Kürtlerin Irak’ta egemen oldukları bölge şimdiye kadar “Kuzey Irak Yerel Yönetimi” adıyla anılıyordu.Başbakan Erdoğan’ın Barzani’ye hoş geldin demek için yaptığı konuşmada ilk kez “Kürdistan” demesi şaşırtıcı oldu.Tabii ne anlama geldiği de merak konusu oldu.Soruya en açık cevabı, emekli büyükelçi ve eski CHP milletvekili Onur Öymen verdi.“Kürdistan” adını telâffuz eden Başbakan Erdoğan’ın “Bu bölgenin adım adım bağımsız bir devlete dönüştürülmesi çabalarına Türkiye’nin destek olabileceği, en azından karşı çıkmayacağı” izlenimi uyandırdığını söyledi.Öymen’e göre Diyarbakır’a askeri kıyafetle gelen Barzani “Bu seçimi ile bağımsız bir silahlı kuvvetin komutanı” olduğunu göstermek istemiştir.Daha önemlisi, çözüme katkı istenmesi “Türkiye’nin bir iç meselesine karışmaya onu davet etmek” anlamına gelecektir.Bu gerekçeler, hafta sonunda yaşanan olayın bu eleştirileri hak ettiğine birçok kişiyi ikna edebilir.Ama bölücü terör karşısında cesur kararlar alma mecburiyetinin kapıya dayandığını, müzakerelerin işe yaradığını da görmek lâzım.Başbakan’ın Bismil’de sarfettiği şu sözler sürecin değerini vurguluyor:“Çözüm süreci bir yıl içinde bizi bu kadar değiştirdiyse birkaç yıl içinde olacakları varın siz hayal edin.”Hedef çözüm süreci ile elde edilen ateşkesin ömrünü uzatmak olmalıdır.Amaç, çözüm sürecini feda edilmesi kolay göze alınamayacak değerli bir kazanım hâline getirmektir.Hele “dağdakiler inecek” ve “cezaevleri boşalacak” ise...Aytunç Altındal’aÇok değerli bir dosttu..Sevgi dolu bilge bir adamdı. Bilgeliği ondan daha büyük bir tevazu ile taşıyan insan az bulunur.İnsani değerleri yalnız savunmak değil, yaşatmaktır asıl fazilet.O hem insanları, hem vatanı seven karakteri ile her tanıdığı kişiyi kendine hayran bırakan bir özelliğe sahipti..Bu kadar bilgi ve duygu yoğunluğu cömertlik ve insan sevgisi az bulunur özelliklerdir ve Aytunç Altındal bütün bu faziletleri taşıyan bir çağdaş düşünürdü.İnanıyorum ki vefatı ile tarifi zor yoğunlukta kayba uğramıştır bilgi dünyası.Çalışmaları, araştırmaları, memnun olmalıyız ki büyük çapta kitaplaşmış ve kaybolma riskini aşmıştır.Hem iyi bir araştırmacı yazar, hem sevgili bir arkadaş olarak Aytunç Altındal’ı, tanıyan herkes özleyecektir.Allah rahmet eylesin.Mekânı cennet olsun.
