İktidarda uluslararası tasfiye korkusu

4 Ocak 2009

Sevgili okurlar; 2008’i uğurluyoruz derken yeni yılın ilk dört gününü geride bıraktık bile. Zamanın bu hızlı akışı insanın canını çok sıkıyor gerçekten. Yazımın hemen başında sizlere teşekkür etmek istiyorum. Yeni yılla ilgili sayısız kutlama mesajı aldım sizlerden. Bunların hepsine birden cevap yazmak inanın çok zor. Lütfen bu satırlarla teşekkürlerimi kabul ediniz.Kötü başlangıçNe yazık ki geçen yılın son günlerinde özellikle yılbaşı gecesi hepimizi derinden üzen olaylar yaşadık. Gazze’de yaşananlar yürekleri burkarken, basit bir boru sızıntısının aramızdan alıp götürdüğü pırıl pırıl gençlerin dramını kalbimize gömmek zorunda kaldık. İnsan yaşamının bu kadar ucuz olduğunu görmek ise ayrıca müthiş bir hüzün veriyor insana.İnanın kanım dondu7 gencin ölümüyle sonuçlanan doğalgaz faciasından sonra kamuoyunun önüne çıkan Başkent Doğalgaz Genel Müdürü Veysel Karani Demir’in sözleri insanın kanını donduracak cinstendi. Tek özelliğinin dinci olduğu anlaşılan Demir istifa etmek zorunda kaldı ama söyledikleri hafızalardan asla silinmeyecek.İşte bu zihniyetAKP iktidarının zihniyetini eleştirirken anlatmak istediğim hep bu oldu bugüne kadar. Türbana takılıp laiklik ilkesini koruduğunu sananlar, dinci kimlikleriyle devletin önemli noktalarını ele geçirenlerin tutum ve davranışlarını hep atladı. Demir olayı bu zihniyetin ne kadar tehlikeli ve vicdanlara da aykırı olduğunun kanıtı oldu bana göre. Gazze’de yaşananlarYılın son günlerine gelirken dünyanın gözü birden Filistin’e çevrildi. Filistin yönetimini elinde tutan Hamas örgütünün ateşkesi bozma kararı ile başlayan çatışmalar Filistin’de bir insanlık dramına da neden oldu. Bombalar altında kalan masum insanların görüntüleri şiddete karşı derin bir öfke doğurdu.Doğruları görmekSevgili okurlar, İsrail’in füzeli saldırıları en büyük tepkiyi Türkiye’den gördü. İktidarınki de dahil tüm dünya ülkelerinin önüne geçen bir tepki yumağı oluştu. Başbakan, 5 gün önce İsrail Başbakanı ile yaptığı görüşmede kendisinin aldatıldığını ve Türkiye’ye saygısızlık yapıldığını söyleyerek İsrail’e yönelik ağır bir eleştiri kampanyası başlattı. Oysa daha sakin davranmalıydı. Tabii bu önerilere kızanlar var; ama elinizi vicdanınıza koyun, bağırıp çağırınca durum değişiyor mu?Ciddiye alınmamakErdoğan, Türkiye’ye saygısızlık yapıldığını ileri sürüyor. Sanıyorum saldırıdan 5 gün önceki Türk-İsrail resmi görüşmelerinde konu gündeme geldi. Olmert saldırının sinyallerini verdi. Ancak Erdoğan“etkili konuştuğuna” inanarak Olmert’i caydırdığını düşündü. Ama görüldü ki Olmert, Erdoğan’ı ciddiye bile almamış.Bu çırpınma niye?Başbakan’ın “saygısızlık yapıldı” gerekçesiyle kapıldığı öfke ve Arap ülkelerine koşması aslında bir şeyi değiştirmiyor. Tam tersine işte İsrail kara harekâtına da başladı. Bu durumda Erdoğan’ın diplomatik kuralları da biraz aşan çıkışı insanı ister istemez kuşkulandırıyor. Acaba bizim bilmediğimiz bazı gelişmeler mi var?Tasfiye süreci mi?Sevgili okurlar, Orta Doğu’daki şiddet olaylarının temelinde ABD ve İsrail de var. Hamas’ın Filistin halkının özgürlük mücadelesini bölmesi için İsrail tarafından kurdurulduğu bilinmeyen bir gerçek değil. Ancak görünen o ki ABD nasıl Afganistan’da kurduğu Taliban’dan, El Kaide’den vazgeçmek zorunda kaldıysa Hamas’tan da vazgeçecek.Sinyaller verildiNitekim geçtiğimiz bir yılı düşünün, Orta Doğu’da büyük sorun yaratan İslamcı terör örgütlerinin çoğu etkisiz hale getirildi. Şu anda kalan tek örgüt Hamas. Son saldırılarla belli ki Hamas’ın da gücü azaltılacak, Filistin halkının gözünden