Siyasetçiler uzun mesafe koşucusuna benzer. Tempoda bozulma mı hissetti; çaresine hemen bakması gerekir.Başbakan’ın son hâlleri, böyle bir bakım-onarım ihtiyacının kendisi için de gerekli hâle geldiğini gösteriyor.Normal hâli ile asabileştiği anlardaki görüntüsü siyah-beyaz farkı sergiliyor.İsveç’i ziyareti nedeniyle Aftonbladet Expressen gazetesi dün yan yana iki Tayyip Erdoğan resmi koydu.Birinde gülümsüyor, öteki sinirlenmiş hâli..Tabii ki ilki, Türkiye’yi modernize etmek isteyen bir demokratı, öteki ise her türlü muhalefeti duraksamadan bastıran, gazetecileri hapse atan bir diktacıyı simgeliyor.Böyle ziyaretler, Türkiye’nin yabancı ülkelerden nasıl göründüğünü ölçmek bakımından önemli bir fırsattır.Nitekim İsveç medyası da AKP’nin faaliyet raporunu ayrıntılı şekilde ortaya koymuştur:Faaliyet raporu gibiKomşularla sıfır sorun bu iktidarın başarısı oldu başta. Ama bugün övülecek bir ilişki kalmadı.Tüm komşularımızla kavgalıyız.İngiliz Economist dergisi ABD Başkanı Obama ile balayının bile sona erdiğini yazıyor.Aynı yorum reformlar için de geçerli; gezi protestolarına aşırı polis şiddeti ile cevap verilmesi dışarıda beslenen umutları ve sempatiyi çok geriletti.Türkiye’nin Suriye’de savaşan taraf görüntüsü kazanması, bu cehennem ateşinden çok zarar göreceğimiz gerçeğini Ankara’dakilere nihayet fark ettirmiştir.Ama Batı’daki merkezler Türkiye’nin bir anda ve kolayca değişebileceği konusunda fazla ümitvar değildir.Başbakan’ın din referanslı söylemleri içeride de “konuşkanlık kazaları”na sebep olabiliyor.Arınç özür bekliyorKarma öğrenci evleri tartışması kriz doğurmuştur.İktidar şu anda üstesinden gelmekte başarılı olamadığı bir krizi yaşıyor.Başbakan Erdoğan ile Yardımcısı Arınç aynı evi paylaşan kız ve erkek öğrenciler yüzünden karşı karşıya gelmiştir.Başbakan işi polisle halletmek gerekirse yasa çıkarmak yanlısıdır.Arınç ise özel yaşamın dokunulmazlığı engelini hatırlatıyor.Muhalefette bozuşma ümidi yaratan bu çelişki Başbakan’dan özveri istiyor.Bülent Arınç diyeceğini dedi, şimdi özür bekliyor:“Başbakan’la aramızdaki çelişkinin sebebi ben değilim. Onun ‘gerekirse yasal düzenleme yaparız’ demesi ardından gayretkeş bir valimizin bu sözlerin üstüne atlaması doğru bir davranış değil.”İktidar yorgunluğu içerde ve dışarda kendini gösteriyor.Hükümet icraatı bundan böyle doğaçlama değil provalı olmalı!
