Uzun tartışmalar sonunda o tartışmayı beyhude sayılmaya mahkûm eden kurullara, mekânlara bir dostum şu adı verirdi:“İncir Çekirdeği Doldurma Tesisi”..Dünkü olağanüstü toplantısında Meclis ve vekiller bu nitelemeyi, annelerinin ak sütü gibi hak ettiler.Mesele 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu kapsamında dört eski bakan hakkında oluşan fezlekelerin Meclis’in bilgisine sunulması idi.Muhalefet 17 Aralık operasyonunun içerdiği iddiaların derli toplu incelenmesi gerektiğini haklı olarak hatırlatmıştı. Fezlekelerin kapak yazıları TBMM Genel Kurulu’nda okununca sorun bitecekti.Yani muhalefetin istediği son, iki aydır medyada gezinen dağınık iddiaların, bu birleşim sayesinde derlenerek son bilgileri de içeren biçimde güncellenmesi idi.Seçim meydanlarına sürmek için bulunacak daha etkili malzeme düşünülemez.Ama olmadı.Demokrasiyi sadece sandık zanneden toplumlar, sayısal üstünlüğün aşamayacağı zorluk tanımıyorlar.Dün de aynı şey oldu.Fezlekeler işlendiği iddia edilen suçlarla ilgili iddianame özetleridir.Muhalefet kamuoyunun da bilgilenmesi için fezlekelerin okunmasını istedi ama dinletemedi.Çünkü on gün kalmış olan yerel seçime bilinçli bir kitleyle gitmek, iktidarın menfaatine olmayacak.Burada korunanlar rüşvet yiyen, yolsuzlukla suçlanan bakanlardır. Onların şahsında AKP iktidarıdır.Kirlenen bakanlarını bağrına basarak güvenlik sağlamak, tarihin en pespaye demokrasi ihlâli olacak. Yazık!.Abdullah Gül ikinci kez aday olmalıCumhurbaşkanı Gül’ün Kopenhag’da gazetecilere yaptığı açıklamayı okurken bir ferahlama hissettim.Bakın, kısa bir alıntı:“Türkiye’deki siyasi ortamdan üzüntü duyuyorum. Siyasi atmosferin kimseyi mutlu etmemesi gerekir.Dış güçler söylemini kabul etmiyorum. On sene boyunca bizi göklere çıkaranlar şimdi tenkit ediyorsa onları Türkiye düşmanı kabul etmek Üçüncü Dünya söylemidir. O söylemlere itibar etmiyorum. Türkiye’yi yıkmak isteyen birileri varmış gibi komplo teorilerine inanmıyorum.”Ağustosta Cumhurbakanı seçeceğiz:Gül, ikinci kez aday olmalı bence.Başbakan’ın asabiyetinin doğurduğu sonuçlar kendisi de dâhil herkesi yordu.Halkın özlemi barışçı ve güler yüzlü bir Cumhurbaşkanı’dır.Şu anda iki aday var. Yeni adaylar gelince tekrar bakarız...
