Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün’ün eskisi gibi neden ortada görünmediğini, haftalık basın toplantılarını yapmadığını sormuş.Bu çok kişinin dikkatini çekiyor aslında. Hatta ince espri yeteneği olanlar zekâ ürünü gazete ilanı bile vermişlerdi; “Kayıp aranıyor” diye. Ergenekon davasından önce hemen her gün ekranlara çıkan Sinan Aygün’ü “bulana ödül” vaat etmişlerdi.Kılıçdaroğlu, Sinan Aygün hakkında bu açıklamayı yaparken ben de bilgisayarın başında “ifadesi alınıp da serbest kalanların suskunluğunu” merak ettiğimi anlatan bir yazının hazırlığını yapıyordum.Gerçekten sizlerin de dikkatini çekmiyor mu? Her kim ki Ergenekon davası nedeniyle gözaltına alınıp, ifadesini verdikten sonra serbest kalmışsa “dut yemiş bülbüle” dönüyor.Ne bir bilgi, ne bir röportaj ve ne bir tepki...Bunun anlamı ne olabilir?Savcı ile bir anlaşma mı yapılıyor? Savcı “Konuşursanız tekrar içeri alırım bu kez sittin sene çıkamazsınız mı” diyor?Haydi kimi gazeteciler, yazarlar ve akademisyenler korkuya kapıldı, karakterleri dik durmaya yetmedi diyelim.Şimdilik uzun saçlı, küpeli, kibar mı kibar polislerin gönlünü alarak durumu idare ettiler diyelim.Peki anlı şanlı paşalara ne demeli?Bir taraftan “Türkiye’nin en önemli güvenlik bilgileri ile donatılmış orgeneral” diye bir tür güç gösterisinde bulunacaksınız, ama serbest bırakılır bırakılmaz ortadan yok olacaksınız.Ne bir söz ne bir tepki?Eğer medyaya yansıyan ifade tutanağı doğru ise Tuncer Kılınç Paşa’ya böyle bir kapsamlı soruşturmaya yakışmayacak biçimde sorular sorulmuş.“Mustafa Balbay’ı nereden tanıdın, Sinan Aygün’le ilişkin nedir, Fethullah Gülen’i mahkûm etmek için tanık aradın mı?” türünden garip sorulara Kılınç Paşa efendi efendi cevap vermiş. “Ne biçim soru bu, ne alakası var şimdi?” dememiş mi diyememiş mi?Ve her nedense serbest bırakıldıktan sonra ağzını açmamış. Böyle komutanlık, böyle güçlü kişilik, böyle dik duruş mu olur?Aynı şekilde televizyonlarda hiç susmayan diğer dört yıldızlı emekli paşadan da ses seda yok.Geri kalan asker kökenlilere bakarsanız onların durumu da facia. Ya kalpleri zayıflamış, ya kilo vermişler, ya safra keseleri zora girmiş. Hiçbiri dayanamamış, sağlıklarını kaybetmişler.İyi de be kardeşim, sizler terörle mücadeleden geldiğinizi söylüyorsunuz hep, nasıl mücadele ettiniz böyle?İnanın bu satırları yazarken üzülüyorum. Savcı pazarda işportacı kovalayan belediye zabıtalarını sorguya alsa onlar belki daha dik dururlardı. *** Silahlar da bulundu ya Kafası AKP ve yandaşlarının propagandaları ile karışmış olanlara bazı şeyleri anlatmak çok zor. Bir yarbayın evinde ve krokisini çizip bıraktığı yerde kimi silah ve mühimmat çıktı ya “Hâlâ Ergenekon yoktur diyecek misiniz?” diyenlerin sesleri de yükselmeye başladı.Evet, bulunan silahlar ürkütücü. Hele bu silah ve patlayıcıların herhangi bir yerde kullanılması ihtimalini düşünmek daha da ürkütücü.Ancak Ergenekon soruşturmasında yapılan kimi hukuksuzlukları, kimi mantıksızlıkları ve iktidar eliyle bir korku ortamı yaratılmak istendiği şüphesini dile getirmek farklı, devleti ele geçirmek isteyen çetelerin olduğunu inkar etmek farklı.Hukuka ve yargı bağımsızlığına saygısı olduğunu bağıra bağıra söyledikten sonra, henüz iddianameleri bile hazır olmayan onlarca kişiyi “terörist” sayıp bulunan silahların da bu kişilere ait olduğunu varsayarak “Daha ne istiyorsunuz” demek anlamlı mı? Yoksa büyük oyunun bir parçasını daha mı yaşıyoruz? *** Teritoryal savunmaBir mantıksız durum var. Yakalanacağını anlayan bir muvazzaf yarbay, 3 gün kaçak olarak dolaşıyor. Sonra askere teslim oluyor. Ama üzerinden cephanelik krokileri ve suikast hedefleri gösteren bir ajanda çıkıyor.Garip değil mi? Bir subay akıl ve zekâdan bu kadar yoksun olabilir mi? Sonra buralar kazılıyor. Ortaya “gıcır gıcır” silah ve mühimmat çıkıyor.Peki yarın biri “Bunlar bir işgal durumunda, askerin silahına el konması halinde başlatılacak teritoryal savunma, yani milis güçleri için saklanan cephanedir. Bu cephane belli sürelerde yenileriyle değiştirilir” derse ne olacak?Ve bunun gibi Türkiye’nin belki de 100 ayrı yerinde daha cephane olduğu öğrenilirse bu gizli bilginin açığa çıkmasının hesabını kim verecek?Adı Ergenekon’da hiç geçmeyen bir emekli subay “İsviçre’de bile bu amaçla toprak altına gömülmüş cephanelik vardır” dedi. Doğru mudur? *** Televizyonlar bu kez tongaya basmadı Hiç şüphesiz medyayı, özellikle medyanın televizyon bölümünü en iyi kullanan, hatta tepe tepe kullanan siyasetçi Başbakan Erdoğan.Konumunu da kullanarak her yaptığını üstelik canlı yayınlarda tüm halka duyurmayı başarıyor. Doğaldır, bir başbakan konuşuyorsa haber kanalları da bunu canlı yayınlar.Ayın başında Başbakan büyükşehir adaylarını açıklamak üzere bir toplantı düzenledi. 14 haber kanalı da bu toplantıyı izledi. Bu toplantının diğerlerine göre önemi Ankara adayının da açıklanacak olmasıydı. Bu nedenle toplantının başlamasıyla birlikte 14 kanal da canlı yayına geçti.Başbakan konuştukça konuştu. Tek tek belediye başkanlarını ve başarılarını anlattı. Bu başarıların arkasında iktidarın verdiği desteğin olduğunu söyledi.Haber kanalları ise bunları değil Ankara adayını bekliyordu aslında. Bu nedenle “Şimdi söyler” beklentisi içinde kimse yayından çıkamadı. Başbakan Ankara adayını açıklamadı.Birkaç gün sonra aynı nedenle bir daha konuşma yaptı. Yine 14 kanal birden canlı yayına geçti. Başbakan yine uzun uzun AKP’li belediyelerin başarılarını anlattı. Hiçbir meydan konuşmasında bulamayacağı kalabalıklara propaganda yaptı. Konuşmasının sonunda bu kez Ankara adayını açıkladı.Başbakan iki gün önce yine benzer bir toplantı yaptı. Yine 14 kanal yayına geçti. Ama bu kez bazıları tongaya basmadı. Ergenekon ile ilgili bölüm bittikten sonra pek çok kanal canlı yayından çıktı.Tabii olan ekranda Başbakan ağzından propaganda yapamayan belediye başkanlarına oldu. Daha önceki iki toplantıda adı geçenler şanslıydı demek ki...
