AKP İktidarına çok gerekçeli destek

31 Temmuz 2007

Dünkü Vatan’da herhalde en çok okunanların başında “Neden AKP’ye oy verdiler?” başlıklı haber gelmiştir.Ortaya çıkan tablo gerçekten çok ilginç. Çünkü demokrasi tarihimizde çok uzun yıllar sonunda ilk kez bir partiye oy verenlerin gerekçeleri çok sayıda. Kimi hastanelerin rahatlamasını, kimi ilaçlarını çok kolay alabilmelerini, kimi eskiye oranla daha çok para kazandığını, kimi Erdoğan’ı sevdiğini, kimi askerlere tepki duyduğunu, kimi iktidarın çok çalıştığını söylüyor.Mutlaka vardır ama, AKP’yle oy verenler arasında “Dindar olduğum için, türbanın serbest bırakılmasını istediğim için” diyenler fazla değil.Bu da AKP’nin kamuoyu gözünde giderek dini bir parti görünümü vermekten uzaklaştığını gösteriyor. Bu AKP adına çok önemli bir kazanç olduğu gibi, aynı zamanda en büyük de handikaptır.Seçim öncesi AKP’yi ekonomi açısından yere göğe sığdıramayanlar bile seçimden sonra bazı gerçekleri söylemekten kendilerini alamıyor. Örneğin daha önce hiç söz etmedikleri halde “Sadece Türkiye değil, benzer pek çok ülke bu sürede hızlı büyüdü, paralarının değerini artırdı, Türkiye çok özel bir konumda değildi” demeye başladı.Bazı uzmanlar ise seçimden hemen sonra bir ekonomik sıkıntının kapıda olduğunu vurgulamaya ve sıcak para saadetinin bir süre sonra tersine dönebileceğini ileri süren yorumlar yaptılar.Gerçekten de belki tesadüf ama seçimden hemen sonra Amerikan para piyasalarındaki dalgalanma anında Türkiye’yi etkiledi.Bu açıdan bakınca, çok çeşitli gerekçeler bulan ve AKP’ye destek veren kesimler, farklı bir rüzgârın esmeye başlamasıyla birlikte paniğe kapılabilirler. Örneğin dünya ekonomi piyasalarında meydana gelebilecek bir dalgalanma döviz fiyatlarının hızla artmasını, enflasyonun yükselmesini beraberinde getirebilir. Bu da pembe hayalleri bir anda yıkabilir.İşte böyle bir anda AKP’ye verilen destekler bir anda sona erebilir. Buna karşın iktidar yine ayakta kalır. Ülkede yoğun bir tartışma ortamı hatta gösteriler bile başlayabilir.Burada beni endişelendirecek olan AKP’nin böyle bir süreci yönetemeyip daha radikal yöntemlere başvurmasıdır. Çünkü halkın desteği azalsa bile iktidarı değiştirmenin şartları belli olduğuna göre, bu hükümet her durumda devam edecektir. Ancak böyle ortamlar iktidarları hırslandıracağı için yanlışa da sürükler. Dilerim muhtemel bir ekonomik kriz Türkiye’de böyle bir çalkantıya neden olmaz.*****Bağımsız kadınların görünümüMeclis ilk kez bu kadar çok kadın milletvekili ile açılacak. Keşke daha fazla kadın milletvekili olsaydı diyorum ama bu bile siyasetimiz için önemli bir aşama.Burada en çok dikkatimi çeken noktalardan biri Güneydoğu’daki illerimizden bağımsız olarak seçilip gelen kadın milletvekillerinin kılık kıyafetleri oldu.Hemen hepsi etek pantolon giymiş olarak kayıtlarını yaptırmaya geldiler.Meclis Genel Kurulu’na bu kıyafetlerle girmek yasak. Genel Kurul çalışmalarına kadın milletvekilleri etek ceket ya da kadınların kullandığı deyimle döpiyes giyerek gelecekler.Bağımsız kadın milletvekillerinin kıyafetleri, bölge halkının kıyafetleriyle hiç benzeşmiyor. Hepsinin başı açık, saçları genellikle uzun ve özenli. Bu halleriyle Meclis’e ayrı bir renk getirecekleri şimdiden belli.Ancak bu kadın milletvekilleri görünüm olarak yerel hallerinden ayrılabiliyorsa, fikir ve görüşlerini ifade etme konusunda da duyarlı olabilirler demek ki.Henüz açılmamış olan Meclis’te en büyük endişe, bu bağımsız milletvekilleri başta MHP olmak üzere diğer partilerin üyeleri arasında bir çatışma ortamının doğması.Bağımsızlar kılık kıyafetlerine gösterdikleri özeni çatışma ortamının çıkmaması için de gösterir, önceliği kimlik tartışması yaratmaya değil de, Güneydoğu sorununun çözümü için gerçekçi adımlar atılmasına verebilirlerse, önemli bir reformun ilk adımını da atmış olurlar.Bu Meclis’in ve iktidarın nasıl bir üslup takınacağının ilk sinyallerini Meclis Başkanı seçiminde göreceğimizi daha önce de yazmıştım. Güneydoğulu şimdilik bağımsız milletvekillerinin tavrı da yeni dönemin ipuçlarını verecektir bize.*****Su ve elektrikTürkiye’yi şu anda bekleyen en önemli iki sorun su ve elektrik sıkıntısıdır. Enerji zaten en önemli sorunumuz. Ancak biraz da doğanın azizliği ile büyük kentler ciddi su sıkıntısı yaşıyor. Ankara neredeyse kente su veremeyecek durumda. İstanbul içinse alarm zilleri çalıyor.Çok ciddi bir fiili durum yaşıyoruz. Elbette bunun sorumlularını eleştirmek ve çözüm önerileri üzerinde tartışmak zorundayız. Tamam da, eleştirmek ya da uzun uzun çözüm toplantıları yapmanın yanı sıra vatandaş olarak üzerimize düşeni de mutlaka yapmamız gerek.Tek çare tasarruf etmek. Alışkanlıklarımızı bir süre kenara bırakacağız. Musluğumuzu boşuna açık tutmayacağız, bahçemizi az sulayacak, arabamızı yıkamak yerine sileceğiz. Kullanmadığımız her ampulü söndüreceğiz.Bunları yapabilirsek, geçmişi de bugünü de eleştirmek hakkına kavuşuruz. Hem de kıyasıya.*****Paşaları siyasete zorla sokmakAKP’nin zaferle çıktığı 22 Temmuz seçimlerinde, AKP’ye verilen oyların tahlilini yapan pek çok uzman “askerin cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki tavrı olumsuz etki yarattı ve demokrasinin yara almasından çekinen bazı kesimler oylarını AKP’ye verdi” yorumunu yaptı.Bunda doğruluk payı elbette vardır. Özellikle askerin rejim konusundaki kaygılarını tıpkı bir sivil toplum kuruluşu gibi açıklama ihtiyacı duyması, o süreçte medyanın önemli bölümünde ağır eleştirilerle karşılandı. Hatta daha önce de yazdığım gibi bazı çevreler işi askere hakarete kadar götürdü. Bunun kamuoyunu etkilememesi mümkün değil. Ancak acaba asker mi siyasete çok karışmak istiyor, yoksa medya kimi zaman bilerek kimi zaman işgüzarlıkla askeri siyasete çekmeye mi çalışıyor?Örneğin emekli orgeneral Edip Başer yabancı bir gazeteye demeç vererek “Eğer cumhurbaşkanlığı seçiminde yine dayatma olursa askerin siyasete müdahalesi olabilir” dedi.Edip Paşa bunu neden söyledi, ne gereği vardı, anlamak mümkün değil.Buna karşın hemen ertesi gün bazı gazetelerde isim verilmeden askerin bu sözlere karşı çıktığı manşetlerde yer aldı.Şimdi, kaynak göstermeden, ister askeri korumak ister karalamak adına olsun bu tür haberler vermek de bir anlamda askeri siyasete çekmeye çalışmaktır.Eğer Edip Başer yanlış bir şey söylediyse, askerin bunu resmi biçimde yalanlaması ya da sözleri düzeltmesi gerekir.Bize 28 Şubat’ı hatırlatan “Önemli bir komutan” ifadelerinin de artık medyada yer almaması gerek gibi geliyor bana. Eğer askere atfen bir şey yazılacaksa bunun çok açık olması en yararlı yoldur. Eğer medya “bir komutan” ifadesinin arkasına sığınarak yayın yapmazsa, askerin siyasete müdahalesi tartışmasına da artık hiç girmeyiz.

