Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan Suriye zirvesinin güvenliği hafife alınmamalıydı.Üst düzey güvenlik bürokratlarının Suriye’yle muhtemel bir savaş üstüne yaptıkları konuşmaların internete düşmesi yaygın bir güvensizlik duygusu yarattı.Başbakan toplantının ulusal güvenlikle ilgili olduğunu söylerken asabiyetine hak verilebilir.Ama burada konu, toplantının “ulusal güvenlik” derecesindeki önemi ve gerektirdiği tedbir niye ihmal edilmiştir; bunun cevabını sormaktır.Başbakan olay ardından dinamit gibi patladı:“Dışişleri’nde ulusal güvenliğimizle ve Süleyman Şah Türbesi’yle ilgili görüşme yapılıyor ve bu bile YouTube’a düşüyor. Bu ahlâksızlık, adilik, alçaklık ve namussuzluktur!”Bu yorumun atasözleri arasındaki karşılığı “hem suçlu, hem güçlü” sözüdür.Savaş bulutlarının yoğunlaştığı bir dönemde bize zarar verecek bilgileri düşman tarafa kaptırmak en ağır küfürlerle karşılanmayı hak ediyor olabilir.Ama unutmamalı ki bu bilgileri sağlayanlar karşı tarafta yüceltilecektir.Büyük devletlerin ortak özelliği, sırlarını saklamaktaki güçleridir.Biz de büyük devletiz ama küçük devletlerin yanlışlarına düşüyor, tedbir adına, ceza vermek adına “keskin sirke” örneği zararımızı derinleştiriyoruz.İktidar yolsuzluk iddialarından bunaldı çareyi Twitter’ı kapatmakta bulacak sandı.Savaş sırları ortalığa saçılınca bu kez YouTube kapatıldı.Bu şartlanma sürerse varacağımız yer hayalini kurduğumuz Türkiye olmayacak.Economist özetle şunu diyor:“Erdoğan koyu bir çoğunlukçuluğu benimsedi. Seçmen desteği olduğu sürece muhalefeti, protestocuları, yargıçları, savcıları ya da Avrupa’yı dikkate almadan, ne isterse yapmaya hakkı olduğunu düşündü.Kurumların zayıf olduğu, güçler ayrılığının yetersiz kaldığı bir ülkede böyle bir görüş kaçınılmaz olarak otoriter rejime kayış demektir!”Bozulma seyredilmemeli müdahale görmelidir.Dışişleri Bakanı Davutoğlu Suriye’deki savaşa ait konuşmaların gizlice kaydedilmesini “savaş ilânı” diye niteledi. Hiç mantıklı değil..Bütün devletler casus beslerler. Görevleri de gizli bilgilerin mümkün olan en fazlasını elde edebilmektir.Sırlarımızı koruyamamanın cezası kapatmak değildir. Twitter ve YouTube gibi müthiş araçları korumayı başaramadığımız devlet sırlarının muhafızı gibi davranmaya mecbur edemeyiz!
