Laiklik zarar görmesin...

30 Ekim 2013

Geleceğe ilerleyen yolda Cumhuriyet Türkiyesi bugün tarihi bir olay yaşayacak.İktidar türban sorununu kendine özgü üslubu ile yani oldu-bitti ile çözmeyi deneyecek.Türban dini bir simgedir.Güç oyununda eğer araç olarak kullanılıyorsa, siyasi simge niteliği de kazanır.Bununla ilgili yığınla yargı kararı var.Başbakan’ın türban için “deyin ki simgedir” sözü var.Şu da unutulmamalı:Laiklik ilkesinden vazgeçmiş bir rejime demokratik cumhuriyet diyemeyiz.Türkiye yıllardan beri türban tartışması yapıyor. İktidar hedef büyütmüştür. Üniversitelerde türbana yol verilirken “Kamu alanını bu serbestiye dâhil etmeyeceğiz” denilmişti; hem de Millet Meclisi dâhil edildi.Meclisi de bağlar...Bu operasyonu planlayanlar halkın idrakini hafife alıyorlar.Üç yıldır başları açık olarak görev yapan bir grup AKP’li kadın milletvekili hac dönüşü örtünmeye karar verdiklerini ilân ettiler.O adımı büyük ihtimalle bugün hayata geçirecekler.Anayasa’nın 24’üncü maddesi “Dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar” etmekten kişi ve kurumları menediyor.Türban oyununun tam da bu yasağı çiğnemek olduğuna birçok yüksek mahkeme kararı tanıklık ediyor.Anayasa Mahkemesi kararları bir içtüzük kuralı yaratılarak değiştirilebilir mi?Yapılmaya çalışılan budur.Anayasamızın 153’üncü maddesi ise şunu diyor:“Anayasa Mahkemesi kararları (...) yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.”“Meclis’i bağlamaz” hâle nasıl getireceksiniz?Rejim zarar görebilirBaş örtüsü istismarı seçim dönemlerini karıştıran, haksızlıklar yaratan bir sorun olarak yıllar boyu sandığın adaletini bozdu, siyasete zarar verdi.Bu müzminleşmiş hastalığa son vermek seçimleri anlamsız kavgalardan kurtarmak için fırsat olabilir.Doğru ama keşke bu iyiliği sağlamanın bedeli, dini ideolojik bir kimlik gibi teşhir eden milletvekilleri yaratmak olmasaydı.Rejimin laiklik değerine çok zarar vermeyecek bir formülü partiler ortak çabalarla arayıp bulmalıdır.Aksi hâlde demokrasimiz, Batılı benzerlerinden çok farklı olacaktır.En azından şu:Oralarda kadın giyimini modacılar belirliyor.Burada Allah adına hareket ettiğini söyleyen din istismarcıları.Yani “helal modacılar”..Umarız bütün bunlar kötü bir rüyadır..

