Nezaketi korkaklık olarak değerlendirmek

Haberin Devamı

Önce kardeşim Cem aradı sabah sabah. “Abi” dedi “Bugünkü yazın yanlış anlaşılacak, sana saldıracaklar” Tabii hemen sordum “Neden, ne var ki?”

Kardeşim devam etti: “Herkes seni o kadar yakından tanımaz, senin nezaketini de anlamaz, yazdığın yazıyı tersten okuyacaklar. Ayrıca neden bu kadar yumuşak gidiyorsun, döndü diyen bile çıkabilir.”

Aklıma takıldı tabii ama akşam benzer bir görüşü Arsen Gürzap da söyleyince canım iyice sıkıldı. O da “Bu yazıyı anlamayacaklar, ayrıca anlamak zorunda da değiller canları istediği gibi okuyacaklar çünkü” deyince aklım başıma geldi.

“Bu milletin değerleri kalmamış, ne şehitler, ne cumhuriyet ilkeleri, ne demokrasi milletin umurunda değil. Her türlü yolsuzluk, dolandırıcılık, kendisine hakaret bile milletin kılını kıpırdatmıyor. Millet sadece cebini düşünüyor. Başbakan da bunun farkında olduğu için dilediği gibi davranıyor” dememek ve bunu daha nazik üslupla anlatmak için suçu biraz da kendi üzerime alarak “Bu noktada yanıldım, Başbakan’ın ne demek istediğini anlamıştım, ama böyle yazmadım” dedim.

Bunun yanı sıra mesleğe başladığım günden beri demokrasi ve hukukun çok önemli olduğunun bilincinde olduğumdan, bir seçim zaferi kazanmış siyasi partiye daha birinci günden, sanki hiçbir şey olmamış gibi saldırmanın da anlamsızlığını düşündüm.

Ne yazık ki hem okuma özürlü hem de zafer kazanmış olmanın şımarıklığı içinde olanlar, kardeşimin “sana saldıracaklar” kehanetinin doğru olduğunu gösterdi.

Elbette bu beni hiç ilgilendirmiyor. Bugüne kadar olduğu gibi doğru bildiğim yolda yürümeye devam edeceğim. Cumhuriyetin temel ilkeleri, Atatürk devrimleri, laiklik, çağdaşlık, demokrasi ve hukukun üstünlüğü, sosyal devlet ilkeleri ile rekabetin karşı konulmaması gereken özellikleri yine benim düşünce eksenimi oluşturacak.

Seçim ortamı bir mücadele ortamıdır aynı zamanda. Elbette herkes gibi ben de kendi görüşlerimi yazmak durumundayım. Tüm okurların bildiği bir gerçek şu ki seçim öncesinde hiçbir partiyi desteklemedim. Sadece AKP zihniyetinin ülke yönetimi için iyi olmayacağına inandığımı yazdım. Üstelik bunu, çok daha önceleri de yazıyordum, söylüyordum.

Bir partinin ülkeyi iyi yönetemeyeceğini söylemek ne demokrasiye aykırıdır ne de ahlaka. Eninde sonunda halk sandık başına gider ve iradesini gösterir.

Şu andaki manzaraya göre halkın yarısı benim görüşlerime katılmıyormuş. Ama bundan diğer yarısının potansiyel olarak benim savunduğum görüşleri benimsediği anlamı da çıkabilir.

İktidar olmasını istemesem de, bir siyasi görüşün halkın desteği ile iktidara gelmesini, demokratik anlayış ve terbiyem ancak saygıyla karşılar. Bu saygılı ve nezaket dolu anlayışın yanlış değerlendirilmesi ve birilerinin sanki içlerinde kalmış duygularını bir anda boşaltmaya kalkmaları beni sadece üzer.


*****


Gül’ün tavrı Erdoğan’ın manevra alanını daraltıyor


İktidarını, milletvekili sayısı olarak değil ama halk desteği olarak artıran AKP’nin ilk ciddi sınavı Meclis Başkanlığı seçiminde olacak. Aday gösterilecek kişi önümüzdeki günlerin politikalarının da ipuçlarını verecek bize.

Ama asıl sınav Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanacak. Tayyip Bey’in kafasında ne var henüz tam bilinmiyor.

Yeri gelmişken belirtmek istediğim bir nokta var. Önceki günkü yazımda “Erdoğan kendisi aday olup, önce Meclis tarafından sonra da halk tarafından seçilerek duble zafere imza atabilir” demiştim. Kimi okurlar “Bu kadar eleştirdikten sonra Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasını mı istiyorsun?” diye sormuş. O yazı bu anlama gelmiyor. AKP’nin seçim zaferinden sonra Erdoğan’ın böyle bir yola gidebileceğini anlatmak istedim.

