Hilmioğlu özgür olsun

31 Ocak 2014

Üniversite rektörü Prof. Fatih Hilmioğlu 5 yıldır Silivri Cezaevi’nde yatıyor.Suçu 2003 yılında hazırlanan YÖK tasarısı hakkında Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’u ziyaret ederek bilgi vermesi;Bir de 3 Mart 2004’te ATO’nun düzenlediği “hilâfetin kaldırılması” konulu panele katıldıktan sonra bir grup öğretim üyesi arkadaşı ile yemek yemesi..Bu aktiviteler terör örgütü kapsamında değerlendirildi, Ergenekon davasında yargılandı ve 23 yıl ceza aldı.Prof. Hilmioğlu’nun aynı zamanda avukatı olan kardeşi Hayati Hilmioğlu, kim bilir kaçıncı defadır yardım çağrısı yapıyor.Fatih Hilmioğlu’nun ağır siroz, karaciğer kanseri ve depresyon durumunu belgeleyen 6 rapor bulunmasına rağmen yeni bir sağlık kurulu oluşturularak yeni bir rapor daha istendiğini ifade etti.İsyanını bastırmayı başaramadı:“Bizim derdimiz hastane kapılarında Fatih’in ölümünü seyretmek değil!”Mahkemenin Adli Tıp’tan rapor beklediği ifade ediliyor.Devletin zamanı çok. Prof. Hilmioğlu’nun yakınları onun kalan günlerini özgür geçirmesini diliyorlar.Hilmioğlu niçin hâlâ tutuklu?Adalet merhamet duygusuna bu kadar mı yabancılaştı?Yoksa büyüklerimizin bazı yetkilerini eşit ve dürüst kullanmamaları mı asıl mesele?Necmettin Erbakan “kayıp trilyon” davasından aldığı hapis cezasını Altınoluk’taki yazlığında ev hapsi şeklinde çekiyordu.Cumhurbaşkanı Gül, Anayasa’dan aldığı yetkiyi kullanarak rahmetli “hoca”sını kurtardı, özgürlüğüne kavuşturdu.Erbakan’a lâyık görülen bu imkân Prof. Hilmioğlu’ndan esirgenmemeli.Adalet sancısı - Doğum sancısıİktidar partisi “demokrasi paketleri” hazırlamakta uzmanlaştı.Bir tane de acele kendisi için hazır etmeli.Partiden ihracı istenen İstanbul Milletvekili Muhammed Çetin’in anlattıkları, AKP’deki dışa kapalı ağabeyler yönetiminin vekilleri bunaltmış olduğunu düşündürüyor.AKP Meclis Grubu 17 Aralık’tan bu yana 8 eksilip 319 milletvekiline düştü.“Rahatsızım, seçmenin önüne çıkamıyorum” diyen arkadaşları olduğunu anlatan Çetin, “yakında bu insanlar patır patır dökülür” öngörüsünde bulundu.İstifasının asıl nedeni olarak adalet sancısı öne çıkıyor:“Kasa kasa, gemi gemi giden paralar, havuzlar, villalar hepsi var.O kadar delil sunulmuş.Hâkim ve savcıları değiştiriyorsun.Senin getirdiklerin de ‘suç’ diyor onu da değiştiriyorsun.O da olmadı hukuk sistemini değiştiriyorsun.Dileriz bu istifa öfke değil anlama çabası ile karşılaşır...

Devamını Oku

Başbakan çok karışmasın..

