Yer muhtemelen AKP Genel Merkezi’ndeki Başbakan Tayyip Erdoğan’ın makam odası.Odada Tayyip Bey dışında kabineden 4 bakan daha var. Bunlardan biri Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım. Diğeri, iddiaya göre Enerji Bakanı Hilmi Güner. İki bakanın ise hangileri olduğunu bilmiyorum.Günün yorgunluğunu atmak üzere çaylar içiliyor. Konu Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Odadaki bakanlar Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı için aday olacağından neredeyse emin. Eğer son anda başka bir şey çıkmazsa seçileceğini de adları gibi biliyorlar.Bakanlardan biri şöyle söylüyor: “Tayyip Bey, medyada en çok yazılan konu. Sizin Çankaya’ya çıktıktan sonra hükümete karşı daha güçsüz hale geleceğiniz, hele koaliyon hükümeti olursa bunun daha da zor olacağı söyleniyor.” Tayyip Bey eliyle “boş verin” der gibi yapıyor ve “Hiç tasalanmayın, tekrar tek başımıza iktidar olacağız” diyor.Herkesin yüzünde geniş bir gülümseme oluşuyor.Tayyip Bey daha sonra devam ediyor: “Ayrıca hükümetle neden sıkıntı yaşanacakmış ki, ben Cumhurbaşkanı değil miyim?” Herkes “Evet” anlamına gelen biçimde başını sallıyor.Tayyip Bey devam ediyor: “Anayasal yetkilerimi her durumda sonuna kadar kullanacağım.” Odadakiler yine başlarını sallıyorlar, anlamadıkları halde anlamış gibi yapıyorlar besbelli.Tayyip Bey sürdürüyor, “Anayasa Cumhurbaşkanına gerekli gördüğü hallerde hükümete başkanlık etme hakkını veriyor. Yani Cumhurbaşkanı istediği anda Başbakanlık görevini de üstleniyor.” Herkesin yüzünde hayretle karışık bir hayranlık görüntüsü beliriyor.Tayyip Bey sözünü tamamlıyor: “Bu durumda istersem her bakanlar kurulu toplantısına katılabilir ve başkanlık yapabilirim. Ki bunu mutlaka yapacağım.” Bakanlardan biri fikri çok beğendiğini belirterek “Üstelik bu herkesin dileğinin de yerine getirilmesini sağlamış olacak” diyor.Diğer bakanlar “Nasıl yani?” gibisinden bakıyorlar. Sözün sahibi noktayı koyuyor: “Cumhurbaşkanı olma, Başbakan olarak kal diyorlar ya, Tayyip Bey bu talebi de yerine getirmiş olmayacak mı?” Gülüyorlar...Yukarıda anlattıklarımı, bu toplantıdan sonra bazı bakanların konuyu arkadaşları ile paylaşmaları sayesinde öğrendim. Konuşmalar bire bir aynı olmayabilir, ama esası doğrudur.*****Ali Taran’ın AKP ile ilişkisi koptuAli Taran Türkiye’nin en başarılı reklamcılarından. Yaptığı reklamların hepsi ses getirdi, üstelik çoğu da tıpkı bir dizi film gibi izleyiciler tarafından heyecanla izlendi.Taran 2002 genel seçimlerinde, o sırada henüz yeni kurulan Genç Parti’nin seçim kampanyasını yürütmüştü.Taran’ın 2007 seçimlerinde ise AKP’nin reklamlarını yapacağı ve kampanyayı yöneteceği söylenmişti. Hatta pek çok yerde Taran’ın Tayyip Erdoğan’la anlaştığı yolunda haberler de çıkmıştı.Ancak bu ilişki 10 gün kadar önce belki de bir daha kurulmamak üzere sona erdi.Ali Taran’la AKP’nin ilişkisinin kopma nedeni ile ilgili 3-4 ayrı duyum aldım.Birincisi: Tayyip Bey, Ali Taran’la çalışmanın zor olacağını söylemiş. Çünkü Ali Taran, reklam konusunda düşüncelerinin tartışılmasını ve işine karışılmasını pek sevmiyor. Tayyip Bey ise her saniye işin kontrolünü elinde tutmak istiyor. Burada mayanın tutması çok zorİkincisi: AKP reklam bütçesi için 30 milyon dolar ayırmış. Taran bu miktarın az olduğunu belirtmiş. AKP yönetimi, seçimde bunun çok üzerinde bir para harcayacağı halde, resmi olarak daha büyük bir miktarı deklare etmeyi uygun bulmamış.Üçüncüsü: Tayyip Bey yakınlarının ısrarla söylediği “Bu kişi Genç Parti’nin reklamcısıyken; Cem Uzan’ın Tayyip Erdoğan hakkında söylediği sloganları bulan kişidir, şimdi bizde olması ahlaken uygun değil” uyarılarının doğru olduğuna kanaat getirerek ilişkiyi kesmiş.Dördüncüsü: Biraz tatsız iddia. Ali Taran’ı Tayyip Bey’e takdim eden bir danışman, Taran’dan çok yüklü bir komisyon istemiş. Taran da “Veririm ama, ben yasal çalışacağım için vergi ödüyorum, bu farkı bütçeye ekleyin” demiş. Komisyon isteyen bunu başaramayınca Taran da bu hevesten vazgeçmiş.*****AKP 367’yi bulabilirCumhurbaşkanı adayı olmasına pek çok çevrenin kesin gözüyle baktığı Tayyip Bey’in en büyük korkusu, seçimin ilk günü Meclis’te 367 kişinin hazır bulunmaması ve CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne gitmesi.Gerçi Erdoğan her yerde 367 konusunun hiçbir önemi olmadığını vurguluyor, ne CHP’nin ne de başkasının bundan bir sonuç alabileceğini söylüyor. Ama yine de garanti değil. Anayasa Mahkemesi 367 konusunda AKP’nin aleyhine bir karar verirse AKP’li birinin Cumhurbaşkanı olması neredeyse tamamen suya düşer.İşte bir “korkulu rüya” görmemek için AKP kolları sıvamış durumdaymış. Amaç Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu için 354 AKP’li milletvekilinin yanı sıra 13 milletvekilini daha Meclis’e sokmakmış.Meclis aritmetiğine bakınca 13 kişi için iki kaynak var. Biri ANAP Grubu. Onlar 21 kişi. Bir de 9 bağımsız var. AKP tüm bağımsızların Meclis’e girmesini sağlasa bile yine 4 eksik kalıyor.AKP kurmayları bu eksiğin tamamlanmasına kesin gözüyle bakıyor. Zaten çoğu AKP’den istifa ederek ANAP’a geçen milletvekillerinden bazıları ilk seçimde “liste başı olmak kaydıyla” 367’yi tamamlama konusunda söz vermişler.Açıkçası bu eksiği ANAP’tan ve bağımsızlardan kapatmak hiç de zor değil. Partilerinden ayrılanlar bir daha seçilemeyeceklerini düşünüyorlardı. Onlara bir beş yıl daha ikbal kapısı açılırsa tereddüt bile etmezler.*****Yarını bekliyorumYarın salı. Meclis’te yine partilerin grup toplantıları var. Son üç haftadır AKP Grubuna dinleyici olarak gelenler tıpkı maçtaymış gibi tezahürat yapıyor. Meclis Başkanı Bülent Arınç bu görüntülerin Meclis’in saygınlığını düşürdüğünü belirtmiş ve bundan utanç duyduğunu söylemişti.Geçen hafta Meclis’in işleyiş ve çalışmalarına ilişkin görüşmelerin yapıldığı ve AK Parti Grup Başkanvekili İrfan Gündüz, CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç ve Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Ömer Abuşoğlu’nun katıldığı toplantıda bazı kararlar alındı.Arınç’ın başkanlığındaki toplantıda alınan kararlara göre, grup toplantılarında tezahürat yapılmayacak, parti genel başkanlarına hediye verilmeyecek.