Türkiye’nin umudu Clinton

Dışişleri’nde hummalı bir çalışma olduğunu öğrendim. Konu Amerikan Temsilciler Meclisi’nde 23 Nisan’da oylanması beklenen Ermeni Tasarısı

Haberin Devamı

Dışişleri’nde hummalı bir çalışma olduğunu öğrendim. Konu Amerikan Temsilciler Meclisi’nde 23 Nisan’da oylanması beklenen Ermeni Tasarısı.

Dünkü yazıyı okuyanlar hatırlayacaktır, Sedat Sertoğlu bir ay önce “Yahudi Lobisi Tom Lanton’ın tavrına bakacaktır” demişti. İşte o Tom Lanton sonunda soykırım yasa tasarısına karşı olduğunu açıkladı. Bu da Türkiye için büyük umut oldu.

Amerika’daki Yahudi lobileri yıllardır hep Türkiye’den yana tavır koyarak bu tasarının geçmemesinde en büyük etken olmuşlardı. Bu kez de Yahudilerin desteğinin alınması çok önemli.

Amerika’daki ikinci kozumuz ise eski Başkan Clinton. Çünkü Başkan Clinton, 8 yıllık görev süresince Ermeni Soykırımı Tasarısı hakkında Türkiye’ye destek vermişti. Hatta Clinton görev süresinin son yılında bizzat Temsilciler Meclisi Başkanı’nı arayarak “Bu tasarının geçmesini istemiyorum” demiş ve tasarıyı engellemişti.

Şu anda Temsilciler Meclisi’nin kadın başkanı Ermeni tasarısı konusunda son derece katı tutumu ile tanınıyor. Türkiye’yi “Orhan Pamuk’a yapılanlar, Hrant Dink cinayeti ve 301’inci madde” nedeniyle eleştiren Nancy Pelosi Ermeni soykırımı tasarısının da geçmesi için elinden geleni yapıyor.

Amerikan siyasetini iyi bilenlerin söylediğine göre bayan Nancy Pelosi’yi etkileyebilecek tek kişi eski Başkan Clinton.

Demokrat olan Pelosi’nin Clinton’a olan hayranlığı biliniyor. Siyasi kariyeri için Clinton’ı örnek aldığını çekinmeden söyleyen kadın başkanın Clinton’ın ricası ile bu yıl da tasarının geçmemesini sağlayabileceği konuşuluyor.

Bu nedenle Dışişleri iki koldan Clinton’ı etkilemeye çalışıyormuş. Birincisi Amerika’daki Türk dostlarını devreye sokmak. Clinton’a da yakın olan Türk dostlarından “bu ricanın” iletilmesi isteniyormuş.

İkincisi ise Amerika’daki Yahudi lobisinin devreye sokulması. İşte Tom Lanton’ın tavrını belirlemesi bu konuda umut ışığı olmuş. Çünkü Clinton’a da ulaşmakta bir sıkıntısı olmayan Lanton’ın Temsilciler Meclisi Başkanı ile konuşması için Clinton’ı da ikna edebileceği düşünülüyormuş.

Zaman giderek daralıyor. Ama gelişmeler Ermeni soykırımı tasarısının bu yıl da geçmeyeceği yönündeki inancı destekliyor.

***

Şebnem Schaeffer
DYP’ye manken dünyasından bir üye katıldı. Şebnem Schaeffer’in DYP’ye katılması çok konuşuluyor şu günlerde.

Dikkat ettim, gazeteler ve televizyonlar bu haberi verirken genellikle genç mankenin hayli seksi ve dekolte görüntülerini kullanıyor. Bu son derece normal aslında.

Ancak başlatılan eleştiri dalgası da canımı sıkıyor.

“Böyle bir manken siyasete nasıl girermiş?”

Girmesine girer de benim söylemek istediğim bu değil.

Hep yazıp çizmeye çalışıyorum. Herkes eleştiriyor, herkesin fikri var, herkes sözde idealist, ama sıra iş yapmaya, elini taşın altına koymaya gelince ortalıkta kimse yok.

Kimse ortaya çıkmadığı gibi çıkana da söylemediğimizi bırakmıyoruz. Sonuçta da siyasete girmesi gerekenler bir köşede oturup gelişmeleri izlerken, aslında girmesinde çok da fayda olmayan bir manken siyasete soyunuyor.