30 Ocak 2014

Sadece ekonomi alanında değil devlet adına verilen her kararda objektif davranmak lâzım.Takıntılı tavır zarardır; mesela “faiz haram” diyen yetkili biri piyasanın psikolojisini bozar.Financial Times gazetesi, Türkiye Merkez Bankası’nın faizleri artırma kararını “gerekli ama yetersiz bir adım” diye yorumladı.Başbakan “dert etmeyin” demeye getiriyor; “başka tedbirlerimiz de var!”Yüksek faizin tek enstrüman olmadığını belirterek “B planı, C planı noktasında çalışmamız olabilir” diyor.Financial Times, siyasetçilerin para politikalarına burunlarını sokmaktan sakınmaları gerektiğini yazmış..Faiz lobisi adını verdiği “haram yiyiciler” karşısında Başbakan’ın direndiğini belirten gazete piyasaların şimdi enflasyon endişeleri taşıyacağını ifade ederek şöyle devam ediyor:“Erdoğan faiz artışlarına karşı güçlü antipatisini kamuoyu önünde ifade etmeye devam ettikçe Türkiye’nin enflasyonla mücadelede ciddi olduğuna inanmak zor olacak!”Başbakan’ı faiz artışına razı etmek için harcanan zaman, acaba krizin bize maliyetini kaç milyar dolara yükseltmiştir?Başbakan Erdoğan “birkaç haftaya kadar B planını, C planını belki açıklayabiliriz” diyor.Peki Türkiye’yi yeni bir belirsizlik içine sokmuyor mu bu söz?Ülkemizin krizlere karşı dayanıklılık göstermesi, yakın geçmişe kadar yaşadığı istikrarın ödülü idi.AKP’nin baskıcı yönetim anlayışı ve Başbakan’ın faize karşı beslediği ideolojik antipati, istikrarı yedi bitirdi.Böyle durumlarda hukuk devleti olma güvencesi yabancı sermayenin sığınağıdır.Ama yargıda ve Emniyet’te yaşanan kitlesel tayinler o sığınağı da düzensiz ve güvensiz hâle getiriyor!Beklemek zorKurtarıcı pozuna girenler rollerini çok güzel oynuyorlar.Ama o kadar çok tekrarlandı ki bu oyun, artık kimse yemiyor!Özel yetkili mahkemelerin mağduru olarak yıllardan beri cezaevlerinde mahkûm hayatı yaşayan tutuklular var.İktidar partisi bu adaletsizliğe artık bir son verme kararına varmış görünüyor.Bunca yıl adaletsizliğin ayıbına katlanmak pahasına çare üretmeyenler şimdi hızlanmış görünüyor.Suç işlemediğine inanan ve bu haksızlığın onur kırıcı cefasını yıllardan beri çeken yüzlerce insan, şimdi kapısını özgürlüğe açacak düzenlemeyi heyecan içinde bekliyor.Bu ümit olmadan yatmak da haksızlıktır ama kurtuluşu bugün-yarın diye beklemek işkencedir.Çözüm iktidar partisinin iradesindedir.İşkence bitmeli artık; vebal AKP’nin omuzlarındadır!

Devamını Oku

Siyaset yapmayın

29 Ocak 2014

Türkiye büyük bir hapishaneye benziyor. Masumların suçlulardan daha fazla olduğu bir hapishane...İçeridekilerin de, dışarıdakilerin de dayanma güçlerini yıllardır bir umut, bir hayal ayakta tutar.Adaletsizliğin sonsuza kadar sürmeyeceğine ve her haksızlığın eninde sonunda adil bir mahkeme bulacağına duyulan güvendir bu.Silivri mahkemelerinin adalet duygusuna verdiği zararlar devleti idare edenlerin dikkatini nihayet çekmiş rahatsızlığın tehdit edici boyutlar kazanma ihtimali kendini belli etmiştir.AKP, tedbir alırken radikal davranan bir iktidardır. Ama yaşadığımız adalet krizinde bu özelliğini eksik kullandı.Başta özel yetkili mahkemeler kurmanın yanlışına düşmekten koruyacak olan çağrıları ciddiye almamak AKP iktidarının büyük hatasıdır.Elindeki davalar sonuçlanana kadar bu mahkemelerin devamına imkân sağlayan düzenleme de büyük gaftı.Adalete saygısı olan bir iktidar hiç “kapattım” dediği mahkemenin elindeki davalar bitene kadar yaşamasına razı olur mu?İktidar, devlet ve adalet kavramlarına zarar verdiğini nihayet gördükten sonra şimdi özel yetkili mahkemeleri hemen ve temelli olarak kaldıracaktır.Adalet Bakanı, marttaki yerel seçimlere kadar bu düzenlemeyi Meclis’ten geçireceklerini açıklamıştır.Elindeki davalar bitene kadar çalışmaya devam kararı, özel yetkili mahkemelerin kapatılmasından beklenen yararı önlemiştir.Şimdiki çalışma özel mahkemeleri şartsız olarak sistemden çıkarıyor.Doğru karar budur.Davaların doğal yatağına girmesi mahkemelerin ve yargılamanın normalleşmesi, uzun tutukluluk işkencesine son vermenin imkânlarını da genişletecektir.Toplum vicdanı adaletsizlikten ileri gelen azabı aşmadan ülke huzura kavuşmayacaktır.Siyasetin bütün kanatları bu konuda yapıcı olmalıdır!*****1 ve 2 numaralarCumhurbaşkanı Abdullah Gül İtalya’ya, Başbakan Erdoğan İran’a gittiler.Selâmetle gitsinler gelsinler. Lâkin...Türkiye’nin gündemi ve yaşadığı askeri tehditten tutun, para piyasalarındaki fırtınaya kadar, ikisinin birden devletin başında durup her gelişmeyi anında değerlendirmeleri ihtiyacını dayatıyor.Terör örgütleri ülkenin içinde dışında fink atıyor.Kuduran dolar bir türlü sakinleşmiyor.Kansere yakalanan eski rektör Hilmioğlu, cezaevinde insanlık bekliyor.Halk yönetenlerden devlet adamlığı istiyor.Birbirileriyle konuşarak gezi programlarını sıraya koymak akıllarına gelmiyor diyelim; danışmanlar da mı hatırlatmıyor?