KONDA’nın seçime beş kala yaptığı araştırmalar her zaman merak konusu olmuştur.Yine heyecan uyandıracaktır ama biz partilerin hangi oy oranları ile nasıl sıralandıklarına dair bilgileri yönlendirme etkisi yapacağını düşünerek vermiyoruz.Çok merak edenler, aradıkları cevaplara Konda’nın internet sitesinden ulaşabilirler.Yine de şu kadarını söyleyebiliriz: Manzaraya taraftar keskinliği ile bakmamayı başaranlar için çıkan sonuçlar, şaşırtıcı olmayacaktır.Partilerin sıralaması değişmiyor fakat oy oranlarında dikkate değer farklar oluştuğu görülüyor.İlginç bir durum, yolsuzlukların yarattığı etkinin beklenen şiddette olmamasıdır.Boyundan büyük seçimYolsuzluk iddialarına inananların oranı yüzde 77’yi bulurken bunun seçmen davranışına nasıl yansıyacağı sorusu cevasız kalmış.. Şirketin Başkanı Tarhan Erdem bu duruma şöyle bir yorum getiriyor:“AKP’ye oy verenlerin büyük kesimi yolsuzluğu konduramamakta, küçük bölümü ise söylenenlere inanmakla birlikte ‘herkes yapıyor’ diyerek mazur görmektedir.”Araştırmanın yapılış zamanı yolsuzluğun etkilerinden araştırmayı korumuş olduğu için rüşvet ve yolsuzluk haberleri seçmen davranışını iktidar zararına aşındırmaya devam edebilir.Ben, iktidarın Gülen cemaatiyle bozuşmasının maliyeti hakkında bilgi istiyorum ama şu ana kadar bulamadım. Neyse..Pazar günü oy kullanacağız ama bu seçime yüklenen anlam belediye seçiminden daha fazla bir şeydir.Dayanıklı liderlerBaşbakan İstiklâl Savaşı diyerek olayı biraz abarttı.Ama inanmış görüntüsü ve gayreti verdi bu dediklerine. Bekleyen suç dosyalarının sandıkta yıkanacağı ümidini besliyordu.Öteki liderler de az veya çok bu anlayışından etkilendi.Miting programları “süpermen” talep ediyordu; bunu verdiler.Başbakan’ın sesi ileri derecede kısıldığı hâlde mitingin hakkını verme çabası özel bir durumdu.İnternet kuşağı gençler Başbakan’ın sesini Twitter’ın mavi kuşunun ötüşüne benzetip eğlendiler.Ama bazıları da, Başbakan’ın o durumda bile sahneden inmemekle ortaya koyduğu ihtirasa bakıp gelecek adına kaygılandılar. Kötü bir seçim kampanyası geçirdik.Meydanlardaki iddia arttıkça insani zenginlikler ihmale uğradı.Normal ilişkilere geçmek biraz zaman alacak.Önümüzde işbirliği talep eden bir Meclis gündemi var.Kimse aşırılığa heves etmesin!
Aklıselim sahibi insanları umutsuzluğa düşüren şeyler oluyor.Yaşadığımız seçim , siyasi tarihimizin kötü bir hatırası olarak anılacaktır.Değerlendirmenizi münferit olaylar üstünden değil de bütünlük içinde yapmayı deneyin.Mideniz bulanabilir dikkat!.Hukuka ve ahlâki fazilete en içten bağlı olması gereken insanların yarıştığı siyaset alanının şu hâline bakar mısınız?CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ı yerinden eden kasetin görevini yerine getirdikten sonra sağlam bir kasaya kapatılmış olduğunu zannedenler önceki gün yanıldıklarını anladılar.Çünkü internet yoluyla servis edilen ses kaydı, açık bir suçlama getiriyordu:İnternete düşen ses, Baykal’ı bitiren görüntülerin Başbakan Erdoğan’ın bilgisi hatta talimatı ile sürülmüş olduğunu düşündürüyor.CHP lideri Başbakan’dan açıklama beklediğini söylerken Başbakan Erdoğan miting meydanından acele cevap yolluyor:“Kılıçdaroğlu denilen ahlâk yoksunu diyor ki: Açıklama yapsın!Sosyal medyaya düştüğü zaman bunu kaldıran kim?. Ben kaldırdım ben...”Kılıçdaroğlu vazgeçmiyor.Asıl fail Başbakan olduğu için faillerin ortaya çıkmadığını savunuyor. Söz düellosu izleyenleri zaman zaman güldüren ifade bozukluklarına da sebep oluyor.Başbakan Erdoğan suçlamayı Başbakan’a saygısızlık diye niteliyerek şöyle diyor:“Bu saygısızlığı yapamazsın. Biz inancımızın gereği bu tür ahlâksızlıkları yapacak kadar ahlâksız, densiz değiliz!”Uzatmaya gerek yok.Nasıl biterse bitsin galibi olmayan bir kavga izliyoruz.Galibi olsa da sahibine mutluluk ve onur vermeyecektir.Son üç günü iyi bir örnek yaratmanın çabasına tahsis edelim desek, bu olmayacak bir duaya amin demek mi olur?İyi zamanlara iyi saat lazım...Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda koltuğunu kaybeden eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan CHP liderini mahkemeye vermeye hazırlanıyor.Avukatının yaptığı açıklamaya göre koluna taktığı 700 milyar (eski lira) değerindeki kol saati rüşvet değilmiş.Mal beyanına dâhil edildiği gibi faturası da mevcutmuş. Demek ki bakan olunca değerli hâle gelen zamanını en değerli saatle değerlendirmek istedi. Bir uyarı:Onun yüzünden kim bilir kaç insan zarar görecektir. Mahkemeler delil karartmasın diye tutuklu sanıkları bırakmıyor ya...Şimdi de “delil üretebilir” endişesi içeride tutmanın bahanesi olabilir!