Devamını Oku

Bu göçün hızı nasıl kesilecek

29 Ekim 2013

Doksan yaşını idrak eden Türkiye Cumhuriyeti dün iki kıtayı deniz altından birleştiren Marmaray ile taçlandı.“Yaptırmam - Sattırmam” diye itiraz eden zihniyeti onaylamıyoruz ama böyle büyük yatırımların çok iyi etüt edildiğini de bilmek istiyoruz.Marmaray’a gerçekten ihtiyaç olup olmadığını, İstanbul’da hayatı özellikle de trafik sıkışıklığı açısından rahatlatıp rahatlatmadığına bakarak anlayacağız.Marmaray ve onunla beraber sayılan milyarlarca dolarlık projeler kuşkusuz İstanbul’da yaşam kalitesini yükseltecektir.Türkiye’nin dünyada nihayet iyi şeylerle, böyle yatırımlarla anılması imrenilecek bir durum.Yalnız bir uyarıya ihtiyaç var:Her işin karar vericisi olan Başbakan Erdoğan, iktidar sahibi bir İstanbullu’dur. İktidarını adil kullanıyor mu yoksa İstanbul’u kayırıyor mu?Bugünkü siyaset 15 milyona yaklaşan kenti kurtaramaz.Olsa olsa mahşeri erkene alır.Gerçekleşmeye başlayan hayal projeler Anadolu’dan İstanbul’a göçü teşvik edecektir.Oysa sanayi tesislerinin ve çalışan nüfusun İstanbul dışına göçünü özendirmek gerekiyor.Aksi hâlde İstanbul, son teknolojilerin sergilendiği kalabalık bir fuar görüntüsü alacaktır.Kim demişse doğru söylemiş; kentler yapıldıkça güzelleşir, İstanbul yıkıldıkça güzelleşen bir kent! Ilımlı İslâm geçti Siyaseti din istismarcısı niyet ve eylemlerden kurtarma vaktinin nihayet geldiğini düşünüyorduk.Yine olmadı... Önümüzde duran üç seçimde yine türbanla yatıp baş örtüsü ile kalkacağımız belli oldu.Hacca giden AKP’li kadın milletvekilleri TBMM genel kuruluna baş örtüsü takarak girmeye karar vermişler.Mahkeme kararları böyle bir eylemin suç olduğunu söylüyor.Ama önce üniversitelerde, sonra yumuşak karnı olan her kurumda türban nasıl bir oldubittiye getirildi ise aynı oyun Meclis içinde oynanacak.MHP ve BDP’den itiraz sesi gelmiyor.CHP ise “usul tartışması” açarak itirazını gösterecek. Ve tabii karşısındaki cephe CHP’yi ezip geçecek.Laikliğin sakatlanması değil ölümü demektir bu.Yakın zamana kadar Türkiye’deki rejim “melez demokrasi” diye anılıyordu.“Ilımlı İslâm” deniyordu.Şimdi ne diyecekler?Sahte laik mi?İktidara gelen her parti sistemi böyle kökten değiştirecekse milletvekillerinin Anayasa’ya bağlılık yemini etmelerinin anlamı ne?

Devamını Oku

Bu bayramı hak etmek..

29 Ekim 2013

Cumhuriyet kutsal emanettir. Yıkılmış bir imparatorluğu ayağa kaldıran ve çağdaş toplumun önünü açan atalara bin selâm...Onlara borçlu olduğumuz minnet ve şükranı anlatmak kolay değildir.Atatürk, cumhuriyeti ölümsüzlüğe kavuşturacak güvenceleri tarif etmiştir.Faşist yönetimlerin acımasızlığı insanlığın canını ve haysiyetini çiğnerken, demokrasi dönemin kara bulutlarla kaplı yaşamına hep umut ve cesaret vermiştir.Mesela “Cumhuriyet rejimi demek demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir” tarifini getirmiş ve şu saptamayı sonsuz bir bağlılığın gerekçesi olarak ifade etmiştir:“Türk Milleti’nin tabiat ve şiarına en mutabık idare Cumhuriyet idaresidir!”İktidarlara sonsuz bir icraat ve açılım yeteneği kazandırıyor Cumhuriyet.Buna rağmen insanlar niçin endişe ve yetmezlik duygusu içinde yaşıyorlar?Eski Meclis Başkanı Cindoruk, iktidarın sürekli devletle ve rejimle kavgalı olduğunu söylerken haksız değildir.Laiklikten uzaklaşan adımlar asla “kazanım” diye desteklenmemeli.Çünkü öyle değil..Cumhuriyetimiz 90’ını idrak ederken büyük eserler kazandırıyor.İktidar bu başarının onur ve övüncünü yaşamayı hak ediyor.Batı medyası 29 Ekim şerefine tarihe geçecek projelerin listesini sayıyor:İki kıtayı deniz altından birleştiren demiryolu tüneli; Karadeniz’i Marmara’ya bağlayan kanal; dev bir havalimanı; Boğaz’a üçüncü asma köprü..AKP iktidarının “şaşırtma yeteneği” Cumhuriyet’in 90’ıncı yaş günü hediyeleri açısından yakışan bir eşleme yarattı.Ama bu eşleme, kârlı bir değiş tokuş yapıldığı inancı uyandırmıyor.Rejimin temel ilkelerine zarar veren icraatı, hiçbir büyük projenin hatırına kabul edemeyiz.90’ıncı yaşgününün hediyeleri laiklikten vazgeçmenin sus payı olabilir mi?Dini siyaset aracı olarak kullanmak, iktidarlara büyük kazanç getirebilir.Ama helâl kazanç değildir.“Ülke parçalanıyor, rejim değişiyor, laik cumhuriyet ortadan kaldırılıyor. Din esasına dayalı bir devlet mi kuruluyor?”Böyle bir tehlike hissetmeyenler AKP’ye yüzde 50 oy kazandırabilir.Ama bu mu olmalı tek ölçü?Laikliği boşalan bir rejim demokratik cumhuriyet olmaz.Kutlanmaya lâyık nice bayramlara!..