Dönelim konumuza. Evet Tayyip Bey’in aklında ne olduğunu tam bilmiyoruz ama Abdullah Gül belli ki bu sürece damgasını vurmak istiyor. Üç gün önce yaptığı basın toplantısında üstü kapalı olarak Cumhurbaşkanı olmak istediğini söyledi. Bunun Erdoğan nezdinde sıkıntı yaratmaması mümkün değil. Çünkü bu çıkış en azından “uzlaşma” söylemini daha şimdiden kapatmış olacaktır. MHP’nin “Seçimde Meclis’te olacağız” açıklaması, 3. turda Cumhurbaşkanı’nın kesinlikle seçileceğini gösteriyor. Böyle olursa Gül bir uzlaşma ile değil dayatma ile Çankaya’ya çıkacaktır.

Bu durumu Erdoğan’ın keyifle karşılayacağını hiç sanmıyorum. Çünkü Erdoğan, yüzde 50’ye yakın destekle merkez sağın tek partisi rolünü üstlenmek istiyorsa bu tür dayatmalardan uzak durmak zorunda olduğunu biliyor.

Şimdi tekrar Tayyip Bey’e dönelim. Bu durumda uzlaşmanın kendi adında sağlanmasını isteyebilir ve adaylığını koyabilir. Her ne kadar önceki gün “Ben aday değilim” dediyse de, koşullar onu bu yola itebilir. Üstelik hemen ardından kendini halka seçtirme şansını da kullanmak isteyebilir... Kimbilir belki Gül bu çıkışıyla Erdoğan’ı Çankaya’ya itmek ve kendisi de icranın başına geçmek istiyordur.

*****


Bu seçimin çok ilginç bir sonucu

Mesleğe başlayalı tam 32 yıl oldu. Hatta 5 ay da geçti. Bu sürenin 19 yılı hem yöneticilik hem de fiilen köşe yazarlığı ile geçti. Bu dönemde 8 genel, 3 yerel seçimle bir referandumu yaşadım.

Her seçim öncesi medyada kıyasıya bir çatışma yaşandı. Doğal olarak her gazeteci ve yazar, 90’lardan sonra televizyoncular, kendi fikir ve görüşlerini kimi zaman tek başlarına, çoğu zaman da karşı düşünenlerle birlikte tartıştı.

Ancak hiçbir seçim bittikten sonra medyada “seçim öncesi iktidara yönelik yazan ve konuşanlar bu işi bıraksınlar” türünden bir kampanya açılmadı.

İlk kez bu seçimden sonra iktidarı destekleyen gazeteci ve televizyoncular, kendileri gibi düşünmeyenlere hayat hakkı tanınmamasını istiyorlar. Tabii tuhaf olan da şu: Seçimden önce ve hatta 4.5 yıllık AKP iktidarı sırasında zaten iki elin parmakları kadar yazar aykırı davranıyordu. Demek ki AKP zihniyetinin buna bile tahammülü yok.

Bu çok tehlikeli bir anlayıştır. Bir taraftan demokrasi diye yeri göğü inleteceksiniz, öte taraftan sadece tek görüşün egemen olmasını ve her türlü eleştirinin sesinin kısılmasını talep edeceksiniz.

Bu zihniyet iktidarı diktatörce yönetime de iter ki, herhalde Türkiye’nin buna asla tahammülü olamaz.


*****


Günay’la konuşma

Önceki gün AKP’nin soldan gelen yeni milletvekillerinden Ertuğrul Günay aradı. Seçimden hemen sonra kendisiyle ilgili yazdığım bir yazı için teşekkür etmek istediğini söyledi.

Bu çok nazik davranışından ötürü teşekkür ettikten sonra seçim öncesi yazdığım bir yazıyı kendisine hatırlatarak şöyle dedim:

“Geçmişte sizinle olan yakın ilişki ve hukukumuza dayanarak yeni konumunuzu eleştirmiştim. Ancak bunların hepsi seçim öncesinde kaldı bana göre. Seçimi kazandınız ve iktidardasınız. Bundan sonra bize düşen sizi dikkatle izlemek, gerektiğinde eleştirilerimizi gerektiğinde de övgülerimizi iletmektir.”

Günay da demokrasinin temel gereğinin karşılıklı anlayış ve uzlaşma kültürü olduğunu belirterek “Siyaseti araç değil hizmet olarak kullanmak gerektiğine inandığımı siz de biliyorsunuz. Bu anlayışla hep birlikte bu ülkeye hizmet edeceğimize inanıyorum” dedi.

Seçim sonrası bu tür diyaloglar bence çok yararlı.

DİĞER YENİ YAZILAR