Siyaseti dine, dini siyasete alet etmenin yanlışını hiçbir tecrübe bize bundan daha iyi anlatamazdı.Tahmin edeceğiniz gibi AKP iktidarı ile Gülen cemaati arasındaki acımasız mücadeleden söz ediyorum.Başbakan’ın meydan meydan gezerek Fethullah Gülen ve cemaatini halka şikâyet etmesi, bunu yaparken dinî ahlâk bir yana siyasetçi standardı bile tutturma özeni göstermemesi, bu harmandan daha çok mahsul kaldıracağı işaretini veriyor.Cemaatin yayın organı Zaman Gazetesi Fethullah Gülen’le yaptığı mülâkatın ikinci bölümünü dün yayınladı.Manşetindeki alıntı, vicdan sahibi herkesi etkileyecek suçlar ve günahlar ihbar ediyordu:“Milletimizin zararına rüşvetler irtikaplar, adam kayırmalar, ihalelere fesat karıştırmalar varsa, örtbas ediliyorsa Allah sorar bunu!”50 bin dinlemeBaşbakan’ın 11 yıllık koalisyon ortağı olan Gülen hakkındaki nitelemelerini çocukların da okuduğu gazetelere basmak muzır yayın suçlamasına ileride bizi de hedef yapabilir.O nedenle AKP’nin Hoca’ya yönelik kanaatlerini, Başbakan’dan daha ölçülü ifadeler seçen yardımcıların ağzından aktaralım:“Başbakan’ın konutuna kimler böcek koymuş, bir kısmı yurt dışında 19 kişi tespit edildi.. Yakında davalar başlayacak ama şunu söyleyeyim:Bir milyonun üzerinde vatandaşla ilgili telefon dinlemesi yapılmış. Bu utanç verici bir şey..”Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın anlattığına göre “bir hâkim icabında 50 bin dinleme kararı veriyor; hiçbirinde delil yok, gerekçe yok. Bu işleri yürüten güvenlik görevlisiyle, yargı mensubuyla hepsiyle ilgili soruşturmalar yapılacak. Kimi casusluk suçuyla yargılanacak..”Hem maddi, hem maneviAtalay’ın dediği gibi gerçekten de utanç verici, hatta dehşet verici bir olayla karşı karşıyayız.Dini cemaati siyasetin aleti yapmak din esasına uyan bir devlete geçmek için sistemin sinir merkezlerini tutmak..Çatışan tarafların birbirlerine yönelttikleri suçlamalar ve günahlar, 11 yıllık koalisyonun ürettiği yanlışların itirafıdır.Son günlerin rüşvet ve yolsuzluk rezaletleri şükredelim ki daha fazla gizli kalmadı. Zararın neresinden dönülse kârdır demişler.Laik devletin değerini bilememek Türkiye’ye görüldüğü gibi hem maddi hem manevi ağır zararlar vermiştir.Koalisyonu haksız kazanç açgözlülüğü ve devlet kadrolarını işgal ihtirası çatlatmıştır.Bu günahkâr işbirliğini tekrar kurmamak ve yolsuzlukların hesabını mahkemede sormak, yeni dönemin gündemi olmalıdır.
Ortada büyük çaplı bir rüşvet ve yolsuzluk iddiası var.Saklanamayacak kadar vahim ve acil bir durum söz konusu.Bu arada önemi boyundan daha büyük bir seçime gidiyoruz ve ona da iki hafta bile kalmadı.Parti liderlerinin 30 Mart seçimine yüklediği işlev, seçmenin her şeyden haberdar olmasını zorunlu kılıyor. Eğer fezlekeye bağlanmış ama içeriği saklanmış rüşvet ve yolsuzluk suçları söz konusu ise bu suçların hesabının sorulmadığı bir seçim ortamı düşünülemez.Sansürle karartılan ortamları ancak hırsız, uğursuz takımı sever.Doğru seçim, şeffaf bir ortamda halkın gerçekleri öğrenme hakkına saygı gösterilmesidir.TBMM’nin yarınki toplantısı sözde bu amaçla yapılacak.Peki hakkı verilecek mi?Seçim arifesinde halk namusluyu namussuzdan ayırmak ister. Parlamentonun gayretinden yararlandığını görmek ona güven verir.Meclis acaba yarın halkın istediğini verecek mi?Fezlekeleri saklamaYoksa Meclis çoğunluğunu kötüye kullanan yasak savmacı iktidar tutumu yine meydanları ve ekranları lafa boğup gerçekleri toz duman içinde kaybetme marifetini mi tekrarlayacak?Dört bakanın fezlekesi bir süre Meclis’ten geri gönderilsin tartışmaları ile oyalandı. Sonra soruşturmanın gizliliği bahane edilerek Meclis birleşiminden yan çizme üstüne oynandı.Muhalefet ise hem bilgi için sunuş yapılması, hem de gecikmeyle ilgili sorumluları belirleyecek bir genel görüşme için hazırlık yapıyor.Halkın oyunu etkileyecek vahamette bir yolsuzluk iddiasını halktan gizlemenin sonuçları hafife alınamaz.Halk Meclis yoluyla aradığı gerçeğe ulaşmalı ve 30 Mart seçiminde bu bilgileri kullanabilmelidir.Kapak gösterme şovuAma iktidar fezlekelerin Meclis’e geldiği haberini veren bir kapak gösterme şovu ile bu meseleyi kapatmak hesabında.Ortada milyar dolarlık rüşvet ve yolsuzluktan söz ediliyor ama hangi bakan ne çapta suç isnadı ile karşı karşıyadır, iki aydır çıt çıkmıyor.Dosyayı değilse bile kapağındaki sunuş yazısını öğrenmek, anlamak halkın hakkıdır. Dört tane dosyayı havaya kaldırıp “bunlar fezleke” diye bağırmak marifet değildir.Ayakkabı kutusu göstermenin başka bir yoludur.İçinde para yoksa kime, neye yarar?Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, soruşturmayı engelleyenlere uyarıda bulundu:“Yapılan bellidir. Hepsi mahkûm olacaktır!”Suça ve günaha bulaşmış çocuklarını korumak ve kurtarmak için yeni kanunlar çıkarmak iktidarı yoracaktır..
