Bizim gündem

3 Ocak 2014

Demokrasimiz birkaç ay önce hayal bile edilemeyecek bir karmaşa geçiriyor.Türkiye’nin genel durumu yaşamakta olduğumuz bunalımı hak ediyor mu? Hayır..O halde sorunları müzminleşmeden çözmenin, birikmesine ve başka sorunlar üretmesine izin vermeden üstesinden gelmenin becerisini kazanmalıyız.Manzara gösteriyor ki sistem ciddi bir sınavdan geçecektir.Gündemi bir tiyatro sahnesindeki geçide benzetirsek zavallı seyircilerin değişimin hızına yetişemediklerini hemen fark edebiliriz.CHP’nin eski genel başkanı Deniz Baykal sıkıntıyı “Siyasal ve hukuksal bir kilitlenme var” diye tarif etti. Baykal çözüm arayışlarına Cumhurbaşkanı Gül’ü katmak istiyor.Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da aynı çağrının sahibi olarak Cumhurbaşkanı Gül’le dün görüşüp önerilerini sundu.Barolar Birliği Başkanı bugün Başbakan’la görüşecek.Cehennem biletiTürkiye’nin gecikmeye tahammül edemeyeceği sorunları iki ana başlıkta toplamak mümkündür.Biri adalet açlığı, öbürü kararsız dış politika genelinde Suriye özeli...Suriye sorunu kaderin bize bir oyunu değildir. İç savaşa taraf hâle gelebileceğimiz tedbirsizliğini ciddiye almadık cehennem biletini kendimiz aldık.Hükümet Sözcüsü Arınç “Biz Suriye’ye insani yardım yapıyoruz” dedi dün. Ama kimseyi ikna edemez. Çünkü orada insanlar gıda zehirlenmesinden ölmüyorlar!Askerlere reva görülen haksızlıklar Başbakan Başdanışmanı’nın “Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kumpas kuruldu” açıklamasından sonra kamu vicdanınca taşınmaz bir yük niteliği kazandı.Arınç dün “Bu kişinin hem başdanışman olması hem milletvekili olması zaten doğru değil” dedi ama “özel yetkili mahkeme”lerin sebep olduğu faciaların değil mi ki fark edilmesini sağlamıştır, adalete hizmet etmiştir.Bir teselli verGündeme AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in eklediği iki başlık var:“Bir dava dosyası karar önersin diye Pensilvanya’ya gönderilmiş..”Ve bu kararı da “Yargıtay imamı” vermiş..Ümitsizliğe kapılmamak gerektiğine elbette katılırız. Ama bu ses tonları ve özensiz seçilen kelimelerin sık sık küfür doğurduğunu da unutmamak lâzım.Siyasetçilerimiz birbirleriyle konuşmayı unuttular.Sadece bağırıyorlar ve karşılıksız bırakılmayacak ağırlıkta hakaretamiz şeyler söylüyorlar.Bu tecrübe bize parlamenter gibi konuşmayı ve davranmayı öğretirse, krizden iyilik çıkardığımızı düşünüp teselli bulacağız.

Devamını Oku

Korkuyla terbiye...