Eksik veya yanlış bilgi, siyaset adamları için hezimet berbatlığı taşıyan risklerdir.Siyasetçiler yararlanmak istiyorlarsa bu bilgilerin doğruluğundan emin olmalıdırlar.Aksi hâlde silâh geri teper.Son zamanlarda tipik örneklerine tanık oluyoruz.Gezi Parkı’nı başlangıç alırsak yaratılan olayların, gerçekliği kanıtlanmamış haberlerden, daha doğrusu dedikodulardan üretildiğini görürüz.Gezi direnişi sırasında sarsıcı iki haber hafızalarda kaldı. Başbakan bu haberleri doğru kabul ederek yorumlarına konu yaptı.Sözde protestocular polisten kaçarken sığındıkları Dolmabahçe Camii’nde içki içmişlerdi.Kabataş meydanında “şehir eşkıyası” tipler, türbanlı bir kadını, hamile olduğuna bakmadan taciz etmişlerdi.Odalar ayrı ayrıGündem oluşturmayı, liderin sorumluluğu sayan Başbakan, bu iki çirkinliği “haber yalandır” uyarılarına rağmen bir saldırı ve aşağılama malzemesi olarak kullandı.Ama inanması kolay olmayan bir iddia niteliği sırıttığı için dini hassasiyeti yüksek kesimlerde bile beklenen etkiyi yaratmadı ve peşi bırakıldı.Fakat gündem boş kalmadı.Denizli’de üniversite öğrencilerinin kızlı erkekli aynı evlerde kaldıkları haberi boşluğu hemen doldurdu.Parti yönetiminin önleme amaçlı yalanlamaları işe yaramadı. Çünkü Başbakan, inanılır olma özelliği yara alsın istemiyordu.Denizli’deki olay aydınlanmış, gençler erkek ve kız öğrencilerin aynı odalarda kalmadıklarını açıklamışlardı. Buna rağmen Başbakan feda etmeyecekti bu propaganda malzemesini.Oyun bozan soruEvdeki hesap çarşıya uymadı. Maceranın sonu Helsinki’de geldi:Basın toplantısında Finlandiyalı TV muhabiri Tom Kankkonen sempatik Türkçesi ile Başbakan’ı geren bir soru sordu.“Son günlerde özel hayata müdahale ettiğiniz iddiaları ile karşı karşıyasınız. Özellikle kız ve erkek öğrencilerin aynı evde kalmalarına karşı çıkmanız nedeniyle.. Böyle bir şeye neden gerek görüyorsunuz?”Oyun bozan bir soruydu bu; sözünü esirgemeyen karakteri ile Başbakan Erdoğan Finlandiyalı gazeteciye iyi bir cevap vermedi belki ama niyetini okuyarak cezasını verdi!“Değerli arkadaşımı birileri herhâlde özel olarak görevlendirmiş” dedi.Finlandiyalı gazeteci konukseverlik göstererek sustu.Pekâlâ şunu diyebilirdi:“Türk gazeteciler merak ettikleri her şeyi soramıyorlarmış size. Meslek dayanışması adına yardımcı olmaya çalıştım!”
Başbakan bir konuşmasında gündem yaratmanın kendisine ait bir iş olduğunu söylemişti.Üniversite öğrencilerinin kızlı erkekli aynı evi paylaşmalarındaki “yanlışı” tartışmaya açması, gündem yaratma görevinin gereği olabilir mi?Eğer öyleyse hayat siyasetçiler için zorlaşacak demektir; önümüzde üç seçim var çünkü!Gündem canavarı doymak bilmiyor. Türban yasağının fiili olarak kalkması bir tarihi dönüm noktasıdır. Yazan, çizen, düşünen insanların bu konuda söyleyecek çok sözü olması gerekir.“Gündem yapıcı” Başbakan buna izin vermedi.Türban konusu haftasını doldurmadan kapatıldı.Onun yerine yine üniversite öğrencilerini ilgilendiren bir sorun ikame edilerek tartışmanın yönü değiştirildi.Karma evler korkusuToplumsal ahlâk anlayışımız özellikle kız evlâda sahip olan aileler için karma öğrenci evlerini kâbus hâline sokmuştur.Yasalar kız ve erkek öğrencilerin aynı evi paylaşmalarına yasak getirmiyor ama çocuklarının böyle bir tercih yapacağı düşüncesi hâliyle aileleri tedirgin ediyor.Şu sorunun cevaplanması lâzım:Nereden çıktı bu sorun?Karma öğrenci evlerinin yarattığı sorunlar genel ahlâkı toplum sağlığını ve kamu düzenini tehdit edecek boyutta bozulmaya mı sebep oldu?Hayır öyle bir şey olmadı. Öğrenci yurdu eksiği, bugünün Türkiye’sinde günlerce tartışılacak sorun olamaz. TOKİ’ye verilecek bir emirle binlerce yatak, önümüzdeki öğrenim yılına yetiştirilebilir.Buradaki amaç, oy deposu olan orta sınıfa mensup aileleri önce tedirgin etmek, sonra çözüm sözü vererek oylarını almaktır.İktidarın valisiAnneler, babalar “devlet nerede” diye feryat ediyormuş. Başbakan “Devletin burada olduğunu anlatmak için adımlar (yasal düzenleme) atılacaktır” dedi.Önleyici yasal düzenleme ne getirecek?Devletin valisi ile iktidarın valisi kavramlarına abartılı örnekler sunan Adana Valisi Hüseyin Avni Coş, dünden hazırdır.“Sayın Başbakan’ın kız ve erkek öğrencilerin aynı evde kalmasıyla ilgili açıklaması bizim için talimattır ve gereği yapılacaktır” dedi.Başbakan’ın açıklamaları, karma öğrenci evlerinin, emniyete ve valiliklere gelen ihbarlar değerlendirilerek denetleneceğini gösteriyor.Ama dikkatli olmak lâzım: İhbarların hayatımızdaki etkisini artıran bir düzenden mutlu bir toplum çıkmaz.Polis devleti çıkar.
