Gül’ün kendini aşma sınavı...

19 Şubat 2014

Demokrasiyi tarif eden yapılar birer ikişer ortadan kalkıyor.CHP Sözcüsü Halûk Koç “Cumhurbaşkanı HSYK yasasını onaylarsa yargının artık hükümet güdümünde bir resmi daire konumuna indirgeneceğini” söyledi.Yeni yasanın anayasaya aykırı olduğu uluslararası zeminlerde bile sürekli tekrarlanıyordu.Avrupa Parlamentosu’ndaki sosyalistlerin lideri Hannes Swoboda geçen ay Brüksel’e gittiğinde Başbakan Erdoğan’ı eleştirmiş, reformlardan geri dönmek için Gülen cemaatini bahane olarak kullanmakla suçlamıştı.Dün CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru, HSYK’nın yapısında değişiklik öngören düzenlemenin yok hükmünde sayılmasını, iptalini ve yürürlüğünün durdurulmasını talep ediyor.Bunun, hemen gerçekleşmesi gerekiyor. Çünkü kanun onaylandıktan sonra yüksek mahkemenin vereceği iptal kararının korkulan ihtimali önleme imkânı kayboluyor.İptal kararı geriye dönük işlemeyeceği için iktidarın yargı kurumlarını baştan aşağı (çaycısına kadar) değiştirme fırsatını kullanmaktan çekinmeyeceği her çevrede konuşuluyor.Toplamı 46 madde olan yasanın 40 maddesi iptal talebine konu olmuşsa düşünmek lâzım.Ortada ağır bir yetki gasbı bulunduğunu öne süren CHP Milletvekili Ali Rıza Öztürk “Anayasa Mahkemesi’nin tarihi görevi, vereceği kararla yargıyı Tayyip Bey’in elinden kurtarmaktır” dedi.Karar yetişmezse ne olacak?CHP’li Öztürk’ün buna cevabı şöyle:“Yolsuzluk soruşturmasının doğru şekilde yürütülmesini sağlayan savcılar ve hâkimler istenmeyen kişiler olarak görevlerinden alınacak ve ayarlanmış hâkim ve savcılarla yolsuzluk soruşturması örtülecektir!”Cumhurbaşkanı hiç değilse bu sorunda kişisel kaygıların üstüne çıkmalıdır.İyi ki olmamış!Başbakan yanlış yapıyor.Kabataş’taki anneyi 8 ay sonra medyanın linç ediyor olduğunu iddia etmesi garipsenecek bir tutumdur.Bir “masal” anlatılmış, o anlatımda Türkiye türban yüzünden çıldırmış insanların yaşadığı bir yer görüntüsü almıştır.Üstleri çıplak 70-100 adamın, kucağında bebeği baş örtülü bir kadının Kabataş iskelesi önünde saldırıya hedef olması, eğer doğruysa vahim bir durumdur.Bu iddianın gerçek olmadığının anlaşılması en başta hükümetin başındaki siyasetçiyi sevindirmelidir değil mi?Hayır, Başbakan bu çirkin iddiaya CHP’yi de dâhil etmek uğruna, ülkenin güvenlik kalitesini düşürmeye razı olmuştur.Başbakan yanılgısını itiraf etse küçülmez.İnsanlarda haksız yere güvensizlik yaratmanın vebaline katlanmaktansa bir özür her şeyi halleder...