Devamını Oku

Kumpasa cevap...

29 Ocak 2014

Adli hata her ülkede görülebilir. Ama “yargı mağduru” üreten bir düzen asla hukuk devleti olamaz.Özel yetkili mahkemeler eliyle Türkiye yıllar boyu mağdur yarattı. Devlete sadakatle hizmet eden askerler, bilim adamları ve gazeteciler, kimileri manevi olarak, kimileri sahiden yokluğa mahkûm edildiler.Çoğu önyargılı mahkemelerin önünde devletin eninde sonunda adaletini göstereceği ümidini besleyerek beklediler.Perişan edilen ailelerinin sürüklendiği sıkıntıları düşünerek sabahladılar.Yüzlerce masum , hüküm giymeden mahkûm muamelesine lâyık görüldü. Uzun tutukluluğun adaletsizliği acımasızlığı, Türk yargısının üstünde yıllar boyu kara bir leke olarak kalacak..Bir değişim gözleniyor; davanın en önemli delili olan hard diskin sahte olduğunu belirleyen TÜBİTAK raporu çıktıktan sonra Poyrazköy davasının tutuklu sanıkları eksiksiz tahliye edildiler.Tanınmış ceza hukukçusu Prof. Ersan Şen merakını toplumla paylaşmak ihtiyacını duydu. Sorduğu şu:“Ne oldu da birden hava değişti?”Kamu vicdanından yükselen sesler kitleleri, devletin yargıdan kaynaklanan sıkıntıları ile yüzleşmesine yardımcı oldu.Mahkemeler bağımsız olsaydı, kolay erişilebilen gerçekler (sahte deliller) dikkate alınır, insanlar boşuna aylar ve yıllar boyu zindanda tutulmazdı.Özgürlük ve adalet gitgide uzaklaşıyor.İktidar bu gelişmeden endişe duymalıdır. Poyrazköy davasını bitiren sahte delil CD başka davalardaki kararlara da temel oluşturduğuna göre “kumpas hedefi” olan insanlar derhal tahliye edilmeli, o mahkemeler sahte delilleri üreten kumpasçıları yargılamaya başlamalıdır.Sahte delile yargı tepki göstermelidir.Aksi hâlde aklı erenler soracaklar:Siyasetten talimat almaya razı olmuş bir mahkeme bağımsız olsa ne olur, olmasa ne olur!Bu nefret asla gerçek olamaz...Yakın tarihin iz bırakmış, ülkeye ağır faturalar yüklemiş olaylarını keşke liderlere anlatmak, hatırlatmak mümkün olabilse...Ülkenin asayişten uzaklaştığı ekonominin kötüye yöneldiği dönemlere bakın, hepsinin temelinde liderlerin kavgası vardır. Büyükler Meclis’te tepişir, çocuklar sokakta ezilir...İktidar ve ana muhalefet liderlerini dün TV’de izlerken düşündüm:Yüzlerine yansıyan nefreti gerçekten birbirlerine lâyık görüyor olabilirler mi bunlar?Son zamanlarda Başbakan CHP liderini “CHP Genel Müdürü” diye anıyor. O da Başbakan’a “Baş çalan” diyor.İsim takarak eğlenmek çocuk oyunu değil midir?

Devamını Oku

Korkutarak yönetmek...