Devamını Oku

Yoksulluğu artıran seçimi kazanır

29 Temmuz 2007

Bazı gazeteler seçim sonuçlarının daha iyi anlaşılması için haritalar yayınlıyor.Örneğin dünkü Vatan’da İstanbul’da hangi partinin nerede başarılı olduğunu gösteren bir harita vardı.Benzer bir harita ve İzmir’in genel görünüşünü yansıtan bir fotoğraf da Milliyet’te yayınlandı.Bu haritalarda anlatılana göre AKP, kentlerin en yoksul semtlerinden en çok oyu almış. CHP ise sadece daha varlıklı semtlerde başarılı olmuş.En fakir kentlerin sosyal yapısına bakıldığında burada yaşayanların eğitim ve kültür açısından da en alt kesimde olduğu görülüyor.Bu durumda en fakir, en eğitimsiz ve en kültürsüz kesimlerin desteğini kazanan parti seçimden de zaferle çıkabilir. Türkiye’nin nüfus dağılımı da, asıl yoğunluğun düşük gelir, düşük eğitim ve düşük kültürlü olanların ezici bir çoğunlukta olduğunu gösteriyor.Böyle olunca da demokrasinin tanımında bir tuhaflık ortaya çıkıyor. “Ülke yönetimi hakkında hiçbir bilgi, birikim, görüş ve fikri olmayanların kendilerini yönetecekleri seçmelerine demokrasi denir.” Bu doğru mu? Değil. Ama gerçek.Şimdi kimse kalkıp da “demokrasiye inanmıyorsun, halkın iradesi seni ilgilendirmiyor” edebiyatı yapmasın. Bu sonuçtan çıkarmak istediğim başka bir analiz var.Eğer bir ülkede, yoksul, eğitimsiz ve kültürsüz insanları sömürüp, onların oylarıyla iktidara gelmek mümkünse, iktidardaki siyasi güç, iktidarı boyunca halkın önemli bir bölümünü yoksul, eğitimsiz ve kültürsüz bırakmak isteyecektir. Ki bir dahaki seçimde de zafer kazanabilsin.Buna “Ama iktidar sürecinde bu kesimler tatmin edilmezse oylar başka yere kayar” diyeceksiniz. Tamam da o zaman “sadaka ekonomisi” uygulayarak bu kesimlere yardımlar yapılacaktır. Avantaya alışan ve yaşam gustosu olmayan bu kesimler aldıklarıyla yetineceklerdir.Haritalara baktığımızda, AKP’nin 4.5 yıllık iktidarı boyunca hiçbir sorunları halledilmeyen, yoksulluklarından kurtulamayan kesimlerin bu partiyi iktidara taşıdığını görüyoruz. Demek ki, özellikle büyük kentlerde yapılan yardımlar, dağıtılan hediyeler ve ev ziyaretlerindeki gönül almalar, tüm sıkıntıları unutturmuş.Peki bunu bütün partiler yapabilir mi? Hayır yapamaz. Çok geniş kesimleri yardım ve hediyelerle rahatlatmak, ama onların sorunlarını çözmemek ancak iktidar eliyle olabilir. Çünkü ancak iktidarlar bunun maddi maliyetinin altından kalkabilir.Bu durumda demokratik yoldan iktidara gelmenin de tanımı tuhaflaşabilir: “Ülke adına fikir, görüş, proje üretmek, kaliteyi, bilimi, sağduyuyu kullanmak yerine, halkı yoksullaştırıp sonra da bu yoksul, eğitimsiz ve kültürsüz kesimlere büyük yardımlar yaparak oy almak demokratik yoldan iktidara gelmektir.” “Göbeğini kaşıyan adam” esprisini çok alaya alıyoruz ama, iktidar da “göbeğini kaşıyan adamın” sömürülmesiyle elde edilmedi mi yani? ***** E-postalarSeçimden sonra gazeteye gelemediğim için sizlerden gelen e-postaları da okuyamadım. Hayli birikmiş ve bu yüzden kutu dolduğu için birçok mesaj da geri gitmiş. Okurlara cevap verdiğimi bilenler bu kez cevap alamayınca şaşırmış olmalılar. Ama dün en azından biriken bütün mesajlara (küfür edenler de dahil) cevap yolladım.Tabii bu arada “sevindirik” olup da “gördün mü gününü” diyen mesajların sayısı da hayli fazlaydı.Ne diyeyim, şu birkaç gün zafer sevinci ile şımarıklığı karıştıranların günü. Olacak o kadar. Ama “demokrasi kazandı” diye başlayıp da “mesleği bırak ya da çek git bu ülkeden” diyenleri nasıl cevaplayacağımı bilemiyorum. Demokrasi sözü AKP’nin ağzında o kadar yıprandı ki, ona oy verenler de ülkede sadece tek ses çıkmasını demokrasi sanıyor. ***** İbadet etmek mesai midir?Son zamanlarda okuduğum ve çok şaşırdığım haberlerden biri din görevlilerinin “sabah ve akşam namazları için fazla mesai” istemesi oldu.Din görevlileri de elbette sonuçta devlet memuru ve fazla mesai yaptıklarında bunun ödenmesi gerekir, ama en azından bu talep sizlere de tuhaf gelmiyor mu?Din görevlileri işlerinin çok yoğun olduğunu, buna karşılık aldıkları maaşın yetmediğini söyleyip zam isteyebilirler, ama İslam’ın şartlarından biri olan namaz kılmak ve kıldırmak için fazla mesai istemeleri en azından hoş değil.Şimdi Türkiye Diyanet ve Vakıf Hizmetleri Kamu Çalışanları Sendikası Genel Başkanı Hüseyin Demir diyor ki: “(...) imamlar, haftalık izinlerini de kadro eksikliği nedeniyle kullanamıyor. (Yaz aylarında) Bir imamın sabah namazı için en geç 04.00’de ayakta olması gerekiyor. Gün içinde diğer vakit namazlarını kıldıran imamların 22.00’de okunan yatsı namazını kıldırdıktan sonra en erken gece 23.00’te görevi tamamlanıyor. Yani imamlar aşağı yukarı günün 18 saatinde görevleri gereği camilere bağımlılar.” Demir bu nedenle imamlara sabah ve yatsı namazları için 300 lira tazminat veya fazla mesai verilmesini istiyor.Güzel de, İslam dinini tam anlamıyla yaşamak ve bütün şartlarını yerine getirmek isteyen her Müslüman beş vakit namazını kılıyor. Yani imamlar gibi beş vakit namaz kılan her Müslüman sabah 04.00’te kalkıp sabah namazını kılıyor, gece 22.00’de yatsı namazına duruyor.Sendika başkanının ifadesinden, imamların İslamın kurallarını zaten yerine getirmek zorunda olduklarından değil de, sadece meslek olarak kabul ettikleri anlamı ortaya çıkmıyor mu?Bu durumda namaz kıldıran, ezan okuyan ya da vaaz veren birinin Müslüman olmasına da gerek yok. Bu mesleği seçmiş olması yeterli.Şimdi namaz kıldırmadan fazla mesai istemenin neden şık olmayacağı daha iyi anlaşılıyor değil mi? İmamlar zam almak için başka bir formül bulmalı. ***** Ambulansa yol vermekÖnceki gün Şişli’den Mecidiyeköy’e, gazeteye doğru gidiyorum. Sıkışık bir trafik var. Büyükdere Caddesi’nin üç şeridi de dolu. Arkamızdan ambulans sesi geliyor.Ambulans kendine yol açmaya çalışıyor. Ben de en sol şeritteyim. Sağa kaymam gerekli.Derken sağımda gri renkli bir araç durdu. Önündeki biraz yürüyünce açılan boşluğa girdim ve ben de durdum, böylelikle tam arkama gelen ambulansa da yol açıldı. O an iki hafta önce yazdığım yazı aklıma geldi. O yazıda orta şeritteki araçların sağa kaymak yerine durmaları halinde önlerinin açılacağını yazmıştım.Acaba yanımda orta şeritte giden arabanın sürücüsü benim yazımı mı okumuştu yoksa bu kuralı zaten biliyor muydu? Bunu öğrenmem mümkün değil, ama içimden çok sevindim. Bir kişinin bile duyarlı davranıp kurala uyması insanı nasıl mutlu ediyor bilemezsiniz.