Ergenekon olayının tamamen iktidarın güdümünde yürütüldüğünün kanıtlarından biri de televizyonda izlenme rekoru kıran Kurtlar Vadisi adlı dizinin senaryosu. Şimdilik “maddi” nedenlerle yayınlanmayan ve artık atv’de devam edeceği belirtilen Kurtlar Vadisi’nin “ikinci bölüm” senaryosu ile bugün sürdürülen Ergenekon soruşturmasının ayrıntıları neredeyse bire bir tutuyor.Bunun da ötesinde Kurtlar Vadisi’nin senaryosu her nasılsa operasyonların önünde. Yani yayınlandığı sürede Kurtlar Vadisi’nde ne oluyorsa bir hafta on gün içinde bunun gerçekleştiğini görüyorduk.Ancak şimdi Kurtlar Vadisi yeni kanalında zora girecek herhalde. Çünkü olay giderek bu dizinin kahramanının da aleyhine dönme trendinde.Şöyle anlatayım: Kurtlar Vadisi dizisinin ilk dönemi Susurluk olayını anlatıyordu. Dizide Susurluk olayının isimleri kahramanlaştırılmıştı.Ana kahraman Polat Alemdar aslında Abdullah Çatlı idi. Dizinin ilerleyen bölümlerinde Polat Alemdar’ın aslında bir mafya lideri olmadığını, devlet adına çalıştığını, temel amacın Türkiye’nin kanını emen, iş adamı kılığındaki gerçek mafyanın kökünü kazımak olduğunu anladık!Kısacası Susurluk adı verilen devlet içi çeteleşme bu dizide “ulvi bir vatan görevinin yerine getirilmesi” olarak anlatılmıştı. Anadolu kentlerinin vatansever gençleri, ağır abi olmaya özenen büyük kentlerin varoş gençleri, yaptıklarını gerçekten memleket aşkı olarak gören askerler, polisler ile “önemli olan adaleti sağlamak” diyen pek çok vatandaş bu diziyi büyük keyifle izledi.Dizi galiba 100 bölümde mafyanın çökertilmesi, yargının da mafyavari örgütlenen ama devlet için savaşan kahramanları beraat ettirmesiyle sona erdi. O mahkeme sahnesi de evlere şenlikti. Yargıçlar her şeyin suç olduğunu söylüyordu ama kahramanlar beraat etti.Diziyi yapanlar gördükleri ilgiden ve kazandıkları milyonlarca dolardan pek mutlu olduklarından devam kararı aldılar. Ama bu sırada iktidar çoktan değişmiş ve “yeni dönem” başlamıştı. Bu duruma senaryonun da buna uydurulması gerekiyordu.Dizi yine Susurluk’un en önemli kahramanının bu kez “aslında henüz bitirilmemiş olan” derin çetelerle mücadelesi olarak başladı. Fena da gitmiyordu ki Ergenekon olayı patlatıldı. İşte o andan itibaren dizinin senaryosu da buna uygun hale getirilmeye başlandı.Susurluk’un kahramanı yine devlet için çalışıyordu ama, aynı olayın diğer kahramanları “çıkarcı, hain, para gözlüsü, PKK ile iş birliği yapan, dinci örgütleri sevk ve idare eden” kişiler olarak gösterilmeye başlandı.Bir önceki bölümde göklere çıkarılanlar bu kez yerin dibine batırılıyordu. Susurluk’a hiç bulaşılmıyordu. Ama şimdi durum biraz değişti. Ergenekon olayı Susurluk’a çevrilmeye başlandı. Şimdi bu durumda Kurtlar Vadisi’nin ne yapacağını merakla bekliyorum.Dizinin ana kahramanı olan Abdullah Çatlı bu senaryoda acaba nereye oturtulacak?Sonuç olarak söylemek istediğim şu: “Devlet adına, vatan millet uğruna yasaların ve hukukun dışına çıkılmasının iyisi kötüsü olmaz. Siyasi fayda umarak yasa ve hukuk dışına çıkmaktan medet umanların ve bunu kahramanlık gibi göstermeye çalışanların bir gün ayakları birbirine dolanır. Ergenekon’da geldiğimiz nokta budur.” *****Nasıl aldıysan öyle teslim et Medyanın 10. dalga olarak adlandırdığı son Ergenekon operasyonunun en çarpıcı ismi eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz’e reva görülen davranış oldu.YÖK Başkanı olduğu sırada “irtica yanlısı” olduğu gerekçesiyle Beşir Atalay’ı görevden alan Kemal Gürüz, bu kez dengeler değişip kendi sade vatandaş Beşir Atalay ise İçişleri Bakanı olunca ite kaka gözaltına alındı.Herhalde bir profesörün evinden adeta sürüklenerek çıkarılmasının ve polis otomobiline başına basılarak tıkılmasının görüntülerini kimse unutmayacak.Ancak aynı Kemal Gürüz mahkemeye bile çıkarılmadan savcılık tarafından serbest bırakıldı. Ve koca profesör elindeki bir naylon poşetle sokağın ortasına salıverildi.Kemal Gürüz yola çıkıp bir taksi çevirmeye ve hızla mahkemenin önünden uzaklaşmaya çalıştı. Tabii ki usul böyle ama madem Ergenekon savcısı özel yetkilerle donatılmış dilediği gibi davranabiliyor, bu durumda hakkaniyet ölçülerine de uymalı ve serbest bıraktığı kişileri aldırdığı yere, ama bu kez biraz daha özenli biçimde teslim etmeli.*****Erdoğan’a madalya baskısı Başbakan Erdoğan’ın İsrail’e yönelik ağır sözleri dünyada etkisini göstermeye başladı. Belli ki önümüzdeki dönem dış ilişkilerde İsrail krizi yaşamamız sürpriz olmayacak.Erdoğan, İsrail’e veryansın ediyor ama, gerek kendi tabanının gerekse bu konudaki duyarlı vatandaşların “Eleştiriyorsunuz ama hiçbir şey yapmıyorsunuz” tepkisine ise sessiz kalıyor.Örneğin bir kesim İsrail’le olan askeri, ticari ve diplomatik ilişkinin kesilmesinden yana. Bu çok mantıklı değil. Ama Erdoğan’ın yapabileceği bir şey var.Amerikan Musevi Komitesi AJC 5 yıl önce Erdoğan’a “Cesaret madalyası” vermişti. Komite bu madalyayı daha önce 10 kişi için uygun görmüştü ve madalya alanların hepsi Yahudi’ydi. Erdoğan, madalya alan ve Yahudi olmayan tek kişi.HSBC Bankası’nın Amerika’daki yemeğinde verilen madalyayı alan Erdoğan yaptığı konuşmada “Türkiye ile İsrail arasında her zaman var olan dostluk, karşılıklı anlayış ve güven temelindeki ilişkilerin son dönemde kazandığı ivmenin altını memnuniyetle çizmek isterim” demişti.İşte şimdi Erdoğan’ın bu madalyayı geri vermesi isteniyor. Ama Başbakan bu talepleri duymazdan geliyor.*****İstanbul Erkek Lisesi’nden kısa film yarışmasıGeçen yıl bu zamanlarda size yine duyurmuştum, demek ki bir yıl daha geçmiş. Eski okulum İstanbul Erkek Lisesi bu yıl da Liselerarası Kısa Film Yarışması düzenliyor.Bu yıl 6’ncısı yapılacak olan yarışmaya katılacaklar 15 dakikalık kurgulu bir film hazırlayacak. Yarışmaya katılacak öğrenciler filmlerini en geç 6 Mayıs 2009 tarihine kadar teslim etmek zorunda.Geçen yıl izlediğim kadarıyla çok güzel filmler katılmıştı bu yarışmaya. Köklü bir okulun bu tür yarışmalarla sinemaya hevesli gençleri yüreklendirmesi bence çok önemli.Unutmadan, yarışmaya katılmak isteyenler ’www.ielsinema.com’ adlı internet adresine girerek başvuru formlarını alabilir ve şartları öğrenebilirler.Haydi bakalım liseli sinemacılar, kolları sıvayın.