Devamını Oku

Yaratanın hatırı için

26 Ekim 2013

Sanki bir ikna oyunu oynanıyor. AKP iktidardan giderse eski hastalıklar nükseder korkusu pompalanıyor... Başbakan ve yardımcıları iktidar değişikliğinin, geçmişte yaşadığımız kötülükleri hem de azdırarak geri getireceğini niçin tekrarlayıp duruyorlar? Korkutarak yönetme anlayışı artık yürürlükten kalkmalı değil mi? Dile kolay; AKP iktidarda 11 yılını doldurdu. Başbakan’ın “biz başardık” diye övündüğü şeylerin herkesi mutlu etmesi gerekir. Ama iktidar kanadından gelen konuşmaların pek azına bu mutluluğun yansıdığını görüyoruz. Sanki AKP’nin iktidara gelmesini sağlayan sebepler ortadan kalkacak olursa iş bitecek iktidar değişecek. Başbakan’ın asabiyet yansıtan ses tonu ve konuşmaların içinde daima var olan geçmişle ilgili kötü anılar, korku ortamını sürekli kılmaya yarıyor. Bu tür siyaset uygulamaları, insan sevgisi göstermenin farklı bir yöntemi olabilir mi? Başbakan dün Van’da halka hitap ederken çok hoşlandığı bir hamaset kalıbını tekrarladı: “Biz sizi seviyoruz. Ama biz sizi Kürt, Türk, Laz, Zaza olduğunuz için değil, yaratandan ötürü seviyoruz..” Birçok insanın aklına haklı olarak şu soru geliyor: Allah korkusu olmasa sevmeyecek miydik? Barış içinde bir arada yaşamanın manevi örgüsünü sadece Allah sevgisi oluştursaydı Suriye’de Müslümanların öldürdüğü Müslümanların sayısı 150 bine dayanmazdı. Çok belli ki insan sevgisine daha gerçekçi ve anlamlı bir sebep bulmak gerekiyor. Mesela her konuşmada etnik grupları tek tek saymamak, hele Türk’ü kapsayıcı kimliğinden uzaklaştırarak “sıradan” kılmamak gibi.. Kaçak değil, mağdur “Bakaya kalmış 600 bin asker kaçağı var” ne anlama geliyor? Silâh altındaki sayıda, ikinci bir hayalet orduya sahibiz demektir. Bu büyüklükte yanlış ancak devlet eliyle yapılır. Şimdi bir çözüm arayışına gidildiğine göre kaçaklara ağır suçlu muamelesi yapılmamalıdır. Başbakan’ın “Bakaya kalmış 600 bin civarında kaçak var; yakalanıp hemen teslim edilmeliler“ sözü, vur deyince öldürmeye şartlanmış güvenlik birimlerimizi yoldan çıkarabilir. Bu gençlerin çoğu mağdur sayılır. Okulu bitirip aynı anda hayata atılan kızlar erkeklere askerlik süresi kadar fark atıyor. İş bulanlar “vatani görev”den dönüşte, masasına başka birinin oturduğunu görüp kahroluyor.Bu gençlere ceza verilmemelidir. Kaçak yaşarken zaten fazlası ile çekmişlerdir!