Devamını Oku

Bu seçimi biri dizayn etse daha güzel sonuç çıkmazdı

29 Temmuz 2007

Seçimlerin üzerinden bugün tam bir hafta geçti. Geçen hafta saat 19.30 sıralarında seçim sonuçları aşağı yukarı belli olmuştu. AKP’nin yüzde 45’in üzerinde oy aldığı, barajı sadece CHP ve MHP’nin aştığı, bazı bağımsızların ise barajı deldiği görülüyordu.Şimdi aradan bir hafta geçti. Herkes durum değerlendirmesi yaptı, yapmaya devam ediyor.Seçim sonuçlarını geçen bir hafta içinde değişik açılardan inceledikçe ortaya çok ilginç bazı noktalar da çıkıyor.Örneğin, şöyle düşünüyorum; Türkiye üzerine hesapları olan biri olsam, bu seçim sonuçları benim için en ideal sonuçlar olurdu. Yani oturup, seçmenin iradesini bir kenara bırakıp da “Nasıl bir sonuç çok güzel olur?” diye düşünerek oyları hayali olarak dağıtsam bu sonucu çıkarırdım.Global dünyanın tercih ettiği hatta olmasını yürekten dilediği bir seçim sonucu elde ettik. Bu nedenle global dünyanın görünmeyen liderleri herhalde Türk halkının akıl ve zekasının ne kadar yüksek olduğu konusunda hem fikirdir şu sıralar.İslam ekseninde merkez sağ iktidarÖnce tek başına iktidar olan partiye bakalım. Nitelik olarak dini eksen kabul etmiş bir kadronun öncülüğü ve liderliğinde ama içinde sol, sosyalist ve liberal unsurları barındırıyor. Bir anlamda Türkiye’deki merkez sağın tek temsilcisi durumuna gelmiş. Eskiden farkı şu: Daha önceleri lider ve yönetim kadroları liberal ve sağda tanınan isimlerden oluşurdu. Onlar dini istismar ederek özellikle yoksul halktan oy alarak iktidara gelirdi. Bugün iktidara gelen partinin lider ve yönetici kadrolarında ise din odağı daha belirgin.Bu parti tek başına iktidar olarak her şeyi yapabilir. Buna karşın kritik durumlarda, örneğin anayasa değişikliği, cumhurbaşkanlığı seçimi, yurtdışına asker göndermek için hazırlanacak tezkereler konusunda 367 desteğine ihtiyaç duyacağı için uzlaşma aramak zorunda. Bunu yapmazsa iktidar tehlikeye bile girebilir.Ateşli bir muhalefet yapabilecek sol partiSeçim sonucuna göre ikinci parti sol muhalefet oldu. İktidarın oran olarak yarısı, milletvekili sayısı açısından ise üçte biri olan sol muhalefet partisi dönem boyunca dilediği gibi ateşli muhalefet yapma şansına kavuştu.Bu sol parti yapacağı muhalefetin sonuç getirmeyeceğini bilse bile popülist amaçla çok sertleşebilir. Sonucu değiştirmez ama demokrasi görüntüsü fevkalade olarak sergilenir. Bu sol parti dönem içinde kendi içinde de çok çalkantı yaşayacağı için Türkiye’nin istikrarı açısından hiçbir sakınca doğmaz. Hatta yeni dönem siyaset yapma konusunda sıkıntı yaşayacak olan medya için renkli yayın olanağı bile sağlayacaktır.Bölünme tartışmaları için milliyetçi bir partiBen seçim sonuçlarını dizayn etseydim, tıpkı bu seçimlerin sonucunda olduğu gibi, zaman zaman ırkçı nitelikleri de içinde barındıran bir milliyetçi partiyi aynı bu oranla ve milletvekili sayısıyla Meclis’e sokardım.Meclis’e 4.5 yıl aradan sonra giren bu milliyetçi parti, bazen demokrasi bazen istikrar adına iktidardaki partinin destekçisi olacaktır kuşkusuz.Ama daha önemli işlevi ise Türkiye’nin eyaletlere ayrılması ya da bir parçasının bir başka devletin kurulması için verilmesi aşamasında görülecektir.Global dünyanın ısrarla istediği bir Kürt devletinin kurulması, içinde çok milliyetçi görüşleri savunan bir partinin de bulunduğu Meclis’te daha kolay tartışılacaktır. Nitekim seçim sonuçlarını değerlendiren akademislerin önemli bir bölümü bu partinin varlığının işleri kolaylaştıracağını hatta tartışma görevinin ona düştüğünü söylemekteler günlerdir.Bölünmenin gerekçesi bağımsız giren KürtlerBu seçimlerin en önemli sonuçlarından biri bağımsız adı altında ayrılıkçı oldukları yolunda kanaatlerin oluştuğu bir Kürt partisinin barajı delmesidir. Yıllardır yüzde 10 barajı nedeniyle Meclis’e sokulmayan Kürtler bu seçimde grup kurabilecek bir çoğunluk elde etti.Yine dediğim gibi seçim sonucunu global dünya adına dizayn edebilseydim bu sayıda Kürt milletvekilini Meclis’e sokardım. Çünkü bu milletvekilleri, göreceksiniz pekçok tartışma ve çatışmaya neden olacakları gibi, Türkiye’nin bölünmesi talebinin açıkça tartışılmasını da sağlayacaktır.Batı demokrasi adına bu tavrı destekleyecek, Türkiye’deki kimi aydınlar da yine demokrasi adına artık bu konunun tartışılması gerektiğini söyleyeceklerdir.Zaten tartışma ortamı sağlandığında bunu durdurmak çok zor olacağı için en azından eyalet kurulması görüşü toplumda da geniş bir taban bulacaktır.Ve sonuca gelelim22 Temmuz 2007 seçimleri Türkiye’de öncelikle AKP’yi ve Kürt bağımsızları çok sevindirdi. MHP’nin buruk bir sevinci var. CHP hüsrana uğrarken, DP ve GP büyük şok yaşadı.Ama işe bir de global dünyanın görünmeyen yönetimi açısından bakarsanız, herşey mükemmel durumda. Zaten seçimlerden hemen birkaç gün önce, batı medyasında tıpkı bu sonucun çıkmasını isteyen çok sayıda yayın yapıldı.Ancak bu sanki dizayn edilmişçesine mükemmel çıkan tablo aynı zamanda AKP’nin ve lideri Tayyip Erdoğan’ın da en büyük handikapıdır. Eğer Erdoğan ve yeni hükümeti bu tablodan beklenileni verebilirse, en az 10 yıl Türkiye’nin yönetimini elinde tutar.Yok eğer duygu ve inançlar ağır basıp da hatalar yapılırsa, üç ay sonra bir seçim ihtimali bile belirebilir.Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı seçimi çok önemli bir aşamadır. Her ne kadar muhalefete muhalefet eden medyamız Deniz Baykal’ın ısrarla Cumhurbaşkanlığı seçimini sürekli konu yapmasını alayla karşılıyorsa da, bana göre bu uyarıya kulak verilmelidir.Bu mükemmel tabloya rağmen kimse havaya girmemeli ve “olmaz olmaz” dememeli. *****YSK daha esnek davranabilirdiYüksek Seçim Kurulu, mazbatasını almaya giderken trafik kazasında hayatını kaybeden Profesör Cihat Özönder’in yerine, bir sonraki sıradan aday olan kişinin MHP milletvekili olmasını kabul etmedi. Bu durumda MHP bir eksik milletvekili ile temsil edilecek. Meclis de 549 milletvekili ile açılacak.YKS bu kararının gerekçesini açıklarken “Seçimlerin bittiği saat 17.00’den önce bir ölüm gerçekleşirse, sıra kaydırılır” maddesine atıf yaptı. Özönder bu saatten sonra öldüğü için yasa gereği bir sonraki aday milletvekili olamıyor.Oysa bu bana göre haksızlık. En azından böyle bir olayla ilk kez karşılaştık. YSK burada yasa maddesine rağmen inisiyatif kullanıp sıra kaydırabilirdi. Ya da esnek davranıp karar vermez ve yasanın değiştirilmesi konusunda yeni Meclis’e olanak sağlardı.Ancak öyle sanıyorum ki, Meclis toplandıktan sonra bu ilk kez yaşadığımız elim olayı örnek alarak ilgili yasadaki bir cümle değişikliği yapılacaktır. Bir partiyi “takdiri ilahi” ile Meclis’te eksik temsil ettirmek siyaseten de ahlaken de uygun değil.