Terörün mazereti olmaz. Örneğin işsizlik ve yoksulluk PKK’nın varlığını açıklayamaz.Dünkü Diyarbakır buluşması başarılı oldu, çünkü duygu yoğunluğu yüksek konuşmalar yapıldı.Bazen duygusallık, gerçekçi davranmaktan fazla işe yarıyor.Kardeşlik, özgürlük ve barış temaları toplanan büyük kalabalığı sıcak ve renkli bir örtü ile sardı adeta.Buluşma rahatlıkla söylenebilir ki hedeflerine varmıştır.Kürt sorununun kaygı verici bir yönde ilerlediği görülüyordu.Kendi haline bırakılırsa ayrı bir milletleşme ve devletleşme yaratacağı belli oluyordu.İktidar “barış süreci”ni başlatarak bu olumsuz gidişin önünü kesme hamlesi yaptı.Süreç neredeyse bir yılını tamamlayacak; tek cenaze gelmedi.Bu ara sonuç bile hareketin şansını idame ettirdiğini gösteriyor.Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin 21 yıl sonra Diyarbakır’ı ziyaret etmesi önemli.Çünkü barış şansının dışardan da görülebildiği kanıtlanmış oluyor.Umudun düzenli beslenmeye ihtiyacı vardır. Dün izlediğimiz tarihi olay çözüm sürecine ivme kazandıracaktır.Şüphe ve güvensizlik müzakerelerin tabiatında vardır. Diyarbakır organizasyonu bu sıkıntıyı aşmakta görüşmecilere cesaret kazandırabilir.Nitekim yabancı haber ajanslarından AFP, Ankara’nın Barzani etkisini barıştan yana kullanmak istediğini yazdı.AFP’ye göre Barzani’nin Türkiye’de yaşayan Kürtler arasında saygın bir imajı var ve bundan yararlanmak lâzım.Kurulacak iyi ilişkiler, sorunlu Güney sınırlarındaki nüfuzunu arttırmak yolunda Türkiye’ye imkânlar sunacaktır.Başbakan Erdoğan çözümün cazibesini arttırmaya dönük iki açıklamada bulundu.Biri “Kuzey Irak Kürdistan Bölgesi” ifadesini kullanması, yani “Kürdistan” kelimesini telâffuz etmesi öteki ise af sinyali vermesiydi.“Dağdakilerin indiğini cezaevlerinin boşaldığını göreceğiz” sözleri, tahmin edileceği gibi sürecin kaybettiği heyecanı müzakere masasına kazandırma çabasıdır.Mesut Barzani sürecin yararlanacağı enerjiyi ustaca verdi. “Barış yolu ne kadar uzun olursa olsun savaşmaktan iyidir” dedi.“Ben süreci destekliyorum, siz de destekleyin“ çağrısı yaptı.Diyarbakır dünkü düğüne hazırlanırken Nusaybin’de askeri bir konvoya saldırı oldu.Şükür ki zayiat olmadı.Barışa inanç kaybolmamalı. Pusular çözüm yolunu kapamamalı!
Özel dershanelerin kapatılma hazırlığına tepki ve yorumlar gündemin yine ilk sıralarında..Bu icraattan en çok Gülen cemaatine bağlı dershaneler etkileneceği için Fethullah Gülen’in ne diyeceği merak ediliyordu.Gülen dün internete yansıyan son sohbeti ile bu beklentiyi karşıladı. Konuşmasında “musibetler karşısında sabretmeli” nasihatı verdikten sonra şöyle devam etti:“Sabır çok önemli. Firavun aleyhinizde ise, Karun aleyhinizde ise isabetli bir yolda yürüyorsunuz demektir.”Medya dün Başbakan’ı bu konuda konuşturamadı.Başbakan Erdoğan 5 milyon fidanın dikimi töreninde dershane krizine ilişkin soruları duymazlıktan geldi. Cevap vermedi, konuyu değiştirdi.Gülen’in sesi kabul edilen Zaman gazetesi, benzer bir kararın 12 Eylül döneminde de çıkarıldığını fakat Turgut Özal’ın tasarıyı yürürlüğe girmeden kaldırdığını hatırlatarak cemaate moral verdi dünkü baskısında.Gülen cemaati, AKP’yi oluşturan koalisyonun önemli parçasıdır. Bu nedenle ihtilâfa konu ayrışmanın sebebi ne olursa olsun seçimler gelene kadar barışın sağlanacağı ihtimalini önde tutmak gerekir.Konu eğitimin bir yarasıdır ama siyasetçiler eğitimcilerden daha ilgili.Cumhurbaşkanı Gül bile konuştu ve tarafsız davrandığını düşündürecek birkaç sözün ardından “Bu konular bir arz talep meselesidir” diyerek, hükümet icraatına mesafeli durdu.Eğitim bir ülkenin geleceğini inşa eder.Ve siyasete alet edilmesi topluma yapılabilecek en büyük kötülüktür. Hele bu etkilerin dini içerikte olması sorunun vahametini artıran sebeptir.İki taraf da ne yapmak istediklerini zaman yitirmeden açıklayarak kamuoyunda eksiksiz tartışılmasına fırsat tanımalıdırlar.Cindoruk ne diyor?Hüsamettin Cindoruk devlet adamı kalitelerine sahip kıdemli siyasetçilerimizden biri..Verdiği son mülâkatı (Sözcü’de) okurken yaptığı tahlil ve tahminleri ayıklayarak vermenin uzun yazı okumaktan sıkılanlara iyilik olacağını düşündüm.KIZLI ERKEKLİ EV:Oradaki hedef harem-selâmlık.TÜRKİYE’Yİ NEREYE GÖTÜRÜR?Türkiye’yi Orta Doğu ülkesi, partiyi de Müslüman Kardeşler partisine ...DİRENÇ OLMAZ MI?Kendi partisi içinde de muhalefetle karşılaşacaktır. Yaptığı plan Gül’ün de tasfiye edilmesini içeriyor.NASIL YAPACAK?Madem ki başkanlık sistemi kabul edilmedi sonraki hedefi Milli Şef olmaya oynamaktır.TÜRBAN MECLİSE GİRDİ..Kızını milletvekili yapmak için bir aşama olabilir.YEREL SEÇİM TAHMİNİ?İktidarlar uzun kalırsa yerel seçimle değişir. Anavatan ve Doğru Yol öyle oldu..
