylaştığı bildiri Türkiye’nin ve sistemin sorunları ve çözümler konusunda mükemmel bir proje içeriği taşıyor.Bulgulara gelince... Birkaç örnek:Ülke antidemokratik bir sürece girmiştir;Kuvvetler ayrılığı ilkesi mutlaka hayata geçirilmelidir;Medyanın, düşünce kuruluşları ve üniversitelerin özgürlükleri geri verilmelidir;Medya bağımsızlığı, bağımsız ve tarafsız yargı, ideal bir ihale kanunu çok önemlidir;Seçim ve partiler kanunu değişmelidir.Bu grup eleştirisi bile lidere bağımlı vekillerin, eksik ve yanlış olduğunu anlatmaya yetiyor..
Siyasetimiz “yedirmeyiz” andı üzerinde gidip geliyor.“Yedirmeyiz” korumasına bir zaman, işledikleri kusurların müeyyidesine uğrayan politik simalar konu oluyordu. Daha sonra 17 Aralık operasyonu gösterdi ki asıl mesele paraymış...Hem paylaşanları, hem seyredenleri para kamçılamıştır.Dünyada en zor şey, kanunsuz paranın pay edilmesidir. “Yedirmeyiz” uyarısına asıl, işler o düzeye geldiği zamanlarda daha fazla dikkat göstermek gerekiyor.Son kriz bir istihbarat acemiliğidir.Devletin kulakları yanlış yerlere tevcih edilmiş olmalı ki, hoşnutsuzluğun “yedirmeyiz” homurdanmaları dikkatten kaçmıştır. Ve bu ağır bir bedel yaratmıştır.İktidarın dört bakanı rüşvet ve yolsuzluk suçlaması nedeniyle görevden alınmıştır. Çocukları eldiven gibi kullanıldığı şüphesiyle tutuklanmıştır.Başbakan’ı çekti...Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın “Yaptığım her şeyi Başbakan’ın bilgisi ve talimatı ile yaptım. Ben istifa edeceksem Başbakan da etsin” açıklaması oyunu bozmuştur.Çünkü “yedirmeyiz” kabadayılığının dayandığı güç boşluğa düşmüştür.“Kendim için bir şey istiyorsam namerdim” diyecek önemde birine ihtiyaç var böyle durumlarda.Başbakan bu yüzden taşıdığı gücü tam olarak kullanamamış, zamanın unutturan etkisi, son konuşma bandının internette gezintiye çıkarılması yüzünden sakatlanmıştır.Perde aralık ayında Ankara’da açıldı. Etrafa milyonlar saçıldı. Yakın günlerde paranın milyonlarla ifade edilen miktarı döviz cinsinden on milyonlar, yüz milyonlar büyüklüğüne çıktı. O kadar ki, emanetçisini bulmak için bile zahmet gerekti.Şu anda en kritik aşamayı yaşıyoruz.Adalete yazık olduOrtada bir bant var. Başbakan ile oğlu arasında geçtiği iddia edilen konuşmaların gerçek mi, yoksa montaj mı olduğunun cevaplanması, mutlaka cevaplanması gerekiyor.Bu arayışın halkı kandırma amaçlı bir tiyatro cingözlüğü olmaması lâzım.Şüphe etmek için yeterli neden mevcuttur çünkü.Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın, hakem olacak teknik kurulun en üst düzey amiri olarak takındığı tutum güven verici değildir.İlk dinlediğinde sahip olduğu izlenimi “çok açık montaj olduğunu hissettim” diye ifade eden, ikincide “araştırmaya bile gerek duymadan montaj hükmü” veren bir siyasetçi gerçeğin peşinde sayılamaz.Sonra.. Cumhurbaşkanı Gül’ün HSYK Kanunu için verdiği şartlı onay yargının bu meselede tatmin edici savunmacılar bulacağı müjdesi yansıtmıyor.Umarım adaleti yedirmeyiz!