Devamını Oku

Nezaketi korkaklık olarak değerlendirmek

27 Temmuz 2007

Önce kardeşim Cem aradı sabah sabah. “Abi” dedi “Bugünkü yazın yanlış anlaşılacak, sana saldıracaklar” Tabii hemen sordum “Neden, ne var ki?” Kardeşim devam etti: “Herkes seni o kadar yakından tanımaz, senin nezaketini de anlamaz, yazdığın yazıyı tersten okuyacaklar. Ayrıca neden bu kadar yumuşak gidiyorsun, döndü diyen bile çıkabilir.” Aklıma takıldı tabii ama akşam benzer bir görüşü Arsen Gürzap da söyleyince canım iyice sıkıldı. O da “Bu yazıyı anlamayacaklar, ayrıca anlamak zorunda da değiller canları istediği gibi okuyacaklar çünkü” deyince aklım başıma geldi.“Bu milletin değerleri kalmamış, ne şehitler, ne cumhuriyet ilkeleri, ne demokrasi milletin umurunda değil. Her türlü yolsuzluk, dolandırıcılık, kendisine hakaret bile milletin kılını kıpırdatmıyor. Millet sadece cebini düşünüyor. Başbakan da bunun farkında olduğu için dilediği gibi davranıyor” dememek ve bunu daha nazik üslupla anlatmak için suçu biraz da kendi üzerime alarak “Bu noktada yanıldım, Başbakan’ın ne demek istediğini anlamıştım, ama böyle yazmadım” dedim.Bunun yanı sıra mesleğe başladığım günden beri demokrasi ve hukukun çok önemli olduğunun bilincinde olduğumdan, bir seçim zaferi kazanmış siyasi partiye daha birinci günden, sanki hiçbir şey olmamış gibi saldırmanın da anlamsızlığını düşündüm.Ne yazık ki hem okuma özürlü hem de zafer kazanmış olmanın şımarıklığı içinde olanlar, kardeşimin “sana saldıracaklar” kehanetinin doğru olduğunu gösterdi.Elbette bu beni hiç ilgilendirmiyor. Bugüne kadar olduğu gibi doğru bildiğim yolda yürümeye devam edeceğim. Cumhuriyetin temel ilkeleri, Atatürk devrimleri, laiklik, çağdaşlık, demokrasi ve hukukun üstünlüğü, sosyal devlet ilkeleri ile rekabetin karşı konulmaması gereken özellikleri yine benim düşünce eksenimi oluşturacak.Seçim ortamı bir mücadele ortamıdır aynı zamanda. Elbette herkes gibi ben de kendi görüşlerimi yazmak durumundayım. Tüm okurların bildiği bir gerçek şu ki seçim öncesinde hiçbir partiyi desteklemedim. Sadece AKP zihniyetinin ülke yönetimi için iyi olmayacağına inandığımı yazdım. Üstelik bunu, çok daha önceleri de yazıyordum, söylüyordum.Bir partinin ülkeyi iyi yönetemeyeceğini söylemek ne demokrasiye aykırıdır ne de ahlaka. Eninde sonunda halk sandık başına gider ve iradesini gösterir.Şu andaki manzaraya göre halkın yarısı benim görüşlerime katılmıyormuş. Ama bundan diğer yarısının potansiyel olarak benim savunduğum görüşleri benimsediği anlamı da çıkabilir.İktidar olmasını istemesem de, bir siyasi görüşün halkın desteği ile iktidara gelmesini, demokratik anlayış ve terbiyem ancak saygıyla karşılar. Bu saygılı ve nezaket dolu anlayışın yanlış değerlendirilmesi ve birilerinin sanki içlerinde kalmış duygularını bir anda boşaltmaya kalkmaları beni sadece üzer.*****Gül’ün tavrı Erdoğan’ın manevra alanını daraltıyor İktidarını, milletvekili sayısı olarak değil ama halk desteği olarak artıran AKP’nin ilk ciddi sınavı Meclis Başkanlığı seçiminde olacak. Aday gösterilecek kişi önümüzdeki günlerin politikalarının da ipuçlarını verecek bize.Ama asıl sınav Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanacak. Tayyip Bey’in kafasında ne var henüz tam bilinmiyor.Yeri gelmişken belirtmek istediğim bir nokta var. Önceki günkü yazımda “Erdoğan kendisi aday olup, önce Meclis tarafından sonra da halk tarafından seçilerek duble zafere imza atabilir” demiştim. Kimi okurlar “Bu kadar eleştirdikten sonra Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasını mı istiyorsun?” diye sormuş. O yazı bu anlama gelmiyor. AKP’nin seçim zaferinden sonra Erdoğan’ın böyle bir yola gidebileceğini anlatmak istedim.Dönelim konumuza. Evet Tayyip Bey’in aklında ne olduğunu tam bilmiyoruz ama Abdullah Gül belli ki bu sürece damgasını vurmak istiyor. Üç gün önce yaptığı basın toplantısında üstü kapalı olarak Cumhurbaşkanı olmak istediğini söyledi. Bunun Erdoğan nezdinde sıkıntı yaratmaması mümkün değil. Çünkü bu çıkış en azından “uzlaşma” söylemini daha şimdiden kapatmış olacaktır. MHP’nin “Seçimde Meclis’te olacağız” açıklaması, 3. turda Cumhurbaşkanı’nın kesinlikle seçileceğini gösteriyor. Böyle olursa Gül bir uzlaşma ile değil dayatma ile Çankaya’ya çıkacaktır.Bu durumu Erdoğan’ın keyifle karşılayacağını hiç sanmıyorum. Çünkü Erdoğan, yüzde 50’ye yakın destekle merkez sağın tek partisi rolünü üstlenmek istiyorsa bu tür dayatmalardan uzak durmak zorunda olduğunu biliyor.Şimdi tekrar Tayyip Bey’e dönelim. Bu durumda uzlaşmanın kendi adında sağlanmasını isteyebilir ve adaylığını koyabilir. Her ne kadar önceki gün “Ben aday değilim” dediyse de, koşullar onu bu yola itebilir. Üstelik hemen ardından kendini halka seçtirme şansını da kullanmak isteyebilir... Kimbilir belki Gül bu çıkışıyla Erdoğan’ı Çankaya’ya itmek ve kendisi de icranın başına geçmek istiyordur.*****Bu seçimin çok ilginç bir sonucuMesleğe başlayalı tam 32 yıl oldu. Hatta 5 ay da geçti. Bu sürenin 19 yılı hem yöneticilik hem de fiilen köşe yazarlığı ile geçti. Bu dönemde 8 genel, 3 yerel seçimle bir referandumu yaşadım.Her seçim öncesi medyada kıyasıya bir çatışma yaşandı. Doğal olarak her gazeteci ve yazar, 90’lardan sonra televizyoncular, kendi fikir ve görüşlerini kimi zaman tek başlarına, çoğu zaman da karşı düşünenlerle birlikte tartıştı.Ancak hiçbir seçim bittikten sonra medyada “seçim öncesi iktidara yönelik yazan ve konuşanlar bu işi bıraksınlar” türünden bir kampanya açılmadı.İlk kez bu seçimden sonra iktidarı destekleyen gazeteci ve televizyoncular, kendileri gibi düşünmeyenlere hayat hakkı tanınmamasını istiyorlar. Tabii tuhaf olan da şu: Seçimden önce ve hatta 4.5 yıllık AKP iktidarı sırasında zaten iki elin parmakları kadar yazar aykırı davranıyordu. Demek ki AKP zihniyetinin buna bile tahammülü yok.Bu çok tehlikeli bir anlayıştır. Bir taraftan demokrasi diye yeri göğü inleteceksiniz, öte taraftan sadece tek görüşün egemen olmasını ve her türlü eleştirinin sesinin kısılmasını talep edeceksiniz.Bu zihniyet iktidarı diktatörce yönetime de iter ki, herhalde Türkiye’nin buna asla tahammülü olamaz.*****Günay’la konuşmaÖnceki gün AKP’nin soldan gelen yeni milletvekillerinden Ertuğrul Günay aradı. Seçimden hemen sonra kendisiyle ilgili yazdığım bir yazı için teşekkür etmek istediğini söyledi.Bu çok nazik davranışından ötürü teşekkür ettikten sonra seçim öncesi yazdığım bir yazıyı kendisine hatırlatarak şöyle dedim:“Geçmişte sizinle olan yakın ilişki ve hukukumuza dayanarak yeni konumunuzu eleştirmiştim. Ancak bunların hepsi seçim öncesinde kaldı bana göre. Seçimi kazandınız ve iktidardasınız. Bundan sonra bize düşen sizi dikkatle izlemek, gerektiğinde eleştirilerimizi gerektiğinde de övgülerimizi iletmektir.” Günay da demokrasinin temel gereğinin karşılıklı anlayış ve uzlaşma kültürü olduğunu belirterek “Siyaseti araç değil hizmet olarak kullanmak gerektiğine inandığımı siz de biliyorsunuz. Bu anlayışla hep birlikte bu ülkeye hizmet edeceğimize inanıyorum” dedi.Seçim sonrası bu tür diyaloglar bence çok yararlı.