Güvenliğinden herkesin emin olacağı bir seçimi ne zaman yaparız?Cevabı zor. Çünkü toplum bölünmüştür.Kimsenin kimseye güveni yoktur.Kutuplaşmanın maliyeti olarak insanlar öylesine yoğunlaşıyor ki yarışın yenilen tarafları hileye kurban gittiklerini düşünmeye başlıyor.Daha önceki seçimleri gölgeleyen sebep her defasında yersiz kuruntular olmadı. Çöplüklere atılmış çuvallar dolusu oy görüntüleri gözümüzün önünden gitmedi.Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Sadi Güven toplumdaki bu olumsuz birikimi gidermeye çalışan açıklamalar yaptı.Demokratik seçimin asıl sahibi seçmen vatandaştır.YSK Başkanı bu sorumluluğu, görev yapan gönüllü ve görevlilere kazandırmaya çalışan mesajlar verdi.Sandık kurulları 5’i parti temsilcisi 7 kişiden oluşacak.İlçe Seçim Kurulu’ndan sandığı ve seçim malzemesini bunlar alacak. Her işlemi tutanağa bağlamak şartı ile işlemi sabah başlatıp akşam bitirecekler.Sonra oyları tek tek birlikte sayacaklar.Sandık sorumlularının bütün gün gereksiz sayılacak nedenlerle işleri başından uzaklaşmaması çok önemli.Oy verme sırasında T.C. Kimlik numarası taşıyan belgeniz yoksa sıkıntı çekebilirsiniz. Bu eksiği tamamlamak sizi pazar günü açık tutulacağı belirtilen nüfus idarelerinde sıkıntı çekmekten kurturacağı için eksiğinizi hemen bir-iki günde giderebilirsiniz.52 milyon 695 bin 831 kişi oy kullanacak.Dürüst bir seçim, herkesin görevini ciddiye aldığı bir dizi işlemin ürünü, daha doğrusu ödülüdür.Türk halkı bu ödülü hak ediyor.Mükerrer oy kullanılmasını önlemek için sabit boya uygulamasından vazgeçmenin pişmanlığına umarız ki düşmeyiz.Milli irade hırsızlığı artık geçmişe ait bir günah olarak kalsın..Ele verir talkını kendi yutar salkımıİçki ve sigara zamlarını eleştirenleri Başbakan hep aynı şekilde susturuyor:“Kardeşim içmezsin olur biter. Porsche kullanacağına Fiat’a bin. Düşür harcamanı...”Tavsiye yerinde. Ama eşitlikçi değil.Kıbrıs Rumlarının Doğu Akdeniz’de petrol ve gaz aramalarında sağladığı başarı vatandaşı üzüyor. Haklı bir kıskançlık..Çünkü biz geri kalıyoruz. Nedeni de bizim sismik araştırma gemisi balıkçı motoru gibi. Rumlarınki son teknoloji.Buna karşılık bizim Başbakanımıza ait özel uçakların sayısı 7’ye ulaştı.Bu fark da petrol aramaya değil tüketmeye yarıyor!