düşürülecek ve etkisiz bir yerel örgüt haline getirilecek.Büyük Orta Doğuİşte bu noktada Erdoğan endişe duyuyor olabilir. Büyük Orta Doğu Projesi battı. Eğer Batı, bölgede bir tasfiye hareketine girecekse Türkiye’nin de bundan etkileneceği söylenebilir. Zaten ekonomik sıkıntıda olan, kamuoyunda da gittikçe yıpranan AKP’nin de bu arada etkisizleştirileceğini düşünmek herhalde Erdoğan’ı rahatsız ediyordur.Melih Gökçek vakasıSevgili okurlar; Tayyip Erdoğan sonunda Ankara adayı olarak “kardeşi” Melih Gökçek’in yola devam edeceğini açıkladı. Bu seçim ister istemez insanda tebessüm yaratıyor. Çünkü çok belli ki Erdoğan bu seçimi “kerhen” yaptı. Başka çaresi yoktu, aday değiştirmesi halinde başının derde gireceğini düşünüyordu. Gökçek ise şu anda çok mutlu. İyi de böyle bir “zafer” insanı yüceltir mi, alçaltır mı, ayrı tartışma konusu.Gökçek kaybedebilirNeredeyse Türkiye’nin en önemli sorunu haline getirilen Gökçek’in adaylığı tamam ama bakalım gerçekten seçimi kazanabilecek mi? Açıkçası bu seçimde Karayalçın’ın da büyük şansı olduğunu düşünüyorum. Çünkü AKP ve CHP dışında kalan partilerin Ankara için fazla iddiaları yok. Gökçek’in son zamanlarda hepsi geri tepen atakları, CHP’li olmayan ama Gökçek’e de oy vermek istemeyenleri “AKP’den kurtulmak” adına CHP adayına yönlendirebilir.İstanbul için de geçerliAynı durum İstanbul için de geçerli. Önümüzdeki yerel seçimlerde diğer partilerin güçlü aday gösteremeyeceklerini sanıyorum. Bu durumda İstanbul’da da seçimler iki aday arasında yapılacak. Bu da AKP’nin merkezi otoritesinin sarsılması gerektiğine inananları “bir kez için bile olsa” CHP’nin göstereceği adaya yönlendirebilir. Yani AKP bir anda Ankara ve İstanbul’u kaybedebilir. Kimse şaşırmasın.CHP’deki kararsızlıkAncak sevgili okurlar, CHP garip biçimde aday belirleme çalışmalarını çok ağırdan alıyor. AKP “yalan da olsa” bir eğilim yoklaması yaptığını söylüyor. Ya CHP ne yapıyor? Ne ön seçim var ne eğilim yoklaması. Belli ki medyanın kime daha çok prim vereceğine bakılıyor. Görünen iki aday var ortada. Kemal Kılıçdaroğlu ve İl Başkanı Gürsel Tekin. CHP nedense bu isimler dışındaki seçeneklere pek ilgi göstermedi. “Var mıydı ki” derseniz, olabilirdi.Sosyal devlet dini devletSevgili okurlar, yılın ilk günü “nihayet” Ankara adayını açıklayan Başbakan, burada yaptığı konuşmada “sadaka ekonomisine” de değindi ve şiddetle savundu. Başbakan bu konuda da kavramları karıştırıyor ve sadaka vermeyi sosyal devletin görevleri arasında sayıyor. Son derece popülist bir yaklaşımla, sadaka ekonomisine karşı çıkanları halkı aç susuz bırakmak istemekle suçlamaya bile kalkıyor.Dili sürçüyorduAslına bakarsanız, ki hafta içinde biraz daha ayrıntılı anlatacağım, sadaka kültürü sosyal devletin değil din devletinin politikasıdır. Tayyip Erdoğan, tabii ki oy çokluğu sağlamak amacıyla yürüttüğü bu politikayı aslında dini bir gerek olarak da görüyor. Hatta sadaka ekonomisini meşru gösterdiği konuşmasında Erdoğan “Sadaka kültürü” dedikten sonra bir an durdu, sanki ağzından “vaciptir” kelimesi çıkacaktı ki, son anda “meşrudur” dedi. Erdoğan’a göre “sadaka” Kuran’da da var ve bu nedenle uygulanması gerekiyor.Küçük hatalarYılın ilk günü moda olanlarla demode olanların listesini hazırlamıştım sizler için. Beklediğimin de üzerinde hoş bir ilgi yarattı bu yazı. Ancak özellikle bazı yabancı markalarda yazım hataları olmuş, dikkatten kaçmış işte. Hemen düzeltip özür diliyorum. Starbacks değil, Starbucks, Ricy Martin değil Ricky Martin, Wintage değil Vintage, Miji değil Muji, Bepantene değil Bepanthen.Hepinize iyi haftalar dilerim...