Belli aralıklarla teröre karşı dayanıklılık testine tabi tutulmak kaderimiz mi?Terörle bize diz çöktüreceğini sanan odaklar olayları isyan noktasına çıkarmak üstüne oynuyor.“Tek adam” ağırlıklı iktidarın kibir ağırlıklı yönetim biçimi toplumun tuzaklara sürüklenmesini kolaylaştırıyor.Ama yine de eski senaryoların bugünün toplumunda tekrar oynanması mümkün olmayacaktır.Sivil can kayıpları ardından ailelerin gösterdiği tepki, halkın aynı mayınlara basacağını uman odakların yanılacağı ihtimalini güçlendiriyor.Evet, halk düşmanları Türkiye’yi ayağa kaldırmayı başarmışlardır ama kamuoyunu boyun eğmeye razı edememiştir.Oradan kanlı bir karmaşa çıkarma hesabı iflâs etmiştir.Toprağa verdiğimiz fidanların masumiyeti, ülkemizi koruyacak” şehitlerin farklı mezheplere mensup olmasını istismar eden insanlık düşmanları kazdıkları çukurda yok olmaya bir kez daha mahkûm olacaklardır.Tanrı halkımızı, çocuklarımızı korusun!YakışıksızTeröre karşı toplumsal savunmanın püf noktası halk katında yaratılan beraberliğin büyüklüğüdür.Yitirdiğimiz fidanlar ardındaki ihtişamlı dayanışma bu ara amaca ulaşıldığını söyletiyor bize.Ama siyasi yöneticilerin mecburiyetleri vardır. Bu konuda iyi sınav veremedik maalesef.Berkin Elvan’ın mezarına bilye atılmasını Başbakan’ın bir hınç alma aleti olarak kullanması gereksizdi:“Annesi diyor ki; evlâdımın katili Başbakan.. O demir bilyeyi niçin atıyorsun evlâdının mezarına?”Soruyu babası cevapladı:“Oğlum 14 yaşında. Hiçbir siyasi düşüncesi yoktur. Tam da misket oynayacağı çağdaydı..”Başbakan dün bir de “gereksiz” denecek boykot çağrısı yaptı .Birkaç gün önce Cem Boyner, polis şiddetinden saklanmak mecburiyeti hissedenleri Beymen işyerlerine buyur etmişti.Başbakan yanlış bir değerlendirme yapmış olmalıdır.Çünkü Boyner teröristlere değil polislerden kaçan vatandaşlara bir kurtuluş kapısı açmıştı.Başbakan’ın Boyner’e “Bundan sonra karşınızda bizi bulacaksınız” sözü, yakışıksız bir tehdit oldu.Şerefe inşallah!AKP’nin İzmir belediye başkanı adayı Binali Yıldırım’ın işi zor.Hayat tarzına müdahale etmek bir yana “rakısını içme, balığını yeme eğlenceye gitme” konusunda daha iyi kalite vaad eden Yıldırım buna rağmen cesaret kırıcı tepkiler alıyormuş.“Arsenik de içeriz, AKP’ye oy vermeyiz” diyorlarmış İzmirliler.Binali bey “Ne olacak bu memleketin hali“ diye başladığına göre... Şerefe inşallah!