İşte bu nedenle yarını bekliyorum. Bakalım Meclis Başkanı sözünü geçirebilecek mi?Cumhurbaşkanı olacak başbakanlık yapacak!Yer muhtemelen AKP Genel Merkezi’ndeki Başbakan Tayyip Erdoğan’ın makam odası.Odada Tayyip Bey dışında kabineden 4 bakan daha var. Bunlardan biri Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım. Diğeri, iddiaya göre Enerji Bakanı Hilmi Güner. İki bakanın ise hangileri olduğunu bilmiyorum.Günün yorgunluğunu atmak üzere çaylar içiliyor. Konu Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Odadaki bakanlar Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı için aday olacağından neredeyse emin. Eğer son anda başka bir şey çıkmazsa seçileceğini de adları gibi biliyorlar.Bakanlardan biri şöyle söylüyor: “Tayyip Bey, medyada en çok yazılan konu. Sizin Çankaya’ya çıktıktan sonra hükümete karşı daha güçsüz hale geleceğiniz, hele koaliyon hükümeti olursa bunun daha da zor olacağı söyleniyor.” Tayyip Bey eliyle “boş verin” der gibi yapıyor ve “Hiç tasalanmayın, tekrar tek başımıza iktidar olacağız” diyor.Herkesin yüzünde geniş bir gülümseme oluşuyor.Tayyip Bey daha sonra devam ediyor: “Ayrıca hükümetle neden sıkıntı yaşanacakmış ki, ben Cumhurbaşkanı değil miyim?” Herkes “Evet” anlamına gelen biçimde başını sallıyor.Tayyip Bey devam ediyor: “Anayasal yetkilerimi her durumda sonuna kadar kullanacağım.” Odadakiler yine başlarını sallıyorlar, anlamadıkları halde anlamış gibi yapıyorlar besbelli.Tayyip Bey sürdürüyor, “Anayasa Cumhurbaşkanına gerekli gördüğü hallerde hükümete başkanlık etme hakkını veriyor. Yani Cumhurbaşkanı istediği anda Başbakanlık görevini de üstleniyor.” Herkesin yüzünde hayretle karışık bir hayranlık görüntüsü beliriyor.Tayyip Bey sözünü tamamlıyor: “Bu durumda istersem her bakanlar kurulu toplantısına katılabilir ve başkanlık yapabilirim. Ki bunu mutlaka yapacağım.” Bakanlardan biri fikri çok beğendiğini belirterek “Üstelik bu herkesin dileğinin de yerine getirilmesini sağlamış olacak” diyor.Diğer bakanlar “Nasıl yani?” gibisinden bakıyorlar. Sözün sahibi noktayı koyuyor: “Cumhurbaşkanı olma, Başbakan olarak kal diyorlar ya, Tayyip Bey bu talebi de yerine getirmiş olmayacak mı?” Gülüyorlar...Yukarıda anlattıklarımı, bu toplantıdan sonra bazı bakanların konuyu arkadaşları ile paylaşmaları sayesinde öğrendim. Konuşmalar bire bir aynı olmayabilir, ama esası doğrudur.*****Ali Taran’ın AKP ile ilişkisi koptuAli Taran Türkiye’nin en başarılı reklamcılarından. Yaptığı reklamların hepsi ses getirdi, üstelik çoğu da tıpkı bir dizi film gibi izleyiciler tarafından heyecanla izlendi.Taran 2002 genel seçimlerinde, o sırada henüz yeni kurulan Genç Parti’nin seçim kampanyasını yürütmüştü.Taran’ın 2007 seçimlerinde ise AKP’nin reklamlarını yapacağı ve kampanyayı yöneteceği söylenmişti. Hatta pek çok yerde Taran’ın Tayyip Erdoğan’la anlaştığı yolunda haberler de çıkmıştı.Ancak bu ilişki 10 gün kadar önce belki de bir daha kurulmamak üzere sona erdi.Ali Taran’la AKP’nin ilişkisinin kopma nedeni ile ilgili 3-4 ayrı duyum aldım.Birincisi: Tayyip Bey, Ali Taran’la çalışmanın zor olacağını söylemiş. Çünkü Ali Taran, reklam konusunda düşüncelerinin tartışılmasını ve işine karışılmasını pek sevmiyor. Tayyip Bey ise her saniye işin kontrolünü elinde tutmak istiyor. Burada mayanın tutması çok zorİkincisi: AKP reklam bütçesi için 30 milyon dolar ayırmış. Taran bu miktarın az olduğunu belirtmiş. AKP yönetimi, seçimde bunun çok üzerinde bir para harcayacağı halde, resmi olarak daha büyük bir miktarı deklare etmeyi uygun bulmamış.Üçüncüsü: Tayyip Bey yakınlarının ısrarla söylediği “Bu kişi Genç Parti’nin reklamcısıyken; Cem Uzan’ın Tayyip Erdoğan hakkında söylediği sloganları bulan kişidir, şimdi bizde olması ahlaken uygun değil” uyarılarının doğru olduğuna kanaat getirerek ilişkiyi kesmiş.Dördüncüsü: Biraz tatsız iddia. Ali Taran’ı Tayyip Bey’e takdim eden bir danışman, Taran’dan çok yüklü bir komisyon istemiş. Taran da “Veririm ama, ben yasal çalışacağım için vergi ödüyorum, bu farkı bütçeye ekleyin” demiş. Komisyon isteyen bunu başaramayınca Taran da bu hevesten vazgeçmiş.*****AKP 367’yi bulabilirCumhurbaşkanı adayı olmasına pek çok çevrenin kesin gözüyle baktığı Tayyip Bey’in en büyük korkusu, seçimin ilk günü Meclis’te 367 kişinin hazır bulunmaması ve CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne gitmesi.Gerçi Erdoğan her yerde 367 konusunun hiçbir önemi olmadığını vurguluyor, ne CHP’nin ne de başkasının bundan bir sonuç alabileceğini söylüyor. Ama yine de garanti değil. Anayasa Mahkemesi 367 konusunda AKP’nin aleyhine bir karar verirse AKP’li birinin Cumhurbaşkanı olması neredeyse tamamen suya düşer.İşte bir “korkulu rüya” görmemek için AKP kolları sıvamış durumdaymış. Amaç Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu için 354 AKP’li milletvekilinin yanı sıra 13 milletvekilini daha Meclis’e sokmakmış.Meclis aritmetiğine bakınca 13 kişi için iki kaynak var. Biri ANAP Grubu. Onlar 21 kişi. Bir de 9 bağımsız var. AKP tüm bağımsızların Meclis’e girmesini sağlasa bile yine 4 eksik kalıyor.AKP kurmayları bu eksiğin tamamlanmasına kesin gözüyle bakıyor. Zaten çoğu AKP’den istifa ederek ANAP’a geçen milletvekillerinden bazıları ilk seçimde “liste başı olmak kaydıyla” 367’yi tamamlama konusunda söz vermişler.Açıkçası bu eksiği ANAP’tan ve bağımsızlardan kapatmak hiç de zor değil. Partilerinden ayrılanlar bir daha seçilemeyeceklerini düşünüyorlardı. Onlara bir beş yıl daha ikbal kapısı açılırsa tereddüt bile etmezler.*****Yarını bekliyorumYarın salı. Meclis’te yine partilerin grup toplantıları var. Son üç haftadır AKP Grubuna dinleyici olarak gelenler tıpkı maçtaymış gibi tezahürat yapıyor. Meclis Başkanı Bülent Arınç bu görüntülerin Meclis’in saygınlığını düşürdüğünü belirtmiş ve bundan utanç duyduğunu söylemişti.Geçen hafta Meclis’in işleyiş ve çalışmalarına ilişkin görüşmelerin yapıldığı ve AK Parti Grup Başkanvekili İrfan Gündüz, CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç ve Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Ömer Abuşoğlu’nun katıldığı toplantıda bazı kararlar alındı.Arınç’ın başkanlığındaki toplantıda alınan kararlara göre, grup toplantılarında tezahürat yapılmayacak, parti genel başkanlarına hediye verilmeyecek.İşte bu nedenle yarını bekliyorum. Bakalım Meclis Başkanı sözünü geçirebilecek mi?