Türkiye NATO’nun güneydoğu kanadını yarım yüzyıl boyunca başarı ile korudu.Üstelik bu başarıyı Soğuk Savaş ortamında gerçekleştirdi.Peki ne oldu sonra bize?“Sıfır sorun” fiyakası neden bazı komşularla kanlı bıçaklı hâle getirdi?İngiliz yayın kuruluşu BBC dün “Türkiye ve Suriye uzun bir sınırı ve karşılıklı olarak bir nefreti paylaşıyor olsalar da topyekûn savaşı istemiyorlar” yorumu yapıyordu.Savaş karşıtı iradenin sonsuza kadar ayakta kalacağına dair tahminler keşke gerçekleşse; ama mümkün değil.İki taraf da savaş karşıtı havayı istedikleri an ateşe ve dumana boğma imkânına sahip olduklarını biliyordur.Ateşle oynamak...Dünyanın güvenliğini sigorta eden sisteme güvenilemez.Önceki gün Türk F-16’ları Hatay’da sınırı ihlâl eden bir Suriye savaş uçağını düşürdü.Dün Genelkurmay’dan yapılan açıklamada Suriye’de konuşlu SA-5 füze sisteminin bir savaş uçağımıza kilitlendiği ve bu tacizi 4,5 dakika sürdürdüğü ifade edildi.Bölgedeki durumun vahametini anlamak ve anlatmak zor..Küçük bir çocuğun bir cephanelikte maytap yakarak eğlendiğini düşünün...Geçen yıl bir savaş uçağımız Suriye tarafından düşürülmüştü. O intikam yerde bırakılmamalı idi.Ama misilleme de her zaman doğru tercih değildir.Askeri başarılar, siyasilere kazançlı sömürüler üretme şansı tanır.Ülkeyi savaş tehlikesine karşı koruma yeterliliğine sahip olmayan toplumların kaderi ihtirasın pençesine düşmektir.Savaş yürüyüşü...Başbakan Erdoğan bizimkilerin bir Suriye savaş uçağı düşürdüğünü seçim mitingi sırasında halka duyurdu.Böyle olacağını yakında göreceğimizi ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu hafta içinde söylemişti.Tam isabet sağladı. Hem de “kör kör gözüm parmağına” olayı yaşatacak biçimde..CHP uçağın düşürülüşünü “Bir diktatörün savaş yürüyüşü” sözleriyle tanımladı.Orada dursak yine iyi..Osmanlı devletinin kurucusu Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Şah’ın türbesi Halep’tedir. Türbe alanı T. C. egemenliğine tabi olduğu için Şam yönetimi uyarılmıştır:“Süleyman Şah türbesi Türk toprağı. Oraya saldırı en şiddetli karşılığı bulacaktır..”İç savaş felâketi yaşayan komşunun kafasındaki şeytanı uyandırmak hangi akla hizmet ediyor?Tehditten başka seçeneğimiz kalmasa bile bu zaaf açığa vurulmaz. Bu tehdit aynı zamanda tahrik etkisi de yapar çünkü!