Eğitim öğretim düzeninin bizdeki kadar sık ve toptan değiştiği bir ülke yoktur.Demokrasi veya baskı rejimi, fark etmez... Bir eğitimci şunu dedi:“Ne sınavları, ne müfredatı, ne yönetmelikleri; eğitim düzenimiz o kadar hızlı ve köklü değişiyor ki başımız dönüyor!”Bir torba yasaya eklenerek gece karanlığında Meclis’ten geçirilmesi beklenen bir kanun taslağı, Türkiye’deki dershane ve kursların bu eğitim yılı sonunda kapatılacağını söylüyor.Düzenleme, karara uymayan dershanelere para cezaları verilmesini öngörüyor.Taslağın yasalaşması Milli Eğitim Bakanlığı’nın beyni sayılan Talim Terbiye Kurulu’nun işlevsiz bırakılması sonucunu doğuracaktır.Hazırlıklar, eğitim alanında büyük yatırımları olan Gülen cemaatini tedirgin etmiştir. Buna şaşmamak gerekir.“Tevhid-i Tedrisat” yani eğitimin birliği ilkesinden aşama aşama uzaklaşan uygulamalar, eğitimi savunmasız duruma düşürmüştür.Cemaati dengeleyen laik hükümetler artık bulunmuyor. İktidarın gerçekleştirdiği son değişiklikler “dindar gençlik” hedefini güden iradeye teslimiyet olmamalı.Senaryo, taslağı bir gece ansızın Meclis’ten geçirmek, bunu yaparken de renk vermemek üstüne kurulacak gibi görünüyor. Nitekim dün Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç bu konuda soru kabul etmedi.Meclis tüm mesaisini eğitim sorunlarına değilse neye verecek?Alternatifimiz İslâmcı görüşler arasında sıkışmak olmamalı!İyi ki geçmedi...Başbakan’ın “Yeni anayasa için uzlaşılan 60 maddeyi Meclis’ten geçirelim” önerisi kabul edilse iyi mi olacaktı?Saygın bir anayasacı olan Prof. Dr. Erdoğan Teziç’i dinleme imkânına sahipseniz vereceğiniz cevap büyük ihtimalle “iyi ki öneri kabul görmemiş” demek olacaktı.Prof. Teziç merak ediyor:Başbakan 60 madde için “Buyurun kabul edelim” çağrısı yapmadan önce acaba hukukçulara sordu mu?Çünkü sormuş olsa böyle bir çağrı yapmaya cesaret gösteremezdi.Ortaya çıkacak keşmekeşin ve yaratacağı garabetin sorumluluğunu sırtlamaya kalkışmazdı.“Başbakan’ın önerisi kabul edilse nasıl bir manzara ortaya çıkacak? Hukukçuların merakı bu.Uzlaştıklarını varsayalım; bu 60 maddelik paketi nasıl çözecekler ve Anayasa’nın neresine yerleştirecekler?Hangi bölümü ve maddeyi çıkaracaklar?”Uzlaşma Komisyonu’ndan uzlaşma çıkmaması Prof. Teziç’e göre hayırlı bile olmuştur.Komisyon üyeleri dua etsinler ki hocanın kürsü başkanı olduğu anayasa dersinden sınava girmiyorlar.Çok zayiat olurdu!