27 Ocak 2014

Türkiye, acı tecrübelerin halkını bilge hâline getirdiği ülkedir.Siyasi liderler ve medya bile zaman zaman sokaktaki vatandaşın duyarlılık kalitesine yetişemiyor.İstanbul Esenyurt’ta MHP’nin seçim bürosuna bir kişinin ölümü ve dört kişinin yaralanması ile sonuçlanan silahlı saldırı toplumda kötü bir rüyadan sıçrayarak uyanmanın etkisini yarattı.Bindiğim taksinin şoförü “sıkılan bu kurşunu ciddiye almak lâzım” dedi.Aynı dakikalarda MHP lideri Bahçeli bu tür olaylar ardından yapılan basmakalıp değerlendirmelerin tuzaklarına karşı halkı ve medyayı TV’lerden uyarmaya çalışıyordu.Çatışanları “Karşıt gruplar” diye tarif etmek rövanş duygusu uyandırıyor. Türkiye terör dönemlerinde bu sığ değerlendirmenin acısını çok çekti.Devlet Bahçeli de oluşan ön yargının zararından partisini korumak için çok çalıştı.Otuz yıllık emeğin ziyan olacağından korkması boşuna değildir.Hükümet MHP’nin seçim bürosuna saldıran her kimse yakalamalıdır.Türkiye’yi yeniden terörün av sahası hâline getirmek isteyenlere geçit verilmeyeceğini göstermenin en etkili yolu budur.Bir de güven duygusuna zarar vereceğine aldırmadan gündem yaratmaya hevesli kaygısızlar...Mesela dün Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek, seçimlere 15 gün kala suikastlar düzenleneceği iddiasında bulunarak “Hem Ak Parti’den hem Ak Parti karşıtı kişilerin canına kastetmek suretiyle olayları tırmandırmak isteyecekler” dedi.Kurt dumanlı havayı severmiş; Gökçek de eski bozkurttur.Ama şimdi başkentin belediye başkanıdır.Bilgi mi, sezgi mi, kuruntu mu olduğu belli olmayan kehanetler onun konumuna yakışmıyor.Ahlak dışı olsa da korku yaratmak bir yönetme biçimidir.Melih Gökçek korkutarak nereye varmak istiyor?Usta kaybettirdiEkonomiye nazar mı değdi?Bu dolar vurgunu, olacak iş miydi?Özellikle son iki yıl ekonomik başarıların övgüsünden besleniyorken balon gibi patlamak neyin nesidir?Para Piyasası Kurulu bugün toplanacak. Bu haber bile dün 2.39’a kadar çıkan doların bir anda 2.30’a inmesine yetti.Kurulun en cesur tedbirleri alması bekleniyor.Piyasayı doyurmak yetmedi. Bir anda 4 milyar dolar buhar oldu.Canavar doymadı.Boşluk demek ki doğru tahmin edilmemiş.Sonra faiz... Gerçekçi bir faiz olmadan düzelme olmayacağını savunanların hakkı teslim edilecektir.Faiz haram olsa da yeri geldiğinde hakkını vermemek daha büyük günah. Faize karşı ideolojik direnmenin mantığı yok. Öğrendiysek ne mutlu.Üçüncü dönemi ustalık dönemi olacaktı sözde.. İnananlar kaybetti!

Devamını Oku

Koalisyonun sonu geldi mi?