Tayyip Erdoğan henüz kendisi açıklamış olmamakla beraber Cumhurbaşkanı olmak istiyor. Cumhurbaşkanlığı sadece sembolik bir temsil makamı değil. Türkiye’nin en hayati kararları bu makam tarafından alınıyor ya da onaylanıyor.Anayasa’nın 104’üncü maddesi Cumhurbaşkanı’nın görev yetkilerini belirliyor.Şimdi gelin hep birlikte Cumhurbaşkanı’nın görev yetkilerini bir kere daha okuyalım ve Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması halinde nelere muktedir olacağını görelim:MADDE 104. - Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.Bu amaçlarla Anayasanın ilgili maddelerinde gösterilen şartlara uyarak yapacağı görev ve kullanacağı yetkiler şunlardır:A- YASAMA İLE İLGİLİ OLANLAR:- Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde açılış konuşmasını yapmak,- Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni gerektiğinde toplantıya çağırmak,- Kanunları yayımlamak,- Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne geri göndermek,- Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunmak,- Kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün, tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasa’ya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesi ile Anayasa Mahkemesinde iptal davası açmak,- Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermek,B- YÜRÜTME İLE İLGİLİ OLANLAR- Başbakanı atamak ve istifasını kabul etmek,- Başbakan’ın teklifi üzerine bakanları atamak ve görevlerine son vermek,- Gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmek veya Bakanlar Kurulunu başkanlığı altında toplantıya çağırmak,- Yabancı devletlere Türk Devleti’nin temsilcilerini göndermek, Türkiye Cumhuriyeti’ne gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul etmek,Milletlerarası andlaşmaları onaylamak ve yayımlamak,- Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanlığını temsil etmek,- Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kullanılmasına karar vermek,- Genelkurmay Başkanını atamak,- Millî Güvenlik Kurulu’nu toplantıya çağırmak,- Millî Güvenlik Kurulu’na başkanlık etmek,- Başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararıyla sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilân etmek ve kanun hükmünde kararname çıkarmak,- Kararnameleri imzalamak,- Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak,- Devlet Denetleme Kurulu’nun üyelerini ve Başkanını atamak,- Devlet Denetleme Kurulu’na inceleme, araştırma ve denetleme yaptırtmak,- Yükseköğretim Kurulu üyelerini seçmek,- Üniversite rektörlerini seçmek,C- YARGI İLE İLGİLİ OLANLAR- Anayasa Mahkemesi üyelerini, - Danıştay üyelerinin dörtte birini, - Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilini, - Askerî Yargıtay üyelerini, - Askerî Yüksek İdare Mahkemesi üyelerini, - Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini seçmek.Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.*****Eleştri CHP’ye değil Atatürk’eBilmiyorum sizin de dikkatinizi çekiyor mu? Tayyip Bey CHP’ye yönelik eleştirilerini hep geçmişten bu yana alarak yapıyor.Örneğin son olarak kadın hakları ile ilgili konuşmasında CHP’yi ağır dille suçlayan Tayyip Erdoğan “İlk kurulan partiyiz diyorsunuz ama, kadınlar için bugüne kadar ne yaptınız?” diye sordu.Şimdi insaf etmek gerek. CHP ilk parti. Bu tamam. Bu partiyi kuran da Atatürk. Ve Atatürk’ün başkanlığındaki CHP iktidarı, bugün içine girmek için can attığımız Avrupa Birliği ülkelerinin bile çoğundan önce kadın hakları güvence altına alan kanunlar çıkarmıştı.Tayyip Bey bunu çok sık yapıyor. Sanayileşme ile ilgili CHP’yi eleştirirken “Şunca yıldır ne yaptınız?” diyor.Eğitimle ilgili bir konuda “CHP geçmişinde bu konuda ne yapmış ona bakın” diye haykırıyor.İyi güzel de, Baykal Türkiye’nin ilk kurulan partisinin genel başkanı, kurulduğu günden beri genel başkan değil. Bu durumda Tayyip Bey, ikidebir CHP’nin geçmişine laf sokuştururken, galiba aslında Atatürk’e dokundurma yapmak istiyor.Hiç hoş değil.*****Deniz Baykal korkutmuş!TÜSİAD, Tayyip Erdoğan’ı “çok zarif” biçimde uyarmış ve “Cumhurbaşkanlığı için uzlaşma yolları aranmalı” açıklamasını yapmıştı. Bu açıklama, aslında açıkça Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasının istenmediği anlamına geliyordu.Ancak TÜSİAD’ın son Ankara çıkarmasında sanki bu “zarif” söylem yön değiştirdi. Ankara toplantılarından sonra aklına ve siyasi zekasına güvendiğim pek çok kişi “TÜSİAD’çılar Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını artık istiyorlar” yorumunu yaptı.Öyle sanıyorum ki, Baykal’ın TÜSİAD’çılarla buluşmadan iki gün önce “Bunlar tırstı” diye konuşması, ardından TÜSİAD Başkanı’nı kameralar önünde zor durumda bırakması iş dünyasında endişe yarattı.Tayyip Erdoğan’la ekonomik olarak çok iyi anlaşan ve rakamlara göre hayli de iyi kazanan iş dünyası “Baykal iktidara gelirse herşeyin tersini yapmaya kalkacaktır” korkusu ile “Bildiğinden şaşma” prensibine uymayı tercih edecek.*****Yeşil Kart’taki avanta nedir?Maliye Bakanı açıklayınca insan şaşırıyor tabii. BMW X5 sahibi olup da Yeşil Kart alan varmış. Ayrıca bankada 500 bin dolarlık hesabı olan bir Yeşil Kartlı da bulunmuş.Yeşil Kart biliyorsunuz geçinemeyecek kadar yoksul olanlara, BMW arabası olanın bahşiş diye bile vermeyeceği kadar küçük bir yardım yapılıyor. Bir de bu kart sahipleri hastanelerde bedava tedavi görüyor.Eğer bakanın söylediği gibi gerçekten çok parası olup da Yeşil Kart’a sahip olanlar varsa, bu kartın bizim bilmediğimiz bir avantası vardır mutlaka. Şaka falan yapmıyorum. BMW X5’i olup da Yeşil Kart alan bundan mutlaka hiç aklımıza gelmeyecek bir yarar sağlıyordur. Bence bu adamları listeden çıkarmak yerine, onları sıkı bir sorguya almak ve Yeşil Kart’ın akla gelmeyen avantasını ortaya çıkarmak lazım. Çünkü böyle bir avanta varsa daha ne BMW’li Mercedes’li, Jaguar’lı Yeşil Kart sahibi bulunacaktır.
Ortaya birden yine “andıç” sorunu atıldı. Ne ilginç değil mi? Çok merak ettiğimiz(!) bir konu açıklığa çıkmış oldu.Askerin ya da bir başkasının benim hakkımda düşündüğü o kadar önemli değil. Ben onlar hakkında ne düşünüyorum o önemli.Asker böyle bir şey yapabilir mi, yapamaz mı, bu basın özgürlüğüne darbe midir değil midir, demokrasilerde böyle şey olur mu olmaz mı?Bunların hepsi akla ziyan sorular.Dün yazı günüm olmadığı için konuyla ilgili görüşümü söyleyemedim. Andıç’tan da Akşam Gazetesi muhabiri arayıp “Ne düşünüyorsunuz?” diye sorunca haberim oldu. Önce cevap vermek istemedim, çünkü konuyu tam bilmiyordum. Sonra “Eğer Genelkurmay bu değerlendirmesini kamuoyuna açıklamadıysa, bir sorun olmadığını, her kurumun kendi içinde bu tür değerlendirmeler yapabileceğini, ama eğer bunu kamuoyuna resmen açıklamış olsaydı, söyleyecek sözlerim olacağını” belirttim.Bu konuda benim kafamı kurcalayan tek soru şudur: “Kim bu harika zamanlamayı yaptı?” Çok ilginç gelişmeler oluyor. Tayyip Erdoğan’ın ya da bir başka AKP’linin Cumhurbaşkanı olmasını istemeyen Türkiye’nin ezici çoğunluğu bunun önlenmesi için birilerine bel bağlamış değil.Ama siyasal İslamcı medya aylardır bir asker korkusu yaratmaya çalışıyor. Bu medyadaki neredeyse tüm yazarlar, üstü kapalı olarak askerin darbe yapabileceğini, Türkiye’deki bazı kesimlerin buna çanak tuttuğunu ileri sürerek bir korku havası yaymaya çalışıyor.Buna ne yazık ki, kimi sözde aydın yazar çizerler de katılıyor. Demokrasi düşüncesinin altında ezilerek demokrasi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan AKP’yi demokrasi çerçevesine yerleştirmeye çalışan bu sözde aydınlar da dolaylı yollardan askerin darbe yapabileceğini ileri sürüyorlar.Böyle bir ortamda, siyasal İslamcı medya ile sözde aydın kesimin dilediği gibi oynayabileceği bir bilgiyi ortaya saçmak ancak ve ancak askeri yıpratmak, sıkıntıya sokmak amacını taşır.