2 Ocak 2014

Perili ev ortamında yaşamaya mahkûm edilen toplumlar daha kolay mı yönetiliyor?Bu soruya en azından AKP kurmaylarının “Evet” cevabı vereceklerini sanıyorum.Çünkü toplumsal tedirginliği ve mağduriyet duygusunu siyasetin motoru olarak kullanan iktidar yöneticileri, 11 yıldır iş başında olmalarına rağmen mağduru oynamaktan vazgeçmiyorlar.Sonuncu oyunu AKP’nin hukukçu milletvekili Prof. Burhan Kuzu sahneye koydu. Twitter’dan şu açıklamayı yaptı:“Başbakan’a sunulan istihbarat raporunda devlet içindeki paralel yapının planı detaylarıyla yer aldı. 42 ilde yapılacak cadı avı engellendi. İki bin rütbeli emniyetçi, akademisyen, bürokrat, hâkim, savcı, basın mensubu, iş adamı var.”Başbakan’a sunulan istihbarat raporunda, devlet içindeki paralel yapının detayları ile yer aldığını belirten Kuzu 42 ilde yapılması öngörülen cadı avının da engellendiğini söylüyor.Üstüne bir tutam korku sosu ekleyerek...“Son komplolar Türkiye’nin yarım asırdır içindeki bir kısım ulusalcı çeteleri, jakoben dayatmacıları ve darbecileri unutturmasın!!!”Kuzu’nun iddiaları öğleden sonra Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay tarafından yalanlandı. Prof. Kuzu da sahip çıkmadı iddiasına.Buna rağmen hatayı kabullenmedi, medyanın üstüne attı.“Medya olayı abartmış”mış!..Bizce çare, iktidarın korku üstüne kurulu politikaları terk etmesidir.Ülkeyi 11 yıl tek başına yönetmiş bir iktidarın, ancak ezik bir muhalefet partisine yakışacak şikâyetler üretmesi acıklı ve bir o kadar da komik oluyor.Korku senaryoları 11 yıllık bir iktidarı mağdur yapmaz.Olsa olsa uyur gezer şüphesi uyandırır!Acemi devlet gibiHatay polisi, Suriye’ye mühimmat taşıdığı ihbar edilen bir TIR’ı durdurdu.Ama Jandarma’nın sorumluluk bölgesidir diye arama yaptırılmadı.Çağrılan jandarma bir süre sonra geldi. İddiaya göre TIR’da mühimmat beraberinde insani yardım malzemesi de ele geçti.Fakat operasyondan savcı yanında Vali’nin de haberdar edilmesi gereği hatırlandı.Savcı’nın emri ile TIR’ın boşaltılması beklenirken Hatay Valiliği’nden jandarma ekiplerine “arama yapmayın” talimatı ulaştı.Bu durumda “arama yapın” diyen savcıya değil “arama yapmayın” emri veren Vali’ye uyuldu.Polis ve jandarma durumu tutanağa bağlarken TIR Suriye’ye doğru yola çıktı.Bin yıllık devlet tecrübesi nerede ve nasıl kaybolmuş olabilir?

Devamını Oku

Adalet sancısı

1 Ocak 2014

Halkın büyük kesimi özel yetkili mahkemelerde hüküm giyen insanları mahkûm değil mazlum olarak görüyor.Mustafa Balbay’ın Anayasa Mahkemesi’ne kişisel başvuru hakkını kullanarak kurtulmasından sonra içeridekiler sanki unutuldu.CHP Milletvekili Rıza Türmen uzun tecrübe yaşamış bir AİHM yargıcıdır.O, Balbay’ın tahliyesini sağlayan AYM kararının, aynı durumdaki milletvekillerinin de tahliyesini sağlaması gerektiğini söylüyor.AYM’nin Balbay kararında ilkelere yer verdiğini belirten Rıza Türmen “Dolayısıyla bu ilkelerin tutuklu tüm vekiller için geçerli olması gerekir” diyor.Toplum vicdanından yansıyan bu seslere mahkemeler ne zaman kulak verecek; kimse bilmiyor.Bir günlük hürriyet kaybının yarattığı acı ve yıkımın insan onuruna yönelmiş aşağılanma olduğunu takdir eden yargı mensuplarının iş karar vermeye gelince çekingenlik göstermesi insana ağır geliyor.Adaletin yolu karmaşık değil. Yeter ki kapıları açma iradesi, hâkimin vicdanı ile desteklensin.Geçen gün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Balyoz kararını itiraz yoluyla ceza genel kuruluna taşımasından söz etmiştim.Eski Yargıtay Başkanı Prof. Sami Selçuk gönderdiği mesajda “Haklısınız, dava sorumluluğu beş yargıtay yargıcının omuzlarına bırakılmamalı” diyor.Sonra adalete adanmış bir hayatın gerçekçiliği ile şu tahlili yapıyor:“Ülke hukuk ve yargı sancısı çekiyor. İktidar yanlışa yeni yanlışlar eklemeye duruyor. Durum gerçekten üzücü. İktidar kendini şaşırtan kılavuzlarla kuşatılmış. Keşke biraz da uyaranları dinlese..”2014’ü de adalet peşinde tüketmeyelim!Hileye tedbir...Seçimde hile şüphesi, sandığa gitme isteğine zarar veriyor olabilir.Liberal Demokrat Parti’nin Yüksek Seçim Kurulu’na sunduğu bir öneri, sorunu kökten çözebilir.Genel Başkan Cem Toker geçen ay YSK’ya önerisini götürmüş:“Oy pusulalarına il, ilçe kodu ve sandık numarası basılsın ki hilekârların çöplüğe döktükleri pusulaların nereye ait olduğu bilinsin..”Yarım saat içinde cevap vermişler:“Pusulalara numara koyulabilmesi için Mahalli İdareler Seçim Yasası’nda Meclis’in değişiklik yapması gerekir.”Seçim hilelerinden en çok şikâyet CHP’den geldiği için onlar sahip çıkar sanmışlar öneriye. Ancak sonuç alamamışlar.Acaba iktidar partisi ilgilenir mi?