Empati, yani kendini hakkında fikir beyan ettiğin kişinin yerine koyarak ölçmek, biçmek, sonra söylemek...Harika bir dünya olurdu.Kavga çıktı diyelim; atılan yumruk bile acıtmazdı.Düşmanlık yaratmazdı.Dünya adalet ekseninde dönse, dönebilse her şey, hatta ölümler bile sıralı olurdu.Dikkatinizden kaçmış olamaz; yaklaşan seçimler nedeniyle siyaset tartışan hemen her gruptan benzer yakınmalar yükseliyor.Anketlerde AKP’yi iktidardan indirecek ışığı görmeyenler Kılıçdaroğlu ile bir yere varmanın imkânsız olduğunu anlatıyorlar. Yani başarısızlığın hem sebebini, hem çaresini bir cümlede ortaya koyuyorlar.Empati duygusundan yoksun bu tür değerlendirmelerin hiçbir yararı olamaz. Gerçeği gizlemek çözümden uzaklaştırır çünkü bizi.Muhalefet yetersiz, lider başarısızmış!Kim ölçtü, kim belirledi?Bütün şartlar ve imkânların eşitlendiği bir toplum zemininde sanal bir seçim yapıldı da orada mı ölçüldü bu sonuç?Hayır.. İletişimin mucizeler yarattığı bir dönemden geçiyoruz.CHP ve liderini mahkûm eden karneyi yazanlar “geçmez” notunu vermeden önce empati yaptılar mı?“Ben daha iyisini yapardım” diyebilirler miydi?Bugünün seçimlerini TV’yi iyi kullanan partiler kazanıyor. Ama ondan önce, partiler TV’yi eşit ölçüde kullanıyorlar mı, onu belirlemek lâzım.Eminim ki bunu empati duygusunun terazisinde yapanlar utanırlar ve topluma açık edilmesini istemezler.Dün Melih Aşık’ın sütununda bu sorunun cevabı olacak bilgi vardı: TRT 22 Şubat - 2 Mart tarihleri arasında haber kanallarında...AKP’ye 13 saat 12 dakika; CHP’ye 45 dakika; MHP’ye 48 dakika; BDP’ye 2 dakika ayırmış.Kolaylıkla görülebileceği gibi iktidar partisine verilen zaman ana muhalefete oranla yirmi kat fazla.RTÜK’ün iktidar kontrolünde bir kurul olduğunu hatırlatmaya gerek yok. Buna rağmen yapılan haksızlığın bu kurul tarafından şikâyete konu edilmesi ilginç değil mi? Evet, ilginç ama ahlâki bir duruşun övgüsünü hak etmiyor yine de.RTÜK’ün saptadığı haksızlık ve usulsüzlüğü kuruma bildiren yazı adresine ulaştığında gülüşmeler olmuş, ihtimal bir kutlama da yapılmıştır.Çünkü hem RTÜK görevini yapıp TRT yönetimini uyarmış, hem de herkes üstüne düşen görevi yerine getirmiştir.Peki haksızlığın iktidar partisine sağladığı menfaat?Geçmiş olsun.. Atı alan Üsküdar’ı geçmiştir artık!