Devamını Oku

Neyzen Tevfik’ten fıkra ve nükteler

4 Ocak 2009

Sİzlere bu hafta Türk sanatının ölümsüz isimlerinden Neyzen Tevfik’in fıkra ve nüktelerinden bir demet hazırlamaya çalıştım. Neyzen Tevfik aykırı bir sanatçı olarak istibdat devrinin uygulamalarına karşı çıkarken Cumhuriyet döneminde de hükümetlerin uygulamalarını ince bir mizah eseri ama çok sert nüktelerle eleştirirdi. Tabii Neyzen Tevfik’in en çok öyküsü içki üzerine olanlar...*****EdepTanıdığı bir subayı ziyarete, kışlaya gider. Subayın ricası üzerine askerlere ney çalar. Sonunda aşka gelip zeybek oynamaya durur. Pantolonun düğmelerini iliklemeyi unuttuğunu gören erlerden biri “Efendi amca, edep yerin açıkta kalmış” der. Neyzen oyunu kesip ellerini kaldırarak Tanrı’ya seslenir: “Çok şükür sana, nihayet karşıma edebim olduğunu söyleyen bir kulunu çıkardın.” *****Evin yoluAksaray’da bir ev kiralar. Yeni taşındığı sıralar, geceleri meyhaneden dönerken ara sokak içindeki evini bulmakta güçlük çekmektedir. Bir gece, karşısına çıkan bekçiye:- Bekçi baba, Neyzen Tevfik buralarda bir yerde oturuyor. Sen evini biliyor musun? - Neyzen Tevfik sensin ama beyim!- Ben sana kimim diye sormadım, Neyzen Tevfik’in evini sordum...*****Kırk yıllık ölüDr. Fahrettin Kerim Gökay “içkinin zararları” konulu konferansını vermektedir. Bir ara “Rakının her kadehi, hayatımızı bir saat kısaltır” der. Dinleyiciler arasında olan Neyzen yerinden fırlayıp bağırır:- Eyvah, yandık! - Hayrola?- Hesap ettim, meğer ben öleli tam kırk yıl olmuş!*****Yüzü gülmezSert, kavgacı, geçimsiz bir adam olan komşusu Tahsin Bey’le karşılaşır. Tahsin Bey:- Bugün hanımı dişçiye götüreceğim. Dün gülerken gördüm, ön dişlerinden ikisi çürümüş.- Yalan söylüyorsun.- Neden yalan söyleyecekmişim?- Seninle yaşayan insanın yüzü güler mi hiç?*****Fasulyeye benziyorİkinci Meşrutiyet döneminde nazırlığa getirilen bir zat, çok geçmeden yeğeninin vali olarak atanmasını sağlar. Karşılaştıklarında, Neyzen:- Maşallah, kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye benziyor.- Genç yaşta vali oldu, neden fasulyeye benzesin?- İşte ben de onun için benzetiyorum ya. Fasulye de sırığa sarılarak büyür. *****Yol veririmMeyhanenin tuvaletine giderken, daracık koridorda bir kabadayı ile karşılaşır. Birinden birinin kenara çekilmesi gerekmektedir. Neyzen, “Müsaade et, geçeyim” der. Sarhoş kabadayı, “Sen kime kafa tutuyorsun babalık, ben senin gibi ciğeri iki para etmezlere yol vermem” diye aksilenir. Bizimki hemen kenara çekilir, “Ben veririm” der.*****Herkesin bildiğiBasın çevrelerinde tanınmış bir hanım, Neyzen’le karşılaşınca,- Aşkolsun, benim için aşifte filan gibi sözler söylemişsiniz?Neyzen elini sinek kovalar gibi sallamış:- Hanım, sen beni tanımıyorsun. Ben herkesin bildiği şeyleri söylemem.*****Pisliğe bulaşmamakSavaş vurgurcularından birinin dedikodusu yapılmaktadır.- Tonla parası var. Herifin bir eli yağda, bir eli balda. Nereye gitse, hemen yol açıyorlar.Neyzen sorar:- Gerçekten kenara çekiliyor mu herkes?- Çekiliyor.- Demek cebindeki pisliğe bulaşmak istemiyorlar.*****Çalarken...Soruyorlar:- Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemdir.Neyzen: “Maliye Vekili değilim ki, çalarken zevk alayım”...*****Şimdiden belli!Sadrazam Sait Halim Paşa, Neyzen’i Yeniköy’deki yalısına davet eder. Yenilip içildikten, Neyzen’in neyi dinlenildikten sonra Paşa Neyzen’e pırlanta işlemeli eşsiz bir ney armağan eder. Bizimki neyi eline alıp inceler ve Paşa’ya geri verir.- Hayrola üstat beğenmedin mi?- Çok beğendim.- Peki neden almıyorsun?- Ben yolsuz kalınca bu neyi satarım, yazık olur. İyisi mi sen bana beş lira ver, bu ney sende dursun...*****Neyzen Tevfik; aykırı bir yaşam, politik taşlama ve ince bir mizahNeyzen Tevfik 1879 yılında Bodrum’da doğdu. Çocuk yaşta geçirdiği bilinen bir travma sonucu hayatı boyunca sara hastalığı ile boğuştu. Ailesinin Urla’ya taşınmasından sonra İzmir İdadisi’nde bir süre okudu. Gittiği İzmir Mevlevihanesi’nde dönemin çok ünlü şair ve edebiyatçılarıyla tanıştı, onlardan Arapça, Farsça dersler aldı.Çocukluğunda duyup hayran kaldığı ney çalmayı hiç bırakmadı ve bir efsane haline geldi.İzmir’den sonra geldiği İstanbul’da Galata ve Kasımpaşa Mevlevihaneleri’nde kaldı, 1902’de Bektaşi oldu.Abdülhamit döneminin istibdat rejimi ile başı sürekli derde girdi, sayısız kere ihbar edildi, tutuklandı ve hapiste yattı. Ama politik taşlamalarından asla vazgeçmedi. İki kez Mısır’a gidip orada yaşadı. Mehmet Akif Ersoy en yakın dostlarından biriydi.Cumhuriyet döneminin başında Ankara’ya gitti. Atatürk’e büyük hayranlık duydu. Ona karşı çıkanlarla her fırsatta sert tartışmalara girdi.Müthiş içkiciliği, inanılmaz ney çalışı, nükte ve fıkralarıyla çok sevilen Neyzen Tevfik 1953’te öldüğünde cenazesine binlerce kişi katıldı. Özellikle berduşlar, sokaklarda yaşayanlar bu büyük sanatkçıyı son anında yalnız bırakmamıştı.