Devamını Oku

14 uğur getirsin

31 Aralık 2013

Çizgi anlatımlarında yeni yıl cici bir bebek görüntüsü ile tasvir edilir.Biten yıl da ak sakallı bir dede...2013 hepimizi çok yordu. Sorunların bir çoğu yeni yıla devredildi.Yani 2014 de yorucu olacak.Ama gönderdiğimiz yılın 13’lü olması hem teselli hem de ümittir.Hepinize kutlu olsun, iyilikler getirsin.Korkulanlar oldu...Okurumuz Av. Cemil Can “2010’daki referandumda bugünleri yaşamamak için ‘HAYIR’ demiştik” diye yazıyor.Gerçekten de “EVET” dediğimiz takdirde neler olacağı konusunda uyarılmıştık; hatırlayın:O değişikliklere EVET deyince ordumuza kumpas kurulabilir;Yargı yürütmenin denetimine geçebilir, adalet ortadan kaldırılabilir;Sayıştay gibi kurumlar işlevsiz hâle getirilerek yolsuzluk tavan yapabilir; Yıllardır barış içinde yaşadığımız komşularımızla sudan nedenlerle düşman hâle getirilebilir;İktidar kendi zenginlerini yaratıp borçları yoksul halkın sırtına yıkabilir;Demokratik devletin yaşaması için hayati öneme sahip “kuvvetler ayrılığı ilkesi, yargı bağımsızlığı ve laiklik ortadan kaldırılabilir...Korkulanların neredeyse tümü gerçekleşmiştir.İktidar partisi, Hakan Şükür’ün istifasından bu yana 7 kayıp verdi.Buna mı layığız?AKP Burdur Milletvekili Hasan Hami Yıldırım’ın giderken bıraktığı tespitler gerçekçi ve değerlidir. Şöyle diyor:“İktidarın yolsuzlukların üstüne gitmek yerine bunları ortaya çıkaran kamu görevlilerinin üzerine gitmesi, vicdanları yaralamaktadır.”Yıldırım partiyi, kendini inkâr çizgisine dayanmış sayıyor. Yönetim iki şey yapıyor:1. Yönetim yolsuzlukları örtüyor; 2. Yolsuzluğun üstüne gidenleri itibarsız hâle düşürmeye çalışıyor.Demokrasimiz eksikli. Denetim mekanizmaları çalışmıyor.Sindirilmiş olan sivil denetim kurumları, şaşırtıcı şeyler yapıyor.HSYK’yı azarladığı, savcıyı “Seninle işimiz bitmedi” diye tehdit ettiği gün bir üniversitemiz Başbakan Erdoğan’a fahri doktora verdi.Demokrasimizin yetmezliğinden şikâyet etmeye hakkımız yok.Her toplum lâyık olduğu idareyi bulur!ÖZÜRDünkü yazımda “Balyoz meşru bir doküman” yazılı satır “meşru olmayan bir doküman” olacaktı. Yazım hatası nedeniyle özür dilerim.