Sevgili okurlar; geçtiğimiz hafta Ergenekon olayı, belki de başladığından bu yana en önemli noktaya tırmandı. Ve bu durum bana göre aynı zamanda davanın da sonuna gelindiğinin bir göstergesi. Kısaca “Yasa dışı devlet içi çeteleşme ve terör” adı altında Ergenekon davası olarak sürdürülen ve Cumhuriyet ilkelerinden, Atatürkçü düşünceden, demokrasi ve hukukun üstünlüğünden yana olan kişilere yönelik baskı, sindirme, korkutma operasyonunun sonuna gelindi.Susurluk’a dönüşGörünen o ki, işin tadının çok kaçması ve olaydaki iktidar baskısının saklanamayacak derecede ortaya çıkması ile, dava asıl mecraı olan Susurluk başlangıçlı kimi terör ve dehşet olaylarına yönelecek. Bunda özellikle silahlı kuvvetlerin hiç gürültü çıkarmadan yürüttüğü görüşme trafiğinin çok etkili olduğunu sanıyorum.Herkes “muhtıra” beklediAralarında eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç’ın da bulunduğu son operasyondan sonra Genelkurmay’da yapılan çok uzun toplantı büyük heyecan yaratmıştı. Genelkurmay’ın ışıklarının gece yarılarına kadar yanmasını izleyenler “Çok sert bir açıklama” hatta “muhtıra” beklentisine girmişti. Ama beklenen olmadı, tam tersine asker çok sessiz kaldı. Bunun da ötesinde “bütün oyunu ortaya çıkaran” bir hamle yaptı.Hükümeti ziyaretGenelkurmay Başkanı herkesin açıklama beklediği bir sırada “Başbakan’la görüşmek istediğini” söyledi. Konunun ne olduğu da bildirildi. Bu sırada İstanbul’dan yola çıkmış olan Başbakan’ı Esenboğa’da alışılmışın dışında Milli Savunma Bakanı karşıladı. İkili Ankara yolunda birlikte oldular. Genelkurmay randevu saati nedeniyle Cumhurbaşkanı’ndan da bir “ricada” bulundu. Olağan görüşme bir süre ertelenmeliydi.Tek cümlelik açıklamaGenelkurmay Başkanı ile Başbakan arasındaki görüşme bir buçuk saat sürdü. Ardından herhangi bir açıklama yapılmadı. Genelkurmay Başkanı daha sonra “haftalık olağan toplantı” için Çankaya’ya çıktı. Bu görüşme trafiğinden sonra sadece tek cümlelik bir açıklama yapıldı. Genelkurmay “son gelişmelerle ilgili görüşünü” aktarmıştı.Yandaşlara sızdırılıyorGenelkurmay bir cümlelik açıklama yaparken hükümet kanadından hiç ses çıkmadı. Ama ertesi gün iktidarın yayın organlarından biri askerlerin “ricalarını” açıklıyordu manşetinden. Buna göre asker emekli orgenerallerin “yurt dışı yasağı” konma kaydıyla serbest bırakılmasını istiyordu. İktidarın yayın organı “yargı bağımsızlığı” ilkesini görmezden gelerek “bu ricanın son derece normal” olduğunu belirtiyordu.Mahkeme saygı duyduBir gün sonra Tuncer Kılınç savcılığa çıktı. Savcı “adli takip kaydıyla” Kılınç’ın serbest bırakılmasını talep etti. Ben bu yazıyı yazarken henüz diğer generallerin durumu henüz belli değildi. Ama benzer olacağını şimdiden büyük ihtimal olarak görüyorum.Oyun açığa çıktıPek çok çevre Genelkurmay’dan “muhtıra” beklerken, aslında Genelkurmay çok daha önemli bir adım atarak “Ergenekon davasının aslında iktidarın bilgi ve yönlendirmesi ile yürütüldüğünü” ortaya çıkarıyordu bana göre. Aylardır “aklı başında” herkesin gördüğü oyun, Genelkurmay’ın küçük bir hamlesiyle kanıtlanmış oldu. Benim de ısrarla savunduğum “Ergenekon belki derin çeteleri ortaya çıkarmak için başlatıldı ama daha sonra iktidar bunu kendine muhalif olan çevreleri sindirmek için kullandı” tezi de doğrulandı.Tuncay Güney bilmecesiSevgili okurlar; Ergenekon soruşturmasındaki “iktidar izi” Tuncay Güney isimli kişi ile çok net biçimde görülüyor. Gerçek kimliği belli olmayan, Türkiye’de olduğu yıllarda gerçekte ne yaptığı bilinmeyen bir kişinin söyledikleriyle başlatıldığı söylenen operasyonlar bugün çıkmaza girdi. Ama her nasılsa o kişi hâlâ gündemde. Soru nasıl sorulur?Bu kişi konusundaki en absürd gelişme Ergenekon savcısının kendisine bir dizi soru göndermesidir. Sayın savcı artık ne düşünüyorsa hazırladığı 37 soruyu Tuncay Güney’e göndermiş ve cevabını istemiştir. Peki Tuncay Güney bunları hangi sıfatla yanıtlayacaktır? Kendisi devlet görevlisi midir, MİT mensubu mudur? “Her şeyi bilen adam” sıfatı bir film senaryosu ya da gazetelerin heyecanlı başlıkları olabilir ama resmi bir soruşturmada ciddiye alınabilir mi?Bundan sonra ne olur?Sevgili okurlar; operasyonun son ayağı ve ardından yaşadığımız gelişmeler bu davanın siyasi amaçlı olduğu gerçeğini artık ortaya çıkarmıştır. Peki bu durumda Ergenekon tamamen ortadan mı kalkacak? Hayır, tam tersine asıl şimdi iş gerçek kaynağına yönelecek.Susurluk bir milatTürkiye’de “derin devlet” adı altında bir takım yasa dışı örgütlenmeler olduğu yolunda kimsenin kuşkusu yok. Tabii bunların bir kısmı gerçekten ulusal güvenlik adına yapılmış da olabilir. Sorun bu yapılanmanın, daha sonra gücünü devletten aldığı vehmine kapılanların çeteleşmesine dönüşmesidir. Susurluk bu konuda bir milat olmuştur.Herkes biliyorduHerkesin bildiği bu yapılanma Susurluk’taki bir kaza sonucu saklanamaz hale gelmişti. Bu kaza ile birlikte pek çok pislik de ortaya dökülmeye başladı. Ama işte o sırada yaşanan en önemli sorun hangi eylemlerin gerçekten devlet için, ulusal güvenlik adına, hangilerinin kişisel amaçlarla yapıldığının ortaya çıkarılamamasıydı. Belli ki bu karmaşanın çok sorun yaratacağını düşünenler olayı örtmenin daha “hayırlı” olacağını düşündüler.Hukuk devletiysekOysa Türkiye bir hukuk devleti. Ve bir hukuk devletinde yasa dışı örgütlenme olamaz. İyi niyetle de olsa olamaz. Şimdi geldiğimiz aşama artık bunun tamamen ortaya çıkarılmasıdır. İktidarın “intikam alma hevesi” ve “muhalifleri sindirerek demokratik diktatörlük kurma düşü” ayıklandığında Ergenekon davası arzu edilen sonuca ulaşacaktır. Dava parçalanabilirSevgili okurlar; bu satırlardan sonra “Yani adı geçen herkes aslında masum mu?” diye sorabilirsiniz. Bunu söylemem çok güç. Bu dava kapsamında olan birçok isim konusunda yıllardır içimizde şüphe hatta ciddi kanaatler vardı. Bunların bir kısmı Susurluk’tan kalma isimler. Bir kısmı ise son yıllarda “kimi gizli işler içinde olduğundan kuşkulandığımız” isimler. Bu nedenle davanın ilerleyen günlerinde önemli bir kesim “beraat” edebilir. Bazıları hakkında ise başka isimler altında davalar açılabilir. Yani “yapılan her şey tek örgütün ürünüdür” tezi aslında çürümüştür.Filistin’deki gelişmelerGeçen haftanın