Devamını Oku

Erdoğan duble perçinler mi?

25 Temmuz 2007

Şimdi gözler Cumhurbaşkanlığı seçimlerine çevrildi. Abdullah Gül dün basın toplantısında fazla renk vermedi. Ne adaylıktan çekildiğini söyledi ne de aday olacağını ima etti.Belli ki seçim sonuçları AKP içinde de “durumun yeniden değerlendirilmesi” gereği duyulmasına neden olmuş.Öyle sanıyorum ki Tayyip Bey ve kurmayları önümüzdeki birkaç haftayı durumu değerlendirmek ve ortamı gözlemekle geçirmek istiyor.Zaten bunun için süresi de var. Önce Meclis toplanacak ve yemin töreni yapılacak. Meclis’teki atmosfer görünecek.Bu atmosfer ortaya çıktıktan sonra Meclis’in ilk sınavı, Başkanı’nı seçmekte yaşanacak. Meclis Başkanı’nın kimliği AKP kurmaylarının bundan sonraki siyasi davranışlarının da ip uçlarını verecektir bize. Arınç ya da benzer bir ismin seçilmesi gerginlik politikasının devamı olarak nitelenir, o halde Tayyip Bey her kesim tarafından daha kabul edilebilir bir ismi bulacaktır mutlaka. İşte böyle bir durumda Cumhurbaşkanlığı daha da önem kazanacaktır.Hükümet de kurulup sıra cumhurbaşkanlığı sürecine gelince olasılıklar birden artacaktır. Tayyip Erdoğan bu kez kendini cumhurbaşkanı seçtirmek isteyebilir. Ve eğer bunu sürecin ilk gününde ilan edip başta CHP olmak üzere tüm siyasi partilere gidip uzlaşma ararsa bunu başarma şansı da yüksektir.Çünkü durum mayıs ayındaki gibi olmadığı için Tayyip Bey’in cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkma gerekçeleri de son derece zayıflamıştır.Erdoğan aday olur ve seçilir. Ardından 22 Ekim referandumu gelir. Buradan çıkacak sonucun “evet” olacağını şu anda biliyoruz zaten. Böylelikle cumhurbaşkanını halkın seçmesi resmen kabul edilmiş olur.Ancak seçilmiş cumhurbaşkanının kazanılmış hakkı olduğu için, bu yeni uygulama 7 yıl sonraya bırakılır. Yalnız bu durumda Tayyip Bey’in verdiği söz gündeme gelir. Cumhurbaşkanını halka seçtirmek adına yola çıkıp, sonra başka yoldan bu makama oturunca 7 yıllık bir ertelemeye gitmek şık durmayabilir.Gerçi sistemin rahatlamış olması ve yeniden bir seçim atmosferine girilmek istenmemesi de söz konusu olabilir.Ama Erdoğan “Madem söz verdik, o halde uygulamak zorundayız” diyerek cumhurbaşkanlığından istifa ederek yeniden seçilmek üzere aday olabilir.Bu bir risk olmasına rağmen Erdoğan’ın karşısına “kazanacak” bir adayın çıkması düşük ihtimaldir. Böylelikle Erdoğan hem Meclis hem de halk tarafından seçilmiş cumhurbaşkanı olarak zaferini perçinlemiş olur. AKP’nin asıl oyu yüzde 60AKP seçimden zaferle çıkarak yüzde 46’yı yakaladı. Ancak bana göre AKP’ye verilen oyların oranı yüzde 46 değil yüzde 60’tır. Çünkü bu seçimde de yüzde 20’ye yakın kesim oy kullanmadı. 2002’de de bu oran aşağı yukarı bu kadardı. O zaman “kimi ümitsiz kişiler oy kullanmadı, sonuç böyle oldu” denerek AKP’nin birinciliği tartışıldı.Seçim sürecinde de herkesin beklentisi bu yüzde 20’nin gelip oy kullanması ve dengeleri değiştirmesiydi. Oysa büyük ihtimalle daha önce de oy kullanmayan yüzde 20 yine sandığa gitmedi. Bu durumda yüzde 20’nin “kim iktidar olursa onun yanındayım” dediği ortaya çıkar. Yüzde 20 dengeleri değiştirmek için oy kullanmadığına göre o oyları da AKP’ye eklemek gerek. Bu da yüzde 5’i zorunlu oy kullanamayanlar olarak ayırırsak, yüzde 60’lık bir destek demektir. Yani AKP’nin sorumluluğu daha da büyüktür.Bir musibet bin nasihatten evladırİki gündür seçim sonuçlarıyla ilgili bir nokta büyük öfke çekiyor. Seçime DTP adına bağımsız olarak katılan Sebahat Tuncel, tutuklu olduğu cezaevinden tahliye edildi.Şimdi herkes “Olur mu böyle şey?” diye feryat ediyor. Olur tabii, bal gibi olur. Yıllardır dokunulmazlık konusuna hiç dokundurtmayan siyasetçiler şimdi oturup düşünmek zorunda.Sebahat Tuncel’in cezaevinden çıkarılmasında hiçbir anormallik yok. Çünkü Tuncel hakkında henüz bir hüküm yok. Ama tutuklanma gerekçesi olan suç çok ağır ve eğer kanıtlar da yeterliyse çok ağır bir ceza alacak.Buna karşın seçilmiş olması yargı sürecini de durduruyor. Madem dokunulmazlık var, herkese tahammül edildiği gibi buna da tahammül edilecek.Elbette kişisel tercihim de şu. Meclis açıldıktan sonra savcılık tezkeresi gelir ve dokunulmazlığı kaldırır. İyi de sadece hepimizi öfkelendiren durumlarda mı dokunulmazlıklar gelecek aklımıza?Baykal yine yaranamadıAKP’nin 4.5 yıllık ilk iktidarı döneminde ilginç bazı olaylar da yaşadık. Örneğin medyanın neredeyse tamamı AKP’ye destek vermek amacıyla muhalefete muhalefet etme yolunu seçmişti. Baykal ve CHP herhangi bir konuda eleştiri dozunu artırınca, cümle medya Baykal’a yüklenmeyi ve “böyle muhalefet olur mu?” diye söylenmeyi adet haline getirmişti.Ama ne ilginçtir ki “Böyle muhalefet olur mu?” diye öfkeli yayınlar yapanlar aynı zamanda “Türkiye’de muhalefet yok” gibi garip bir söylem de geliştirmişti.Seçim yapıldı, Baykal ve partisi yerinde saydı. Demek ki 2002’de CHP’ye kim oy verdiyse yine onlar oylarını esirgememişler, ama CHP başka yerden de oy alamamış.Şimdi yine tuhaf bir şekilde AKP’yi destekleyen ve CHP’nin yaptığı her muhalefeti eleştiren kişiler Baykal’ı yerden yere vuruyor. İyi de istenen olmadı mı, AKP kazandı, CHP kaybetti, daha ne isteniyor ki, Baykal’a neden bu kadar yükleniliyor?CHP’yi destekleyen kişilerin Baykal’ı eleştirmelerini anlıyorum, ötekileri ise anlamıyorum.