Türkiye’de olup bitenlere Batılı ülkelerin niçin bu kadar ilgi duyduklarını biliyoruz.ABD eski Başkanı Clinton Türkiye’ye ilk geldiğinde bu sorunun cevabını vermişti. Gururumuzu okşayan şiirsel bir anlatımı vardı:Dünyanın 21’inci yüzyıldaki geleceğini Türkiye’nin vereceği kararların belirleyeceğini söylemiş, kaderin bizi yükselmeye kilitlediğinin farkında olduklarını tarihi bir tesbit olarak ifade etmişti.Oysa dünkü New York Times “Türkiye’nin Twitter’ı susturma hamlesi” başlığı altında, ağır eleştiriler içeren bir başyazı ile çıktı.Dünya yeni yüzyıla, İslâm ile demokrasinin uyumlu bir sentez oluşturarak baskı altındaki Müslüman halkların Türkiye tecrübesi ile ikna edileceği ümit ve inancı ile girdi.Ama şansa bakın ki ondört yıl sonra dünya medyası Türkiye’deki Twitter yasağına ilişkin gelişmeleri “birinci haber” olarak duyurdu.New York Times şu yorumu yaptı:“Erdoğan’ın bu gaddar hamlesinin ihaleye fesat karıştırma ve rüşvet hakkında ardı arkası kesilmeyen haberleri engellemeyi hedeflediği açıktır.”Evet yabancı medya da Twitter operasyonu ile iktidarın birinci öncelikle yolsuzluk iddialarının dolaşım hızını ve yoğunluğunu düşürmek amacı taşıdığında birleşiyor.Twitter uygulamasını gelecek vaat eden bir demokrasi için üzücü bir u-dönüş sayıyor, Amerika ve Avrupa’nın yasağı “hoşgörülemez bir sansür” olarak kınadığını duyuruyor.Şu anda bize yarayacak geçerli dilek “geçmiş olsun” dileğidir. Twitter yasağı, matbaayı iki yüzyıl geciktiren kafanın yeni icadı ve icraatıdır!Yasak koymadan uzlaşma aranamaz mıydı?Su problemi...Başbakan’ın miting meydanlarındaki performansını Fethullah Gülen düşürüyor.Dünkü mitinglerinden birinde şöyle bağırıyordu:“Bizden bunlara artık bir bardak su yok, su!..”Nereden birikti bu kadar düşmanlık?..Taraftarlarına “kininizin davacısı olun” öğütü veren Başbakan, dileriz kendisi gitmez öyle bir intikamın peşinden.AKP ile cemaat arasında kurulan koalisyon 12 yıldır ülkeyi yönetiyor.Başbakan “Ne istediler de vermedik?” diye bir serzeniş ifade etmişti. Anlaşılıyor ki iktidar partisi olarak verdikleri her neyse cemaatin işine çok yaramış.Seçim kampanyası başladığı günden beri Fethullah Gülen hocayı adeta top ateşine tutuyor.Ama cemaat mevzileri bana mısın demiyor!
Akıntıya karşı yüzmek veya yel değirmenlerine saldırmak herhâlde böyle bir şey...Türkiye dün yine dünyanın diline düştü.Başbakan’ın gündüz vakti sosyal medyaya düşen “kökünü kazıma” tehdidi gece gerçekleşti ve Twitter’a erişim kısıtlandı.Yolsuzluk ve rüşvet iddialarının sosyal medya yoluyla yaygın biçimde dolaşımı Başbakan için yorucu olmalı.Bu durumu açığa vuran işaretler gün geçtikçe artıyordu.Nihayet sebep olacağı olumsuz propagandayı göze aldığını belli eden konuşmalara sıra geldi.“Twitter mwitter.. Hepsinin kökünü kazıyacağız. Uluslararası camia ne der; beni hiç ilgilendirmiyor..”Başarısızlığı erken kabul eden bir yılgınlığın ifadesi değil mi bu sözler?Türkiye’de şu anda 12 milyon Twitter kullanıcısı olduğunu bilmek, olaylara sansürcü bir kolaycılıkla yaklaşmanın sakıncalarını herhâlde iktidar sahiplerine düşündürecektir. Ama iktidar takımı yorgun bir görüntü veriyor.Çünkü uygulanan yarım sansürü yerinde bir seçim olarak kabul eden kimse yoktur.Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Jagland’ın sözcüsü Daniel Holtgen “Türkiye’deki örtülü yasak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ifade özgürlüğü (içtihatlarına) aykırıdır” dedi.Almanya da tavrını açıkça koydu: Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert tepkisini Twitter hesabından verdi ve şunu yazdı:“Özgür bir toplumda nasıl iletişim kuracakları, vatandaşların kararıdır, devletin değil!”Rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının kesin hesabı nedir; bunu kimse açıklamadı.Bu boşluğu şimdilik vatandaşın hayal gücü dolduruyor.Seçime bir hafta kala hükümetin sansür yoluyla bilgi dolaşımını engellemesi acaba doğru bir siyaset midir?Hiç kimse kesin rakam verilmediği için hırsızlığın sanılandan daha küçük olabileceğini düşünmeyecektir. Tersine daha pahalı bir rezalet bekleyecektir.İktidarın şu anda uyguladığı sansürden fayda görmesine imkân yoktur.Aksine hırsızlık halkı çileden çıkaracak büyüklükte olduğu için sansürden medet umulduğunu düşünecektir herkes.Dünyanın her yerinde böyledir:Başarısız ve suçlu siyasetçilerin geleneksel sığınağı sansürdür.Duyurmamak çare zannedilir.Her defasında yanılırlar ama yine de düşünce özgürlüğüne saldırmaktan vazgeçmezler!