*****DTP sanki kapatılmak istiyorDikkat ediyor musunuz, DTP sözcüleri son 15 gündür kanal kanal geziyor. Hepsinin üslubu aynı. “PeKeKe” diyorlar, ancak iki ülkenin savaş halinde kullanabileceği “ateşkes” deyimini ısrarla söylüyorlar, İmralı mahkûmu hakkında olumsuz gelişmeler olması durumunda bunun tahrik sayılacağını iddia ediyorlar.Sonra bakıyorsunuz bu partinin belediye başkanları, yöneticileri veya yetkilileri “kavgada bile söylenmeyecek” laflar ediyorlar.Biri çıkıp “Kerkük’e müdahale Diyarbakır’a yapılmış sayılır” diyor, bir başkası kadınlardan “Kürtçe konuşmadığı için” özür diliyor, bir başkası karşısındaki topluluğa “Zorlansanız bile Kürtçe konuşun” öğüdünü veriyor.Aslına bakarsanız yasalarımız gereği bu söylemlerin her biri parti kapatma gerekçesi olarak kullanılabilir.O zaman aklıma şu soru geliyor: “Acaba DTP özellikle kapatılmak mı istiyor?” Çünkü gelen bilgilere göre bu parti Güneydoğu illerinde bağımsız adaylarla seçim mücadelesi verecek. Bu durumda partinin açık olması ve seçimleri katılması bir handikap. En azından bölgede bağımsız adaylar varken seçim pusulasında bir de partinin adının bulunması, seçmenlerin kafasını karıştırabilir.Ayrıca DTP’nin Güneydoğu bölgesi dışındaki oylarını değerlendirmek için başka partilerle diyalog aradığı da bilinmeyen bir şey değil.Parti kapatılır. DTP adayları bölgeden bağımsız aday olur, Türkiye’nin diğer yerlerinde de başka bir partiyle ilan edilmemiş bir ittifak yapılır.Niyet sanki bu..*****“O biraz daha dinlenecek”5 ay falan önce. Ünlü bir gazetecinin evindeyiz. Konuklar arasında her kesimden gazeteciler de var. Ev sahibi gazeteci, 3 yıldır mesleğimi yapamamamdan ötürü ciddi üzüntü duyuyor ve her fırsatta bana bir olanak yaratmaya çalışıyor.Konuklar arasında siyasal İslamcı medyaya daha yakın duran bir gazetenin Genel Yayın Müdürü de var. Sohbet sırasında ev sahibi gazeteci “Aslında Can sizin gazete için çok yararlı olur” diyor.Genel Yayın Müdürü de “Ben de biliyorum, hatta geçenlerde bizim patronlarla da konuştuk” cevabını veriyor. Ben araya giriyorum ve “Çok teşekkür ederim. Ama ben demokrasi, hukuk, laiklik ve Cumhuriyet’e bağlılığım ve siyasal görüşlerim açısından sizin gazetede yazmayı pek içime sindiremem” diyorum.Ev sahibi gazeteci üsteliyor ve ekliyor “Öyle deme, sen sesini duyur, bunu kendin için kişilik meselesi haline getirme.” Ben de “Ayrıca ben istesem bile Tayyip Bey izin vermez ki” deyince, Genel Yayın Müdürü bu sözlerimi sanıyorum bir yeşil ışık olarak algılıyor ve “Bu hafta Ankara’ya gidiyorum, Tayyip Bey’le de görüşeceğim, bunu söyleyeceğim” diyor.Hiçbir karşılık vermiyorum.Aradan 15 gün geçiyor. Bu sohbet aklımdan çıkmış gitmiş bile. O gün davete katılan gazetecilerden birine rastlıyorum, laf o günkü konuşmaya geliyor. Ve bana diyor ki “Hani Tayyip Bey’le konuşacaktı ya, konuşmuş, Tayyip Bey de (o daha dinlenecek) cevabını vermiş.” Andıç ha? Boşverin..***** ÖğreneceğizYouTube’a erişimin engellenmesi nedeniyle dünyada çok konuşulur olduk. Ama bu iyi değil, çünkü bizimle alay ediliyor. Türkiye’den YouTube’a girilememesi, oradaki görüntülerin izlenemediği anlamına gelmiyor. Sadece biz izlemiyoruz o kadar.Aleyhimize de olsa YouTube’da veya başka bir yerde bu tür olaylarla karşılaşmak son derece normal. Çünkü artık dünya özgürlüğe böyle bakıyor.Terbiyesizlik, hakaret, yalan özgürlük mü? Değil elbette ama siz bu yöntemle engellemeye çalışırsanız, sorun karşınıza özgürlük olarak çıkıveriyor. Bu durumda öfkelere kapılıp komik kararlar almak yerine bir; bunların özgürlükler, demokrasi ve insan hakları boyutunda engellenebilmesi için dünya çapında bir hukuk oluşturulması için çabalayacağız, iki, aşağılık duygusu içinde mazlumu oynamak yerine bin beterini yapacağız. Çünkü özgürlüğü öğrenmemiz gerekiyor artık.
Geçen hafta yazdığım “Sağda ya da solda birlik değil, Cumhuriyet’te birlik” yazım üzerine Liberal Parti Genel Başkanı Cem Toker aradı. Öncelikle “Cumhuriyet’te Birlik” sloganı ile bir seçim ittifakı platformu oluşturmaya çalıştıklarını hatta bu projeyi noter kanalı ile tescil ettirdiklerini söyledi.Toker geçtiğimiz yılın ortalarından itibaren hayata geçirmeye çalıştıkları projeyi anlatırken “Biz yüzde 10 barajlı bir sistemde yüksek oy alamayacağımızı bilen bir partiyiz. Ama hem bizim hem de bizim durumumuzdaki partilerin Meclis’te mutlaka temsil edilmesi gerek” dedi ve bunun da oluşturulacak bir ittifak platformu ile sağlanacağını belirtti.Toker’e göre şu anda barajı aşma ihtimali çok düşük olan, ama gerek barındırdığı isimler gerekse temsil ettikleri görüş açısından Meclis’e mutlaka girmesi gereken 9 parti var.Bunlar içinde biraz atak yapmaları halinde oy oranlarını yükseltebilecek DSP ve ANAP dikkat çekiyor.Toker diyor ki “Ön koşulsuz olarak bir araya gelip bir seçim ittifakı oluşturulabilir. Burada hangi parti çatısı altında olunacağı önemli değil. Seçim sonrası için protokoller şimdiden hazırlanır. Daha önceki seçim sonuçlarına göre kimin nerede daha güçlü olduğu zaten biliniyor. Buna göre listeler hazırlanır. Toplum da böyle bir birliği arıyor. Bu ortak platform bize göre çok yüksek oy alabilir.” Toker ittifaklardaki temel sorunu da şöyle anlatıyor: “Biraz oyu olan partiler bize ve bizim gibi olanlara (partinizi kapatın buraya gelin) şartını öne sürüyorlar. Biz Meclis’e girmek için çırpınmıyoruz ki, demokrasi gereği toplumdaki her görüş temsil edilsin istiyoruz. Parti kapatmakla birlik sağlanmaz. Oysa kurulacak ittifak daha sonra Meclis’te her partinin kendini temsil etmesi olarak hayata geçecek. Bu yapıdan güçlü bir hükümet çıkarmak da kolay olacaktır.” Liberal Parti Genel Başkanı’nın söyledikleri bir kenara atılacak görüşler değil. Ama burada sorun partilerin lider ve yöneticilerinin egolarını yenip yenemeyeceğinde düğümleniyor.Sokakta iki vatandaştan sıcak ilgi gören parti lideri kendisini seçim kazanacak lider olarak gördüğü sürece bu bölünmüşlük ve dağınıklık sürecektir. Bu bölünmüşlüğün karşısına tek yumruk gibi çıkan, tek bakış açılı, tek fikirli, demokrasi, hukuk ve insan haklarını pek ciddiye almayan ve temelinde dine dayanan bir siyasi hareket tek başına iktidara geliyor.Toker’in söylediklerinden çıkardığıma göre burada top ANAP veya DSP’nin önünde duruyor. Bir cesaret göstermeleri halinde “birlik” olunması çok da zor değil.*****Turizmde personel eğitimi için 375 bin dolar harcayan otel Geçen hafta 40 yıllık okul arkadaşım İsmail Yuvacan’la birlikte bir günlüğüne Antalya’ya gittik. İstanbul Erkek Lisesi’nden arkadaşlarımızla 40’ıncı yılımızı kutladığımız gecede sohbet ederken kararlaştırmıştık bu günü birlik geziyi.