Başbakan Erdoğan İsrail’e yönelik eleştirileri dile getirirken “Duygusal konuşuyor diyorlar. Ramallah sınırında arabası içinde yarım saat bekletilmiş bir başbakan olarak konuşuyorum” dedi.
Dünkü tüm gazetelerde bu sözler yer aldı ama Erdoğan’ın Ramallah’ta ne zaman ve neden yarım saat bekletildiği konusunda bir bilgi yoktu.
Belli ki Başbakan bunu ilk kez söylüyor ve aslında müthiş bir skandalı itiraf ediyor.
Demek ki Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı İsrail tarafından sınırda üstelik arabasının içinde bekletilmiş. Bunun izahı ne diplomasiyle ne de güvenlik kaygısıyla izah edilebilir. Bu doğrudan Türkiye’ye yapılmış bir saygısızlıktır.
Peki Türkiye buna karşı ne yapmıştır?
Herhangi bir İsrail devlet yöneticisi benzer bir davranışa maruz bırakılmış mıdır?
Bu soruların cevabı yok.
Şimdi gelelim işin bir başka yüzüne.
Medya kayıtlarına dikkatle bakmaya çalıştım. Erdoğan Ramallah’a 2005 yılının mayıs ayında gitmiş. Gezi İsrail’den başlamış. Ardından Ramallah’a geçilmiş. Burada da başta Devlet Başkanı Abbas olmak üzere Filistinli yetkililerle görüşülmüş. Ayrıca Türkiye İşbirliği ve Kalkınma İdaresi’nin (TİKA) bürosunun açılışı yapılmış.
O ziyaretler sırasında Erdoğan’ın İsrail tarafından bekletildiği konusunda tek bir haber ya da ima yok. Yani ne olduysa son derece gizli olmuş.
Sadece Milliyet yazarı Semih İdiz’in bir yazısı var. 3 Mayıs 2005 tarihli bu yazıda Başbakan Erdoğan’ın Filistin tarafına belirlenen saatten bir saat kadar geç gittiği anlatılıyor.
Semih İdiz yazısında Erdoğan’ın gecikmesinin Filistin tarafında mühiş bir huzursuzluk yarattığını hatta bazı yetkililerin “İsrail’e bizden fazla önem veriyorsa hiç gelmesin” dediklerini yazmış. Gecikmenin gerekçesi olarak da İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom’un yarım saat olarak planlanan görüşmeyi daldan dala atlayarak uzatması gösterilmiş.
Demek ki o sırada verilen bilgi doğru değilmiş,Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Ramallah’a geçerken özellikle bekletilmiş.
Senfoni Orkestrası’nın bu haftaki cuma konseri Lütfi Kırdar’da
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın yarın vereceği konser Harbiye’deki Lütfü Kırdar Kültür ve Kongre Merkezi’nde. Saat 19.30’da başlayacak konserin ilk bölümünde Verdi’nin Talih’in Gücü operası seslendirilecek. İkinci bölümde ise Sergey Prokofief’in 2. Keman Konçertosu çalınacak. Solist Sergey Stadler. Programda ayrıca Antonin Dvorak’ın Yeni Dünyadan (9. senfoni) eseri de yer alıyor. Orkestrayı bu hafta Dorian Wilson yönetecek.
Halep orda arşın burda
Hürriyet Gazetesi’nde dün bir tekzip vardı. RTÜK Başkanı Zahit Akman’dan gelmiş. Gazete, Zahit Akman’ın Almanya’ya gidemediğini, gitmesi halinde tutuklanacağını yazmış. Akman da “bunun gerçek dışı olduğunu” söylüyor. Tekzip de mahkeme kararıyla yayınlanıyor.
Aslında Zahit Akman’ın uzun boylu tekzip hazırlamasına bu iş için hukuk servisini çalıştırmasına gerek bile yok.
Nasrettin Hoca’ya mal edilmiş güzel bir deyişimiz vardır: “Halep ordaysa, arşın burada.”
RTÜK Başkanı nasıl olsa bir bahane bulur, Almanya’ya gitse. Kapıdan hiç sorunsuz girse, orada dilediği yerlere gitse, tekziplerin en güzeli olmaz mı?
Çünkü bu iddia ve imalar sadece Hürriyet’te yayınlanmadı ki, küçük bir Almanya ziyareti tüm medyaya da tekzip niteliğinde olur.
Ergenekon artık hiç şaşırtmıyor
Ergenekon’daki yeni dalga gözaltıları İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’ndeyken öğrendim. Bacanak olduğumuz yönetmen Halit Refiğ safra kesesinde oluşan bir tümör nedeniyle ameliyata alınmıştı. Sky Türk’ten canlı yayına bağlamak için aradılar. İlk bilgileri öyle öğrendim ve bu bilgilerle konuşmamın doğru olmayacağını söyledim.
Bir iki saat sonra ayrıntılara ulaşma şansı buldum. Açıkça söyleyeyim, gözaltına alınan hiç kimse bana şaşırtıcı gelmedi. İki nedenle...
Birincisi; iktidar ne zaman gündem değiştirmeye ihtiyaç duysa her nasılsa Ergenekon devreye giriyor ve yeni bir dalga başlatılıyor. İşte şu sıralarda iktidarın başı İsrail nedeniyle biraz sıkıntıda, Ergenekon imdada yetişti.
İkincisi; bu dava artık giderek “kim iktidara yönelik eleştirilerde bulunuyorsa onlara yönelik hale geldiği” için hiçbir şey şaşırtıcı olmuyor.
Bunun yanı sıra dün gözaltına alınan isimlerle ilgili zaten özellikle AKP’li medyadan yayılan fısıltılar da kulaklara gidiyordu. Örneğin, bir gazetecinin şu sıralarda dünkü operasyonlarda adı geçen biri kişiyi “bir numara” olarak gösterdiği bir yazıyı hazırladığı belirtiliyordu. Kısacası, Ergenekon giderek çıkmaza sürükleniyor bana göre. Ama yine fısıldanan şu bilginin doğru olma ihtimali de çok yüksek: “Bu iş daha da büyüyecek, çok sürpriz isimlere de bulaşacak.”
İşte bunları duyunca hiçbir şey şaşırtıcı olmuyor.