Yüzyıllardan süzülmüş tecrübe “Çok para haramsız, çok lâf yalansız olmaz” diyor.Haramı izlemek, yakalamak kanıtlamak çok kolay değil.Ama yalan bizim gibi ülkelerde kendini çabuk ele veriyor.Bunu anlamak için dikkat kesilip haber bültenlerini takibe almak gerekmiyor.Siyaset alışkanlıklarımız çelişkileri yalanı, yanlışı adeta kafamıza vuruyor gözümüze sokuyor!Dünyada benzeri bulunmayan siyasetçilere sahibiz. Bizim lider kadroları her gün, hem de birkaç kez konuşmak zorunda.Konuşunca da halkın ilgi ve heyecan duyacağı şeyler söylemeliler.Böyle bir örneğe ne demokrasilerde ne dikta rejimlerinde rastlamak mümkündür.Son olay önceki gün bir gazete haberinde kendini gösterdi:Başbakan katlanmadıÜniversite öğrencisi genç kız, erkek öğrenci ile aynı evde kalıyormuş..Başbakan “Muhafazakâr demokrat yapımıza bu ters” diye tepki gösterip denetime tabi tutulacağını söyledi.AKP iktidarının özel yaşama müdahale ettiği iddiasının partiye zarar vereceği endişesi ile savunma güçleri derhal harekete geçirildi.Başbakan Yardımcısı Arınç “yetişkin insanların hayatlarına müdahale gibi bir dertleri” bulunmadığını belirterek haberin “asparagas” olduğunu söyledi.Başbakan’ın siyasi Başdanışmanı Akdoğan “Evleri nasıl kontrol edeceksiniz; yok böyle bir şey” diye tepki gösterdi.AKP’nin İslâmi bir düzen kuracağı endişesinin telâşı, bir anda Başbakan’ı kabaca bir yalanlamanın hedefine oturttu.Ve Başbakan Erdoğan’ın böyle bir zayıflığa katlanamayacağını düşünenler haklı çıktılar.TOKİ neden yapmıyor?Grup toplantısında kürsüye çıkan Başbakan, şu açıklamayı yaptı:“Bazı yerlerde yurtlar ihtiyaca cevap vermediği için sıkıntı yaşanıyor. Bu ülkede ebeveynlerin çocukları bize emanettir. Kızların, erkeklerin devlet yurtlarında karışık kalmasına müsaade etmeyiz..”Ve olay bir anda yön değiştirdi. “Sakıncalı durum”un yurtlarla ilgili olduğu Başbakan’ın da ağzından doğrulanınca muhalefete gün doğdu.Kılıçdaroğlu grup kürsüsünde önce bir durum tespiti yaptı:“Kız ve erkek öğrenciler aynı yurtta kalmayacak diye demeç veriyor. Zaten kalmıyorlar ki.. Kız yurdu ayrı, erkek yurdu ayrı..”Sonra sıra işin en zevkli bölümüne geliyor.Suçlama ve ceza: “Senin derdin yurt sorunu filân değil, karma eğitimi nasıl yok edebilirim. TOKİ bir sürü Sovyet tipi ev yapıyor da neden yurt yapmıyor?”Siyasetin söz ve gerilim dozunu biraz düşürmek lâzım!