İsmail Yuvacan yıllardır turizm sektörünün içinde. Pek çok büyük otelin yöneticiliğini başarıyla yaptıktan sonra şimdi büyük bir otelin sıfırdan kuruluşunu tamamlayıp açılışa hazır hale getirmenin keyfini sürüyor.Peki biz niye Antalya’ya gittik? Oteli görmeye mi?Hem evet, hem hayır. Evet, çünkü bir ay sonra açılacak yeni bir oteli görmek bana da ilginç geliyordu. Hayır, çünkü İsmail için önemli olan, biten bir oteli göstermek değil, burada otelin profesyonel ekibiyle yapmaya çalıştığı bir eğitim çalışmasını anlatmak.Nisanda açılışı yapılacak olan Ela Quality Oteli’nin çok genç Genel Müdürü Ahmet Çolakoğlu ve Genel Müdür Yardımcısı Erol Sezer, bana büyük bir heyecanla “Türkiye’de ilk kez bir otel açılmadan önce tüm personel için eğitim programı yapıyoruz” diye anlatmaya başladılar.Ben de “Gerçekten ilk mi?” diye sorunca “Başka otellerde de eğitim çalışmaları olmuştur, ama biz burada tıpkı bir okul gibi çalışıyoruz. Sadece bu eğitim için 375 bin dolar harcıyoruz” cevabını verdiler.Ardından anlattılar: Şu anda değişik alanlarda çalışacak 300 personel sabah 09.00 akşam 17.00 arasında yoğun bir ders programı ile eğitim görüyor. Buraya katılan tüm öğrencilerin yemek ve konaklama hizmetlerini karşılıyoruz. Turizmde en büyük sorun çalışan personelin işini iyi bilmesi ve kaliteli hizmet verebilmesi. Dünyanın en lüks otellerini yapıp, içine en iyi aktiviteleri ve eğlenceleri koyun. Hiçbiri insan faktörünün yerini tutamaz. Türkiye artık bunu başarmak ve eğitim için de ciddi paralar harcamak zorunda. Biz biliyoruz ki eğitim için harcayacağımız para, çok daha büyük olarak bize yani Türkiye’ye geri dönecektir. Turizm konusunda ilk kez bir eğitimi yerinde görmek için gittiğim Antalya’dan gülümseyen bir yüzle ve keyifli biçimde döndüm.*****Sürpriz isim Binali YıldırımAKP’liler Tayyip Bey’in Çankaya’ya çıkacağından çok emin. Siyasi çevrelere göre böyle bir durumda Başbakan da belli. Abdullah Gül. Ancak bu garanti değil.Çok yakın görünmelerine rağmen Erdoğan ile Gül’ün aslında çok iyi anlaşamadıkları siyaset kulislerinde çok konuşulmaya başladı. Deneyimli siyasetçiler “Hiçbir lider, zamanla kendisine zarar vereceğini bildiği birinin önünü açmaz. Tayyip Erdoğan son dakika golü ile Abdullah Gül’ü devre dışı bırakacaktır” yorumunu yapıyor.Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması halinde, hükümeti kurmakla Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ı görevlendireceği söyleniyor. Gül’ün, Erdoğan’dan gelen her isteğe boyun eğmeyeceğini belirtenler “Tayyip Bey kendi sözünden çıkmayacak birini başbakan yapacaktır” diyorlar.*****Asgari ücretli ve 4 çocukluAsgari ücret 562 lira. Bu para ile bir kişinin geçinmesi mümkün mü? Mucizeye inanıyorsanız geçinir. Ailede kadın çalışmıyorsa bu para ile iki kişinin geçinmesi için mucize bile yeterli olmaz. Peki bir de 4 çocuğunuz varsa?Başbakan Meclis’te sloganlar arasında sesleniyor ve diyor ki “Alacağımız tedbirlerle asgari ücretli ve 4 çocuklu bir vatandaşımız vergi ödemeyecek.” Sonra da bekârlara sesleniyor “Haydi evlenmeye.” Sözün devamını da hayal edin. “Asgari ücretle çalışın, 4 çocuğunuz olsun, vergi vermeyin.” Sadaka ekonomisi ile yoksullara zeytin, peynir, un, yağ, şeker, yakacak dağıtan AKP, yoksulluğu daha da kalıcı hale getirmek ve bu sayede daha çok oy almak amacıyla çok fazla çocuğu da teşvik ediyor. İşte Çankaya’ya çıkmak için direten zihniyetin çağdaşlık anlayışı bu.
Dışişleri’nde hummalı bir çalışma olduğunu öğrendim. Konu Amerikan Temsilciler Meclisi’nde 23 Nisan’da oylanması beklenen Ermeni Tasarısı.Dünkü yazıyı okuyanlar hatırlayacaktır, Sedat Sertoğlu bir ay önce “Yahudi Lobisi Tom Lanton’ın tavrına bakacaktır” demişti. İşte o Tom Lanton sonunda soykırım yasa tasarısına karşı olduğunu açıkladı. Bu da Türkiye için büyük umut oldu.Amerika’daki Yahudi lobileri yıllardır hep Türkiye’den yana tavır koyarak bu tasarının geçmemesinde en büyük etken olmuşlardı. Bu kez de Yahudilerin desteğinin alınması çok önemli.Amerika’daki ikinci kozumuz ise eski Başkan Clinton. Çünkü Başkan Clinton, 8 yıllık görev süresince Ermeni Soykırımı Tasarısı hakkında Türkiye’ye destek vermişti. Hatta Clinton görev süresinin son yılında bizzat Temsilciler Meclisi Başkanı’nı arayarak “Bu tasarının geçmesini istemiyorum” demiş ve tasarıyı engellemişti.Şu anda Temsilciler Meclisi’nin kadın başkanı Ermeni tasarısı konusunda son derece katı tutumu ile tanınıyor. Türkiye’yi “Orhan Pamuk’a yapılanlar, Hrant Dink cinayeti ve 301’inci madde” nedeniyle eleştiren Nancy Pelosi Ermeni soykırımı tasarısının da geçmesi için elinden geleni yapıyor.Amerikan siyasetini iyi bilenlerin söylediğine göre bayan Nancy Pelosi’yi etkileyebilecek tek kişi eski Başkan Clinton.Demokrat olan Pelosi’nin Clinton’a olan hayranlığı biliniyor. Siyasi kariyeri için Clinton’ı örnek aldığını çekinmeden söyleyen kadın başkanın Clinton’ın ricası ile bu yıl da tasarının geçmemesini sağlayabileceği konuşuluyor.Bu nedenle Dışişleri iki koldan Clinton’ı etkilemeye çalışıyormuş. Birincisi Amerika’daki Türk dostlarını devreye sokmak. Clinton’a da yakın olan Türk dostlarından “bu ricanın” iletilmesi isteniyormuş.İkincisi ise Amerika’daki Yahudi lobisinin devreye sokulması. İşte Tom Lanton’ın tavrını belirlemesi bu konuda umut ışığı olmuş. Çünkü Clinton’a da ulaşmakta bir sıkıntısı olmayan Lanton’ın Temsilciler Meclisi Başkanı ile konuşması için Clinton’ı da ikna edebileceği düşünülüyormuş.Zaman giderek daralıyor. Ama gelişmeler Ermeni soykırımı tasarısının bu yıl da geçmeyeceği yönündeki inancı destekliyor.***Şebnem SchaefferDYP’ye manken dünyasından bir üye katıldı. Şebnem Schaeffer’in DYP’ye katılması çok konuşuluyor şu günlerde.Dikkat ettim, gazeteler ve televizyonlar bu haberi verirken genellikle genç mankenin hayli seksi ve dekolte görüntülerini kullanıyor. Bu son derece normal aslında.Ancak başlatılan eleştiri dalgası da canımı sıkıyor.“Böyle bir manken siyasete nasıl girermiş?” Girmesine girer de benim söylemek istediğim bu değil.Hep yazıp çizmeye çalışıyorum. Herkes eleştiriyor, herkesin fikri var, herkes sözde idealist, ama sıra iş yapmaya, elini taşın altına koymaya gelince ortalıkta kimse yok.Kimse ortaya çıkmadığı gibi çıkana da söylemediğimizi bırakmıyoruz. Sonuçta da siyasete girmesi gerekenler bir köşede oturup gelişmeleri izlerken, aslında girmesinde çok da fayda olmayan bir manken siyasete soyunuyor.Görmemiz gereken asıl nokta bu..*****İstanbul’un işleriMinik Dilara’nın ölümünden sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgili o kadar çok iddia gündeme geliyor ki insan şaşırıyor.Birkaç gündür VATAN’ın manşetlerinden de izliyorsunuzdur, belli ki belediye ihalelerinde hiç hoş olmayan işler dönüyor.Gelen bazı bilgiler nedeniyle meraklandığım bazı şeyler var. Örneğin diyorlar ki, İstanbul’daki hafriyat işi bir bakanın oğlunun elinde. Ondan habersiz bir kamyon inşaat artığı, moloz veya toprak bile dökülemiyormuş. Doğru mudur acaba?Yine Belediye’nin izniyle yapılan açık hava reklamlarında da Erol isimli bir AKP’linin müthiş gücü varmış. Bu Erol Bey’den habersiz bir afiş, bir billboard asmak, binaların duvarlarını süslemek mümkün değilmiş. Her iki iş dalı da pek bilinmiyor kamuoyu tarafından. Hafriyat ve açıkhava reklamlarında dönen para yılda bir milyarın üzerindeymiş, anlayın artık.***Fenerbahçe çok ayıp ettiSanıyorum futbolla çok ilgili olduklarını düşünenler bile “Esami” konusunu pek bilmiyorlardı. Taa ki Fenerbahçe güçlükle beraberliği kurtardığı Sivas maçının bitimine kadar.Sivas’la 2-2 berabere kalan Fenerbahçe kural hatası yapıldığını ileri sürerek Merkez Hakem Komitesi’ne başvurdu.Ben de yeni öğrendim, esami şuymuş, takımlar maçtan bir saat önce kadrolarını imzalayıp hakemlere teslim ederlermiş. Bundan sonra takımda değişiklik yapılmazmış. Ama Sivasspor, maç başlamadan hemen önce takımda değişiklik yapmış. Sorun bu. Kural hatası mı? Bilmiyorum, olabilir, ama anlaşıldığı kadarıyla Merkez Hakem Komitesi bu iddiayı ciddi bulmamış.