sıcaklığını hiç yitirmeyen konularından biri de Filistin’deki insanlık dramıydı. Ölen siviller, özellikle çocuklar yüreklerimizi burktu, içimizde derin yaralar oluşturdu. Türk halkı bu insanlık dramı hakkında tepkisini gösterdi. Ancak gördüğüm kadarıyla iktidar, konuyu iç siyaset malzemesi olarak kullanmak adına tehlikeli biçimde tırmandırıyor.Sanki din savaşıBaşta iktidar olmak üzere iktidardan pay almaya çalışan diğer dinci akımlar İsrail saldırılarının yarattığı tahribattan güç alarak Türk kamuoyunu tahrik ediyor. İlk başlarda normal protesto eylemleri olarak başlayan gösteriler giderek “gerici mitinglere” dönüşmeye başladı. Çok tehlikeli biçimde Filistin’de yaşananlar din savaşı olarak lanse ediliyor ve bir Müslüman katliamı yapıldığı şekline dönüştürülüyor.Filistin Müslüman mı?Burada bilmemiz gereken çok önemli bir nokta var. Evet, o bölgede çok sayıda Müslüman var. Ama Filistin halkının yarıya yakını Hristiyan. Ölenler sadece Müslümanlar değil. Zulümden nasibini alan Hristiyanlar ve hatta başka dinlere mensup insanlar da var. Bu korkunç dramı “Müslüman katliamı” olarak sunmak bölgedeki insanlara hiç yarar sağlamaz ama Türkiye içinde şiddet ve fanatizmin artmasını körükler.Bu gece tvnet’teyimSevgili okurlar; sizlere son olarak bu akşam katılacağım bir TV programının haberini vermek istiyorum. Uydu, Digitürk (55) ve D-Smart’ta bulabileceğiniz tvnet kanalında Ergenekon konusundaki bir tartışmaya katılacağım. Bugün yazdıklarımı daha geniş bir şekilde ve bazı örneklerle anlatma fırsatım olacağını sanıyorum. Program saat 21.30’da başlayacak.Hepinize iyi haftalar dilerim.
Genelkurmay, kimilerinin “ah bir yapsa” diye beklediği açıklamayı yapmadı. Tam tersine son derece sessiz biçimde “sıcak bir trafik” düzeni içinde “hassasiyetini” dile getirdi.Buraya kadar güzel. Nitekim AKP’liler bile “kerhen” olsa da bu davranışa şapka çıkardı.Peki askerler ne yaptı?Genelkurmay Başkanı, belki de teamülleri de aşarak Cumhurbaşkanı’ndan randevusunun ertelenmesini rica ederek Başbakan Erdoğan’ı ziyaret etti. Ardından da Cumhurbaşkanı Gül’e çıktı.Genelkurmay Başkanı bu görüşmelerde ne dedi?Komutanlıktan tek satırlık bir açıklama yapıldı. Dendi ki: “Genelkurmay Başkanı bugün öğleden sonra yapmış olduğu görüşmelerde; özellikle dün yaşanan gelişmelerle ilgili görüş ve değerlendirmelerini, sırasıyla Sayın Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanı’na sunmuşlardır.” Hükümetten bir açıklama yapıldı mı?Hayır, hükümetten “tek satırlık” açıklama bile yapılmadı.Ama buna karşın AKP’nin yayın organlarından Yeni Şafak Gazetesi, Genelkurmay Başkanı’nın bazı “ricalarda” bulunduğunu yazdı.Çok belli ki bu gazete her zaman olduğu gibi yine Başbakanlık’tan aldığı “sızdırma” bilgileri manşetine taşıdı.Yeni Şafak Gazetesi’nin “herkesi atlatan” haberinden ve Genelkurmay’ın “tek satırlık” açıklamasından anlaşıldığı kadarıyla Orgeneral İlker Başbuğ, Başbakan Erdoğan’a “muhtemelen” şöyle dedi:“Sayın Başbakan, son operasyonlardan çok rahatsız olduk. Elbette yargı karşısında kimsenin ayrıcalığı yok. Ama gözaltına alınanlar arasında emekli orgeneraller ve muvazzaf subaylar var. Bu kişilere iyi davranılmasını istiyoruz. Ayrıca mümkünse tutuklama yapılmasın, yurt dışı yasakları konarak tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılsınlar.” İyi güzel de, hani yargı bağımsızdı. Anlaşıldığı kadarıyla askerler konunun bizzat Başbakan’ın emriyle yürütüldüğüne inanıyorlar ve “küçük bir ayrıcalık için” kendisine başvuruyorlar.Haydi, işlerine gelen demokrasi ve hukuku savunan AKP yandaşı liberalleri sevindirecek biçimde söyleyeyim: “Askerler demokrasi ve hukuka inanmadıkları için güçlerini kullanarak böyle bir girişimde bulundular.” Pekiiii, kürsüye çıktığında demokrasi ve hukuk devleti sevdasını ağzından düşürmeyen Başbakan ne yapıyor?Bir buçuk saat boyunca Genelkurmay Başkanı’nı dinliyor.Diyemiyor ki, “Sayın generalim, Türkiye bir hukuk devletidir, yargı bağımsızdır. Benim müdahalem mümkün olabilir mi? Sizden bu sözleri duymamış olayım, lütfen siz de demokrasinin ve hukukun kurallarına uyun ve yanlış adreslere gelerek kamuoyunda da yanlış bir izlenim bırakmayın.” Erdoğan bunu diyebilmiş midir?Demediği kesin.Dese zaten sadece Yeni Şafak değil, yandaş medyanın tamamı bu “hukuk ve demokrasi dersini” manşetlere taşırdı.Yazının sonu; hukuk devleti, demokrasi, yargı bağımsızlığı kavramları siyasetçiler için sadece laftır.*****Hafta sonunun neşesi pazar fıkralarıBu haftanın fıkraları yine Yıldırım Tuna’dan. Unutmadan; yan taraftaki kısa fıkralar da Yıldırım Tuna imalatıdır. Haydi hep birlikte okuyup keyiflenelim biraz:Çam ağacıSarışın arabası ile düz yolda çok sert zig zaglar çizerek ilerleyince bunu gören polis onu hemen durdurmuş, “Ne var? Ne oluyor?” demiş. Polis “Sarhoş musunuz?” diye sorunca “Hayır” demiş sarışın bir az önce başına gelen tehlikeli olaydan korkup etkilenerek. Sonra anlatmış: “Memur Bey tam önüme çıkan bir çam ağacını fark edince direksiyonu sola çevirdim, orada da bir çam vardı hemen sağa kırdım orada başka bir çam ağacı, haydi tekrar sola orada da başka bir çam ağacı, derken siz durdurdunuz.” Sonra bir çığlık atmış: “Ayyy yine karşımda bir çam var.” Polis “Bayan” demiş, sinirini bastırmaya çalışarak, “O her sefer gördüğünüz çam ağacı dikiz aynanıza asılı araba parfümünüz..!” Yaşama gücüYılbaşı gecesi, tüm mahalle sakinleri kutlama yemeği için eşleri ile sokaklarındaki barda toplanmışlar. Yılbaşına 5 dakika kala DJ kız “Hazır olun bakalıımmm” diye müziği kısıp anonsa devam etmiş: “Yeni yıla girmek üzereyiz. Şimdi her kocanın ona yaşama, tutunma gücü veren, hayatını tatlandıran kişinin hemen yanında ayakta durmasını istiyorum..!” Bir an bir karışıklık, bir gürültü kopmuş, barmen mahalleli onlarca kocanın altında ezilmiş!Küçük bir soruBir arabanın içinde direksiyondasınız ve sürekli aynı hızda gidiyorsunuz. Sol tarafınızda aşağıda bir boşluk var, sağ tarafınızda ise bir itfaiye arabası, o da sizinle aynı süratte gidiyor... Ön tarafınızda sizin arabanızdan büyük bir domuz var, arkanızda alttan bir helikopter sizi takip ediyor.. Hem helikopter hem de domuz sizinle aynı süratteler... Bu durumdan nasıl kurtulursunuz?Cevap: Ayıptır. O arabadan hemen inip yerinizi bir çocuğa bırakın. Lunaparktaki içinde oyuncaklarla dönen bu tip eğlence düzenekleri küçük çocuklar için yapılmıştır!..Bildiğiniz fıkranın farklı yorumuSenfoni Orkestrası Harran’a konsere gitmiş, konser çıkışı spiker halktan bir köylüye konseri nasıl bulduğunu sormuş. “Valla bacım Harran Harran olalı böyle bir zulüm görmemiştir” demiş köylü. “Ama olur mu?” demiş spiker, “Ne kadar güzel yorumladılar?” Köylü “Ne güzel yorumu bacı, ne güzel yorumu” demiş “Moderato partisyonu allegretto yorumladılar. Böyle yorum mu olur? De gitsinler lo!” *****Kısa kısa Doping yapan Temel yarışta sonuncu olmuş, “Neden?” diye sormuş olayı bilen arkadaşı. “Sus oğlum” demiş Temel, “Çakılsın istemedim!” ***- Çok ünlü birinden reenkarne olduğunuzu nasıl anlarsınız?..