Devamını Oku

Yeni anayasa başka bahara

25 Ekim 2013

Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’nun sözleri yeni anayasadan ümit kesildiğini gösteriyor! “Başkanlık sistemine geçmiyorsak mevcut anayasa yeter de artar” demesi iktidarın pes ettiği anlamına gelir. Amerikan düşünce kuruluşu Bipartisan Policy Center’ın hazırladığı Türkiye raporu dramatik bir tespit yapmış: “Taksim protestolarının en yakın etkisi, Erdoğan’ın güçlü başkanlık emellerinin sonu oldu!” Raporu kaleme alanlar arasında Ankara’yı iyi bilen iki büyükelçi Edelman ve Abramowitz de var. Rapor, itaatkâr başbakanlar eliyle hükümeti ve partiyi kontrol edeceklerini zanneden Özal’ın ve Demirel’in yanılgılarını hatırlatıyor. Ve Tayyip Erdoğan’ın başkanlık ısrarının tamamiyle Özal ve Demirel’in kötü tecrübelerine dayandığını belirtiyor. Mevcut yetkilerle Çankaya’ya çıkarsa aynı kaderi paylaşmaya kendisinin de mecbur kalacağını Tayyip Erdoğan’ın ön görmemesi düşünülemezdi. Prof. Burhan Kuzu o nedenle uzlaşı sağlanan 60 maddeden bile vazgeçmiş, 15-20 maddelik bir pakete razı olmuştur. Anayasa Komisyonu yeteri şeffaflıkla yürümedi. Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Feyzioğlu’nun dün sergilediği itirazlar sağlandığı sanılan uzlaşmaların gerçekçi olmadığını ortaya koyuyor. Feyzioğlu geniş bir tabanı seslendirdi: “Anayasa’da ifade düzeltiyoruz diye yapılan her türlü kalem oynatmayı bir takiye bir öze dokunma girişimi görüyoruz. Buna şiddetle karşı çıkarız.” Değiştirilemez maddeleri gündeme getirenlerin daha ikna edici olmaları gerektiğini belirtti: “Demokratik devletten mi rahatsız oluyorlar? Laik devletten mi rahatsız oluyorlar? Sosyal devletten mi rahatsız oluyorlar? Yoksa üniter devletten mi sıkıntı duyuyorlar? Bunları bir kere açıklasınlar!”Partisinin il başkanları toplantısında Başbakan Erdoğan da etkileyici bir tespit yaptı. “Cumhuriyeti sahici kılan demokrasi ile buluşmasıdır. Demokrasinin olmadığı cumhuriyetler dikta rejimleridir!” Ama ardından doğruluğu şüpheli bir tavsiyede bulundu: “Eğer bu ülkede bir diktatör varsa onu sandıkta indirin!” Söylemesi kolay, yapması zordur. “Diktatör” alnında damgayla gelmez. Demokrat görüntüsünün sahte olduğunu fark ettiğinizde yanılgınızın bedelini ödemeye başlamışsınızdır. Demokrasinin kalbi olan sandık demokrasinin tabutu olmadan uyanmak gerekir!