Başbakan’ı bütün ülkenin sahibi sayan bir devlet olamaz.Öyle bir kültür, demokrasiye yasak bölgeler inşa eder sürekli olarak. Eleştiri canını sıktığı zaman özgürlükleri budamaya başlar.Siyaseti oyun kurmak, rakibi pusuya düşürmek sanan anlayış, her çatışmanın ardında yıkıntılar ve intikam yeminleri bırakıyor.İhtiras ve nefret, ateş ve baruttan daha yakıcı çatışmaları tetikleyen duygulardır.Başbakan “kininizin davacısı olun” diye çıktığı yolun şu an neresinde olduğunu sanıyor?Esenliğe bu yoldan çıkamayacağını görmek için daha ne kötülüklere toslaması gerektiğini düşünüyor?AKP’nin kurucuları yanlış yoldan girdiler siyasete. Gülen cemaatini gizli koalisyon ortağı olarak saflarına katmaları, aradıkları para ve gücü fazlasıyla getirdi.Demokrasi bireydirBu doğru ama temel yanlış dini bir oluşumu kolayca kazanırken çıkaracağı faturayı hesap edememek oldu.Demokraside cemaatçilik olmaz. Demokrasi bireyi gözetir, cemaatçi kafa, hükmettiği kitlenin ne düşündüğünü merak etmez, sadece itaat bekler.Cemaat AKP’nin gücüne verdiği desteğin karşılığını bir gün isteyecekti. Devlete ortak olmanın sihrine kapılacakları belliydi. Olan odur!Yaşanan tecrübe, tarihin verdiği bir dersi doğruluyor.Türk halkı, din istismarcılarının peşinden gitmemeliydi.Dini de, insanı da koruyan laikliğin değerini bilsin.İktidar, başlarına sarılan belâdan Fethullah Gülen’i sorumlu tutuyor. Hiç bir T. C. Başbakanı bugüne kadar hırsızlıkla suçlanmamıştı.Ortada kalmasınBaşbakan’ı açıkça suçlayan bant kaydı, siyasetin geleceğine hükmediyor.Ortada bir delil var; Bilâl Erdoğan’a babasının sesi, son kalan 30 milyon euro’yu sıfırlaması için tembihte bulunuyor.Başbakan “Kelime kelime montaj” diyor.Sözü, Amerika’daki bir uzman kuruluşun tanıklığına dayanıyor.CHP lideri Kılıçdaroğlu da ses kaydını 3-4 yerde incelettiklerini belirterek ses bandının montaj olmadığını, talimat veren sesin Başbakan’a ait olduğunu, rüşvet ve yolsuzluğun da “Ağrı Dağı” kadar gerçek olduğunu savunuyor.Bu vahim olayın nasıl bir sona ulaşacağını düşünenler, gerçekçi davrandıkları takdirde hayal kırıklığına uğrarlar.Çünkü Başbakan, uğradıklarını düşündüğü iftiraya karşı can yakıcı bir hamle yapmaya hazırlanıyor.Öyle bir montaj ki, Başbakan’ı zora sokan montajın bin beterini üretmenin imkânına teknolojinin sahip olduğunu seyreden herkes anlasın..Ama boşa zahmettir.. Silivri mahkemeleri öğretti bunu. Herkes anladı.. HSYK Kanunu da özürlü çıktı!
Çıkmaza girmemek lâzım. Girdiyseniz hemen geri dönmek. Malûm; zararın neresinden dönseniz kârdır..Rejimin çıkmaza girdiğini fark etmek için bilgin veya falcı olmak gerekmiyor.Demokrasilerin tehlike alârmı basın özgürlüğüdür.Sansür denebilecek ilk kısıtlama bile uyarı sayılmalı, tedbir ciddi manada alınmalıdır.Olamadı, rejim hastalandı. Gecikme yüzünden onarma maliyeti ağırlaştı.Şu aşamada başımıza gelebilecek en kötü akıbet “Bu da geçer” kaderciliğine teslim olmaktır.AKP iktidarı hukuk devleti vaadi ile geldi. AB reformları ile bu hedefe yürüyeceğini taahhüt ettiği için milletten destek aldı.Ama verilen sözler tutulmadı. Türkiye hukuktan uzaklaştığı gibi tek adama dayalı Orta Doğu rejimlerine özenen sapmalar yaşamaya başladı.Yanlışların oyunuSistem çaresizliğe düştü.Değil toplumu, kendini bile korumaktan aciz hâldedir.AKP on bir yıldır tek başına iktidarda. Bu tek sahipliğin sağladığı imkânlar yetmemiş, sistem zorlanıp sakatlanmıştır.Türkiye birkaç yıldan beri “kuvvetler ayrılığı” ilkesinin vazgeçilemez değerinin ispatlandığı bir laboratuvarda yaşıyor.Yanlışı bizim görmemiz yetmez. Yolundan çıkan treni rayına oturtmak, reddi imkânsız bir sorumluluktur.Bunu hükümet yapacak.Dün sabah Türkiye bir şokla uyandı.Başbakan ile oğlu arasında geçtiği iddia edilen bir telefon konuşmasının ses kaydı internete konuldu.Kayıt, eldeki büyük paranın ne şekilde ortadan kaldırılacağı talimatını taşıyor.Son söz yargınınBaşbakan “ahlâksızca bir montaj ürünü” diye tepki gösterdi.Muhalefet hükümeti istifaya çağırdı.CHP lideri Kılıçdaroğlu kaydın montaj olmadığını, “Ağrı Dağı kadar gerçek” olduğunu savundu.BDP montaj savunmasını kimsenin ciddiye almayacağını söyledi.Rejimi temiz tutan şey, sistemin şeffaf, yani denetlenebilir olmasıdır.Başbakan Erdoğan’ın yaptığı yanlış yönetimin ve yönetenlerin güvencesi olan bu özellikleri yaşatmaması, bütün oyunu “tek adam” rejimi üstüne kurması olmuştur.AKP’nin ilk yıllarında Avrupalı bir demokrasi doğuyor gibi olmuş ama sandıktan alınan güç kötüye kullanıldığı için Orta Doğu modeli oligarşiye dönüş yaşanmıştır.Bu çıkmazdan yine demokrasinin rehberliğinde kurtulabiliriz.Yolsuzluğun çapı, “son sözü millet söyleyecek” edebiyatı ile çözüm aramaya izin vermez.“Seçim temizler” diyor Başbakan.Hayır, daha çok kirletir!