Rahmetli bir büyüğüm “maymunu ateşe atmışlar, yavrusunun üstüne basmış” derdi böyle durumlarda.Ortak bir değere zarar vereceğini anladıkları zaman insanlar, çıkarları elvermese bile susmayı tercih ederler.Bu fedakârlık toplum katında kendilerini gözden düşürme tehlikesi taşısa bile dişlerini sıkar, sabır gösterirler.Ama bir yere kadar..Balyoz hükümlüsü askerlerle ailelerinin yaşadıkları mağduriyetten etkilenen kamuoyu, eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ı, Balyoz mağdurlarını kurtaracak bilgileri sakındığı gerekçesiyle yoğun bir şekilde eleştiriyor.Hatta bu tepkiler, eleştiri sınırlarını aşıp hakarete dayanabiliyor.GünahsızlarHasdal Askeri Cezaevi’nden gönderilen son mektup, emekli orgeneral Aytaç Yalman’ın suskunluğuna son vermiştir.Ağır hapis cezalarına hüküm giyen silâh arkadaşları onu, “masum insanların suçlu ilân edilmesine önemli katkı sağlamak”la suçlamıştır.Aytaç Yalman da haksız suçlandığını çünkü tanıklık yapmak için ısrarla tekrarladığı başvuruları mahkemenin geri çevirdiğini belirtti.Ama cevap metninin içinde dikkat çekici bir çelişki var.Mesela “Ceza alan ve bigünah (günahsız) olduğuna inandığım arkadaşlarımın mutsuzluğu, hayat ve hayalleri üzerine benim mutlu ve huzurlu olmam mümkün mü?”Birkaç paragraf sonra bir Hint atasözünü hatırlatıyor:“Konuşmaya karar verdiğinizde söyleyeceklerinizin susmaktan daha iyi olduğundan emin olun..”Eski Kara Kuvvetleri Komutanı uyarıyor; söyleyeceği şeylerin cezaevindekileri memnun edeceğine garanti gözüyle bakmamak gerektiğini belirtiyor.Selçuk’un rolüKonuşmaya karar vermesi yine de iyi bir gelişmedir.Arkadaşlarını ateşe atmak kaygısı altında konuşmaya karar vermesi ama bunu yazdığı kitabına saklaması, gerçeğe giden yolda hızlanma vaat etmiyor .Ama mutlu olmalıyız ki Prof. Dr. Sami Selçuk gibi yargıçlar var.O hem eski Yargıtay Başkanı’dır hem de Bilkent’te akademisyendir.Bu ayrıcalığı ona etkin bir rol oynama sorumluluğu yüklemiştir. Bunu kamu yararına cesaret ve özenle yapıyor.Sami Selçuk, Balyoz’da suçun oluşmadığını, hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunun gerçekleşmediğini söylüyor ve şunu diyor:“Öyleyse Başsavcı’nın onanan Balyoz kararlarını Ceza Genel Kurulu’na taşıması farz olmuştur!”Eninde sonunda adil bir mahkeme...Olur mu, olur!