Devamını Oku

Zaman verelim

24 Ekim 2013

Çözüm süreci adını verdiğimiz bu oyunda baş döndürücü bir hareketlilik var.Oyunun başaktörü Başbakan Erdoğan’dır.Karşısında duran iki kişi; biri dağda, öteki adada...Öcalan’la görüşmeye giden heyete müdahale edilmesi ve Başbakan’ın “İmralı’ya gidecek heyetlere biz karar veririz” sözü büyük gerginlik yarattı.Son gelişmeleri değerlendiren dağdaki elebaşı, Başbakan’ın bu tavrı ile çözüm sürecini bitirdiğini öne sürdü.Bunu bir olgu değil süreci korumaya dönük bir “beyaz tehdit” biçiminde anlamak daha doğru olur.Süreç bugünlere kolay ulaşmadı. Binbir engeli geçerek müzakere aşamasına ulaştı ki kolay kolay feda edilemez.Gerginlik siyaseti iktidarın da bölücü örgütün de çıkarına yürüyor. İktidar şu gerçeğin farkında olmalıdır:Silâha yeniden dönmemek koşulu ile tarafların birbirlerine sövüp saymaları bile diyaloğa zarar vermiyor.Çünkü iki taraf da bu sayede elde ettikleri kazancı biliyor.PKK demokrasi paketleri ile meşruiyetini tahkim fırsatı buldu. Şimdilik özel okulda da olsa ana dilde eğitim imkânını elde ediyor. Öcalan İmralı’dan avaz avaz bağırıyor “Sürece zarar verecek aşırılıklardan sakınalım arkadaşlar...”İktidar tarafı da terör ateşinden korunan seçim dönemlerinin bereketini devşiriyor.Bayık “ortaya çıkan fırsatları ucuz seçim yatırımı olarak kullandı” diyor Başbakan için.Ama fark etmiyor.. “Ateş kes” yalancı bile olsa kan ve gözyaşı akmıyor ya; seçmelerin çoğuna bu kadarı yetiyor.Tüm tarafların aklına ve vicdanına emanettir bu çözüm süreci.Neredeyse yılını idrak edecek olan ateşkes ve çatışmasız ortam, asla riske atılmayacak değerli bir alt yapı görülmeli ve korunmalıdır.Hiçbir şey aceleye getirilmemelidir.Yağma edilecek bir şey yok ortada. Halkın rızasına sahip olmayacak hiçbir kazanım değerli ve ömürlü olamaz çünkü.Bu gerçeği Öcalan’ın iyi görüyor olması şanstır..Eniştem beni niye öptü?ABD Büyükelçisi Ricciardone MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a efsane niteleyen sözlerle methiyede bulundu:“Fidan’a mesleki ve kişisel açıdan büyük saygı duyuyorum.”“Kendini işine adamış sadık ve yetkin bir üst düzey yetkili.”“Onunla çalışmak ayrıcalık. Ondan çok şey öğreniyorum.”Böylesi övgüler, genellikle özür sözcüklerine eşlik eder.İsrail’e çalışan on İranlı ajanı Tahran’a ihbar etmekle suçlanan Fidan’dan Amerikan basını adına özür mü dilemiş oluyor ekselans?

Devamını Oku

Tane tane muhalefet

23 Ekim 2013

Siyaset liderleri birbirlerinin yüzüne bakamaz hâle düşürmemeli. Maalesef bu yanlış bizde, kendini çok sık tekrarlıyor.. Öylesine ki, aynı ortamlarda bir araya gelmek mecburiyetinde kalan liderler el sıkışmak şöyle dursun göz göze gelmekten bile sakınıyorlar. Komik oluyor görüntüleri. O karşılaşma küslüğü kaldırmayınca hınç duygusu tatmin bulmuyor. İlişkiler sertleşmek için yeni bahaneler buluyor. Salı günkü meclis grubunda Başbakan CHP’yi “Bütün yolsuzlukların mimarı” olmakla suçladı.“Biz yol yaparız onlar yolsuzluk yapar” dedi. Hemen ardından CHP lideri Kılıçdaroğlu grup konuşmasına başladı. O da yolsuzluk konusunda Erdoğan’ın eline su dökecek ikinci bir ismin bulunamayacağını söyledi. Mecazi olarak yürütmenin anlamını kaydırmak suretiyle alaycı bir eleştiri üretti.Ama belli ki tatmin olamamış; dün parti sözcüsü Halûk Koç medyanın önüne çıktı ve aynı yere birkaç yumruk daha attı. Elindekileri sallayarak “Bu klasörün içi AKP’nin yolsuzlukları ile dolu” dedi, Deniz Feneri’ne şöyle bir dokundu geçti. Fakat iyi bir hazırlıktan yoksun olduğu için düşünülen mesaj verilemedi.Muhalefet toptancı eleştirilerle etkili bir yolsuzluk mücadelesi yürüteceğini düşünmemelidir.Parti sözcüsü, içi yolsuzluk dosyaları ile dolu dediği klasörü havada sallayacak yerde, dosyaları teker teker gündeme getirse daha etkileyici ve icraatçı olurdu. Kanıtsız, iyi formüle edilmemiş iddialar temiz siyasetin zaman ve fırsat kaybıdır.Toptancı suçlamalar da karambol.. Eleştiriye ceza! Eleştiri kaldıramayan tiplerin sık işittikleri bir deyiş vardır:“Fırıncıya söyle ekmek de vermesin!” Sanatçılar, bu itirazı ağızlarından işiteceğimiz son meslek grubu olmalıydı.Kültür Bakanlığı, özel tiyatrolara parasal yardımda bulunuyor. Her yıl bu yardımı paylaştıran toplantılar yapılır. Cumhuriyet, yeni yılın planlandığı toplantıda muhalif görüşe sahip özel tiyatrolara ceza kesilmesinin önerildiğini haber verdi dün. Toplantıya katılan bazı bakanlık temsilcilerinin Genco Erkal, Ferhan Şensoy ve Levent Kırca’nın da aralarında bulunduğu tiyatroları destekten yoksun bırakmaya kurulu ikna için çalışmışlar.Gezi günleri sırasında iktidarı eleştirmenin bedeli bu oluyor demek ki. Eleştirisiz bir sanat, eleştirisiz bir hayat demektir. Kötü bir eylem için Gezi’yi bahane etmenin ayıbı günahı kadar büyüktür!