Türkiye’de adalet masumu mazlumu, haklıyı değil güçlüyü koruyor.Gücün kaynağı önemsense neyse, önemsenmiyor.Hukuk dışına, kural dışına düşmek ayıplanmıyor. Tersine, marifet sayılıyor.On beş yıl önce demokrasiyi trene benzeten ve “işini gördüün yerde inersin” diyen siyasetçi, Cumhuriyet’in en uzun süreli hükümetine liderlik etti.Tren benzetmesini sonuna kadar uyguluyor.Devlet yetkilerini ve imkânlarını suiistimal alanına girecek kadar fütursuzca kullandı.Türk halkı devletin ezici kuvvetini bu kadar acımasız ve ölçüsüz kullanan bir iktidar görmemiştir.Her geçen gün dozu artan bir ihtiras hak ve hukuk ihlâlleri listesine yeni sorunlar ekliyor.Ve bu gidiş Türkiye’yi AB üyeliğine götürecek müzakerelerin zeminine sürekli mayın döşüyor.Türkiye’nin AB üyeliğini etkin biçimde destekleyen İngiliz parlamenter Andrew Duff, dün Times gazetesine ciddi bir dost uyarısında bulundu.İngiliz parlamenter, demokratik ilkelerin ihlâli durumunda katılım sürecinin askıya alınabileceğini hatırlatarak, Kopenhag kriterlerini ihlâl eden Türkiye’nin, bu müeyyideyi davet ettiğini söyledi.Ankara’da işlenen internet, HSYK ve MİT cinayetlerini, yanı sıra gizli dinleme rezaletlerini dünya hayret ve dehşetle izliyor.Eli sopalı bir idare kurma hevesi taşıyan iktidar sahiplerini durdurmak zor da olsa bugün mümkündür. Yarın geç olabilir.Bugünden tezi yok Avrupa Birliği kalitesinde adalet ve özgürlük istiyoruz.Başbakan, seçim başarısının devamının, bu ideali yaşatmaya bağlı olduğunu unutmamalıdır.Tarafsız KöşkBuna “yangından mal kaçırma yöntemi” dense yeridir.İktidarın yasama faaliyetinde, yani kanun çıkarmakta kullandığı yol ve yöntem “baskın” mantığı üstüne kurulu.Muhalefetin ihtimal vermediği bir anda ve konuda Meclis’i AKP milletvekilleri ile doldurup işi bitirmek iktidarın huyu oldu.Kanunlar Meclis’e bürokrasinin ön çalışması ile olgunlaşmış, tasarı niteliği kazanmış “yarı mamul” biçiminde gelmiyor.Bir ana teklif, yanında perakende konular, “torba” hâlinde indiriliyor.Ön çalışmadan nasibini almadığı ve kavga gürültü içinden zorla geçirildiği için sakat doğuyor.İşte HSYK Yasası...Cumhurbaşkanı Gül HSYK Yasası’nda 15 noktada Anayasa’ya aykırılık buldu.Bakalım internet yasasında kullanmadığı imkânı HSYK’da kullanacak mı?Tarafsız Cumhurbaşkanı işte bu nedenle parlamenter rejimin vazgeçilmezidir!