Devamını Oku

‘Kumpas’ın açtığı kapı

30 Aralık 2013

Vicdan azabının en dayanılmazı milletçe çekilen türü olmalı...Baksanıza Silivri mahkemesi kararlarındaki imzalar daha kurumadan düzeltme yapmayı haksızlıklara son vermeyi mümkün kılacak çözümler için arayış başladı.Türkiye’nin çok parçalı siyasi haritası, davaların yeniden görülmesi konusunda oluşan mutabakatın alışık olmadığımız büyüklük ve çeşitlilik kazanmasını önlemedi.Kırılma noktasını oluşturan sebep Başbakan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın “Orduya kumpas kuruldu” iddiasının yarattığı sarsıntıdır.Açıklama Genelkurmay’da davalarla ilgili çalışmaların ayrıntılara girerek tekrarını sağladı.Orada elde edilen bulgular ve oluşan yeni kanaat Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel üstünde meseleyi MGK’ya götürme cesaretini yarattı.Hükümetten yansıyan destekleyici açıklamalar ve yorumlar, ikinci yargılama için uyanan ümitlere güç kattı.Hukukçular, özel mahkemelerdeki mağduriyet yaratan sebeplerin toplum vicdanında yaralar açtığını görerek, ikinci yargılama için sarf edilecek çabaların halktan sadece destek göreceğini düşünüyorlar.Tarihi çağrı...Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu dün Sözcü gazetesinin manşetinden “Balyoz davasının yeniden görülmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na çağrı” yapıyordu.Kanadoğlu’na göre Başbakan’ın Başdanışmanı Akdoğan’ın “Orduya kumpas kuruldu” açıklaması, 237 komutanın yeniden yargılanmasını mümkün kılacak nitelikte bir tanık ifadesidir.Sabih Kanadoğlu “Yargıtay Başsavcısı’nı göreve davet ediyorum. Dosyayı Ceza Genel Kurulu’na götürüp davaya mutlaka itiraz etmelidir” diyor.Yargıda gözlenen bu son gelişme hakkında eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök “Büyük bir arzu ve ümitle izliyorum gelişmeleri” dedi.İkinci yargılama ihtimalinin gerçekleşeceği konusunda sadece dilekte bulunmadığını, inancının da aynı yönde olduğunu belirtti.Üstüne düşen bir şey olursa yapacağını söyledi.Özkök ümitli...Peki “kumpas”?..İki gün süren tanıklığında sorulacak her şeyin mahkemede sorulduğunu söyleyen emekli komutan şöyle bitirdi:“Eskiden de olurdu böyle ‘kumpas’ gibi nitelemeler. Duruşmada bu da soruldu. Balyoz meşru bir doküman olduğu için Kara Kuvvetleri Komutanı’na bak dedim.”Özkök haksızlıkların bitmesi yüzlerce asker evinde çekilen acıların dinmesi için dua ediyor. Yeni yılın hepinize barış, mutluluk ve başarı getirmesini diliyorum.

Devamını Oku

Hukuk devleti değilsen bitti!