Görmemiz gereken asıl nokta bu..

*****

İstanbul’un işleri

Minik Dilara’nın ölümünden sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgili o kadar çok iddia gündeme geliyor ki insan şaşırıyor.

Birkaç gündür VATAN’ın manşetlerinden de izliyorsunuzdur, belli ki belediye ihalelerinde hiç hoş olmayan işler dönüyor.

Gelen bazı bilgiler nedeniyle meraklandığım bazı şeyler var. Örneğin diyorlar ki, İstanbul’daki hafriyat işi bir bakanın oğlunun elinde. Ondan habersiz bir kamyon inşaat artığı, moloz veya toprak bile dökülemiyormuş. Doğru mudur acaba?

Yine Belediye’nin izniyle yapılan açık hava reklamlarında da Erol isimli bir AKP’linin müthiş gücü varmış. Bu Erol Bey’den habersiz bir afiş, bir billboard asmak, binaların duvarlarını süslemek mümkün değilmiş. Her iki iş dalı da pek bilinmiyor kamuoyu tarafından. Hafriyat ve açıkhava reklamlarında dönen para yılda bir milyarın üzerindeymiş, anlayın artık.

***

Fenerbahçe çok ayıp etti
Sanıyorum futbolla çok ilgili olduklarını düşünenler bile “Esami” konusunu pek bilmiyorlardı. Taa ki Fenerbahçe güçlükle beraberliği kurtardığı Sivas maçının bitimine kadar.

Sivas’la 2-2 berabere kalan Fenerbahçe kural hatası yapıldığını ileri sürerek Merkez Hakem Komitesi’ne başvurdu.

Ben de yeni öğrendim, esami şuymuş, takımlar maçtan bir saat önce kadrolarını imzalayıp hakemlere teslim ederlermiş. Bundan sonra takımda değişiklik yapılmazmış. Ama Sivasspor, maç başlamadan hemen önce takımda değişiklik yapmış. Sorun bu. Kural hatası mı? Bilmiyorum, olabilir, ama anlaşıldığı kadarıyla Merkez Hakem Komitesi bu iddiayı ciddi bulmamış.

Öyle ya da böyle, Merkez Hakem Komitesi’ne başvurmak Fenerbahçe’ye hiç yakışmadı. Çok ayıp bir durum.

Yöneticiler, eğer maç 5-0 Fenerbahçe’nin galibiyetiyle bitseydi, bu başvuruyu yapacaklar mıydı? Buna “Evet” diyebiliyorlarsa, söyleyeceğim her şeyi geri alacağım.

Fenerbahçe gibi büyük bir takım, berabere kaldığı bir maçtan sonra “kural hatasına sığınarak” bunu masa başında hükmen galibiyete çevirtecek kadar küçülmemeli.

Deyin ki son derece haklı. Yine olmaz. Ancak Fenerbahçe açık farkla galip gelseydi, o zaman hata yapan bir klübü ve hakemleri uyarmak adına bu başvuruyu yapabilirdi.

Fenerbahçe gibi klüpler, bazen haksızlığa uğradıklarına inansalar bile, masada değil sahada kazanmaları gerektiğini bilmelidir.

*****

Grup yine aynı
Meclis’te dün yine grupların toplantı günüydü. Başbakan Erdoğan AKP Grubundaki konuşmasında genel siyasete hiç değinmeden kadınları, gençleri, bekârları, asgari ücretlileri konuştu.

Doğru bir taktik. Milletin karnı daha önemli elbette. Böylelikle vatandaşın zihninde “Kardeşim bırakın şu Cumhurbaşkanlığı seçimini falan, benim karnımı kim doyuruyor, ona bakarım” düşüncesi hakim oluyor. Tabii yanlış yapılacak bir Cumhurbaşkanlığı seçiminin kendisini sürekli yoksul bırakabileceğini aklına bile getirmiyor vatandaş o sırada.

Grup toplantısını doğal olarak televizyondaki canlı yayınlardan izledim. Yine değişen bir şey yok. Salonun balkonunda toplananlar yine sloganlar attı. Başbakan da onları selamladı. Ne Meclis’in saygınlığı ne Meclis Başkanı’nın uyarıları para ediyor. Varsa yoksa popülizm. Yazık...

DİĞER YENİ YAZILAR