Devamını Oku

Türbanla oynamayın

18 Şubat 2014

Baş örtüsü Türkiye’nin gündeminden çıkalı çok oldu. Ama siyaset yapışmış ucuna, bırakmıyor..Mecliste dün grup toplantılarının günüydü.Genel başkanlar ülkenin önemli saydıkları konu ve sorunlarını konuşurlar.Dün baş örtüsü karşı karşıya getirdi iktidar partisi ile ana muhalefeti.Tartışmaya konu olay, yanında bebeği bulunan baş örtülü genç bir kadının Kabataş’ta saldırıya uğradığı iddiasıydı.Başbakan “O kadıncağız baş örtülü olmasaydı bu linç olur muydu?” diye sordu.Baş örtülü olsa da olmasa da nefretle kınanması gereken bir olaydır. Nitekim sekiz ay önce vuku bulduğunda görüşü sorulan herkes öyle davranmıştır.İddianın çirkinliği nedeniyle insanlar, şikâyetin temelsiz olabileceği ihtimalini hiç hesaba katmadan hayali saldırganları lânetlemişlerdir.Kameralar uyumaz..Başbakan’dan sonra grup kürsüsüne CHP lideri Kılıçdaroğlu çıktı. Önce “O kadın”ın iddiasını tekrarladı:“Bir anda üzerleri çıplak, elleri deri eldivenli 70-100 kadar adamın ortasında kaldım diyor. Dövüyorlar, üzerlerine idrarlarını yapıyorlar.. İskelede bulunan herhangi biri ‘Ya beyler ne yapıyorsunuz’ demez mi?”Kabataş iskelesini günün 24 saati gözleyen Mobese kameraları var; böyle bir olay varsa kaçırması düşünülemez.Bu nedenle Emniyet’e büyük baskılar yapılıyor. Ama tuhaf; görüntü yok, hiçbir şey yok...Sonra bir TV kanalı görüntüleri buluyor ve yayınlıyor.Kayıt 1 Haziran 2013Saat 19.33: Baş örtülü kadın Güvenlik Harekât Merkezi önünden geçiyor.Saat 19.37: Şehir hatları iskelesi önünde bekliyor.Saat 19.58: Eşi yanına geliyor ve bir dakika sonra birlikte ayrılıyorlar.Kışkırtma oldu..Kılıçdaroğlu, Başbakan’ın “Başörtülü bacımı yerlerde sürüklediler” diye halkı kışkırtma suçu işlediğini iddia ederken sebebine de kabul edilmesi zor bir suçlama getirdi:“Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk olayını bu yolla gizlemek istiyor!”Başbakan saldırının gerçek olmadığını anlamış olmalı ki yine gerginleşiyor ve azarlama - suçlama tonuna geçiyor.Saldırı iddiasını çürüten görüntülerin, baş örtülü kadın üstünde yarattığı sorunları gerekçe göstererek yine medyaya yükleniyor.“Medya tarihinin en alçakça linç girişimi yapılıyor” diyor.“İfade tutanağı ve darp edilmiş bebek var, bunlar çıkmışlar olayın nasıl olmadığını anlatıyorlar” diye bağırıyor.Baş örtüsü yasağından üreyen mağduriyeti diriltmek bir özlem olabilir ama gerçekçi bir beklenti değildir.Türban yasağı bir oldu-bitti ile de olsa kalktı. Bunun için bedel ödemedik.Şansımızı zorlamayalım!

Devamını Oku

Korku değil sorumluluk

17 Şubat 2014

Kabataş’taki kadın tartışması bitmeyecek gibi görünüyor.Başbakan olayın en azından abartılmış olabileceğini kabul etse baş örtülü ve çocuklu kadının vahşi bir saldırının kurbanı olduğu yolundaki iddiasında israr etmese nefret ateşi tehdidi sönecek.Ama o ve onun ağzına bakarak yazılan yorumlar ve manşetler izin vermiyor. Başbakan’ın sözleri ve üstüne kurulu kin üreten tahrik çığlıkları, yangına körük etkisi yapıyor.Başbakan, Kabataş’ta Gezi protestoları sırasında baş örtülü ve çocuklu bir kadının, üstleri çıplak bir grubun saldırısına uğradığı iddiasını sürekli tekrarlıyor.Dolmabahçe’deki camide eylemcilerin içki içtiğini hatırlatan hiçbir fırsatı da kaçırmıyor.O kadın meselesiİki iddia da inandırıcı kanıtlarla desteklenemedi. Camide içki iddiasını bizzat camide görevli din adamları yalanladı.İkinci yenilgi “O kadın” meselesinde yaşandı. Adli Tıp’tan verilen rapor, saldırı olduğuna kimseyi ikna etmedi.Bu nedenle saldırının varlığını savunanların çoğu o raporun içeriğini saldırı iddiasını doğrulayan değil, yalanlayan bir kanıt sayarak okurlarından özür dilediler.Burada kapanabilirdi mesele, ama Başbakan’ın iddiacı karakteri buna izin vermedi.Bu sayede siyaset dünyamızın son zamanlarda ürettiği “kem sözler” listesine bir yenisi eklendi.Adli Tıp raporunun saldırıyı doğruladığı iddiasına sarılan Başbakan yine medyayı hedef aldı:“Sizler Adli Tıp raporlarını nereye saklayacaksınız? Nerenize koyacaksınız?”Mağdur sömürüsüKüfürbaz bir siyasetçi kuşağı günlük hayatımıza damgasını vuruyor. En galiz küfürler Meclis faaliyeti içinde duyuruyorlar kendilerini.Türkiye’nin istikrara ihtiyacı var.Milli ve dini temelde bölünmek, asla istemeyeceğimiz bir cahillik ve gaflet olur.Kabataş’ta olay yerini kaydeden güvenlik kameraları, saldırıya uğradığı şikâyetini yapan genç kadını doğrulamıyor.O hâlde Başbakan Erdoğan’ın yapmak istediği şey nedir?Evet; din ve inanç zemininde mağduriyete uğradığına halkı inandırmak iktidarın vazgeçemediği bir siyaset taktiğidir.Ama halkın bu tahriklere kapılmaması Türkiye hesabına bir şanstır.Fakat siyasetçiler bu şansı zorlamanın sorumsuzluk olacağını unutmamalıdır.İstanbul’da bir grup avukat “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve iftira” iddiasıyla “o kadın” hakkında suç duyurusunda bulundu.Bizi bu suçtan suç işleme korkusu değil, halkı kin ve düşmanlığa tahrik aymazlığına düşmeme sorumluluğu uzak tutmalıdır.