Buna gerçek silâhlarla oynanan bir satranç oyunu demek kötü benzetme olmaz.Hükümet Suriye üstüne yoğunlaştırdığı diplomasi performansının karşılığını alamayacağını düşünerek olmalı, yeteneklerini Irak’a yoğunlaştırmayı tercih etmiş görünüyor.Bağdat yönetimi ile ilişkileri düzeltme çabaları, Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimin oyuna dâhil edilmesi suretiyle dengelenmiş oldu.Bölgesel Yönetimin başı olan Mesut Barzani hafta sonu Diyarbakır’a gelecek ve iki gün Başbakan Erdoğan’ın misafiri olacak.Yer seçimi anlamlıdır. Barzani’nin Diyarbakır’a çağırılması cesur bir harekettir ama risk taşıdığına da şüphe yok.Kıdemli Kürt siyasetçi Ahmet Türk Barzani’nin ziyaret listesine BDP’li belediye ile “kardeş parti” dâhil edilmediği için eleştiride bulunmuştur.İktidarın iki temel hedef gözettiği hemen kendini belli ediyor. Biri yaklaşan seçimlerdir, öteki PKK’ya silâh bıraktıracak çözüm süreci...Ziyaret Barzani’nin AKP tarafından ikna edilmesine zemin yaratacağı hesabına dayanıyor.Organizasyonun iki Kürt sanatçı İbrahim Tatlıses ve Şivan Perver’le desteklenmesi ise işin duygu ve eğlence yönünün de en tatmin edici şekilde düzenleneceğini gösteriyor.Cevabı aranan soru ise şudur:Barzani’nin Türkiye’deki Kürt kökenli vatandaşlar üstündeki etkisi sanıldığı kadar yüksek mi?Konuştuğumuz stratejistler etrafta dolaşan görüşlerin abartılmış tahminler olduğunu düşünüyorlar.Yerel seçimlerin sonuçları belirleyici olacaktır. Çözüm sürecine Barzani’nin ne katkı sağlayacağını görmek için bu etkiyi ölçmek gerekiyor.Şu andaki durum; yani Barzani’nin Diyarbakır’dan başlayan ziyareti, Irak Kürdistanı Başkanı’nın Türkiye üstündeki etkisini kabul etmek ve meşru saymak anlamına gelecektir.Bölgeyi düzenleyecek olan siyaset aktörlerinin yeni dönemde kazanacakları önemli bir avantaj daha olacaktır: Çözüm yolunda Öcalan’a alternatifsiz olmadığını göstermek...Önümüzdeki dönemin hayati meselesi, Pankürdizmin yani Kürt ırkçılığının yayılmasını hızlandıracak tahrikleri kontrol etmek olacaktır.Küfürbaz valilerAdana Valisi Hüseyin Avni Coş gündemin “kupa beyi” olmaya devam ediyor.Başbakan vali beyin bir vatandaşa “gavat” demesini yanlış bulduğunu söylemekle beraber cezalandırmayı da düşünmediğini açıkça söyledi.“Yedirmeyiz” dedi.Başbakan bundan sonra korumasın kurtarmasın ağzı bozuk valileri.Tüm kapı ve pencerelerinden küfür sesleri taşan valilikler, ihtiyaç duyacağımız son şey olmalı!