Devamını Oku

“Askerlik yan gelip yatma yeri değil”

24 Temmuz 2007

Bir yanlışı anlatmak istiyorum. Genelkurmay Başkanı terörle mücadele amacıyla Irak’a yönelik bir operasyon yapılması gerektiğini söylemişti.Erdoğan ise bu talebi ciddiye bile almadı, üzerinde konuşmadı. Genelkurmay Başkanı iki ay içinde bu talebi 4 kez yineledi. Tayyip Bey yine ciddiye almadı.Almadığı gibi halkın önünde yaptığı bir konuşmada “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” dedi.Bu sözlerini çok eleştirdik. Erdoğan’ın şehitler konusunda hassas olmadığını ileri sürerek bunun vatan sevgisiyle bağdaşmayacağını bile söyledik.Demek ki halk bu sözü farklı algılamış.Tabii bazı şeyleri seçimden sonra anlamak daha kolay oluyor. Aslına bakarsanız, Tayyip Bey bu sözü ilk söylediğinde, gerçekte ne demek istediğini kendi hesabıma anlamıştım.Erdoğan şunu söylüyordu: “Şehitler diyorsunuz ama oğlunuz askere giderken bunun olabileceğini de biliyorsunuz. Bu bir vatan görevi. Askerlik kolay iş değil, kimse orada tatil yapmıyor, bir an gelir ki şehit de olabilirsiniz.” Yine kendi hesabıma konuşmayı böyle yorumlamak yerine, tersinden baktım. Çünkü sonuçta bu bir seçim mücadelesiydi, AKP zihniyetinin Türkiye’yi Arap görünümlü bir İslam cumhuriyetine çevirmesi ihtimali çok yüksek geliyordu bana, üstelik sonuna kadar bağlı olduğum laik demokratik cumhuriyet ilkelerinin de AKP yüzünden yerle bir olacağına inanıyordum.Sırası gelmişken, bu ihtimalin olduğunu şimdi de düşünüyorum. AKP her ne kadar artık merkez sağın tam ortası olsa da, çekirdek kadronun bu nihai amacı taşıdığını sanıyorum.Bu nedenle artık çok renkli hale gelen AKP’nin bütün icraatlarını sonuna kadar izlemeye ve didiklemeye elbette devam edeceğim.Gelelim “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” sözünün halk üzerindeki etkisine.Bence sessiz duran Türk halkı Erdoğan’ın bu sözlerini gerçek anlamıyla algıladı. Türk milletinin “kahraman” olması ayrı şeydir, oğlunuzu şehit vermeniz ayrı. Ateş düştüğü yeri yakar. “Şehitler ölmez” diye bağrılıyor ama, siz o cenazelerden birkaç gün sonra şehit olan gencin annesini babasını hiç ziyaret ettiniz mi? O acılı insanlar hâlâ cenaze gününün ruh hali içinde mi acaba?İşte bu gerçekten hareket eden milyonlarca kişi “Vatan için her şeyimiz feda olsun ama, şimdi bu savaş lafları da nereden çıkıyor. Oğlumun cenazesini kaldırmak istemiyorum” dedi.Genelkurmay Irak’a müdahaleden söz ediyor, AKP iktidarına karşı olanlar durumu Erdoğan aleyhine kullanmak için “niye harekete geçmiyorsun?” diye eleştiriyor, oğulları askerlik çağında olanlar ise “Tayyip Erdoğan ülkeyi savaşa sokmayacak, oğlum ölmeyecek” diye düşünüyor.Türk halkı artık kahramanlığı kitaplardan okumak istiyor. Bu seçimde laiklik ve demokrasi yoktuSeçimlerden AKP’nin zaferle çıkmasından sonra şimdi herkes bunu yorumlama telaşına kapıldı. Bazı yorumları dinliyorum; deniyor ki “millet askerin müdahalesine kızdı, demokrasiye inancını gösterdi” “laiklik çok abartıldı, tepki buna oldu.” Bana göre bunların hiçbiri olmadı. Türk halkı gerçekçi davrandı. Kriz çıkmasını, gerginlik yaşanmasını, kahramanlık yarışı yapılmasını istemedi. Ne demokrasiyi, ne laikliği düşündü, sadece cebini önemli gördü, istikrar söylemine inandı.Bunun kanıtını da söyleyeyim; dün pek çok kişiyle görüştüm. Örneğin bir kadın dedi ki “Can bey yazılarınıza ve konuşmalarınıza hayranım, ne kadar doğru şeyler söylediniz.” Evet böyle ama, oyunu AKP’ye vermiş. Çünkü benden farklı düşünmüyor, kaygıları aynı, ama diğer partiler onu korkutmuş. AKP’nin bundan ileri gidemeyeceğine inanıyor. Mesele budur. Mehmet Aydın’la konuşmaSeçimden sonra AKP hükümetinden ilk konuştuğum bakan Mehmet Aydın oldu. Aydın dün sabah aradı. Mehmet Aydın “17 Temmuz günü yazdığınız yazı için aradım” deyince biraz tedirgin oldum. Çünkü bu yazı bakanların bağlı bulunduğu iddia edilen tarikatları belirten bir yazıydı.AKP’nin seçim zaferinden sonra bir bakanla ilk temasın seçim öncesi bir yazı ile ilgili olması pek de hoş değil.Ancak Mehmet Aydın son derece nazik bir dille “Beni Fethullah Hoca cemaatinden göstermişsiniz, bu ilk kez olmuyor. Bu konuda pek çok yayın yapıldı, hiçbirine açıp da cevap vermedim, sizin ciddiyetinizi bildiğim için aradım” dedi.Ardından da ekledi “Felsefe konusunda çok iyi eğitim görmüş, pek çok dil bilen, dini inançlar konusunda sayısız araştırma yapmış inançlı biri olarak bir tarikat ya da cemaatin altında olmayı asla kabul edemem.” Mehmet Aydın Fethullah Gülen’le hiç karşılaşmadığını, ancak ister Mason olsun ister dini bir tarikat olsun herkesle medeni ortamda görüşebileceğini ama bunun bir bağlılık anlamına gelmeyeceğini belirtti.Aydın’a bu samimi yaklaşımından ötürü duyduğum mutluluğu belirttikten sonra “Bu fırsattan yararlanarak sizi de kutlamak isterim. Aldığınız bu desteğin sizi çok daha sorumlu hale getirdiğini mutlaka siz de biliyorsunuz. Ülkenin bundan sonra daha iyiye gitmesi için bizim de elimizden gelen her türlü desteği vereceğimizi bilmenizi isterim” dedim. Ertuğrul Günay Meclis Başkanı olmalıAKP seçim zaferinden sonra ilk sınavını Meclis Başkanlığı seçiminde verecek. Perşembe ya da cuma günü Yüksek Seçim Kurulu kesin sonuçları açıkladıktan sonra seçilenler mazbatalarını almaya başlayacak. Ertesi hafta Meclis toplanacak, yemin töreninden sonraki ilk iş de başkanlık divanının seçmek.Peki Erdoğan’ın Meclis Başkanı adayı kim olabilir? Akla ilk gelen isim elbette Bülent Arınç. Erdoğan’ın bu kez Arınç’ı isteyeceğini sanmıyorum. Zaten bundan önce de istememişti, Arınç çok bastırmıştı. O tarihte Arınç’ı arkasında ciddi bir milletvekili gücü vardı. Tayyip Bey bunu göze alamamıştı.Şimdi durum farklı. Artık Arınç herhangi bir tehdit unsurunu kullanamaz.Bu durumda yeni Meclis Başkanı liberal veya sol isimlerden seçilirse bana göre çok şık olur.Kim olmalı derseniz de, Ertuğrul Günay’ı gösteririm. Günay çok iyi bir hukukçu ve devlet adamıdır. Çok uzun yıllar emek verdiği siyasette Meclis Başkanı olarak taçlanması da çok anlamlı olacaktır.Belki bazılarınız “seçimden önce ağır eleştiri yazısı yazmıştın” diyebilirsiniz. Evet yazdım. Ama Ertuğrul Günay’ın kalitesini de teslim ettim. Onun AKP’ye gitmesini doğru bulmadığımı belirttim. Belki “insan içine çıkamayacak” cümlesi biraz ağır kaçmış olabilir, o da o günün koşulları altında yazılmıştı.Ertuğrul Günay’ın Meclis Başkanı olması Meclis’e de ayrı bir kalite ve güven getirecektir.

