Demokrasimiz birkaç ay önce hayal bile edilemeyecek bir karmaşa geçiriyor.
Türkiye’nin genel durumu yaşamakta olduğumuz bunalımı hak ediyor mu? Hayır..
O halde sorunları müzminleşmeden çözmenin, birikmesine ve başka sorunlar üretmesine izin vermeden üstesinden gelmenin becerisini kazanmalıyız.
Manzara gösteriyor ki sistem ciddi bir sınavdan geçecektir.
Gündemi bir tiyatro sahnesindeki geçide benzetirsek zavallı seyircilerin değişimin hızına yetişemediklerini hemen fark edebiliriz.
CHP’nin eski genel başkanı Deniz Baykal sıkıntıyı “Siyasal ve hukuksal bir kilitlenme var” diye tarif etti. Baykal çözüm arayışlarına Cumhurbaşkanı Gül’ü katmak istiyor.
Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da aynı çağrının sahibi olarak Cumhurbaşkanı Gül’le dün görüşüp önerilerini sundu.
Barolar Birliği Başkanı bugün Başbakan’la görüşecek.
Cehennem bileti
Türkiye’nin gecikmeye tahammül edemeyeceği sorunları iki ana başlıkta toplamak mümkündür.
Biri adalet açlığı, öbürü kararsız dış politika genelinde Suriye özeli...
Suriye sorunu kaderin bize bir oyunu değildir. İç savaşa taraf hâle gelebileceğimiz tedbirsizliğini ciddiye almadık cehennem biletini kendimiz aldık.
Hükümet Sözcüsü Arınç “Biz Suriye’ye insani yardım yapıyoruz” dedi dün.
Ama kimseyi ikna edemez. Çünkü orada insanlar gıda zehirlenmesinden ölmüyorlar!
Askerlere reva görülen haksızlıklar Başbakan Başdanışmanı’nın “Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kumpas kuruldu” açıklamasından sonra kamu vicdanınca taşınmaz bir yük niteliği kazandı.
Arınç dün “Bu kişinin hem başdanışman olması hem milletvekili olması zaten doğru değil” dedi ama “özel yetkili mahkeme”lerin sebep olduğu faciaların değil mi ki fark edilmesini sağlamıştır, adalete hizmet etmiştir.
Bir teselli ver
Gündeme AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in eklediği iki başlık var:
“Bir dava dosyası karar önersin diye Pensilvanya’ya gönderilmiş..”
Ve bu kararı da “Yargıtay imamı” vermiş..
Ümitsizliğe kapılmamak gerektiğine elbette katılırız. Ama bu ses tonları ve özensiz seçilen kelimelerin sık sık küfür doğurduğunu da unutmamak lâzım.
Siyasetçilerimiz birbirleriyle konuşmayı unuttular.
Sadece bağırıyorlar ve karşılıksız bırakılmayacak ağırlıkta hakaretamiz şeyler söylüyorlar.
Bu tecrübe bize parlamenter gibi konuşmayı ve davranmayı öğretirse, krizden iyilik çıkardığımızı düşünüp teselli bulacağız.
Bizim gündem
Haberin Devamı