- Apartmanınızın arka bahçesinde dev gibi bir gemi inşa edip komşuların evlerinde beslediği hayvanları yürütüp yürütüp geminize yerleştiriyorsanız...***- Erotizmle porno arasında ne fark vardır?..- Sevişme sahnesinde tüy kullanılıyorsa bu erotizmdir... Porno’da işin içine tavuğun tamamı girer!..***Gece siyah bir kedi görmek kötü bir şey midir?..- Eğer bir fareyseniz... Evet!***- Tiyatroda bana verdikleri rolde yirmi yıllık evli bir erkeği canlandırıyorum baba...- Harika oğlum... Eğer başarı gösterirsen ileride muhakkak bir-iki repliği olan başka bir rol alabilirsin!..***Yurt dışında yaşayan Temel’e arkadaşları “Karın sen yokken kilisenin papazı ile seni aldatıyor ona göre” demişler. Çok sinirlenmiş Temel, akşam karısına duyduklarını anlatmış. “ Aaa.. Tamamen iftira” demiş karısı, “Ben ne papazı tanırım, ne de kilisenin yolunu bilirim bir tanem. Aziz Nikolas çarpsın ki öyle bir şey yok..!”
Medyada “şok dalga” olarak nitelenen son operasyonlardan sonra hiç beklenmedik bir gelişme ile karşı karşıya kaldık.Bir dönemin ünlü Özel Harekât Başkanvekili İbrahim Şahin’in de gözaltına alınması, ardından evinde bulunan bir krokiden yola çıkılarak bulunan cephaneler sanıyorum Ergenekon davasının seyrini tamamen değiştirecek.Hatta bana göre, Ergenekon olayını gerçek mecraına sokacak. Bundan sonraki gelişmeler herhalde daha şaşırtıcı olacak.Yazılarımı okuyanlar veya televizyondaki konuşmalarımı dinleyenler ısrarla savunduğum şu görüşü hatırlayacaktır:“Ergenekon’da 8-9 dalga yok. Aslında iki dalga var. Bir buçuk yıl önce bir gecekonduda bulunan el bombalarından sonra başlayan operasyonlar birinci dalga. İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasıyla başlayan operasyonlar ise ikinci dalga. Birinci dalga gerçekten Türkiye’nin karanlık yüzüne ışık tutabilirdi, ama işin rengi daha sonra değişti. Bu operasyonları fırsat bilen iktidar, muhalefeti sindirmek ve engel gördüğü kişi ve kurumları bertaraf etmeyi düşünerek olayı saptırdı.” İktidarın bu intikamcı tavrına karşı herkesin eli kolu bağlandı. Başta Silahlı Kuvvetler olmak üzere etkili tüm kurum ve kişiler ister istemez endişeye kapıldı.Son iki günde ise Ankara’da beklenmedik gelişmeler yaşandı. Silahlı Kuvvetler son derece soğukkanlı davranarak, kimilerinin ellerini ovuşturarak beklediği “muhtıra gibi” açıklamayı yapmadı.Ancak anladığım kadarıyla muhtıradan bile etkili bazı girişimler oldu. Devletin en tepesinde çok gizli yürütülen görüşmelerle bir tür anlaşma sağlandı. Bu anlaşmanın sağlanmasıyla birlikte tekrar düğmeye basıldı ve bazı bilgilerin artık ortaya çıkarılmasına karar verildi.Öyle sanıyordum ki Ergenekon davası artık bildiğimiz gibi gitmeyecek.Bu yorumları “şimdilik” bazı flu bilgi ve tahminlerime göre yazıyorum. Henüz tam doğrulatamadığım, belgelerine ulaşamadığım bilgiler üzerinde çalışma yapıyorum.Geldiğimiz noktanın “iddialı” bir analizini yapmak için bir iki gün beklemek ve gelişmeleri izlemek istiyorum.Eğer “flu” bilgilerle yaptığım tahmin doğruysa yakın zamanda bazı tahliyelerin gündeme gelmesi çok muhtemel. Özellikle son operasyonda gözaltına alınanların bazılarının da tutuklanmayacağını söyleyebilirim.Ben pazartesiye kadar bekleyeceğim.*****Kaboğlu ve İnsel’den mesaj geldiAvrupa Birliği fonlarından çeşitli projeler için para aldıkları ileri sürülen isimlerden İbrahim Kaboğlu ve Prof. Ahmet İnsel birer açıklama göndererek “AB’den böyle bir para almadıklarını” belirttiler.Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan da ayrı bir mesaj göndererek Kaboğlu’nu savundu.İbrahim Kaboğlu mesajında “AB’den hiçbir zaman ve hiçbir şekilde para veya başka herhangi bir yardım almadım. AB organları ile proje veya mali çerçevede hiçbir ilişkim olmadı” diyor.Kaboğlu benim yazımdaki kendisi için yazdığım “AKP politikalarını destekliyor” görüşüme de şiddetle karşı çıkarak şunu söylüyor: “Tam tersine İnsan Hakları Danışma Komisyonu Başkanı olduğum sırada AKP’ye eleştirilerde bulunduğum için beni istifaya zorlamışlardı.” Bu konu benim yanlış değerlendirmemden kaynaklanmış olabilir.Yine AB’den para aldığı ileri sürülen Prof. Ahmet İnsel de doğrudan ya da dolaylı hiçbir şekilde para almadığını belirten bir açıklama gönderdi. Yazıyı yalan olarak niteleyen İnsel yasal yollara da başvuracağını da ekliyor.Bu arada Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Türkan Saylan da gönderdiği açıklamada derneğinin Avrupa Birliği fonlarından yararlanarak 6 önemli projeyi hayata geçirdiğini bildirdi. Bu projeler için 331 bin euro kullanıldığını da söyleyen Saylan “Bunu her seferinde ilan ediyoruz ama karalama kampanyası hem sürüyor” diyor.Prof. Saylan, Kaboğlu’nun nefis Fransızcasıyla Türkiye’yi yurt dışında başarıyla temsil ettiğini, Fransa’nın çeşitli üniversitelerinde mukayeseli Atatürk ve laiklik konularını işlediğini belirtiyor.Okurlarıma bu açıklamaları aktarmayı borç bildim.*****Daha başka cephaneler bulunabilirErgenekon olayının en şoke edici günlerini yaşıyoruz. Ancak diğer yazıda da değindiğim gibi bu şoklar bana göre aynı zamanda işin sonuna gelindiğinin de göstergesi.