Partisinin kampında konuşurken Başbakan’ın ağzından bal damlıyordu dün.Hayatımıza demokratik kültür kazandırma özlemini seslendiren sözlerin muhalefetin rolünü çalma onun alanını daraltma kastı taşıyor olabilir mi? Mümkündür.Ama kayda geçtiği için ve iktidarı bağlayacağı için yine de kazanç hanesine yazılabilir.“Yaşam haklarını kısıtlayarak uzlaşma olmaz;Baskıları muhafaza ederek uzlaşma olmaz;Kendi yaşam tarzınızı herkese dayatıyorsanız burada uzlaşma olmaz..”Demokratik kültüre işte böylesi sağlam ilkeler ve hedefler temel oluşturabilir.Ama Başbakan gerçekçi bir değerlendirme yaptığında bu sözlerin kendisini ve iktidarını tarif ettiğini söyleyemez.Bu sözler durum tespiti değildir. Keşke önümüzdeki geleceği tarif ve taahhüt eden ilkeler bunlar olsa.“Gazeteciler için dünyanın en büyük açık cezaevi” diye tarif edilen Türkiye size hak ve özgürlükler açısından ümit veriyor mu?Demokrasinin varlığı laiklik güvencesine bağlıdır.Laiklik de demokrasi kültüründen beslenip güç alan bir değerdir.Meclisteki tarihi toplantı biter bitmez yargıç ve savcılarla askerler ve polislere de türban serbestisi için harekete geçen zihniyete güven duyulabilir mi?Belli ki oy getirdiği sürece din istismarı bitmeyecektir.Dini inancını kılık kıyafeti ile gösteren insanlar tarafsız davransalar bile hizmet ettiği vatandaş üstünde şüphe uyandıracaktır.Dini gruplar kamu kuruluşlarındaki personeli örtünmeye razı etmek için “her imkânı” kullanacaktır.Sözünü tutan bir Başbakan’a çok ihtiyacımız var.İnşallah çok beklemeyiz!Hariciye’ye ne oldu?Çok doğru; demokratik ülkelerde politikaları bir kişi değil, kadrolar yapar.Yakın zamana kadar Türk hariciyesi de bu geleneğin örnek uygulayıcısı durumundaydı.Davutoğlu’nun gelmesinden sonra durum değişti. Ve işler kötüye gitmeye başladı.Uluslararası ilişkiler uzmanı olan AKP milletvekili Prof. İdris Bal’ın dün VATAN’dan Deniz Güçer’e söyledikleri cesur ve gerçekçi saptamalardır.Tek başına bakan Davutoğlu’ndan kaynaklanan yeni siyaset tarzı kimliğimizi ve rolümüzü erozyona uğratmıştır.Prof. Bal’a kulak versinler:“Radikalleşme normalleşmeye dönüşmeli. Çünkü radikallik kaybettirir. Biz bir eli Doğu’da, bir eli Batı’da olan bir vizyonla başarılı olabiliriz. Amerika, İsrail ve Batı karşıtı olarak başaramayız!”
Bizim kuşağın gençlik yılları Batı’nın kaliteli parlamentolarına imrenerek geçti.Aydınlanma dönemleri arasındaki büyük zaman farkını kapatmanın imkânsızlığını hatırlayarak, gelişmiş toplumları yakalamakta ümitsizliğe düştük.Türban yasağını fiili olarak bitiren Meclis’te yaşananlar, düşlediğimiz kalitede parlamentoya sahip olabilmenin pek de öyle uzağında olmadığımızı bize gösterdi.Özlemi çekilen Meclis’i yaratan sebep kadınlardır.Türban konusundaki uzlaşma arayışının ülkeyi altüst edeceği korkusu toplumun önemli bir kesimini sarmışken peş peşe kürsüye çıkan kadın milletvekilleri adeta mucize gerçekleştirdiler.Ve yılların müzmin türban sorunu şaşırtıcı bir hızla çözüldü.Böyle bir sorun hiç yaşanmamış gibi... Kinci siyasete hayır Parti yöneticileri parlamento çalışmalarında kadın vekillerden daha fazla yararlanmalıdırlar.Böylelikle kadınların temsil ettiği yumuşak güç, çözümlerin önünü açarken kadın vekiller de tecrübelerini ve etkinliklerini geliştireceklerdir.Siyasetimizin kürsüleri, zehirli kışkırtmalara alışmıştır.Böyle bir zihniyetin sorun çözme kabiliyeti olamaz.“Kininizin davacısı olun” sözü inanıyorum ki “Cumhuriyet tarihinin en vahşi söylemidir.”Perşembe günkü türban birleşiminde CHP Milletvekili Şafak Pavey, ülkenin en hassas yarasına işaret ederken iktidara şu çağrıyı yapıyordu:“.. Bu ülkeyi korkunç bir akıbete sürüklenmekten kaçınmaya niyetliyseniz adaletle öç almak arasındaki farkı en kısa zamanda öğrenmelisiniz!” Sınırı aşmamak gerek... Evet bu çok yapıcı bir nasihattir.İntikam duygusunun saldığı zehirle adalet dağıtılamaz.Türban yasağının kalkmasını özgürlük sayan zihniyet, bu kazanımı laik rejime borçlu olduklarını unutmamak zorundadırlar. Ama makulü aşmamak lâzım. Meclise giren türbanı şimdi “baskın basanın” zihniyeti ile yargıda, Silâhlı Kuvvetler’de ve poliste de serbest hâle getirmek için iktidarı zorlayanlar çoğalıyor. Buna geçit verilmemeli.. Gerçekleşen şey, türbanı serbest bırakmaktır.Mümkün olduğu kadar geniş kesimlere giydirmek değil. Yargıca, askere ve polise giydirirseniz onları dinden yana taraf durumuna sokarsınız ve laik devletin yerine din devletini koyarsınız. Duracağı yeri bilen bir Meclis ve hükümet.. Ne güzel olur!