Öyle ya da böyle, Merkez Hakem Komitesi’ne başvurmak Fenerbahçe’ye hiç yakışmadı. Çok ayıp bir durum.Yöneticiler, eğer maç 5-0 Fenerbahçe’nin galibiyetiyle bitseydi, bu başvuruyu yapacaklar mıydı? Buna “Evet” diyebiliyorlarsa, söyleyeceğim her şeyi geri alacağım.Fenerbahçe gibi büyük bir takım, berabere kaldığı bir maçtan sonra “kural hatasına sığınarak” bunu masa başında hükmen galibiyete çevirtecek kadar küçülmemeli.Deyin ki son derece haklı. Yine olmaz. Ancak Fenerbahçe açık farkla galip gelseydi, o zaman hata yapan bir klübü ve hakemleri uyarmak adına bu başvuruyu yapabilirdi.Fenerbahçe gibi klüpler, bazen haksızlığa uğradıklarına inansalar bile, masada değil sahada kazanmaları gerektiğini bilmelidir.*****Grup yine aynıMeclis’te dün yine grupların toplantı günüydü. Başbakan Erdoğan AKP Grubundaki konuşmasında genel siyasete hiç değinmeden kadınları, gençleri, bekârları, asgari ücretlileri konuştu.Doğru bir taktik. Milletin karnı daha önemli elbette. Böylelikle vatandaşın zihninde “Kardeşim bırakın şu Cumhurbaşkanlığı seçimini falan, benim karnımı kim doyuruyor, ona bakarım” düşüncesi hakim oluyor. Tabii yanlış yapılacak bir Cumhurbaşkanlığı seçiminin kendisini sürekli yoksul bırakabileceğini aklına bile getirmiyor vatandaş o sırada.Grup toplantısını doğal olarak televizyondaki canlı yayınlardan izledim. Yine değişen bir şey yok. Salonun balkonunda toplananlar yine sloganlar attı. Başbakan da onları selamladı. Ne Meclis’in saygınlığı ne Meclis Başkanı’nın uyarıları para ediyor. Varsa yoksa popülizm. Yazık...
Aslında son derece can sıkıcı bir durum. Ciddi ciddi adamlar, siyasetçiler, iş adamları, gazeteciler aralarında “Cumhurbaşkanlığı toto” oynuyorlar.“Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olur mu olmaz mı?” diye.Bir ülkenin cumhurbaşkanlığı seçimini bu kadar hafife almak hiç doğru değil.Ancak karşı karşıya olduğumuz durum da bir gerçek. Yapacak bir şey yok. Çünkü Tayyip Erdoğan çağdaş bir ülkede görülmeyecek bir zihniyetle politika yürüttüğü için Türkiye hâlâ Cumhurbaşkanlığı sorununa bir çare bulmuş değil.Bahse girenler “Erdoğan Cumhurbaşkanı olur mu olmaz mı?” üzerinde kilitlendi.Oysa bu bahisler için ara katmanlar da var. Yani konu herkesin iddialaştığı gibi iki seçenekli değil.Gelin isterseniz cumhurbaşkanlığı seçimleri için konuşulanları sıralayalım.1- TAYYİP BEY ADAY OLUR:Şu anda beklenen bu. Tayyip Erdoğan belki de bir daha eline geçiremeyeceği bir fırsatı kullanmak isteyecektir. Tereddüt bile etmeden 16 Nisan’da adaylığını açıklayacaktır.2- TAYYİP BEY ADAY OLMAZ:Bu geniş bir kesimin beklentisi. Kendi partisinin bile yarıdan fazlası Tayyip Bey’in aday olmamasını, partinin başında kalmasını ve Meclis’ten bir ismi aday göstermesini bekliyor.Yukarıdaki iki madde herkesin iddiaya girdiği iki ana konu. Şimdi isterseniz, Tayyip Bey’in aday olmaması için konuşulan senaryoları gözden geçirelim.* Kendi rızasıyla aday olmazTayyip Bey gerek tırmanan gerginliği gerekse Başbakan kalmakla daha faydalı olacağını görerek aday olmaz. Başka birini aday gösterir.* Etkin ricalar nedeniyle aday olmazTayyip Bey gerek partisinden gerekse etkili çevrelerden gelen uyarıları dikkate alır. Aday olmasının büyük sorun yaratacağını görür ve adaylıktan vazgeçer.* Baskı yüzünden aday olmazTayyip Bey her şeye rağmen adaylığını koymaya kararlıdır. Ancak karşı koyamayacağı çevrelerin yoğun baskısı altında kalır. Adaylığını açıklamanın kendisi için bir tehlike yaratacağını görür ve adaylıktan vazgeçer.Yukarıdaki üç senaryoda da Tayyip Bey aday olmuyor ve bir başkasını bu makam için işaret ediyor.Oysa Tayyip Bey’in işaret edeceği kişi üzerinde de yoğun tartışma olacaktır. Gelelim bu konudaki senaryolara...1- KENDİSİ ADAY GÖSTERİR:Tayyip Bey aday olmaz ama kendine yakın birini aday gösterir. Bu kişi Bülent Arınç da olabilir, Vecdi Gönül de.2- TELKİNLERE KULAK VERİR:Tayyip Bey’e kendisi dışında ama kendi sözünden çıkmayacak bir ismi aday göstermesinin de gerilim yaratacağı telkin edilir. Bu durumda Tayyip Bey, Bülent Arınç gibi tepki toplayacak bir isimden vazgeçip, hiç olmazsa eşinin başı açık olan birini bulur.3- BASKILARA BOYUN EĞER:Tayyip Bey karşı koyamayacağı güçlerin etkili baskısı sonucu, kendisine yakın birini de aday göstermekten vazgeçip laik, Atatürkçü, çağdaş bir ismi Meclis dışından aday gösterir.Peki bu yukarıdaki senaryoların da hiçbiri gerçekleşmedi. O zaman ne olur?Bunu bilmek için falcı olmak gerek. Ama sadece şunu söyleyebilirim. Hiç iyi olmaz.***Teşekkürler Sedat SertoğluHatırlayan olacaktır, bir ay kadar önce bu köşede 25 yıllık gazeteci arkadaşım dostum Sedat Sertoğlu ile yaptığımız sohbeti size de aktarmıştım. Sedat Sertoğlu’na Amerika’daki Ermeni tasarısını sormuş ve eklemiştim: “Bugüne kadar Yahudi lobisinin büyük desteğini görmüştük, bu kez ne olur?” Sertoğlu da Amerika’da tek Yahudi lobisi olmadığını, onların da aralarında ikiye bölündüğünü belirterek “Ancak hepsinin sözünü dinlediği Tom Lantos vardır. O henüz görüşünü açıklamadı. Sanıyorum Yahudiler onun tavrını bekleyeceklerdir” demişti.Dünkü Sabah Gazetesi’nin manşetinde Amerikalı Yahudi Tom Lantos’un açıklaması vardı. Lantos “Türkiye’nin haklılığını gördük, tasarının geçmemesi için elimizden geleni yapacağız” diyordu. Demek ki şimdi bir umut doğdu. Sedat Sertoğlu’na verdiği eşsiz bilgi için teşekkür etmek istiyorum. Bir konuyu en uzmanına sormanın ne kadar faydalı olduğu bir kere daha kanıtlanmış oldu.***Rektörlerde kadın gücüİki gün sonra Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayacağız. Türkiye’de kadının yeri, gücü, uğradığı baskılar ve haksızlıklar şimdiden medyada ve kitle toplantılarında konuşulmaya başladı. Hatta kadın yürüyüşü bile erkenden yapıldı.Biz Türkiye’de bunları tartışırken, Amerika’dan bir örnek vermek ve kadının dünyada ne kadar saygın hale geldiğini söylemek istiyorum.Amerika’nın en iyi 8 üniversitesinden 5’inin başında kadın rektör var.1- Harvard Üniversitesi’nin rektörü Drew Faust. Şubat 2007’de seçildi.2- MIT (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) rektörü Susan Hockfield Mayıs 2005’te seçildi.3- Pennsylvania Üniversitesi’nin rektörü Amy Gutman. Ekim 2004’te seçildi.4- Princeton Üniversitesi’nin rektörü Shirley Tilghman. Haziran 2001’de seçildi.5- Brown Universitesi’nin rektörü Ruth Simmons. Haziran 2001’de seçildi.Amerika’nın en önemli üniversitelerine İngiltere’den Cambridge Üniversitesi de katıldı. Cambirdge tarihinde ilk kez bir kadını, Alison Richard’ı geçtiğimiz kasım ayında rektör seçti.***Trafik cezalarının affıPlakalara, belki çoğu “kafadan” yazılarak gönderilen trafik cezaları konusunu sanıyorum ilk yazanlardan biriyim. Yazımın çıkmasından sonra pek çok şikâyet almıştım. Nitekim bir hafta içinde 800 bini aşkın kişiye bu tür cezalardan gönderildiği ortaya çıktı.Yazılarımda bu hukuksuzluğa karşı vatandaşların mahkemeye başvuracağını belirtmiş ve konuyla ilgilenen bir internet sitesinin de adresini vermiştim.Konu sonunda Meclis’e taşındı ve AKP bu cezaların affı için bir yasa teklifi hazırladı.Şimdi bu da hoş değil. Seçime kısa bir zaman kala bir milyona yakın kişiyi ilgilendiren bir konuda “af çıkacağı” sözü kuşku yaratır.Bu nedenle cezalar konusunda mahkemeye yapılan başvurular bir an önce sonuçlandırılmalı ve hukuk dışı bu cezalar hukuken iptal edilmelidir.Yapılan bir hukuksuzluktur, kimse af beklemiyor, adalet bekliyor.