Önce sadece bir krokiden yola çıkılarak Gölbaşı’nda bir cephane bulundu. Ardından “nereden geldiği henüz açıklanmamış” olan bilgiler ışığında birçok yerde daha arama başladı.Tahminime göre sadece Ankara’da değil, ülkenin başka köşelerinde de toprağa gömülmüş bu tür cephanelikler ortaya çıkabilir. Çünkü belli ki devlet içinde ciddi bir bilgi alışverişi başladı.Merakım, bu cephanelerin ne zaman gömüldüğünün ortaya çıkarılıp çıkarılamayacağı. Bunun yanı sıra bulunan silahların ve diğer mühimmatın yapım yılları. Yani bunlar eski silahlar mı yoksa yeni silahlar mı?Televizyonlardan izlediğim kadarıyla kazılan yerlerin üzerinde ot bitmiş. Yani kim gömdüyse bunu kısa bir süre önce yapmamış. Zaten ilk bulunan silahlar beş yıl önce gömülmüş. Ayrıca cephaneler çok derinde. Yani öyle kolayca ortaya çıkarılmaları zor. Asıl soru da şu: Bunlar bazı kişilerin korkuya kapılarak sakladıkları cephane mi yoksa başka bir şey mi?*****Beş katrilyonBazı konuları ısrarla yazmak gerek. Çünkü ne kadar yazarsanız yazın bu iktidar popülist tavırla hep aynı şeyi yapıyor. O halde bu oyunu her seferinde göstermek gerek.Başbakan Erdoğan oy toplamak uğruna yapılan gıda ve kömür yardımlarını ballandıra ballandıra anlatırken bir de rakam veriyor.Diyor ki: “Bakınız sevgili arkadaşlarım, yaptığımız yardımların bedeli beş katrilyonu aşıyor.” Neye göre beş katrilyon? 6 sıfırlı paraya göre. Oysa aynı Başbakan sıfırları atmakla övünmüyor mu? Yılbaşından bu yana artık YTL’yi değil TL’yi kullanmaya başladık.Ama Başbakan sırf daha ağız dolduruyor ve milletin kafasını da karıştırıyor diye beş milyar lirayı beş katrilyon olarak telaffuz ediyor.Bu dil sürçmesi değildir; ayrıca buna hakkı da yok Başbakan’ın. TL’ye önce Başbakan alışacak ki, vatandaş da alışsın.
Başbakan Erdoğan İsrail’e yönelik eleştirileri dile getirirken “Duygusal konuşuyor diyorlar. Ramallah sınırında arabası içinde yarım saat bekletilmiş bir başbakan olarak konuşuyorum” dedi.Dünkü tüm gazetelerde bu sözler yer aldı ama Erdoğan’ın Ramallah’ta ne zaman ve neden yarım saat bekletildiği konusunda bir bilgi yoktu.Belli ki Başbakan bunu ilk kez söylüyor ve aslında müthiş bir skandalı itiraf ediyor.Demek ki Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı İsrail tarafından sınırda üstelik arabasının içinde bekletilmiş. Bunun izahı ne diplomasiyle ne de güvenlik kaygısıyla izah edilebilir. Bu doğrudan Türkiye’ye yapılmış bir saygısızlıktır.Peki Türkiye buna karşı ne yapmıştır?Herhangi bir İsrail devlet yöneticisi benzer bir davranışa maruz bırakılmış mıdır?Bu soruların cevabı yok.Şimdi gelelim işin bir başka yüzüne.Medya kayıtlarına dikkatle bakmaya çalıştım. Erdoğan Ramallah’a 2005 yılının mayıs ayında gitmiş. Gezi İsrail’den başlamış. Ardından Ramallah’a geçilmiş. Burada da başta Devlet Başkanı Abbas olmak üzere Filistinli yetkililerle görüşülmüş. Ayrıca Türkiye İşbirliği ve Kalkınma İdaresi’nin (TİKA) bürosunun açılışı yapılmış.O ziyaretler sırasında Erdoğan’ın İsrail tarafından bekletildiği konusunda tek bir haber ya da ima yok. Yani ne olduysa son derece gizli olmuş.Sadece Milliyet yazarı Semih İdiz’in bir yazısı var. 3 Mayıs 2005 tarihli bu yazıda Başbakan Erdoğan’ın Filistin tarafına belirlenen saatten bir saat kadar geç gittiği anlatılıyor.Semih İdiz yazısında Erdoğan’ın gecikmesinin Filistin tarafında mühiş bir huzursuzluk yarattığını hatta bazı yetkililerin “İsrail’e bizden fazla önem veriyorsa hiç gelmesin” dediklerini yazmış. Gecikmenin gerekçesi olarak da İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom’un yarım saat olarak planlanan görüşmeyi daldan dala atlayarak uzatması gösterilmiş.Demek ki o sırada verilen bilgi doğru değilmiş,Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Ramallah’a geçerken özellikle bekletilmiş. *** Senfoni Orkestrası’nın bu haftaki cuma konseri Lütfi Kırdar’daİstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın yarın vereceği konser Harbiye’deki Lütfü Kırdar Kültür ve Kongre Merkezi’nde. Saat 19.30’da başlayacak konserin ilk bölümünde Verdi’nin Talih’in Gücü operası seslendirilecek. İkinci bölümde ise Sergey Prokofief’in 2. Keman Konçertosu çalınacak. Solist Sergey Stadler. Programda ayrıca Antonin Dvorak’ın Yeni Dünyadan (9. senfoni) eseri de yer alıyor. Orkestrayı bu hafta Dorian Wilson yönetecek. *** Halep orda arşın burda Hürriyet Gazetesi’nde dün bir tekzip vardı. RTÜK Başkanı Zahit Akman’dan gelmiş. Gazete, Zahit Akman’ın Almanya’ya gidemediğini, gitmesi halinde tutuklanacağını yazmış. Akman da “bunun gerçek dışı olduğunu” söylüyor. Tekzip de mahkeme kararıyla yayınlanıyor.Aslında Zahit Akman’ın uzun boylu tekzip hazırlamasına bu iş için hukuk servisini çalıştırmasına gerek bile yok.Nasrettin Hoca’ya mal edilmiş güzel bir deyişimiz vardır: “Halep ordaysa, arşın burada.” RTÜK Başkanı nasıl olsa bir bahane bulur, Almanya’ya gitse. Kapıdan hiç sorunsuz girse, orada dilediği yerlere gitse, tekziplerin en güzeli olmaz mı?Çünkü bu iddia ve imalar sadece Hürriyet’te yayınlanmadı ki, küçük bir Almanya ziyareti tüm medyaya da tekzip niteliğinde olur. *** Ergenekon artık hiç şaşırtmıyorErgenekon’daki yeni dalga gözaltıları İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’ndeyken öğrendim. Bacanak olduğumuz yönetmen Halit Refiğ safra kesesinde oluşan bir tümör nedeniyle ameliyata alınmıştı. Sky Türk’ten canlı yayına bağlamak için aradılar. İlk bilgileri öyle öğrendim ve bu bilgilerle konuşmamın doğru olmayacağını söyledim.Bir iki saat sonra ayrıntılara ulaşma şansı buldum. Açıkça söyleyeyim, gözaltına alınan hiç kimse bana şaşırtıcı gelmedi. İki nedenle...Birincisi; iktidar ne zaman gündem değiştirmeye ihtiyaç duysa her nasılsa Ergenekon devreye giriyor ve yeni bir dalga başlatılıyor. İşte şu sıralarda iktidarın başı İsrail nedeniyle biraz sıkıntıda, Ergenekon imdada yetişti.İkincisi; bu dava artık giderek “kim iktidara yönelik eleştirilerde bulunuyorsa onlara yönelik hale geldiği” için hiçbir şey şaşırtıcı olmuyor.Bunun yanı sıra dün gözaltına alınan isimlerle ilgili zaten özellikle AKP’li medyadan yayılan fısıltılar da kulaklara gidiyordu. Örneğin, bir gazetecinin şu sıralarda dünkü operasyonlarda adı geçen biri kişiyi “bir numara” olarak gösterdiği bir yazıyı hazırladığı belirtiliyordu. Kısacası, Ergenekon giderek çıkmaza sürükleniyor bana göre. Ama yine fısıldanan şu bilginin doğru olma ihtimali de çok yüksek: “Bu iş daha da büyüyecek, çok sürpriz isimlere de bulaşacak.” İşte bunları duyunca hiçbir şey şaşırtıcı olmuyor.