Yasaksız bir toplumun vaat ettiği cennet nasıl bir şeydir; onu gördük dünkü Meclis’te...Ne küfür, ne şiddet.On dört yıl önce Merve Kavakçı’yı Meclis şöyle dursun vatandaşlıktan bile süpürüp atan öfkeden eser yoktu.Kadın vekillerin TBMM çalışmalarına başı örtülü olarak katılabileceği hükmü, tarihi bir olay yaşanıyor değilmiş gibi sakin bir şekilde gerçekleşti.CHP muhalefeti türbanı serbest bırakan bir uygulamaya karşı çıkmanın işe yaramayacağını gördüğü için protesto eylemine başvurmadı.Şartlar bu tür bir muhalefeti ödüllendirecek gibi görünmüyordu çünkü.Artık bundan sonrası daha önemli.Erkeklere: Uzak durunTürban yasağına karşı yürütülen strateji, laikliğe zarar verecek başka mücadele alanlarında kullanılabilir mi?Zamanla göreceğiz bunu.. Ama dünkü Meclis kadınların zaferi idi.Partiler sorunun tarafı olarak kadın vekilleri kürsüye çıkarırken isabetli bir seçim yapmışlardı.Tümünün konuşmaları öze dönük çoğu doğru mesajlar içeren ifadeler taşıyordu.Kadın çığlığı hâline gelen ses, erkek egemenliğine duyulan öfkeydi.“Kadınların ne giyeceğine, ne takacağına, ne söyleyeceğine erkekler karışmasın. Düşünecek beynimiz var, gücümüz var.”“Erkeklere sesleniyorum: Kadınlar üstünden siyaset yapmayın lütfen. Mahremimizden çıkınız!”CHP Milletvekili Şafak Pavey’in konuşması, laikliği zayıflatacak yanlışlara karşı mükemmel bir hitabet örneği idi.Önemli mesaj şuydu:“Meclis’te cemevi açmak için Diyanet’ten fetva isteyen anlayıştan korkuyorum. Yani bir inancın ibadet hakkını diğer inancın iznine bağlayan anlayıştan korkuyorum. Hukukun karşısına dini koyan anlayıştan korkuyorum.”Pişmanlık doğmaz inşallahBir önemli mesaj daha:“Gerçekten bu ülkeyi korkunç bir akıbete sürüklemekten kaçınmaya niyetliyseniz, adaletle öç almak arasındaki farkı en kısa zamanda öğrenmelisiniz.”Türban yıllarca siyasetçilerin istismar aracı oldu.Rejimin kalbi olan Meclis’te yasağın kalkmış olması, laikliğe yeni bir tarif getirme ihtiyacı doğuracaktır.Bu aşamadan sonra samimi davranmanın önemi büyüyecektir.Siyasetçilerimiz laikliğe yönelik hamleleri özgürlük diye yutturabiliyor.Türbana özgürlük kazandıran dünkü operasyonun AKP’li 4 kadın milletvekili öncülüğünde gerçekleşmesi, bir rastlantı değil, planlı bir oluşumdur.Dördünün aynı anda ilâhi bir emir aldıklarına inanılamaz.Alınan karar dileriz pişmanlığa değil özgürlüğe vesile olur.