Devamını Oku

Gerginlik yanlış yol

15 Şubat 2014

O uğursuz iddia hiç dile getirilmemeliydi.Başaramadık, bari seçim malzemesi olarak kullanmaktan vazgeçsek...Gezi protestoları sırasında Kabataş’ta ağır tacize uğradığı iddia edilen “başörtülü kadın”dan söz ediyorum.Üstünden sekiz ay geçen olay başörtülü bir kadına Kabataş’ta Gezi eylemcisi bir grubun saldırdığı suçlamasına dayanıyor.Eylemci taraf, iddianın hayal ürünü olduğunda ısrar ederken iktidar kanadı başörtülü kadının darp edildiğine dair doktor raporu gösteriyor.Olay gecesine ait bazı görüntülerin ortaya çıkması, saldırı tezini zayıflattığı için iktidar tarafında tedirginlik doğdu.Olayı seçim malzemesi olarak kullanacağını belli eden Başbakan savunmayı bizzat üstüne aldı.Karakteri “en iyi savunma hücumdur” sözüne uygun olduğu için Erdoğan bu işi severek yapıyor.Nasıl laiklik bu?Haliç Metro Köprüsü’nün dünkü açılış törenine katılan Başbakan, Kabataş olayına, yaratacağı hassasiyeti hesap edemeyen bir kızgınlık içinde yaklaştı.Bir taşla iki kuş vurmak... Başbakan seviyor bunu:“Başörtülü kızımıza saldıranlarla o paralel yapı, birlikte hareket ediyor. Biri en zor zamanlarda başörtüsüne teferruat diyordu. Bugün de o başörtüsü düşmanlarının değirmenine su taşıyor..”İki suçlamanın hedef tahtasında da kanlı bıçaklı hale düştükleri cemaat lideri Gülen vardır.Gülen’in devlet içinde ulaşmayı hayal ettiği hedefler görmezlikten gelinemez.Erdoğan, Gülen cemaatine koalisyon ortağı muamelesi yaparak yanlışa düştüğünü umarız görmüştür.Bir dini cemaatin, iktidara parti gibi ortak olması, laikliğin en kaba tarifine bile karşı çıkmaktır.Güç zehirlenmesiHem suç, hem günahtır bu.İktidar on ikinci yılını sürerken bu konuda aldatıldığını iddia ederek, saflığın kurbanı olduğunu söyleyerek sadece kendini kandırır.Din üzerinden siyaset, ülke ve millet bütünlüğüne kötülük yapmaktır.O nedenle fren mesafesi içinde olduğumuzu düşünerek bu şansı değerlendirmeliyiz. Başbakan şahsına ve iktidarına yöneltilen her eleştiri veya kötü sözü cevaplamak ve sahiplerini pişman etmek zorunda değildir.İktidar yöneticileri, güç zehirlenmesine uğradığını düşünüp kutuplaşma ve gerginlik yaratmaktan uzak durmaya çalışmalıdır.“Oyların yarısı bana ait” demesin kimse; artık öyle değil.Cemaat gerçeği netleştikten sonra AKP yeniden yapılanma geçirecektir. Öylesi belki daha hayrına olacaktır.Yeter ki din temelinde bölünme yaratan yanlışlara ve günahlara sürüklenmesin..