28 Aralık 2013

Adli Kolluk Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik, hukuk devletini tehdit eden bir adımdı.Bu yanlış, Danıştay 10. Dairesi tarafından verilen durdurma kararında açıkça belirtildi.Yüksek mahkemeye göre iktidar yapmak istediği değişikliği yasa ile gerçekleştirmeliydi.Öyle yapmadı, iki bakanlık (adalet ve içişleri) yasayla düzenlenmesi gereken bir alanda “idari işlem tesis ederek” yetki aşımında bulundu.Bu yüzden kavga çıktı ve Türkiye’nin kazandığı seçkin örnek niteliği kısa bir zaman diliminde ağır hasar gördü!Hükümet şimdi Danıştay’a uyarak varmak istediği hedefe yasa yoluyla gidecek olursa her şey düzelecek mi?Hayır.. Mesele “kolluk gücü operasyona giderken bunu önce amirlerine haber vermeli mi?” sorusuyla patlak verdi.Yönetim kalitesi...İktidar “haber verilsin” diye bastırırken karşı görüşün sahipleri “Hayır” diye itiraz etti.“Haber verilirse yolsuzluk operasyonları başarılamaz, çünkü suçlular tedbirlerini alırlar..”Anlaşılacağı gibi konu “yönetmelik mi, kanun mu?” seçimi değildir.Kanunla bile yapılsa değil mi ki operasyonlar üst makamlara haber verilecek, iki yol da başarıya hizmet etmeyecektir. Haber sızacak, suçlular delilleri kararttıkları gibi firar şanslarını da kullanacaklardır.Bu olayın devlet içinde yarattığı vahim sarsıntı, son bir haftadır Batı medyasının üstünde kafa yorduğu konuların başında yer alıyor.Çok doğal.. Çünkü Türkiye son yıllarda özellikle ekonomi ve siyaset alanında büyümüş, gözlenmesi, izlenmesi gereken bir güç haline gelmiştir.Halkı korkutmayınAma yönetim kalitesi aynı oranda ve süratte artmamıştır.Sıkıntının sebebi belli ; Başbakan çareyi yanlış yerde arıyor.Öfke yüklü konuşmaları sadece gerginliği ve kutuplaşmayı arttırıyor. Topladığı kalabalıklara ümit ve güven verecek yerde korkularını tahrik ediyor.“Burada çok çirkin, çok tehlikeli, içinde casusluk olan, içinde ihanet olan niyetler var”mış..Yolsuzluk süsü vererek milli iradeyi, milleti, Büyük Türkiye’yi hedef” almışlar..Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu Ağustos ormanında çıkan yangınları hatırlatıyordu.Bir anda dolar fırladı, borsa çöktü, sıcak para gereksiz tedirginliğe kapılarak kaçtı.Yine de pek önemli değildir bu olan biten..Türkiye bu krizde hukuk devleti görüntüsü vermeliydi, veremedi.Adalet Sarayı önünde hükümet baskısına karşı sokaktaki vatandaştan yardım isteyen savcı, kriz ortamına daha fazla hizmet etmiştir!

Devamını Oku

Hukuk devletine lâyık olmak...

27 Aralık 2013

Güvenilir bir adalete kavuşmak yolundaki özlem ve istekleri kimse hafife almasın.Tartışmaları kavramakta zorluk çekmesine rağmen toplum olan biteni anlamaya çalışmakta, adalete katkıda bulunmak istemektedir.Çatışma Adli Kolluk Yönetmeliği’nde yapılan bir değişiklik nedeniyle patlak verdi. Buna göre soruşturmalardan amirler haberdar edileceklerdi.Soruşturmanın gizliliğini fiilen ortadan kaldırmak demekti bu.Rüşvet ve yolsuzluk konulu soruşturmaların üstüne etkili biçimde gitme imkânını devlet güçlerinin elinden almak demekti.Adli kolluk gereklidir. Çünkü o gücün etkili olabilmesi, izlenmekte olan kanunsuzluğun habersiz yakalanmasına bağlıdır.Adli kolluğun gizlilik kuralı ile bağlı olmaması, rüşvet ve yolsuzluktan takip edilen kişilerin haberdar edilmelerine, tedbir almalarına fırsat tanıyacaktır.Bu “hizmet”in başka bir kanunsuz kazanca kapı açacağını da unutmamak lâzım.Anayasaya aykırıYargı camiası Türkiye’de dinamik ve enerjik bir yapı oluşturuyor. Olay kısa zamanda baroları ayağa kaldırdı.Danıştay’a yapılan başvuru metninde son zamanlarda unutulan fakat hatırlanması gereken ilkeler şöyle sıralandı:- Hukuk devletinde devlet erki başka güçlerle paylaşılamaz;- Hiç kimse sandık iradesi arkasına sığınarak devleti başka güçlerle yönetemez;- Soruşturmaları engelleyemez, yolsuzlukları ört bas edemez, * Konusu suç teşkil eden emir yerine getirilemez;- Yargı da elindeki gücü bir baskı aracı olarak kullanamaz..Tartışmanın aldığı boyutlar HSYK’yı da tavrını açıklamaya mecbur etti. HSYK, yönetmelikte yapılan değişikliğin Anayasa ve yasalara açıkça aykırı olduğunu belirtti.Yanlış ad koymayınBaroların başvurusunu inceleyen Danıştay 10. Dairesi de aynı şekilde yönetmelik değişikliğinin “hukuka açıkça aykırı“ olduğuna karar verdi.Devletin refleksleri hukuka aykırı karar ve eylemleri hiçbir kuruma ve ilkeye zarar vermeden göğüslemeye muktedirdir.Adalete, yargıya bu fırsatı tanımak lâzım.Oysa Başbakan sabır göstermiyor, zaman tanımıyor.İktidarın hedef olduğu bir soruşturmanın kamuoyuna sızmasından sonra kopan kıyamette, iyi uyguladığı taktiğe başvurarak kafaları karıştırıyor.İstiklâl Savaşı yapıyormuşuz aslında. Yolsuzluk operasyonu bunun örtüsüymüş... İnsaf!Ortalığa saçılmış paralar ve halkın açıklanmasını beklediği iddialar var.Bunun için savaşmak gerekmiyor.Hukuk devletine lâyık olmak yeter!