Devamını Oku

Erdoğan’ı zafere taşıyan üç cümle

23 Temmuz 2007

AKP’nin bu seçimde kazandığı zafer Cumhuriyet tarihinin en büyük seçim zaferidir. Daha önceki dönemlerde yüzde 50 oy alan partiler de olduğunu biliyoruz ama o dönemlerde iki büyük parti vardı. Doğal olarak zaten kazanan parti de yüzde 50 sınırını aşabiliyordu.AKP 14 partinin katıldığı bir seçimde yüzde 50’ye yakın oy aldı. Bunu göz ardı edemeyiz.Seçimin henüz sıcaklığını koruduğu dün gece yazdığım yazıda da belirtmeye çalıştığım gibi Türk seçmenler beni ve benim gibi düşünen pek çok kişiyi yanılttı. Belli ki seçmen sessiz sakin evinde oturup gelişmeleri izlemiş ve hatta belki son anda kararını verip oyunu kullanmış.Dün yazdığım gibi sokakta bir AKP rüzgârı görmememiz bundandır. Peki seçmen acaba nasıl etkilendi? Bana göre büyük zaferin sihri birbirinden bağımsız üç cümlede saklı:1) Borsa yüzde 12 düştü paşam.Erdoğan askerin 27 Nisan gece yarısı yayınladığı bildiriden sonra Genelkurmay Başkanı ile Dolmabahçe Sarayı’nda bir araya geldi ve yüz yüze 2.5 saat görüştü. Bu görüşmeden sonra açıklama yapılmadı. Ancak kendini askere yakın gösteren kişiler bu görüşmede Büyükanıt’ın Erdoğan’a ağır sözler söylediğini, Erdoğan’ın bu sert uyarılar karşısında aday listesine liberal ve solcu isimleri aldığını ileri sürdüler.Ancak Erdoğan’ın bu görüşmede Büyükanıt’a 24 Nisan bildirisinin ekonomide ters etki yaptığını ve borsayı düşürdüğünü söylediği açıklandı.Ekonomik tarafı parası olanları ilgilendiriyordu bu haberin ama bana göre halkın kafasında şöyle bir manzara canlandı: “Biz askerin Başbakan’ı azarladığını sanıyorduk, oysa Başbakan fena halde kafa tutmuş. Zaten o görüşmeden sonra asker bir daha hiçbir açıklama yapamadı.” Kamuoyu bazı çevrelerin yaydığı gibi “asker müdahale edecek” propagandasının da etkisinde kalarak “Aman asker gelmesin” düşüncesi içinde askere kafa tutan Tayyip Bey’in arkasına geçti.2) Bizim petrol kuyumuz yok.Genç Parti’nin açtığı yoldan giden tüm partiler mazotu bir liraya indireceklerini söylerken Tayyip Bey meydana çıkıp “Bunlar boş hayaller, bizim petrol kuyumuz yok, mazot bir lira olamaz” dedi. Oysa diğer partiler mazotun nasıl bir lira olacağını çok güzel anlatmışlardı. Erdoğan seçimden önce bir kararname ile mazotu bir liraya indirip büyük prim yapabilirdi. Tersini yaptı ve bu doğru çıktı.Çünkü vatandaş “Demek ki mazot konusu büyük hayal, adam seçilmeme riskine rağmen direniyor, namuslu davranıyor, helal olsun” diye düşündü.3) Tek başına iktidar olmazsam giderim.Tayyip Bey yine meydana çıktı ve “Tek başıma iktidar olmazsam giderim” diye konuştu. Bu iddialı lafın arkasında aslında Baykal ve Bahçeli’ye de koşulmuş bir şart vardı. Ancak ağır seçim yenilgisi altında bile koltuğunu bırakmayan liderlere alışmış Türk halkı Erdoğan’ın bu kendine güvenen dik duruşuna bayıldı. Tayyip Bey oyunu artırmayı değil “tek başına iktidar” istiyordu. Böyle bir çıkışı kimse beklemiyordu. Vatandaş oyunu verdi.4) Durumunun kötüye gittiğini inanan bize oy vermesin.Seçime doğru Türkiye’nin her yerinden şikâyetler yükseliyordu. Çiftçiler, esnaf, memur, işçi yakınıyordu. İşsizlik artıyordu. Tayyip Bey bu sırada ortaya çıktı ve “Türkiye iyiye gidiyor, 4.5 yıl öncesinden daha kötü durumda olduğunu söyleyen varsa bize oy vermesin” dedi.Şok edici bir sözdü bu. Bir siyasetçi için “intihar” olarak bile nitelenebilirdi. Ama Tayyip Bey bunu yaptı. Türk halkı da bu cesur çıkışı sessizce oya çeviriverdi.Şimdi bugüne kadar iktidarı eleştiren ya da yandaş olan pek çok kişi seçim analizleri yaparak bahaneler arıyor, muhalefete yükleniyor, suçlanacak adam arıyorBunların hepsi gereksiz. Tayyip Erdoğan alışılmamış davranışlarda bulunarak, insanlara güven ve istikrar vaat ederek, askere taviz vermeyerek ve dik durarak çok büyük bir riski göze aldı, kazandı.Mesele budur. Artık yeni bir Türkiye var. Şimdi sıra herkesin bu yeni duruma kendisini uyarlamasına geldi. Muhteşem yanılgıYanıldık mı, evet. Dün de yazdım. Millet fena halde dalgasını geçmiş bizimle. Cumhuriyet mitinglerini, evlere asılan bayrakları, internetteki savaşları falan geçiyorum. Sadece bir örnek vermek istiyorum.Giresun’da fındık üreticisi belki çiftçiler içinde en mağdur edilen kesimdi. Nitekim Karadeniz bölgesindeki görülmemiş biçimde 100 bini aşkın insan tarihi bir gösteri yaptı. Hükümeti hakaretlerle eleştirdi. Sorduğunuzda Giresun’da bırakın AKP’nin milletvekili çıkarmasını, tek bir oy bile alamayacakları söylendi.Dünkü sonuca göre AKP Giresun’da yüzde 51 oy aldı. CHP yüzde 16’da kaldı. Fındığa 8 lira vereceğini 7 ay önce ilan eden Genç Parti ise yüzde 1,3 oy alabildi.Başka bir örneğe ihtiyacınız var mı? Kamer Genç mucizesiKamer Genç ne kadar ilginç bir siyasetçi değil mi? 12 Eylül askeri müdahalesinden sonra askerler tarafından Kurucu Meclis’e atandı. Tuncelili olması ve “sol” eğilimi ile dikkat çekti. Kendisini oraya atayan askerlere tek başına kafa tutan tavrıyla herkesin ilgi odağı oldu.Ardından dönemin Halkçı Partisi’nden milletvekili seçildi. Sonra parti değiştirdi. Soldan sağa geçti. DYP’den de yine Tunceli adayı oldu, seçilmeyi başardı.Siyaset yaptığı dönem boyunca zaman zaman komik hareketleri ile herkesi güldürürken zaman zaman da aykırı çıkışları ile tepki topladı. Medya ile arası hem iyi hem kötü oldu, televizyondaki kavgalarıyla ününü artırdı.“Çiçek sulama” olayıyla magazin dünyasının yıldızı olmayı bile başardı.2002’de partisi barajı aşamayınca siyasete zorunlu ara verdi, ama bu seçimlerde tek başına Tunceli’den aday oldu. Bölgede DTP’nin ağırlığı olmasına rağmen yine seçilip gelmeyi başardı.Demek ki Kamer Genç Tunceli’de gerçekten çok sevilen bir isim. Böylesine hassas bir bölgeden tekrar seçilip gelmek mucize gibi bir şey. Yeni Meclis Kamer Genç’le çok daha renkli olacaktır. Tarhan Erdem mucizesiTarhan Erdem seçim sonuçlarını neredeyse aynen tahmin etti. Seçimden iki gün önce açıkladığı araştırmada AKP’nin yüzde 47,8 oy alacağını söyledi. Hatta bir gazeteci dostum Tarhan Erdem’in araştırmayı verirken “Sonuç budur ve kafamı ortaya koyarım” dediğini söyledi bana.Bu sonucu gördüğümde açıkçası tepki göstermiş ve bunun bir manipülasyon olduğunu düşünmüştüm. Belki iki aydır bu yönde yapılan yayınlar halkın eğiliminde etkili olmuştur, buna karşın Tarhan Erdem’in araştırmasının aynen gerçekleşmesi bunun bahanesi olamaz.Tarhan Erdem tüm araştırmacıları geride bırakarak Türkiye’nin en kritik seçimini tam olarak bilmiştir, bu hakkı teslim etmek ve önünde eğilmek gerekir.