Cumartesi günü TÜSİAD üyesi tanınmış bir iş adamıyla öğle yemeği yedik. Sohbetimiz doğal olarak son günlerin gelişmeleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerine yoğunlaştı. TÜSİAD’ın Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olarak kalması yolundaki görüşlerini yadırgadığımı ama sonuçta bu söylemi zarif bulduğumu yazdığımı söylediğimde ünlü işadamı “Çok isabetliydi bugünkü yazın” dedikten sonra “İş adamı olarak başka ne yapabiliriz ki?” diye sordu.Sohbetimizin çarpıcı noktalarını size de aktarmak istiyorum:- Tayyip Bey’i gerçekten Başbakan olarak mı görmek istiyorsunuz?- Bu bize bağlı değil ki.- Öyle de, talep bu şekilde.- Hepimiz öyle söylemiyoruz.- Nasıl söylüyorsunuz?- Partisinin başında kalsın diyenlerimiz çoğunlukta.- Ne farkı var?- Farkı biliyorsun.- Söyle yine de.- Başbakan kalsın sözünde başka bir temenni var, partisinin başında kalınca başbakan olmak için seçilmesi gerek.- Evet aslında ince bir dokunuş.- Başka türlü söylenemez.- Gerçekten Tayyip Bey’i başarılı buluyor musunuz?- Başarıları var tabii.- Hangileri mesela.- Ekonomiyi iyi idare ettiler.- Kendileri mi yaptı?- Elbette hayır, onlar gelmeden önce yapılan planları bozmadılar böylelikle istikrara bir şey olmadı.- Ama vatandaş öyle demiyor.- Demeyecek tabii.- Sizler iyi diyorsunuz ama.- Hedefler farklı. Bizim genel ekonomide istikrar oldu diyoruz. Ama halkın günlük yaşamı öyle değil.- O zaman ekonomide istikrardan söz edilebilir mi?- Bakış açısına bağlı.- Peki halkın şikâyetleri siz korkutmuyor mu?- Korkutmaz mı, biz de mal satamıyoruz.- Ama ekonomi iyi, nasıl oluyor?- Şöyle oluyor, biz de kendimizi toparlıyoruz, hesaplarımız istikrar kazanıyor, geleceğe göre plan yapıyoruz.- Planlar tutacak mı?- İşte istikrarı bunun için istiyoruz. Şu anda pek çok şey kötü. Ama iyiye dönebilir.- Halk “TÜSİAD’çılar bu hükümetten çok kazandı bu yüzden destekliyorlar” diyor. Ne dersin buna?- Çok haksız değiller.- Yani çok kazandınız?- Tam öyle denemez.- Nasıl denir?- Bazıları iyi kazandı.- Kimler mesela?- Bana dedikodu yaptırma.- Destek bu yüzden mi?- Çok kazanan için öyle olabilir, ama toplamımız açısından bakarsan, biraz önce söylediklerim geçerli.- Peki geçekten Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması iş dünyası için önemli değil mi?- Önemsiz olur mu, en önemli konu.- Kısacası olsun mu isterseniz?- İsteyenler olabilir ama azınlıktadırlar.- Yani istemiyorsunuz.- Öyle de denebilir.- Neden peki?- Nedenlerini herkes bilmiyor mu sanki...- Yine de duymak isterim.- Türkiye çok gerilir.- Bu mu sorun?- Bak bir şey söyleyeyim mi, ekonomi ve AB üyeliği için bazı reformlar yaptılar.- Ne alâka şimdi?- Devam ediyorum, ama Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyete gelince iş değişir.- Nasıl değişir?- Ona tahammül edemeyiz.- Ciddi misin?- Tabii ki ciddiyim. Bakma, o konuları konuşmuyor gibiyiz ama herkes bu konuda hassas.- Bunu ona aktaran oldu mu?- Arkadaşlarımızdan söyleyen olmuştur. Tabii bunları çok açık biçimde söylemek bizim işimiz değil.- Sizler bu ülkede yaşamıyor musunuz?- Canım dejenere etme lafımı, anlıyorsun sen ne dediğimi.***“Cahil yöneticiler”Genç Bakış’ta izledim. Gecenin ikisi olmuş. Bir öğrenci depremle ilgili projesini anlattı. Daha sonra jüri üyeleri konuyu tartışıyor. Profesör Doktor Celal Şengör depremin kesinlikle olacağını anlatıyor. Bir soru geldi: “Bu kadar biliniyor, peki tedbir neden alınmıyor?” Şengör hiç tereddüt etmeden yanıtlıyor: “Böyle cahil yöneticilerden başka ne beklenir ki?” Yüzlerce öğrenci alkışmalaya başlıyor. Doğaldır, herkesin hoşuna giden bir şey söylendiğinde bu tür alkışlar çok gelir.Ama bu kez farklı. Alkış bir dakika sürüyor, iki dakika sürüyor, üç dakika sürüyor, hâlâ kesilmiyor. Sonunda sunucu Abbas Güçlü müdahale ediyor. “Herhalde bu şahsi değildi değil mi?” Şengör bu soruyu yanıtlamıyor, “Ben de bu alkışlayanları alkışlıyorum” diyor.O yüzlerce kişi içinde her görüşten öğrenci var. Ama tepki de böyle işte.***‘Her şey dahil’ turizmi nedir?Geçen hafta bir günlüğüne Antalya’ya gitmiştim. Açılışa hazırlanan Ela Quality Oteli’nin eğitim programını izledim. Gözlemlerimi önümüzdeki günlerde yazmak istiyorum. Bu arada bölgedeki turizmcilerle konuştum, merak ettiklerimi sordum. Örneğin en merak ettiğim konuların başında son yıllarda çok yaygınlaşan “her şey dahil turizmi gerçekten yararlı mı?” sorusuydu.Her şey dahil turizminde turist otele giriyor ve hiç çıkmadan bütün ihtiyaçlarını ekstra para ödemeden karşılıyor. İşte bu sistem eleştiriliyor. Bölge esnafı “Biz turistten yararlanamıyoruz, her şeyi otelciler alıyor” diye sızlanıyor.İşte bu doğru muydu?Konuştuğum turizmciler “Her şey dahil turizminin” kaçınılmaz olduğunu belirtiyor ve şunu söylüyor: “Aslında bizi bu yola itenler şimdi turist bize gelmiyor diyenlerdir.”Çünkü, Antalya’da da başka yerlerde de, esnaf, özellikle halıcılar, mücevherciler, lokantacılar ve işportacılar turistleri o kadar taciz etmiş, o kadar kazıklamış ki, herkes illallah demiş.Turizmciler “Belki bazı halıcılarla, lokantacılar iş yapmıyor, ama insaf edin, eti, peyniri, sütü, yumurtayı, sebzeyi kimden alıyoruz. Boya badana işlerini, musluk tamirini, elektrik işlerini kimler yapıyor, çöpü kim alıyor? Turizm 38 ayrı sektöre iş sağlayan bir dev” diyor. Bir turizmci ise ekledi: “Biz bir otel için 100 milyon dolarlık yatırım yapıyoruz. Bizi eleştirenlerin üç kuruşluk hayrı var mı? Biz turisti getirmek için yılda en az 2 milyon dolar promosyon yapıyoruz. Oysa bizi eleştiren turist getirmek için bir kuruş bile harcamayıp, benim getirdiğimden yararlanmak istiyor.” Söylenenler bunlar. Karar sizin.***Kuru gürültüAli Babacan yabancı gazetecilerin sorusu üzerine Türk Silahlı Kuvvetlerini, “ellerindeki gücü kaybeden elitler” olarak niteleyerek “Bunlar gürültü çıkarıyor” dedi. Babacan daha sonra tanımlamasının şiddetini artırarak “Biz buna Türkçede kuru gürültü deriz” diye ekledi.Türkiye’de, sadece asker değil, laik demokratik cumhuriyetin tehdit altında olduğuna inanan ve sesini yükselten çok büyük bir çoğunluk var. Ali Babacan “Türkçede kuru gürültü” deyiminin olduğunu hatırlatıyor. Türkçe’de bir de “Gürültüye gitmek” deyimi vardır. Hani deyimler dağarcığına katkım olsun istedim.