Devamını Oku

Mine Kırıkkanat’ın çok haklı isyanı

2 Ocak 2009

Yılın son günü “Ortalıktaki liste” başlıklı yazımda “bazı gazetecilerin Avrupa Birliği fonlarından paralar aldıklarını” belirterek “Bu bilgi doğruysa, hangi hizmetler karşılığında bu paralar alındı?” diye sormuştum.Yazıda “şimdilik” kaydıyla isimlerden söz etmeyeceğimi de belirterek “Bu konuda tatmin edici cevaplar gelirse tekrar yazarım” demiştim.Tek tepki Mine Kırıkkanat’tan geldi. AB’den para alan gazeteciler listesindeki isimlerden birinin kendisi olduğunu söyleyen Kırıkkanat “Öylesine bir linçle karşı karşıyayım ki ne yapacağımı bilemiyorum” dedi.Çünkü “Ermenilerden özür dileme kampanyasına” imza atan Mine Kırıkkanat o günden bu yana okurlarından gelen ve ne yazık ki bazıları ağır hakaretler içeren mesajlardan başını alamıyormuş.“AB’den para alınma iddiası da zaten bu nedenle ortaya atıldı” diyen Kırıkkanat, “Evet sevgili Can Ataklı, AB fonlarından bu para alındı ama bu benim cebime girmedi” diyerek anlattı:“İki yıl önce Süheyl Batum ve Aslıhan Öztezel ile Avrupa Birliği’ni işleyen bir televizyon programına destek bulmak için bir proje hazırladık ve Ankara’daki AB masasına verdik. Bir süre sonra 52 program karşılığında bize 74 bin euro destek verebileceklerini bildirdiler. Biz de programı o sırada Tuncay Özkan’ın yönettiği Kanaltürk’e götürdük.” Mine Kırıkkanat, Tuncay Özkan’ın bu programı yayınlamaya karar verdiğini belirttikten sonra “Adını Kiosk koyduk. Programda AB ile ilişkilerimizi enine boyuna tartışırken çoğu kez de uygulamalarla ilgili eleştirilerimizi hiç çekinmeden dile getirdik” dedi.Kırıkkanat alınan para konusunu da şöyle aktardı: “Bu para 52 bölüm olarak yayınlanan programın tamamı için ödendi. Bir kere paranın büyük bölümü Kanaltürk’e kaldı. Bunun dışında yönetmeninden ışıkçısına, kemaramandan set işçisine, makyajcısından berberine kadar çalışan herkes minik minik paralar aldılar. Programı yapan bizlerse sembolik ücretler aldık.” Mine Kırıkkanat Avrupa Birliği’nden yana olduğunu hiç saklamadığını, savunduğunu ama bu ilişkideki AB’nin yanlışlarını da çekinmeden dile getirdiklerini tekrarlayarak “Nitekim herhalde rahatsızlık bile yaratmış olabiliriz ki, ikinci yıl için yaptığımız öneriyi kabul etmediler” dedi. Not: Listedeki diğer isimlerden hiç açıklama yok. Bu nedenle hafta içinde kimlerin hangi paraları aldıklarını açıklayacağım.*****Mine Kırıkkanat’a öfkenin nedeniGerek Vatan’daki köşesinde, gerekse ekranlardaki sert, kararlı, dürüst ve samimi sözleriyle çok dikkat çeken Mine Kırıkkanat’ın başı “Özür kampanyası” nedeniyle dertte.Bu kampanyadan sonra Mine Kırıkkanat’a o kadar çok mesaj gelmiş ki ne yapacağını şaşırmış. Hele bunların bir bölümünün ağır hakaretler içermesi anladığım kadarıyla Kırıkkanat’ın gelecekle ilgili umutlarına da şiddetli bir darbe vurmuş.Benim değerlendirmem şöyle: Özür kampanyası Türk halkının ezici bir çoğunluğunu rahatsız ve rencide etti. Bu kampanyaya katılan ve imza veren herkesi herkes biliyor ve bir yere oturtuyor. Bu imzacılardan belki de bir tek Mine Kırıkkanat’ın adı kamuoyuna aykırı geldi. Mine Kırıkkanat’ı, her fırsatta Türkiye’ye karşı eylemler içinde olanlardan farklı değerlendirenler müthiş hayal kırıklığına uğradı ve Mine Kırıkkanat’ı eleştiri bombardımanına tuttu Kırıkkanat neden imzacılar arasında olduğunun gerekçelerini anlattı, kendine göre haklı yönlerini açıkladı. Ama belli, bu tatmin edici olmuyor.