Devamını Oku

Kavga istemeyen sessiz çoğunluk

23 Temmuz 2007

Açıkçası ben de yanıldım. AKP’nin alacağı oy konusunda değerlendirmelerim yanlış çıktı. Bunu bir kenara koyalım.Ancak şunu da hemen söylemek istiyorum; AKP’nin aldığı oy AKP’nin gerçek oyu değildir. AKP’ye verilen destektir, açılan kredidir. Bu destek de Türkiye’nin sessiz çoğunluğunun çıkardığı sestir.Çok belli ki Türk halkı bir sürenin daha gürültüsüz, sakin ve kavgasız geçmesini istedi.Kimse şu yanlışa düşmemeli: Türkiye asla ikiye bölünmüş durumda değildir. Bazı batılı gözlemcilerin söylediği gibi Türkiye’de laikler ve laikliğe karşı olanlar tam ortadan ikiye bölünmüş duruma gelmemiştir.Çünkü AKP’ye verilen oylar “biz laiklikten, Cumhuriyet ilkelerinden yana değiliz” anlamına gelmez. Bunu rahatlıkla yazabiliyorum, çünkü AKP’nin oyunun bu kadar yüksek çıkmasında beni şaşırtan kamuoyunda bir heyecan belirtisinin olmamasıydı.Eğer gerçekten Türkiye’nin yarısı cumhuriyet ilkeleriyle ve özellikle laiklikle ters düşen bir hale gelmiş olsaydı, seçim öncesi tartışmalar çok daha sert olur, ayrıca çatışma ortamları da doğardı.Oysa seçimlerden önce bu tür tartışmalar pek olmadığı gibi çatışma ortamı hiç yaratılmadı. Bu da bana halkın bir bölünmeden yana olmadığını sadece sakinlik ve istikrar istediğini gösteriyor.AKP’nin belki de Gobels taktiğine benzer propaganda yöntemi ile “istikrar bozulursa ekonomi sarsılır, herkes kaybeder” söylemi Türkiye’nin sessiz çoğunluğunu çok etkilemiş belli ki.Böyle olunca da sokaklara AKP yanlısı bir öfke ve heyecan yansımadı. İnsanlar evlerinden çıktılar, oylarını “istikrar”dan yana kullandılar ve televizyonlarının karşısına geçtiler. Ne kadar sevindiklerini de bilemiyorum.Üzgünler ordusuBu arada Cumhuriyet mitinglerine katılan, elerine bayrak asan, internet ortamında AKP iktidarını bitirmek için çok yoğun çaba harcayan büyük bir kesim geceyi büyük bir hayal kırıklığı içinde geçirdi. Bu çok doğal, ama şu andan itibaren herkesin sakin olması, siyasal tabloya iyi bakarak nasıl bir tavır takınacağını belirlemeli.Şu da unutulmamalı ki, AKP’nin böylesi bir destekle tek başına iktidar olması Türkiye’nin sorunlarını da çözebileceği anlamına gelmiyor. Bir kere Tayip Bey, dün olduğundan daha büyük bir yükle yola devam edecek. Ekonomik sorunlar yarından itibaren başını ağrıtmaya başlayacaktır. Güneydoğu ve terör konusu dünden daha şiddetli biçimde önüne gelecektir.En önemlisi, son iki aydır müdahale etmesi gereken her türlü sorunu seçim bahanesiyle bir kenara iterek ertelemesi de mümkün değildir.Tayip Bey Türkiye’nin çok önemli sorunları konusunda çok hızlı ve net kararlar almak zorunda kalacaktır.Cumhuriyet ilkeleri ve laiklikle ilgili kuşkular ve endişeler giderilemeyeceği için Türkiye yine bu tür tartışmaların içinde olacaktır.Son olarak şunu söylemek istiyorum. Seçimden hüsranla çıkanlar büyük bir olgunluk ve sakinlik içinde yeni siyaset ve stratejiler geliştirmek zorundadır.AKP ise halkın bu desteğini “artık ülke bizim” mantığı ile hor kullanmamak ve o da sakin olmak zorundadır.

Devamını Oku