Kabataş’taki kadın tartışması bitmeyecek gibi görünüyor.
Başbakan olayın en azından abartılmış olabileceğini kabul etse baş örtülü ve çocuklu kadının vahşi bir saldırının kurbanı olduğu yolundaki iddiasında israr etmese nefret ateşi tehdidi sönecek.
Ama o ve onun ağzına bakarak yazılan yorumlar ve manşetler izin vermiyor.
Başbakan’ın sözleri ve üstüne kurulu kin üreten tahrik çığlıkları, yangına körük etkisi yapıyor.
Başbakan, Kabataş’ta Gezi protestoları sırasında baş örtülü ve çocuklu bir kadının, üstleri çıplak bir grubun saldırısına uğradığı iddiasını sürekli tekrarlıyor.
Dolmabahçe’deki camide eylemcilerin içki içtiğini hatırlatan hiçbir fırsatı da kaçırmıyor.
O kadın meselesi
İki iddia da inandırıcı kanıtlarla desteklenemedi.
Camide içki iddiasını bizzat camide görevli din adamları yalanladı.
İkinci yenilgi “O kadın” meselesinde yaşandı. Adli Tıp’tan verilen rapor, saldırı olduğuna kimseyi ikna etmedi.
Bu nedenle saldırının varlığını savunanların çoğu o raporun içeriğini saldırı iddiasını doğrulayan değil, yalanlayan bir kanıt sayarak okurlarından özür dilediler.
Burada kapanabilirdi mesele, ama Başbakan’ın iddiacı karakteri buna izin vermedi.
Bu sayede siyaset dünyamızın son zamanlarda ürettiği “kem sözler” listesine bir yenisi eklendi.
Adli Tıp raporunun saldırıyı doğruladığı iddiasına sarılan Başbakan yine medyayı hedef aldı:
“Sizler Adli Tıp raporlarını nereye saklayacaksınız?
Nerenize koyacaksınız?”
Mağdur sömürüsü
Küfürbaz bir siyasetçi kuşağı günlük hayatımıza damgasını vuruyor.
En galiz küfürler Meclis faaliyeti içinde duyuruyorlar kendilerini.
Türkiye’nin istikrara ihtiyacı var.
Milli ve dini temelde bölünmek, asla istemeyeceğimiz bir cahillik ve gaflet olur.
Kabataş’ta olay yerini kaydeden güvenlik kameraları, saldırıya uğradığı şikâyetini yapan genç kadını doğrulamıyor.
O hâlde Başbakan Erdoğan’ın yapmak istediği şey nedir?
Evet; din ve inanç zemininde mağduriyete uğradığına halkı inandırmak iktidarın vazgeçemediği bir siyaset taktiğidir.
Ama halkın bu tahriklere kapılmaması Türkiye hesabına bir şanstır.
Fakat siyasetçiler bu şansı zorlamanın sorumsuzluk olacağını unutmamalıdır.
İstanbul’da bir grup avukat “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve iftira” iddiasıyla “o kadın” hakkında suç duyurusunda bulundu.
Bizi bu suçtan suç işleme korkusu değil, halkı kin ve düşmanlığa tahrik aymazlığına düşmeme sorumluluğu uzak tutmalıdır.
Korku değil sorumluluk
Haberin Devamı