Vicdan diye bir şey var. İyi ki var. Olmasaydı hayat çekilmez olurdu.Vicdan azabı, çoğu kez yeri pişmanlıkla doldurulacak bir duygudur. Pişmanlıkların yaşam kalitesini yükselten tepkiler doğurması, insanlara özgü bir imkân, bir şanstır.O şansı değerini takdir ederek kullanmak gerekir.İlerde size kendini “keşke”lerle anımsatacak fırsatlar, pisi pisine kaybettiğiniz yarışların burukluğunu yaşatır.AKP Milletvekili Mehmet Metiner bir TV söyleşisi sırasında eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un cezaevinde olduğunu hatırlatarak “İlker Başbuğ neden çıkmasın?” diye sordu. Ve ardından şunları ekledi:“Bu iddianame, yasa dışı dinlemelerle ve teknik takiplerle elde edilen deliller yok hükmündedir. Yeniden yargılamanın önünü açmamız gerekiyor!”Kıdemine yakışmazMetiner vicdan azabı ile uyanış tablosu sergiliyor:“Geçmişte bizi kandırdılar. Birtakım tapeler koydular önümüze; bu bunu yaptı, şu şunu yaptı diye. Şimdi size yapıyorlar. Biz aldatıldık. Siz neden aldatılıyorsunuz?”Bu değişimi dramatik bir açıklama ile bir süre önce AKP Milletvekili Yalçın Akdoğan ilân etmişti.Başbakan’ın siyasi danışmanı olan Akdoğan cemaatin orduya kumpas kurduğunu açıkladı.12 yıllık iktidar ortaklığı bağlamında büyük ortağın sorumluluğunu görmezlikten gelmek mantıklı olmaz. Ama AKP kendini toplumu ikna etmeye mecbur hissetmiyor.Akdoğan’a göre her türlü kötülüğü Atlantik’in öbür yakasında yaşayan vaiz kurucusu olduğu canavarlaşmış yapı ile yürütüyor, yönetiyor!Akdoğan, siyaset mühendisliği yapan bu yapının Oslo’dan beri devlete ve iktidara istikamet çizdiğini savunuyor.Partinin adı barışHer şey bir yana adaletsizlik azap verecek kadar açık...Artık adaletsizliğin doğurduğu insanlık suçları işlemekten, o haksızlıklar üstüne sömürü üretmekten herkes vazgeçmelidir.Başbakan dün Sivas’ta konuştu.“Vatan topraklarında tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diyoruz. Kimse bu ülkede yeni bir devlet anlayışına girmesin” dedi.Seçim mi söyletti milletin duymak istediği bu söylemleri?Başbakan BDP’ye de mesaj verdi:“Partinizin adının Barış, Demokrasi olması bir şey ifade etmez. Asıl olan uygulama” dedi.Aynı mantıktan yola çıkarak sahte deliller yüzünden çöken davaları ve mağdurlarını hatırlamakta yarar var:AKP’nin başındaki A’nın adalet anlamına gelmesi bir şey ifade etmez. Asıl olan uygulama!..
Başbakan “Paralel yapıyı ilk, 7 Şubat 2012’deki MİT olayında fark ettik” demişti.Özel yetkili savcı Sadrettin Sarıkaya o gün Başbakan’ın İstanbul’da ameliyat olacağı saatlerde MİT Müsteşarı’nı ifade vermeye çağırdı.Fidan ve çalışma arkadaşlarını Oslo’da PKK ile yapılan görüşmeler nedeniyle suçluyordu.MİT Müsteşarı Hakan Fidan daveti alınca hemen Başbakan Erdoğan’ı aradı. Ancak ulaşamadı.Sonra Cumhurbaşkanı Gül’ün görüşünü öğrenmek istedi.Gül “Bence ifadenizi verin” tavsiyesinde bulundu. Haberi veren T24’e göre ameliyat nedeniyle Başbakan narkozlu olacaktı.Ama o arada sebebi henüz çözülemeyen bir şey oldu: Ameliyat saati değişti. Başbakan MİT Müsteşarı’nın telefonuna döndü ve ona “Gitme” dedi.Bu kritik karar değişikliğinde güvenlik endişelerinin rol oynadığı söyleniyor. Dün, Cumhurbaşkanı Gül’ün Fidan’a “git değil gitme” dediğine dair bir basın açıklaması yapıldı.Ameliyat saatini ileri almak ne kazandırdı; buna açık cevap veren yok.Ama o tarihten sonra devlet aygıtında gerçekleştirilen radikal değişiklikler hukukun üstünlüğüne saygıyı ön planda tutan anlayışın eskisi kadar itibar görmemeye başladığını anlatıyor.O başlangıç neler getirdi?Fidan’la görüşmesinden sonra Başbakan, hasta yatağından hemen bir yasa teklifi hazırlattı.MİT görevlilerinin ifadesinin alınması Başbakan’ın iznine bağlanıyordu. Teklif hızla yasalaştı.MİT’çiler ifade vermeye gitmedi.Ve Meclis’in yasama faaliyeti o günden bugüne dikta rejimi inşa eden bir acelecilik içinde gelişti.