Geçen hafta sizlere internette gezen bir listeden söz etmiştim. Bu liste “Ermenilerden özür dileme kampanyasına” katılan bazı kişilerin Avrupa Birliği fonlarından çok ciddi paralar aldıklarını ileri sürüyordu.Listeyi para aldığı ileri sürülen kişilerin isimlerini yazmadan bu köşede konu ettim.Bu isimlerden sadece Mine Kırıkkanat, Tuncay Özkan’ın yönettiği dönemde Prof. Süheyl Batum ve Aslıhan Öztezel’le birlikte Kanaltürk’e hazırladıkları Kiosk programı için aldıklarını açıkladı.Kırıkkanat’ın bu konudaki sözlerini cumartesi günü sizlere duyurmuştum.Ancak geçen süre içinde başka isimlerden hiçbir açıklama gelmedi. “Haberimiz yok” demeleri mümkün değil, çünkü bu liste internet üzerinden yüz binlerce kişiye ulaştı. Bana gelen mesajlardan da anladığım kadarıyla pek çok kişi bizzat bu isimlere protesto mesajları atıyor. Demek ki her muhatabın haberi var.O halde artık bu listeyi yayınlamakta ve “Ne karşılığında bu paraları aldınız?” diye sorma hakkımız var demektir.Prof. Ahmet İnselİmzacıların en başındaki isimlerden biri olan Ahmet İnsel (Helsinki Yurttaşlar Derneği) Avrupa Birliği’nden 107 bin 414 euro almış. Ahmet İnsel bu para karşılığı ne yaptığını, Türkiye için hangi iyi hizmetlere soyunduğunu merak ediyorum.Prof. İbrahim KaboğluTelevizyon tartışmalarından tanıdığımız Kaboğlu da (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği) AB’den 193 bin 548 euro almış. Kaboğlu’nu ben televizyonlarda hep AKP politikalarını desteklerken gördüm, bu parayla ne yapmış çok merak ediyorum.Prof. Atilla YaylaAKP’nin İzmir Gençlik Kolları toplantısında Atatürk’e ağır eleştiri ve hakaretler yapmasıyla tanıdığımız Atilla Yayla da (Liberal Düşünce Derneği) AB’den 449 bin 620 euro destek almış. Atatürk’le ilgili sözlerini “bilimsel” olarak nitelemişti Yayla. Elbette Atatürk eleşirilebilir, bilimsel veriler ortaya konabilir, ama bunun AKP’nin Gençlik Kolları toplantısında yapılmasının herhalde bir anlamı vardır. Yayla’nın da bu etkinliği dışında parayı hak etmek için ne yaptığını merak ediyorum.Şerafettin ElçiIlımlı Kürt kimliği ile tanınan ve uzun yıllar siyasetin de içinde olan Şefafettin Elçi (Helsinki Yurttaşlar Derneği) AB’den 107 bin 414 euro para almış. Elçi’nin bu parayı aldıktan sonra hangi hizmeleri yaptığını merak ediyorum.Ertuğrul Kürkçü12 Mart dönemindeki Kızıldere katliamından kurtulan tek kişi olan Ertuğrul Kürkçü (İPS İletişim Vakfı) AB’den 809 bin 760 euro para desteği sağlamış. Şaibeli bir kurtuluştan sonra Kürkçü’yü AKP’nin payandalarından biri haline getiren ve Avrupa Birliği’nden görülmemiş para yardımları almasını sağlayan hizmetin ne olduğunu merak ediyorum.Prof. Halil BerktayTürkiye’nin Ermeni tezlerini çürütmek adına pek çok çalışma yapan Prof. Halil Berktay (Helsinki Yurttaşlar Derneği) 107 bin 414 euro’luk bir desteği hak etmiş. Bu paranın nasıl bir hizmette kullanıldığını merak ediyorum.Murat BelgeTürk yazınının en usta kalemlerinden Murat Belge de (Helsinki Yurttaşlar Derneği) AB’den 107 bin 414 euro para almış. Liberallik adı altında AKP’nin tüm politikalarına destek olduğunu hissettiğim Belge’nin bu parayla ne yaptığını çok merak ediyorum.Adalet AğaoğluTürk edebiyatının en önemli isimlerinden Adalet Ağaoğlu da (Helsinki Yurttaşlar Derneği) AB’den 107 bin 414 euro kazanç sağlamış. Çok merak ediyorum, Adalet Ağaoğlu, TV ekranlarından AKP politikalarını desteklemek dışında nasıl bir hizmet vererek bu parayı hak etti.Etyen MahçupyanTürk halkının başta Ermeniler olmak üzere İslam dışındaki her dine ve her millete gösterdiği engin sevgiden güç alarak her gün televizyon ekranlarında konuşan, genellikle Türkiye aleyhine olduğu düşünülen eylemler içinde yer almakla da eleştirilen Etyen Mahçupyan’ın (Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı) AB fonlarından aldığı para tam 1 milyon 32 bin 921 euro. Mahçupyan’ın ne yaptığını çok merak ediyorum.MazlumderAKP’nin yan örgütü olarak çalışan bu dernek de AB fonlarından 81 bin 735 euro almış. Bu para nereye kullanıldı, bundan kimler nasıl yararlandı merak ediyorum.Başka isimler de varElbette Avrupa Birliği fonlarından yararlanan ve bunlarla Türkiye’ye çeşitli hizmetler yapan başka isimler de var. Ancak yukarıdaki isimlerin ortak özelliği hem AKP politikalarına kayıtsız destek vermeleri hem de Türkiye’yi sıkıntıya sokacak tüm eylem ve girişimlerin en başında yer almaları. Zaten Avrupa Birliği fonlarından alınan paralarla ilgili dikkat çekmeleri de bu yüzden.Bu yazıyla kimseyi suçlamak ya da haksız kazanç sağlamakla itham etmek istemiyorum. Ancak Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi için mücadele eden pek çok kişi ve kurum varken Avrupa’nın hep bu aynı isimlere yönelmesi de ister istemez kuşku yaratıyor.Bunun da ötesinde kamuoyu Avrupa Birliği’nden gelen paralarla yapılan hizmetlerin ne olduğunu mutlaka öğrenmek ister. Belli ki bu kaynaklar bugüne kadar hep kullanılmış ama ortada kamuoyunun bildiği ve takdir ettiği bir çalışmanın ürünü yok.Şimdi bu isimler yayınlandığına göre herhalde tıpkı Mine Kırıkkanat gibi alınan bu paralarla ne yaptıklarını söyleyecekler ortaya çıkacaktır.Bu dernekler nedir?Son olarak bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum. Listeye bakıldığında Avrupa Birliği’nden para alanların çoğu Helsinki Yurttaşlar Derneği adlı bir kuruluşa bağlı. Bu da ilginç geliyor bana. Bu ne verimli ve çalışkan bir dernektir ki, sürekli proje üretiyor, AB’ye kabul ettiriyor ve para alıyor. Avrupa Birliği de neden hep bu dernekteki isimlerle, yine bu isimlere yakın başka kişilere destek çıkıyor. Herhalde AB’nin bu tavrını da merak etmemize engel bir şey yoktur. *** CHP’den başka isimler de varPazartesi günkü haftalık değerlendirme yazımda CHP’nin İstanbul adaylığının Kemal Kılıçdaroğlu ile Gürsel Tekin arasında geçtiğini yazmıştım. Sonra birden aklıma geldi ki Ercan Karakaş da var. Ayrıca Ali Özcan ve Çetin Gümüşoğlu da resmen aday adayı. Bu nedenle üzüldüm, çünkü resmen başvurmuş isimleri yok saymak en azından yazarlık dürüstlüğü ile bağdaşmaz.Bu arada, dün Odatv.com’dan arayan bir muhabir “Benim CHP’den İstanbul adaylığımın söz konusu olup olmadığını ve bu nedenle Baykal’la görüşüp görüşmediğimi” sordu.Evet, Baykal’la görüştüm. İstanbul’a CHP’lilerle birlikte diğer partilerin de destekleyeceği bir aday belirlenmesinin yararlı olacağını, benim ismimin buna uygun olup olmadığını konuştuk. Ayrıntılarını belki daha sonra sizlerle paylaşabileceğim konuşmadan sonra adaylık konusunda herhangi bir çalışma ya da kulis faaliyetinde bulunmadım. Baykal’dan da olumlu ya da olumsuz bir tepki almadım. Artık duyulmuş olduğu için sizlere anlatmak istedim.