25 Ocak 2014

Uygar toplumları ayıran özellik tarih bilmeleri ve tarihle inatlaşmaya kalkmamalarıdır.İnsanlığın kötü tecrübelerini tekrar tekrar deneme yanlışına düşmemeleridir.Cemaati siyasi bağlantı zemini haline getirmek, denendiği her yer ve zamanda hata olmuş, deneyenler ağır bedeller ödemiştir.Cemaatçi zihniyet, devlet iktidarını ele geçirmeye dönük eylemin tabanı olarak cemaati görür.İnsanı birey saymanın zahmetlerine katlanmaktansa cemaati oy deposu olarak kullanmanın kolaylıklığı hep çekici gelmiştir. Hem siyasetçilere, hem cemaat önderlerine...Yanılmış olmanın pişmanlığına düşme talihsizliğini son zamanlarda Türkiye de yaşıyor.Dinci muhafazakâr AKP, kendisini 11 yıl tek başına iktidar yapan gücün eksiğini tamamlayan cemaatle kavgaya tutuşmuş bulunuyor.Oluşturdukları koalisyon, “bize olmaz” dedikleri sarsıntıları geçiriyor.Yıkıcı sözlerCemaatçiliği faşizmin “Allah” diyen türevi ve gericiliğin çağdaş versiyonu diye tarif eden tecrübe sahiplerini ciddiye almamanın pişmanlığı, şimdi sanki yanılgının acısını çıkarıyor.Bu pişmanlığın yansıması, laik karakterini hızla yitiren bir toplum ve sahte laik, melez bir rejimdir.Cemaat AKP ile kurduğu koalisyonun avantajlarından hakça yararlanmadığını AKP ise cemaatin devlet içinde bir paralel oluşturduğunu düşünerek telâşa kapılmıştır.Başbakan’ın dünkü konuşması koalisyonu yıkma kararlılığının dönüşü olmayan bir gösterisi gibiydi.Başbakan ihanete uğradıklarını söylemiştir dün. Suçluyu da tarif yoluyla teşhir etmiştir:“Bu medeniyet yalancı peygamberleri sahte velileri, içi boş, kalbi boş, zihni boş alim müsveddelerini bünyenin virüsü reddettiği gibi reddetmiş ve tarihin çöplüğüne mahkûm etmiştir.”Günah bölüşülmeliBurada derin bir nefes alıp geleceğe dönük ümitlerini ifade etmiştir:“İlmi bir sihir gibi, bir efsunlama vasıtası gibi görenleri bu medeniyet yine reddedecektir. İlmi güç için, şantaj için, şebekeleşme ve örgütlenme için bir istismar aracı olarak kullananları bu medeniyet hiç kabullenmemiştir; yine kabullenmeyecektir.”Başbakan’ın cemaat lideri olarak Fethullah Gülen’i hedef aldığına hiç bir şüphe yoktur.Söyledikleri, ağır suçlamalar olduğu kadar itiraf da sayılır.Çünkü yarısı Fethullah Hoca’ya ama yarısı da kendisine aittir.2012 yılı Haziranı’nda Arena Stadı’nı dolduran onbinler önünde Gülen’e yaptığı çağrı unutulabilir mi?“Gurbet hasrettir. Biz gurbette olup şu vatan topraklarının hasreti içinde olanları aramızda görmek istiyoruz. Diyoruz ki bu sıla hasreti artık bitmeli!”Ama asıl din istismarı bitmeli.

Devamını Oku

Bu kadar germeyin

24 Ocak 2014

Türkiye’yi tanımayan bir yabancı rejimi dayanıklılık testine sokulmuş bir ülkeye geldiğini zanneder.Başbakanımız siyasetle beslenen süpermen gibi..Toplumun günlük tartışma gıdasını başkalarına ihtiyaç kalmadan tek başına karşılayacak beceriyi gösterebiliyor.Ses tonu ve vurguları, her konuşmasına, siyasi içerik taşımayanına bile seçim konuşması gerilimi yükleyebiliyor.Bağırıyor, çağırıyor, suçluyor ve tehdit ağırlığında uyarılarda bulunuyor.Başbakan’ın oluşturduğu gündemin bir numaralı konusu dün patronların örgütü TÜSİAD’tı.Başkan Muharrem Yılmaz bir gün önce Türkiye’nin, kendisini tüketen şiddetli, yıkıcı ve kazananı olmayacak bir kavgayla enerjisini israf ettiğini söylemişti.“Hukukun üstünlüğüne riayet edilmeyen, yargı normları AB düzenlemeleriyle çalışmayan, vergi cezalarıyla şirketler üstünde baskı kurulan, ihale yasası onlarca kez değiştirilen bir ülkeye yabancı sermaye gelmez arkadaşlar” uyarısında bulunmuştu.Başbakan’ın bu uyarıya karşılığı cevap değil “ağzının payını vermek” diye nitelenebilir. Çok ağır bir karşılık oldu:“TÜSİAD’ın Başkanı, küresel sermaye gelmez ifadesi kullanamaz. Kullanıyorsa bu, vatana ihanettir!”Eleştirel suçlama ve tepki, bu kadar ucuz olmamalı.Başbakan Meclis’te iki gün üst üste yaşanan şiddet konusunda da yazık ki doğru mesajlar vermedi.Yumruğu atan AKP’li olduğu için tarafsız davranamadı. “Başbakan’ın ailesine bu sözlerin söylenmesi tahrik unsurudur” diyerek ve “sebep neticeleri doğurur” değerlendirmesi yaparak kaba kuvvete Meclis’te şarta bağlı onay vermiş durumuna düştü!Balık baştan kokar demişler. Tedbir ve dikkatin en fazla lider takımından gelmesi gerekir. Bizde tahrik liderden kaynaklanıyor.Bereket ki demokrasinin muhtaç olduğu anlayış ve hoşgörü vatandaş katında daha çok taraftar buluyor.Ama kimse zorlamamalı bu şansı...Bu da iyi haberMusa Anter cinayetine bakan mahkemeye MİT nefes kesen bir belge göndermiş.Belgede Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın, Şemdin Sakık’ı öldürmek için MİT’e başvuruda bulunduğu belirtiliyor.1993 Şubatında Yeşil’in MİT’le ilişki kurmak istediği, eylemden sonra İsviçre’ye gitme garantisi verilmesi koşulu ile Şemdin Sakık’ı öldürmeye talip olduğu ifade ediliyor.MİT’in yazısında teklifin geri çevrildiği belirtiliyor. Böyle haberlere çok ihtiyacımız var!