Devamını Oku

Gül borcunu ödeyecek mi?

14 Şubat 2014

Toplumları kötü yöneticilerin yanlışlarına kurban etmeyen bir disiplin iyi kötü işliyor.Bunu görmek güzel.Çünkü iyi bir dünyada yaşıyor olduğumuzu hissettiren bir duygudur bu ve insanlara güven vermektedir.Eskiden olsa medyaya baskı ve sansür sadece bizim derdimiz sayılır kötüleyen haber ve yorumlara konu olurdu.Şimdi çözüme yönelik önerilerle bile yetinilmiyor, anlaşılır bir pozitif baskı uygulanıyor.Geçen gün Financial Times medyaya kısıtlamaların Türkiye’nin ekonomisine kadar her şeye gölge düşürdüğünü yazdı.Avrupa ve ABD kurumlarının internet yasasının “paralel devlet” tehdidini ortadan kaldırma amacı taşıdığına dair savunmayı kabul etmediğini açıkça gösterdi.Dün Economist dergisi devralmıştı misyonu. Şu yorum rahatsız edici:Gül’e yoğun baskı...“Bazı AKP milletvekilleri yasayı eleştirenlerin ‘porno lobisi’ adına hareket ettiklerini söyledi.Daha büyük olasılıkla yasanın amacı savcıların AKP’li bakanlar ve yakınları hakkındaki rüşvet ve kara para aklama suçlamalarını belgelemek için topladıkları gizli kayıtlara internette ulaşılmasını önlemek..”Dergi Gül ile Erdoğan’ın arasında bir seçim de yapıyor, ağırlığını “demokratik şöhreti” nedeniyle Gül tarafına koyuyor.Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na mahkeme kararı olmaksızın herhangi bir internet sitesini bloke etme yetkisi tanıyan yasayı onaylamaması için Cumhurbaşkanı Gül’e yoğun bir baskı yöneldiğini belirterek şunu diyor:“Türkiye’nin şu an en son ihtiyacı olan şey, daha fazla sansürdür!”Sözünü tutarsa yeterBu çekişmeden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün galebesiyle çıkmak çıkarımızadır.Gül demokrat şöhretini cesaretle sahiplenirse bu hikâye mutlu biter.Çünkü Economist, yasayı veto etmenin Gül’e tatsız bir fatura çıkaracağını yazıyor:“Gül yasayı veto ederse Erdoğan bunu Gül’ün Fethullah Gülen ile saf tuttuğuna kanıt gösterebilir!”Belli ki Türkiye’nin içi de dışı da Cumhurbaşkanı Gül’e yakıştırdıkları demokrat sıfatını hak etmesi için yoğun baskı uygulayacaktır.Gezi protestoları sırasında Başbakan “sandık.. sandık” dedikçe Cumhurbaşkanı Gül “demokrasinin sadece seçim sandığı olmadığını” hatırlatmış “Benim görüşüm, temelde hiçbir özgürlük kısıtlaması olmamalıdır. Herkes internette özgürce dolaşabilmeli” demişti.Gül dün “Sıkıntı var” diyordu.Dileriz tarihin ve talihin yüklediği görevin sıkıntısı değildir!

Devamını Oku

Çözüm süreci unutuldu mu?