*****Bir yıl önce yaptığım önerİ gerçekleştiKevin Costner THY reklamında oynayacakGeçen yıl dünyanın en ünlü Hollywood starlarından Kevin Costner Türkiye’ye gelmişti. Cumhuriyet Bayramı’na denk gelen bu ziyaret sırasında Kostner henüz çiçeği burnunda Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül tarafından Çankaya Köşkü’ne de davet edilmişti.Hatta hatırlarsınız Kevin Costner bu davette ne yapacağını şaşırmış, garip bakışlarla Köşk’ün davetlilerini süzmüştü.Kevin Costner gittikten sonra 11 Kasım 2008’de bu köşede bir yazı yazarak “Dünya starlarının Türkiye’ye gelmesinin çok yönlü yararları olduğunu” belirtmiştim.Bu arada Costner’ı Türkiye’ye getiren organizasyonun temsilcisi Cüneyt Ortan’dan, ünlü yıldızın bir reklam anlaşması imzaladığını da sizlere duyurmuştum.İşte bu yazının sonunda Kevin Costner’ın, Türkiye’nin dünya çapındaki bir kuruluşunun reklamında oynayabileceğini ve bunun çok ses getireceğini de aynen şu cümlelerle belirtmiştim:“Costner’in hangi reklamda oynayacağı belli değil. Ama Türkiye’nin dünyada tanınan markalarından biri Costner’den yararlanabilir. Benim aklımda Türk Hava Yolları var örneğin. Costner’li THY reklamları tüm dünyada gösterilse fena mı olur?” Bu öneri yerini bulmuş anlaşılan, çünkü Türk Hava Yolları 2009 yılı imaj kampanyasında Kevin Costner ile çalışmaya karar vermiş.Aldığım bilgiye göre Kevin Costner, 11 Ocak günü Türkiye’ye gelecek. Anlaşma imzalandıktan sonraki iki gün içinde reklam çekimleri yapılacak.THY, Costner’ı öncelikle yeni başlatılan First Class hizmetinin tanıtımında oynatacak. Reklam filmi dünyanın pek çok ülkesinde televizyon ve sinemalarda gösterilecek.Peki Costner, THY reklamları için ne kadar para alacak? Doğal olarak bunu sır gibi saklıyorlar. Ama bu kampanyanın “yüklü” bir bütçesinin olması şaşırtıcı olmaz.Sonuçta reklamcılık adına doğru ve iyi bir karar bana göre. Çünkü Kevin Costner dünyanın en tanınan ve sevilen yıldızlarından biri. Böyle bir ismin ne olursa olsun oynayacağı reklam filmi her ülkede ilgi çeker.THY bu işten çok kazançlı çıkar.*****Çalışan airbagBu yılın ilk fıkrası Yıldırım Tuna’dan:Kadın iş yerinden kocasını aramış,- Nasılsın tatlım?- Çalışıyorum bir tanem...- Ne yapıyorsun?- Hayatım, çok meşgulüm, hemen söyle...- Öyleyse sana bir iyi, bir de kötü haberim var...- Bir tanem, inan hiç vaktim yok... O zaman sadece iyi haberi söyle...- Şeyy... Bugün senin arabanı ödünç almıştım ya... Arabanın airbag’i çalışıyormuş *****Bilgi bir ışık gibidir. Onu kullanırsanız daha parlak olur, kullanmazsanız söner. Alexander Everett