İşte HSYK Kanunu.. Yargının kalbi sayılan bu kurum Adalet Bakanlığı’na bağlı bir resmi daire durumuna düşecek, yani adalet eskisinden daha zor bulunur bir değer olacak, MİT Kanunu demir perdeyi bizde hortlatacaktır. Korku budur.İktidar sözcüleri, böyle bir algıyı, muhalif çevrelerin kasıtlı olarak ürettiğini iddia ediyor.Hayır, bunun kabahati iktidara aittir. AKP’nin hükümet etme anlayışı demokratik değil.En önemli yasaları kamuoyunu ve hatta Meclis’i saf dışı bırakarak çıkarmak iktidarın kolayına gidiyor . Ama bu durum, olan biteni toplumun kavramasını zorlaştırıyor.Medya ve üniversiteler demokrasilerin zenginliğidir.Bizdekiler ruhsuz ve dilsiz!Yazamayan gazeteciler, bildiğini söyleyemeyen bilim adamları...
Galiba iki yıl önceki 23 Nisan’dı. Başbakan, koltuğunu bayram şerefine devrettiği küçüğe cesaret veriyordu:“Canın ne istiyorsa iste, yap; şu anda Başbakansın. Astığın astık, kestiğin kestik!”Boş bulunduğu anlar, Başbakan’a bile yanlış şeyler söyletebiliyor.Ve ağızdan kaçan bir söz, içinde beslediği niyeti açık ediyor.Başbakan Erdoğan’ın başkanlık sistemine geçiş konusundaki ısrarı şu ana kadar işe yaramadı.Artık “astığı astık, kestiği kestik icracı” hedefini başka manevralarla yakalamaya çalışıyor.İktidar, önemli yasalarda değişiklik öngören teklifleri parlamentonun yorgun düştüğü ve genel kurulun tenhalaştığı saatlerde yapıyor.Bu taktiğin son uygulaması önceki akşam oldu.Sürece yasal zemin...İki AKP’li milletvekilinin verdiği yasa teklifi MİT’e olağanüstü yetkiler kazandıracaktır.MİT’e her türlü bilgi ve belgeyi elde etme hakkı tanıyan teklif, MİT belgelerini çalanlara ve medyada yayınlayanlara ağır hapis cezaları öngörüyor.MİT’in istediği belgeyi vermekten sakınanlar da hapse atılacak.MİT Müsteşarı’nı güçlendiren ve “çözüm süreci”ni koruma altına alan düzenlemelerin yapıldığı da görülüyor.Yasa meclisten geçtiği takdirde MİT’in Öcalan’la yaptığı görüşmeler yasal bir zemin kazanacak. MİT’in kontrolündeki TIR’ları savcılar durduramayacaklar.MİT sınırsız dinleme yetkisine sahip olacak. MİT Müsteşarı ancak Yargıtay tarafından ve Başbakan’ın izin vermesi şartıyla yargılanabilecek.Yoldan çıkmayalımMuhalefet partileri, bir anda gün ışığına çıkarılan kanun teklifine aynı tepkiyi gösterdiler:“Polis devletinden istihbarat devletine, otoriterlikten diktatörlüğe geçiş yapılıyor!”Yeni MİT düzenlemelerine hukuk ve özgürlük değerlerine saygı göstermeyen bir yoldan gidildiği için bu hamle, kamuoyu desteğini hak etmiyor.Böyle zorlamaların güvenlik ve refah getirmediğini yaşayarak öğrenen atalarımızın tecrübeleri yol gösterici olmalıdır.Padişah II. Abdülhamit 1880 yılında Yıldız İstihbarat Teşkilâtı’nı kurdu.Çok sayıda hafiyeden oluşan bu örgütün amacı muhalefet hakkında bilgi toplamak, darbe ve ayaklanma girişimlerini belirlemek ve önlemekti.İşe yaramadı.Sorunları çözmek şöyle dursun üstüne bir de jurnalci terörü getirdi.Abdülhamit dönemi tarihe “Devr-i İstibdad” adıyla geçti.Türkiye, hukuku dolanan hiçbir çözüme heves etmemelidir.