Devamını Oku

AB’ye üyelik zor hedef...

23 Ocak 2014

Özgürlük, adalet ve ekmek... Modern toplumlar da bunları talep ediyor. Eskisinden farkı, kalite farkı.AB’nin yoğun tartışıldığı bir hafta geçirdik.Dün Fransız araştırma kuruluşu Ifop’un yaptığı araştırmayı görünce sorduk: Boşa kürek mi çektik?Çünkü AB ülkelerinin üyelik yolundaki Türkiye’ye verdikleri destek ölçülmüş ve boşuna yorulduğumuzu düşündürecek sonuçlar çıkmış:Türkiye’yi AB üyesi görmek istemeyenlerin oranı Fransa’da yüzde 83, Almanya’da yüzde 72, Belçika’da yüzde 68, İngiltere’de yüzde 66, İtalya’da yüzde 50, İspanya’da yüzde 44.Tablonun doğurduğu teşhis “ümitsiz vaka”dır.Türkiye Avrupa’daki ret tavrının, haçlı ruhundan gelen bir saplantı olduğuna inanarak uzun yıllar avuttu kendini.Oysa Suriye cehennemine şöyle bir bakmak ve Türkiye’nin burada mültecilere insanlık göstermekteki yüce gönüllülüğü dışında hiçbir iyiliğe hizmet etmediğini görmek zor değildir.Suriye’de işlenen insanlık suçlarına, Müslüman dünyaya iyi örnek olmak sorumluluğumuzu unutarak bulaşmak, vakit varken ricat edilmesi gereken bir büyük günahtır.Dünkü TÜSİAD toplantısı hayırlı bir rastlantı yarattı.Türkiye’nin üyelik kriterlerini yakalama çabalarını boşa çıkaran zorlukların dürüstçe ve cesaretle sergilenmesi şans oldu.TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz Türkiye’nin kendisini tüketen, şiddetli, yıkıcı ve kazananı olmayacak bir kavgayla enerjisini israf ettiğini belirterek şöyle konuştu:“Emniyet güçleri ve yargı içerisinde varlığı ortaya çıkan gruplaşmaları ve bu gruplaşmaların örgütlü niteliğini, devletin kurumsallığı açısından kabul edilemez buluyoruz.”İş dünyasının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu yeniden düzenleyen kanun teklifinden “büyük rahatsızlık” duyduğunu belirten Başkan Yılmaz doğru bir tespit, haklı bir uyarı da yaptı;“Hukukun üstünlüğüne riayet edilmeyen, yargı normları AB düzenlemeleriyle çalışmayan, vergi cezalarıyla şirketler üstünde baskı kurulan, ihale yasası onlarca kez değiştirilen bir ülkeye yabancı sermaye gelmez arkadaşlar!”NOT: Toplantıda Alarko Yönetim Kurulu Başkanı İshak Alaton 17 yıl önce hazırlatılan bir demokrasi raporuyla ilgili eleştiri yaparken “sadece 36 gün sonra 28 Şubat askeri darbesi geldi” dedi.TÜSİAD’ı 28 Şubat’la ilişkilendirmek nereden aklınıza geldi?

Devamını Oku