Suriye’nin yıkıntıları, çok şükür merak edilmeye değer bir yara olarak hatırlandı.İngiliz Guardian gazetesi Türkiye’den Suriye’de savaşmaya giden gençler sorununa büyüteç tuttu.Gazete Türkiye’den birçok gencin El Kaide tarafından Suriye’de cihat saflarına çekildiğini yazıyor.Çaresiz anne babalar konusu başlı başına trajedi...Guardian Trabzon’da yaşayan Fatih Yıldız’ın hikâyesini anlatırken Halep yakınındaki kampta olduğunu belirlediği oğlu ile görüştürülmediğini söylemiş.Israr karşısında teröristlerin başındaki adam “Onlar şehid olmak için buraya geldiler. Sen kâfir misin ki cennete gitme fırsatını ellerinden almaya çalışıyorsun?” diye çıkışmış.Haberde, Diyarbakırlı Ali Kara ailesinin de oğullarını el Kaide’ye kaptırdıkları, arkadaşlarından “şehit” olduğunu öğrendikleri anlatılıyor.Gazete, radikal İslâmcı örgütlere Türkiye’nin destek verdiğini ve eylemlerini görmezden geldiğini, bu nedenle giderek daha fazla tepkiye hedef olduğunu iddia ediyor.Türkiye terörden zarar gören ülkelerin başında geliyor. Terör örgütlerini besleyerek üstüne gönderen komşulardan da çok çekmiştir.“Terör siyaset aracı yapılmasın” demeye hakkı olan bir numaralı mağdur iken Suriye’de rejimi devirmeye çalışan örgütlerin koruyucusu gösterilmek sebep olanlar için tarihi bir sorumluluktur.Türkiye bu suçlamadan en kısa zamanda arınmalıdır.Bu millet, terör saldırılarına hedef olanların beddualarını ve düşmanlıklarını hak etmiyor.Siyaset halkın istediğini vermeye çalışmalıdır.Millet düşman ve düşmanlık istemiyor!Yedirmemek de ne?Adana’da 10 Kasım Atatürk’ü anma töreninde “belâ” okuyan bir protestocuya Vali Hüseyin Avni Coş’un “gavat” diye küfürle karşılık vermesi dün de günün en eğlenceli konusu olmaya devam etti.Başbakan Erdoğan, Vali Coş’u topun ağzından kurtardı.Grup konuşmasında Tayyip Erdoğan, vali gibi davranmadığı için “hafifçe” eleştirdiği hâlde Hüseyin Avni Coş’a sahip çıktı. Sonra...Valinin peşini bırakmayacağını bildiği grupları hedef alarak “Kusura bakmasınlar bu tür provokatif eylemlere biz valilerimizi kolay kolay yedirmeyiz” dedi.Bundan böyle yeni bir bürokrat sınıfı oluşmasını bekleyebiliriz.“Yedirmeyiz” garantisini Başbakan daha önce MİT Müsteşarı’nı korumak için kullanmıştı.MİT Müsteşarı tek. Ama kızaktakiler hariç 81 vali var.Coş örneği, valileri ve yüksek bürokratları coşturacak olursa dikkat etmek lâzım: Çok küfür yeriz!
Seçim yatırımı iyi bir şey midir yoksa zararlı, kötü bir şey mi?Cevabı basit: Seçim yatırımı ne iyidir, ne de kötü.Hayırlı ve yararlı bir işe kullanılacaksa iyi, değilse kötüdür.İktidarın kıdem tazminatında fon önerisi işçi işveren zemininde ve siyasi iktidarın gözetiminde tartışılıyor.Üçlü danışma kurulu için “son toplantı” olacaktı dün fakat olamadı. Çalışma Bakanı Faruk Çelik uzlaşma sağlanamayan ciddi konuların hâlen ortada durduğuna karar vermiş. Kurul perşembe günü “gerçek son toplantı” için buluşmak üzere dağılmış..Kıdem Tazminatı Fonu, işçi açısından büyük hak kayıpları getiriyor. Hâlen yılda 30 günlük ücreti kadar kıdem tazminatı alan işçi şu anda aldığının yarısını zor alabilecek.İşçi tarafı yeni ve eski ayırmadan bütün çalışanlar için 30 günlük kıdem tazminatı düzeninin bozulmamasını istiyor. Çünkü kıdemi yüksek işçiler, iş güvencesini bu uygulamadan sağlıyor.Yolun başında “işveren işçinin kıdemini ödemiyor, kimse tazminatını alamıyor” deniyordu.Sözde bu haksızlık düzelecekti.Ama hükümet bu yanlışı düzeltmedi, işçiye verdiği güvence sözünü tutmadı..Yine “işçi işverenden alacağını tahsil eder” deniyor.Fon önerisi, öyle anlaşılıyor ki seçimler geçmeden bir sona bağlanamayacak.Ama seçim kaygısı, hayırlı ve adaletli bir amaca hizmet edecektir.İktidarın “bize oy kaybettirir” kaygısı ile öneriyi geri çekmesinden daha inandırıcı yatırım gerekçesi bulunamaz.Yanlışın hesabını soracak yetkin örgütler ve bilinçli bireyler keşke başka alanlarda da siyasete daha çok karışsa.İmralı’daki trafikİmralı’ya son gidenlerden Sırrı Süreyya Önder, Öcalan’dan mesajlar getirdi.Hükümetin yaklaşımını “son derece yetersiz” bulan Öcalan, sürecin bir altyapıya kavuşmamış olmasını sorunun esası sayıyor.Kendisinden beklenen katkıyı vermesi için imkânlar tanınmasını istiyormuş.“Hükümet içerideki ve bölgedeki gelişmeleri doğru okuyamıyor” diyor ve Başbakan’ın yanıltıldığını öne sürüyormuş.Sırrı Süreyya Önder’in anlattığına göre, Öcalan kendilerinden bir gün önce “devlet heyeti” ile “uzun, verimli ve yoğun bir görüşme” yapmış.Bu tarif, bölücü örgüt lideri ile devlet arasında ülkenin kaderini ilgilendiren görüşmeler yapıldığını haber veriyor.Vatandaş olarak ne olup bittiğini öğrenmeye hakkımız yok mu?Öcalan ne takdir ederse o kadarını mı bilmek zorundayız?