Yılbaşı gecesi açıkçası içimden hiçbir şey yapmak gelmiyordu. Çok sevdiğim dostlarımız ev toplantılarına davet ettiler, hiçbirine söz veremedim “fırsat bulursak uğrarız” demekle yetindim.Ama o gece gelince insan yine dayanamıyor, çünkü yeni yıla umutla ve biraz da gülerek girmek istiyorsunuz. Birkaç arkadaşımızın evine uğrayıp yeni yıllarını kutladık.Son olarak da Maslak’ta Galatasaray’ın Binicilik Kulübü’nün lokaline uğradık. Aslında amacımız orada da yarım saat kadar kalmaktı ama daha fazla oldu, çünkü hem bazı sürprizlere tanık olduk hem de çok hoş bir sohbet ortamı doğdu.Şimdi diyeceksiniz ki “yılbaşı gecesi Galatasaray’ın Binicilik Klübü’nde ne işin var bir Fenerbahçeli olarak?” Fenerbahçeliyim ama Galatasaraylı o kadar çok dostum var ki anlatamam. İşte bunlardan biri Galatasaray Yönetim Kurulu üyesi Cemal Özgörkey. Kardeşi Armağan gibi kendisi de at binen Cemal Özgörkey, yönetim kuruluna girince “Geri planda kalan atçılık konusuna eğilmeye” karar vermiş. Yönetim Kurulu’nun desteği ile Maslak’taki atçılık tesislerine Galatasaray’a ait olan kulübeden iri bir binayı restore edip üyelerin hizmetine hazırlamış.Yılbaşı gecesi de bir tür açılışla kutlama yapmaya karar vermiş. Galatasaray Yönetim Kurulu da Cemal Özgörkey’e bir jest olarak tesise babası Nevzat Özgörkey’in adını vermiş. Davetlilerin başında Galatasaray Başkanı Adnan Polat ile Coca Cola imparatorluğunun başında oturan Muhtar Kent var.Muhtar Kent’le sohbetMuhtar Kent’le neredeyse 15 yıl önce İzmir’de yemek yemiş, o zamandan bu yana hiç karşılaşmamıştık. Bir Türk’ün Amerika gibi bir ülkede bir dünya devinin en tepesine nasıl tırmandığını, bu kişinin karakter özelliklerini çok merak ederdim.Hemen söyleyeyim Muhtar Kent sürekli pozitif enerji saçan, kibirsiz, son derece mütevazı bir insan. Sohbetlerden anladığım Amerika’daki görevinde bile aklında hep Türkiye var, Türkiye için ne yapabilirim düşüncesi ağır basıyor. Konuşurken çok ilginç bir şey öğrendim. Muhtar Kent “Biliyor musunuz, Atlanta’da ve bazı diğer Amerika kentlerinde beni sık sık okullara çağırırlar” dedi.“Niye?” diye sorunca anlattı: “Her ay bir iki kere konuşmam için davet ederler. Yaşları 10 ila 18 arasında olan gençler derslerden sonra toplanır. Kürsüye çıkıyorum ve onlara İslam’ı anlatıyorum. İslam dininin özelliklerini, değerlerini söylediğim gibi, özellikle Amerika’da oluşan ‘Müslümanlar kötüdür, teröristtir’ ön yargısını kırmaya çalışıyorum. Bu konuşmalardan sonra görüyorum ki pek çok gencin bu konudaki fikir ve görüşleri değişiyor.” Çok ilginç geldi bana. Herhalde benzer konuşmaları birçok kişi yapıyordur Amerika’da. Ama neredeyse her çocuğun içtiği Coca Cola’nın en tepesindeki insandan bunları duymak o gençleri çok daha fazla etkiliyordur.Yılbaşı gecesinin sürprizi ise Adnan Polat’ın Muhtar Kent’e Galatasaray’a üyelik kartını vermesiydi. Yani Coca Cola’nın en büyüğü 31 Aralık akşamından itibaren Galatasaray’ın kongre üyesi.Laf aramızda Galatasaray’ın üyelik kartı çok şık.*****Gökçek madem o kadar iyiydi?.. Melih Gökçek’in tekrar Ankara AKP adayı olmasının üzerinden biraz zaman geçmesine rağmen tartışmalar bitmiyor. Bu çok normal, çünkü tartışmaların başlamasına zaten AKP ve Genel Başkanı Erdoğan neden oldu.Gökçek, yeniden aday olmasını “zafer kazanmış” edasıyla karşılıyor ama geçen hafta yazdığım gibi, böyle bir görevlendirme siyasetçiye gerçekten onur verir mi?Haftalarca adeta işkenceden geçirilen Gökçek’in yeniden aday olmasının kendi adına bir yararı var mı?Bana göre yok. Ve bu kez seçimleri kaybetmesi bana daha yakın olasılık gibi geliyor.İki nedenle.Birincisi; Gökçek bizzat kendi partisi tarafından da çok yıpratıldı. Son bir ay içinde birçok açığı ortaya çıktı. Bunun da ötesinde AKP “Gökçek’in ortaya atacağı dosyalardan çekindiği için zorunlu olarak bu seçimi yaptı” görüşü de çok ağır basıyor. Bu seçmenleri mutlaka etkileyecektir.İkincisi; AKP düşüşte. Yerel seçimleri AKP’nin erimesi için bir fırsat olarak gören, ama kendi adaylarının başarılı olamayacağını düşünen, MHP’lisi, DP’lisi, ANAP’lısı, Genç Partili’si bu seçimde AKP’ye karşı en güçlü adayı destekleyebilir. AKP’nin büyük kentlerdeki hâkimiyetine son verilmesi halinde merkezi otoritenin de zayıflaması daha hızlanacaktır.Bu arada bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum. Başbakan Erdoğan aslında Gökçek’i aday göstermek istemiyordu. Bu nedenle hayli çabaladı. Ama belli ki Gökçek’in elindeki kozlar ağır bastı.İyi de, Başbakan’ın aday açıklama toplantısında yaptığı konuşma neydi öyle? Gökçek’i ve Ankara’da yapılan hizmetleri öyle bir anlattı ki, şaşırmamak elde değil.Peki madem Gökçek bu kadar başarılıydı, eğilim araştırmaları, anketler neden yapıldı?Hepsi bir oyun. Tabii kim yerse.