Devamını Oku

Geri dönüş önlenmeli..

22 Ekim 2013

Başbakan ve liderler yine barut gibi. Önümüzde üç büyük seçim var.Eğer birbirlerini yerin dibine batırmanın seçim kazandıracağına inanıyorlarsa sıkıntılı günler geçireceğiz demektir. Partilerin dünkü meclis grup toplantıları, iyi bir geleceğin vaadini yansıtmıyordu.İtibarlı Financial Times gazetesinde yer alan bir değerlendirme, yaşanan siyasal gerginliğin yatırımları riske soktuğunu vurguluyor ve uyarıyordu. Gazete pek çok gözlemcinin nazarında Türkiye’nin “ayrı bir vaka” olduğunu fakat gergin havanın doğrudan dış yatırımları kaçırabileceğini yazıyor. Batı medyası Türkiye’nin gidişine artan bir merakla büyüteç tutuyor.Financial Times, Erdoğan’ın önceden ordu gölgesinde olan ülkeye demokrasinin üstünlüğünü getirdiğini yazmış. Büyüme oranlarındaki düşüşe rağmen ekonominin dönüşümden geçtiğini, yüzde 90’ı aşan enflasyonun şimdi tek haneli rakamlara indiğini kaydederken şu hatırlatmayı yapıyor: “2002’de vergi gelirlerinin yüzde 86’sı faiz ödemelerine giderken şimdi bu oran yüzde 16..”Bundan sonraki hedef “başarının devamını getirmek”tir. AKP’nin ilk yılları Batı’nın reform diye alkışladığı icraatlarla geçti. Bu kimlik, yani reformcu kimliği de siyasi iktidarı yoracaktır. Diğer yandan da örneğin bölücü terör örgütü ile yürütülen görüşmelerin seçim sandığına pahalı bir maliyet olarak yansıması ihtimali, iktidarı adım atmaktan uzak tutabilir. Ama fren mesafesi aşılmıştır. PKK’yı ateşkes ortamından ayrılmamaya ikna etmek gerekiyor. Bunun yolu da eylemsiz zamanların uzamasından ve cinayetlerin durması ile gelecek huzurun fark ettirilmesinden geçiyor. Suriye krizinin başlarında müdahaleye istekli ülkeler arasında kaynamıştık. Ama şu anda neredeyse Suriye’nin tek düşmanı biziz! Bölücü terör örgütünün dağdaki elebaşısı dün Türkiye’den çıkan PKK silâhlı unsurlarının geri dönme hazırlığı başlattıklarını ilân etti. Güneydoğu sınırını boydan boya kaplayacak bir Kürt kuşağına asla izin verilmemelidir.Makulü aramanın akılcı yolu müzakereleri sürdürmektir. Ülkeyi “Kan ve gözyaşı” baskısından uzaklaşmış bir süreç korur ve kurtarır!

Devamını Oku