Demokrasiye inanmayanlar siyasi tartışmalardan genellikle galip ayrılırlar.Çünkü bir tarafta pes ettirmek için her riski göze alanlar vardır. Öteki kanadı ise çoklukla kırmızı çizgiyi geçmemek zorunda olduğunu bilenler oluşturur.Geçen çarşamba ulusça yaşadığımız gerginlik, yakın geçmişteki meşum tahrikleri ve izleyen kanlı olayları hatırlatmış olmalıdır çoğumuza..Genç kuşaklar hatırlamaz o mezhep tarikat güdümlü katliamları.Ama ders almak için etrafımızda hâlâ dumanı tüten örnekleri yaşanıyor.Arap Baharı, ortak olmaya müstahak olmadığımız bir kaderdir. İstanbul Berkin Elvan’ın cenaze töreninde bu ulusun övgüye lâyık bir fark taşıdığını ortaya koymuştur.Yetenekli ve hazırDıştan gelecek tahriklere karşı korunduğu zaman milyonluk kalabalıkların demokratik gösteri haklarını yasaları çiğnemeden kullanabildiğini kanıtlamıştır bu ülke.Sesini biraz yükselttiği için polis şiddetini tatmanın Türkiye’deki her faninin mecburiyeti olacağını kimse söyleyemez.Gelişmiş demokrasinin yasal alt yapısına sahip değil ülkemiz. Ama insanları, o disipline bireysel olarak sahipliklerini göstermişlerdir.Milyonluk kalabalığı böylesine dev bir eylemden alnının akıyla geçirmek takdir edilmesi gereken bir başarıdır.Bu tecrübe demokratik toplumun daha büyük sorumlulukları taşıma yeteneğine sahip ve hazır olduğunu kanıtlamaktadır.Her iktidarın muhalefetini üretmek gibi bir kaderi vardır.AKP on iki yıldır iktidarda. Patlama riski olan birikim, tehlikeler üretir.Eleştiriler bu basıncı azaltır ama seçim ortamında liderlerin ayarlarını kaçırmadıklarını söylemek güçtür.Al birini, vur birineBirbirlerini kötüleme üstüne yürüyen kampanya iktidar ve muhalefet liderlerini aynı yakışıksız suçlamada buluşturmuştur.Başbakan Erdoğan, İstanbul’daki bazı seçim bürolarını bazı grupların yakıp yıktıklarını hatırlatarak bundan CHP’ye bir suçlama çıkardı:“Bunlar sahtekâr. Bunlar sandığa inanmıyor ve 30 Mart’ı şimdiden görüyorlar. Diyorlar ki: Kargaşa çıkararak netice alır mıyız? Alamayacaklardır.”Bir hükümet, asayişten şikâyet ederken muhalefeti suçlayamaz. Çünkü güvenlik kendi sorumluluğudur.Kılıçdaroğlu bunu söylemedi.Türkiye’nin büyük bir kargaşa ve kaos ortamına sürüklenmesini Başbakan’ın tek kurtuluş yolu olarak gördüğünü öne sürdü.İktidar uğruna ülkeyi ateşe vermeyi göze almış iki muhteris...Hayır, seçme yelpazemiz bu kadar dar olmamalı!
Diktatörlük ile demokrasi arasındaki fark bazı durumlarda sanıldığı kadar büyük değildir.İkisinde de sonuçta halkın dediği oluyor.Ama birinde zahmetsiz ve kansız ulaşılan hedef, ötekinde daha pahalıya geliyor.Gezi Parkı protestoları sırasında başından yaralanan Berkin Elvan 269 gün süren yaşam savaşını maalesef kaybetti.Dün onun peşinde yürüyen on binler henüz 14 yaşında hayattan koparılan Berkin’i, bir kahraman gibi uğurladı.Gördüğü saygı, önceki Gezi şehitlerinden halkın onu ayırmadığının kanıtı idi.Dünyanın pek çok yerinde Türk denince artık lokumdan ve döner kebaptan önce Gezi Parkı akla geliyor.Gezi Parkı eylemleri Türkiye’de çağdaş demokrasinin kitleye mal olduğunu hatıra getiriyor.Dünkü cenazede bir ara Gezi Parkı’nı yine kapattıkları haberi geldi. Neden? Kurtulun bu kompleksten!Gezi Parkı artık Türkiye için demokratik gelişmenin başarı kazanmış bir sınav yeridir.Devlet otoritesini kullanan siyasetçiler ve idareciler o parkı halkla devletin karşı karşıya geldiği bir savaş meydanı gibi değil demokrasinin kazanıldığı bir uzlaşma alanı olarak görmeye kendilerini alıştırmalıdırlar.Gezi Parkı’nı açıp kapatmak devletin vatandaşına gücünü dayatması gibi algılandığından tahrik etkisi yaratıyor. Türkiye’nin hâli böyle riskleri karşılamaya elverişli değil.Gezi Parkı eylemlerinin açtığı demokrasi kredisini kullanmayı başarmalıyız.Şu iki soru cevapsız kalmamalı:“Kana bulaşmış elleri hangi ibadet temizleyebilir?”“Muhalefetini sesini yükselterek gösterdi diye adam öldürülür mü?”Halk Gezi Parkı çatışma sebebi değil uzlaşma geleneğinin doğduğu yer olarak yaşasın istiyor.Başbakan, Gezi Parkı’nda yitirilen canlar için özür dilese ve Park’ın manevi hatırasına saygı göstererek bundan böyle “devlet otoritesi”ni kanıtlamak uğruna kapılarını kapatmaya asla kalkışmayacağını söylese ne olur?Hiç kuşkusuz Berkin Elvan’ın temiz hatırası da bundan huzur duyar..ANAP selâmı da ne?17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonuna yakalanıp koltuklarını yitiren dört bakan vazgeçsinler ANAP selâmı vermekten.Millet onlardan hesap istiyor.Onlar birbirlerinin ellerini havaya kaldırarak tahrikte bulunuyorlar.“Oh canımıza değsin” demeye cesaret edemeyeceklerine göre o selâmı biraz düzeltseler daha yatıştırıcı olmaz mı?Ellerini yukarıda birleştirmeden kaldırırlarsa kendileri için de daha hayırlı olur.Çünkü o poz “teslim oluyoruz” çağrışımı yapacağı için, doğacak merhamet ortamında bakarsınız çocuklar kurtulur!