13 Şubat 2014

Çözüm sürecini hükümetin verimli biçimde kullandığı söylenebilir mi?BDP Grup Başkanvekili Buldan’ın şu sözleri bir fikir veriyor:“Hükümetin süreci ağırdan alan seçime endeksli tutumu nedeniyle yeni sürecin demokratik alanda bir yansıması olmadı.”Ateşkes, çözüm sürecini ilerletmek amacı için kullanılacak bir imkândır.Ama BDP milletvekilleri bu imkânı iktidar tarafının kötüye kullandığını düşünüyor.Çatışmasızlık ortamının demokratikleşme olarak geri döneceği hesaplanmıştı. Çünkü ateşkeste gerçekleşecek ilerlemeler çatışma üreten sebeplerin birer ikişer çözüme kavuşmasını sağlayacaktır.BDP iktidarın, çözüm sürecine elverişli havayı teşvik ederek ilerlemek yerine yapay güven havasını seçim ortamında başarı primi gibi sahiplenmek hevesinde olduğunu düşünüyor.Uzun süreli ateşkes ziyan edilmemesi gereken bir imkândır. İktidar bu ortamı çözüme vereceği olumlu katkılar için kullanmayı bilmelidir.Ateşkes, aç bırakılmaması gereken köpekbalığına benzer. Yedirilmezse saldırganlaşır. Güven ortamının kazandırdığı cesaret terör örgütünü olmayacak taleplerde bulunma yanlışına sürükleyebilir.İktidar ateşkesin getirdiği geçici huzur havasını, sadece seçim propagandası için tüketmeye kalkmamalıdır. Maalesef çözüm süreci gündemden düşmüş görünüyor. Ateşkesin yarattığı ortamı BDP ustaca kullanıyor. Parti lideri Demirtaş dün yerel seçimlerden sonra demokratik özerklik konusunda önemli adımlar atacaklarını söyledi.“Her dilde (Kürtçe, Arapça, Ermenice, Süryanice) ders kitaplarımızı kendimiz basacağız. Her dilde matematik kitabımız da olacak coğrafya kitabımız da..” dedi.Toplumdan, siyasetten itiraz görmeyen projelerin sessiz kabul gördükleri düşünülür.Süreçte boşluk bırakıldığı için BDP Genel Başkanı Demirtaş, ana dili öğretilmesine “Evet” fakat ana dilde eğitime “Hayır” deneceğini bile bile “Fırsat bu fırsat” Kürtçe eğitim talebini kayda geçirmiştir.Çözüm sürecini planlamak ve içini doldurmak “mütareke masası”nın değil “müzakere masası”nın konusudur.BDP “oldu-bitti”ler yaratmak yolunu seçmemeli, iktidar da süreçte boşluk doğmasına imkân tanımamalıdır.Terör örgütü de bundan böyle pazarlık kozu olarak asla kullanılmamalıdır!

Devamını Oku

Öfkeyle kalkan ziyanla oturur

12 Şubat 2014

Türkiye’nin dünyada övgü ile anılması hepimize gurur verir.Yazık ki son zamanlarda giderek artan bir tempoda üzüntü doğuran, şöhreti kötü olan bir yerlere savruluyoruz.Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’na Türkiye raporunun gelmesinden sonra bir açıklama yapan Hollandalı parlamenter Ria Oomen-Ruijten (raportör), müzakereler tamamlanana kadar durumun daha da kötüye gideceği korkusu yaşadıklarını belirtti.HSYK’da Adalet Bakanı’nın rolünün artacağı endişesinden söz ediyordu.Bu korku boşuna değil. Çünkü iktidar yargıyı kontrol etme iddiasından vazgeçmiyor. Uyarıları önemsemiyor.Avrupa demokrasilerinde adalet ve nezaket insan ilişkilerinin temelini oluşturur. Bizde belirleyici olan güçtür.Devlet gücünü istismar düzeyinde kullanan da iktidar mensuplarıdır.Yabancı konuk önündeAKP iktidarı işbaşına geldiği günden beri devlet gücü görülmedik çapta kötüye kullanılıyor.Geçen gün konuğu olan İspanya Başbakanı Mariano Rajoy’la ortak bir basın toplantısı yapan Tayyip Erdoğan, son günlerin hardallı konularına ister istemez girdi. Canının sıkılmasından kaynaklanan negatif elektrik konuk gazetecileri bile etkisi altına aldı. Başbakan günlerdir dolaşan karanlık hikâyeler içindeki rolünün sorgulanacağını biliyordu.Nitekim gazeteci sorusunu sordu: Urla villaları, Fas’tan yönetilen sansür ve Sabah-atv havuzu...Ve bu iddialar hakkında ne diyeceğini sordu.Başbakan’ın gerginliği yabancı konukları da etkilemişti.“Öncelikle iddia ediliyor ifadelerini bir kenara koy. İddia ediyoruz de. Çünkü bu iddiaların hepsinin altında patronlarınız var” dedi.Kızgın maske zararKonuk medya mensupları Ankara’daki gerginliği anlatan izlenimler geçti haber merkezlerine.Bir rastlantı olarak yabancı ajanslar Türkiye’nin demokrasi sıralamasında geri düştüğünü bildirdi.İspanya heyeti ihtimal hem bu haberi hem de Başbakan Erdoğan’ın gazeteci paylayan tavrını değerlendirerek “en çok gazetecinin cezaevinde olduğu ülke niçin Türkiye’dir” sorusunun cevabını almış oldular.İstikrar Türkiye için her zaman çok övülen ama hor kullanılan bir kavram olmuştur.Bu durumda zorlamalardan herkesin uzak durması gerekir.Başbakan Erdoğan ilk yıllarında “öfke hitabet sanatıdır” diyerek yüzündeki asabiyet görüntüsünün maske gibi bir şey olduğunu söylerdi.Ama gitgide o maske yapıştı kaldı.Tansiyonu indirmek lâzım.