Devamını Oku

Reform derken deforme oldu..

26 Aralık 2013

Devletin temelinden “imdat” sesleri geliyor; duyuyor musunuz?Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının, birinciden büyük olacağı söylenen ikinci dalgası, savcılık ile emniyet arasındaki sürtüşme nedeniyle gerçekleşmedi.Görevli savcı Muammer Akkaş “Soruşturma yapmam engellendi” diyen bir açıklama yayınladı.Ve duyurusunu şu ümitsiz çağrı ile bitirdi:“Bu zorlu süreçte, en başta meslek büyüklerimiz olmak üzere bütün hukuk camiasının yargı bağımsızlığına sahip çıkmalarını bekliyorum!”Savcı Akkaş’ı kamuoyunun hakemliğine muhtaç duruma düşüren sebep, yürüttüğü soruşturmada karşılaştığı baskılardır. Savcı Muammer Akkaş, içinde tanınmış kişiler ile bazı kamu görevlilerinin de bulunduğu, ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet, nüfuz ticareti sahtecilik, tehdit gibi suçları kapsayan soruşturmayı yürütüyordu.Akkaş’ın anlattığına göre delillerin karartılacağı ihtimaline karşı nöbetçi hâkimlikten aldığı arama ve gözaltına alma kararını önceki gün sabah İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gereği için gönderdi.Sonrasını şöyle anlatıyor:“Gözaltına alınacak bazı isimleri internette gördüm ve delillerin karartılmaya başladığını tespit ettim.Emniyet şube müdürleriyle adliye binasında yaptığım görüşmeye rağmen mahkeme kararının ve gözaltına alma kararlarının yerine getirilmediğini belirledim.”Savcı Akkaş ertesi gün (dün) soruşturma yetkisinin kendisinden alındığını anlattı. Yargıya açıkça baskı yapıldığını amirlerinin suç işlediğini iddia etti.Bundan sonra neler göreceğiz; önemli değildir.Olması gereken adaleti kemiren bu tür çatışmalara meydan verilmemesi, hele kamuoyu tarafından fark edilmesine imkân doğmadan sorunun çözülmesidir.İktidarın en büyük vebali, yargı reformu diye yüceltilen kararlarla adaletin tahrip edilmesi, yargıya güvenin yok edilmesidir.Adliye ile Emniyet arasındaki rekabetin ayıbı, Türkiye’nin doksan yıllık hukuk devleti kıdemine yakışmıyor!Gider ayak iyilikEski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin başarılı bir bakan olamadı.Ama AKP’den istifası sırasında örnek bir parlamenter gibi davrandığını inkâr etmemeliyiz.Çoğu vekiller istifa mektupları ile övünemezler. Çünkü sebebini anlatamazlar.İdris Naim Şahin, her biri kafa yormaya değecek sorunları sıralayarak etkili bir reçete hazırlamış. Şu teşhis bile tek başına seminer konusu olabilir.Şahin hükümet etmede niyetlerinden emin olunmayan bürokratik ve politik dar bir oligarşik kadronun tavsiye ve yönlendirmesine uyulmasını yanlış buluyor.

Devamını Oku