Koalisyonların bozulması, kötü giden evliliklerin sona ermesi kadar sorunlu, sancılı oluyor.Çiftin işler iyi giderken farkında bile olmadıkları birikimleri, sıra pay etmeye gelince dünyanın en değerli şeyleri hâline dönüşüveriyor.Türkiye şu dönemde bir siyasi evliliğin dağılması sancılarını yaşıyor.Tasfiyenin ikinci evresindeyiz.Taraflar birbirlerini pintilik ve nankörlükle suçluyor. Bu tartışmalar sırasında ağızlarından çıkan sözlerin ileride aleyhlerine kullanılabileceği ihtimalini akıllarına getirmiyorlar.Mesela geçen aylar gündeminin en merak çekici sözlerinden biri AKP Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ağzından kaçtı.Başbakan, AKP-cemaat koalisyonu içinde başgösteren huzursuzluk ve mızıkçılığın hiçbir mantıklı nedene dayanmadığını düşünerek sordu:“Ne istediler de vermedik?”Rant-mama yağmasıGeçen gün de anlam veremediği ayrılığın sebeplerine dair tahminde bulunuyordu..Sözde Gülen cemaati üyeleri yandaşlara SMS’ler atıyor ve oylarını AKP’ye vermemelerini istiyorlarmış.Eğer mutlaka kullanacaklarsa, başka bir partiye yönlendiriyormuş.Başbakan önce “Niye” diye sordu bağırarak. Sonra özel yetkili savcı gibi hükmünü açığa vurdu:“AK Parti’nin dışında kime oy verirseniz verin diyorlar. Niye?Rant, mama kaybolunca her şey bozuldu!”Dünkü Financial Times’a Fethullah Gülen uzun bir makale yazdı. Özeleştiri de içeren bu yazıda Gülen, hükümet içindeki küçük bir grubun tüm ülkenin kalkınmasını rehin tuttuğunu, halkın desteği ile beraber AB’ye katılma fırsatını da çarçur ettiğini savundu.İki önemli mesaj daha vardı;Yorgunluk etkiledi1. “Din adına siyasi iktidar sahibi olmaya çalışmak İslâm’ın ruhuyla çelişiyor. Din siyasete karıştığında ikisi de zarar görür. En çok da din..”2. “Ruhani inzivadayım; öyle de kalacağım.”Cemaatin Başbakan’la çatışma hâli yaşaması, en azından Gülen cephesinde yorgunluk yaratmıştır.Yazı çatışmayı barışa çevirecek fırsatlara kapılar açıyor.Bir yandan iktidar partisinin, bir yandan da toplumun laik kesiminin güvenini kazanmayı hedefliyor.Buradan örnek bir demokrasiye ve ihtiyacımız olan yeni bir anayasaya gitmenin doğru olacağına inandığını belli ediyor.Bu kadar uzlaşmacı görünmesi yıpratıcı AKP-cemaat savaşına son verecek bir taktik manevra olabilir mi?Mümkündür.Ama yine de şimdi önemli olan yapıcı eleştiri ve önermelerden yararlanmayı bilmektir.Sonra, din adına siyasi iktidar sahibi olmaya çalışmanın İslâmın ruhuna ters düştüğü nasihatini hiç hatırdan çıkarmamak...