Devamını Oku

‘Temiz Eller’ istiyorsak

11 Şubat 2014

Seçimler geliyor, ortalık aydınlanacak yerde karanlık artıyor.Hiçbir sorun, doğru dürüst tartışılmadığı için çözüm gelmiyor.İktidar partisi ve muhalefet partileri Meclis’teki grup kürsülerinden ağızlarına geleni söyleyip içlerini boşaltıyorlar.Parlamentoların bir disiplini vardır. Meclis eylemi çözüm hedefine yönelik olur.Bizde tartışma usulüne uyulmadığı için suçlamaya konu sorun doğru tanımlanamıyor bile.Dün de aynen sürdü; CHP lideri “Salı Mitingi”nde 17 Aralık operasyonu zemininde yolsuzlukları anlattı.Doğal olarak Başbakan’ın iktidar cephesine yöneltilen suçlamaları cevaplaması beklenir.Ama hayır; o yine bildiğini okudu.17 Aralık yolsuzluk dosyası da acaba aynen Deniz Feneri gibi unutturulup söndürülecek mi?Bu endişe yayılmaya başladı.CHP lideri Kılıçdaroğlu dün Başbakan’ı hedef alarak şunları söyledi:“Ben olduğum sürece oğluma kimse dokunamaz diyor. Ben devletim diyor.. Rakamı kuruşu kuruşuna verdim. 100 milyon dolardan 10 dolar eksik. Defalarca sordum ‘Bu neyin parası?’ Tık yok!Hep söylediği paralel devlet. Bu parayı senin oğluna paralel devlet mi yatırdı?”Her iddia, seçim sandığında bulacağı tahmin edilen karşılık kadar önemseniyor.Ana muhalefet lideri rüşvet ve yolsuzluk malzemesini dün toplu olarak sergiledi.Operasyon eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in evinde sürerken eski bakan oğluna taktik veriyor:“Anladığım kadarı ile Rıza Zarrab’la bir rüşvet ilişkisinden bahsediyorlar. Diyeceksin ki bir danışmanlık işim var. Gayrı resmi yapıyorum. Alacaklı olduğum dayımın oğlu bunların yanında çalışıyor!”Güler misin, ağlar mısın ?Konuyu saptırmanın getireceği bir fayda yoktur.İnternet kamuoyunun nabzını ölçüp önünüze getiriyor:Halk iktidar partisine oy vermeyen yüzde 50’nin haklarının inkâr edildiğini ve Meclis’in “demokrasi paketi” adı altında partinin ve önderlerinin geleceği düşünülerek hazırlanan yasalar için çalıştığını görüyor ve söylüyor.Gündemi karıştırarak kazanılacak bir menfaat yok ortada.Yolsuzluk yargıda çözülecektir.Buna razı olmak gerekiyor.Temiz Eller’i İtalya, yargı bağımsızlığına borçludur.Görevlendirilen savcılar 6 yılın sonunda hâlâ işlerinin başındaydı.Birine bile kimse dokunamadı!

Devamını Oku