Tebrikler... İSKİ Genel Müdürü görevden alındı.Minik Dilara’nın inanılmaz ölümüne neden olan inşaatı yapan firmanın iş akdi feshedildi. Bununla yetinilmedi firma iki yıl kara listeye alındı.Tekrar tebrikler.Yıllardır ilk kez böyle vahim bir olayın sorumluları anında cezalandırıldı. İş şimdi yargıda. Bakalım orası ne diyecek?İyi hoş da tüm bunlar olurken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı neredeydi acaba?Gazete haberlerinden ve Başbakan’a yakın olan yazarlardan öğrendiğimize göre bunların yapılmasını isteyen bizzat Başbakan Erdoğan.Merak ediyorum, Erdoğan Kadir Topbaş’a telefon edip de “gereğini yapın” demeseydi acaba ne olacaktı?Kadir Topbaş, dün yine kameraların karşısına çıkıp da göğsünü gere gere aldıkları kararları açıklayabilecek miydi?Mümkün değil.Çünkü görevden alınan İSKİ Genel Müdürü Dursun Ali Çodur Topbaş’ın değil Tayyip Bey’in yakını. Topbaş, eğer Başbakan’dan talimat gelmeseydi, Çodur’un kılına bile dokunamazdı. Zaten dokunabilecek olsaydı Başbakan’dan talimat gelmesine bile gerek kalmadan bu işi yapardı.Yine söylüyorum. İSKİ Genel Müdürü’nün görevden alınması, sorumlu şirketin kovulması ve kara listeye sokulması alkışlanacak bir operasyondur.Ama burada da siyaset devreye girmiş, belli ki Tayyip Bey ve kurmayları seçim öncesi kamuoyundan prim toplayacak bir işe imza atmışlardır.Bunu şunun için rahatlıkla yazıyorum. Bir Başbakan kendi partisinden olan bir Belediye Başkanı’na uyarıda bulunabilir, hatta alacağı bir karar konusunda rahat haraket etmesini sağlayabilir.Ancak eğer kimi gazete yazarlarını arayıp “Birazdan gereken yapılacak” diye haber veriyorsa bunda iyi niyet aramak mümkün değildir.Başbakan İstanbul’da medyada gelen üzücü bir olayı şahsi şovu haline çevirmeyi becermiştir.Minik Dilara’nın ailesi Kadir Topbaş’ı başsağlığı için bile evine sokmazken, Başbakan’ın telefonunu yürek ferahlatıcı bulmuştur.*****“Başımıza icat çıkarın”Son zamanlarda en keyif alarak izlediğim programlardan biri Çarşamba akşamı Kanal D’de yayınlanan Genç Bakış oldu. Üçü geçiyordu galiba bittiğinde, ama hiçbir yorgunluk hissi duymadan başında kaldım ekranın.Famelab 2007 adlı bir yarışmanın ilk ekran ayağıydı bu program. Alışmış olanlar için söyleyeyim, tıpkı Popstar yarışması gibi. Ama hani “nitelik yok” diye eleştiriyoruz ya, işte bu niteliklisi.Adaylar üç dakika içinde, topluma yarayacak bir bilimsel projeyi herkesin anlayacağı biçimde anlatıyorlar. Jüri de puanlama yapıyor. Sonuçta 23 adaydan 10’u finale kaldı. Finale kalanlar 23 Mart’a kadar projelerini ve sunumlarını geliştirip tekrar yarışacaklar. Birinci olan ise Haziran ayında Londra’da yapılacak uluslararası yarışmada Türkiye’yi temsil edecek.Yarışmayı “pop star” benzetmesi yaparak tanıtmam bazılarını kızdıracaktır biliyorum. Ama lütfen kimse kızmasın. Keşke bu nitelikli yarışma o pop star yarışmalarının arasında kendine yer bulabilse ve haftalarca sürse.İnsanlar tüm toplumun yararına olan buluşlarını üstelik herkesin anlayabileceği bir dille sergileyebilse.Programın sonunda jüri üyelerinden Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün çok güzel bir söz söyledi. Türkçede olumsuz kullanılan bir söz vardır. Aman başımıza icat çıkarma derler. Ama siz tam tersine ne olur başımıza icat çıkarın. Biz bunlardan yararlanalım ve size destek olalım.23 Mart’taki finali kaçırmayın derim. Bir de Kanal D yönetimi hiç olmazsa bu final gecesini biraz daha erkene alamaz mı?*****Avara kasnakBaşbakan Erdoğan’ın kendisini eleştirenlere cevap vermek için “Avara kasnak gibi takılıyorlar” demesi bana çok ilginç geldi. Bu yaşımda şu avara kasnak lafını hep duyarım da tam anlamını bir türlü bilemem. Sözlüğü açıp baktım. Şöyle diyor avara kasnak için: Kasnağın bulunduğu bir mekanizmada bir kasnak tahrik edilen, biri tahrik eden ve sonuncusu bu üçgenden kaçarcasına kayışı geren avara kasnaktır. Halk arasında avare kasnak olarak da söylenir.Yine pek anlamış sayılmam.Gelelim yine Tayyip Bey’in bu sözü söyleme gerekçesine ve sözün devamına.Başbakan biliyorsunuz eleştirilmekten çok hazetmiyor. 28 Şubat’ın yıldönümü nedeniyle bazı yazılanlara ve televizyonda yayınlananlara kızmış. Onu kastediyor. Diyor ki “Bunların aklı fikri başka yerde, bugün 1 Mart, dün 28 Şubat’tı. Baktım bazı televizyonlar bunların tartışmasını yapıyordu.” İyi de Tayyip Bey karıştırıyor galiba. Çünkü gazetelerde yazılanlar, televizyonda tartışılanlar AKP’nin veya Tayyip Bey’in aleyhine değildi ki. Tam tersine bunların hepsi 28 Şubat eleştirileriydi. Yani Tayyip Bey’i iktidara getiren süreci anlatıyorlardı.Ayrıca Tayyip Bey belki ikidebir 28 Şubat’ın adının geçmesine kızıyor ama, açıp kendisini çok destekleyen siyasal İslamcı yayın organlarına baksın. Bu medyada günlerdir 28 Şubat’ın rövanşını alır nitelikte yorum ve görüşler çıkıyor. Avara kasnak gibi kim oluyor anlayan beri gelsin.*****Bir yılın uyarılarıAralarında Hurşit Tolon gibi emekli askerlerin, Kamran İnan gibi siyasetçilerin, Mehmet Haberal gibi bilim adamlarının bulunduğu Diyalog Grubu kuruluşunun birinci yılını kutladı hafta sonunda.Türk halkını laik ve demokratik Cumhuriyetin temel ilkeleri altında toplanmaya çağıran Diyalog Grubu birinci yıl nedeniyle yayınladıkları bir açıklama ile bazı saptamalarda bulundular. Bunları aktarmak istiyorum:- Türkiye bir yıl öncesine göre daha kötü.- Cumhuriyetin erozyona uğratılması sürüyor.- Dış tehditler artıyor, tepkisizlik ise düşündürüyor.- Hükümet teröristler ve arkasındaki güçlerle görüşmeyi düşünebiliyor.- Hrant Dink cinayetinin ardından sergilenen manzara düşündürücüdür.- AB ile ilişkilerimiz fiilen dondurulmuş bulunmaktadır.- Kıbrıs sorunu çözülemez hale getirilmiştir.- Cumhuriyet en tehlikeli dönemini yaşamaktadır. Milletimiz vatana sahip çıkmalıdır.