Zamanın ruhunu kavramak ve sunduğu fırsatları abartmadan ve küçümsemeden kullanmak...Bunun için takvime, iyi bir hazırlığa sağlam bir iradeye ihtiyaç var.Unutkanlık ve kurnazlık tehlikeli yanlışlardır.Cumhurbaşkanı’nın Kopenhag ziyareti sırasında medyaya söylediği şeyler, insanda ister istemez merak yaratıyor:Hükümet tatile mi çıktı?Cumhurbaşkanı Gül Türkiye’nin asıl yapısal meselesinin “çözüm süreci” olduğunu düşünüyor.Bölücü terörü barışçı çabalarla söndürmek konusunda varılan anlaşmalar “yarım yol”la ilerledi.Böylesi meselelerde başarı, gidilecek yolun planlanmasıyla değil, ne kadarı katedildi, onunla ölçülür.Şeytan karışmasınİlk aşama için başarısızlıktan söz edilemez. Bayrağa sarılı tabutlar, ağlayan anneler dikkate değer biçimde azaldı. Bu durum, müzakerecilere ümit ve cesaret kazandıracağı için gelecek adına da iyidir.Ama kuruntu her zeminde hastalıktır. Süreç konusunda uzun zamandır sessizlik yaşanıyor.Neye yoracağız bu sessizliği?Yürümüyor ondan mı; yoksa yürüyor da “şeytan karışmasın” niyetine “sessiz ve derinden” taktiği mi uygulanıyor?Cumhurbaşkanı Gül’ün yaptığı değerlendirme, bütünlükçü tarafta eksiklik kaldığı şüphesini doğuruyor.Gül hem bu eleştiriyi getiriyor hem de sağlam ve temel bir doğrultu tavsiye ediyor:“Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü riske atacak bir gelişme kesinlikle olmamalı” diyor.Mutabakatın çerçevesini de çiziyor:“Herkesin eşit vatandaşlık temelinde barış, huzur içinde yaşaması için...”Barışı yormayalımAbdullah Gül “sorunlarımızı çözecek bir yol bulmalıyız” dedi.Son demoktarikleşme paketi ile sürece katkısı olan adımlar atıldı. Bu gerçeğin adeta fark edilmemiş olmasından rahatsız.Çözüm Süreci, gerçekleşmesi imkânsız bir barışın adı hâline getirilmemelidir.Başbakan ikide bir ant içer gibi “tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan” uyarısı yapıyor.Eminim ki yarınki Türkiye’nin temellerini de aynı değerler oluşturacak.“Başbakan’ın çizdiği çerçeveye otuz yıldır süren bir savaşın barışı nasıl olur da sığar?” diye sorabilirsiniz.Haklı da olabilirsiniz.Ama herkes şundan emin olmalı ki barışçıl bir çözümün başka yolu yoktur.