Artık 10 Kasım’lar yas günleri değil kahraman bir öndere bizi lâyık gören kadere şükran, eserlerine övgü ve emanetine karşı hesap günleridir.On yıl önceki 10 Kasım yazım böyle başlıyor.Bunca zaman geçti, borçlarımızı ödedik mi? Hayır, borcumuz duruyor.Atatürk yerel bir başarı hikâyesi değildir. O evrensel ölçülere bile sığmayan bir kahramandır öncelikle.Hayatı neredeyse cephelerde geçmiştir ama bir kere bile savaş suçu ithamı ile karşılaşmamıştır.Onu yabancılar ve uluslararası örgütler bizden daha samimiyetle ve inançla anmaktadır.Çağdaşları olan diktatörler kendilerine lâyık sonlarla tükenip giderken o, onurlu bir devlet ve ulus yaratmanın ölçülerini, yöntemlerini lâf değil, eser olarak bırakmıştır.Olağanüstü devrimciUNESCO, Birleşmiş Milletler’in eğitim, bilim ve kültür yoluyla yardım ederek barış fikrini güçlendirme amaçlı örgütüdür.Atatürk’ün yüzüncü doğum yıldönümü UNESCO’nun katılım kararı ile uluslararası bir boyutta kutlanmıştır.Örgütün 27 Kasım 1978 tarihli kararı inkârcı zihniyete tüküren bir belgedir.UNESCO Atatürk’ün yüzüncü yılı etkinliklerine niçin katılma kararı vermiştir?Çünkü Atatürk’ün “olağanüstü bir devrimci“ olduğu göz önünde tutularak, özellikle sömürgecilik ve emperyalizme karşı açılan savaşların ilk lideri olduğu inancı, genel kurulda ezici bir karar çoğunluğu sağlamıştır.Hocaların hocası kabul edilen Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun şu değerlendirmesi hiç bir zaman unutulmamalı:Ateş topları gibi“Eğer Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda ve daha sonra yanılgıya düşerek tarihsel fırsatları iyi kullanmasaydı, bugünkü bağımsız Türkiye Cumhuriyeti olamazdı yer yüzünde.Bunu görmemek için ya bilinçsizlik içinde ya da Türk vatanına ve onun çocuklarına karşı beslenen korkunç kin ve düşmanlığın oluşturduğu ahlâksal bir körlük içinde bulunmak gerekir!”Atatürk karşıtları, Cumhuriyet devrimlerini hızlanan bir tempo ve ihtirasla geçersiz hale getirmeye uğraşıyor.Karşı devrim manzaraları Atatürk’ün mirasına ihanet şüphesi uyandırıyor.İktidar dinle ve gençlikle devamlı uğraşıyor. Bir tahrik nedeni soğurken hemen sıcak sıcak yenisi önümüze sürülüyor.Ateş topları ile oynamak gibi...Ülkeyi ve insanı sevenler, bize İslâmı demokrasiyle bir arada yaşatan mucizevi sentezi bozmanın toplumu kamplara böldüğünü görmek zorundadırlar.Atatürk’e minnet duymamız gereken bir günde ona azap verdiğimizi görmüyor muyuz?