Devamını Oku

Moda olanlar & demode olanlar

31 Aralık 2008

Kim bilir kaç yıl, her yılın ilk gününde “Moda-demode” listesini çıkarmaya çalıştım. Yurt dışında “in-out” diye bilinen ve o yılın modaları ile demode olanlarını sayan bu listelerin Türkiye’deki öncüsü Vizon dergisi olmuştu.Sanıyorum bunu gazete köşesine taşıyan ilk kişi de ben olmuştum. Tabii şunu hemen söyleyeyim ki, seçimler ister istemez subjektif değer yargılarından oluşuyor. Bunların bir kısmı bana ait, ama önemli bölümü toplumdan gelen tepkilere göre yaptığım gözlemlerin sonucu.“Moda-demode” listeleri son birkaç yıldır pek yapılmıyordu. Bu yıl bu eski alışkanlığı tekrar gündeme getirmek istedim. Moda olanlarKrizPara harcamamakParasızım diye ağlamakİstinye Park PazarıSinemaTürk filmleriIMFEbru AkelMuhtar KentLight muhalefetKemal KılıçdaroğluSapanca otelleriMasaj yaptırmakBarack ObamaMahalle baskısıİşsiz kalmakErgenekon davasıİlhami Erdil Uğur DündarCiğer tavaÇarşafSMS’le kutlamaBeyoğlu barlarıAyşe ArmanBaş örtülü aile fotoğrafıAvustralya şaraplarıKömürKamer GençiPhoneBüyük ekran plazmaZuma restoranSimit saraylarıMasseratiAcunGökdelende oturmakAyvalıkBodrum’da kış tatiliKurşun kalemPastırmaStarbacksTV’de evlilik programlarıBurger KingTavlaYumurtaMetrobüsMaden işçiliğiAday adaylığıSigara içenleri savunmakEv yapımı dondurmaTasarruflu ampulNamuslu görünmekSabancı MüzesiAleviliği tartışmakGünaydın etÇarkıfelekVATAN okumakKürtçe TVÇikolataAbdullah OğuzOrganik yaşam biçimiYeşil rakı içmekKitapçı gezmekSpor cekete kaşkol takmakİmar rantından kazanmakArda TuranAşk filmleriSüveter giymekHer şeyi küresel ısınmaya bağlamakCem YılmazKaradeniz sahilleriBeyazıt ÖztürkSpor salonlarıPincodePortföy çantaŞapkaEkose kumaşDuvar kâğıdıYelekEuroSTK’lara girmekOkan BayülgenÇağan IrmakTelefonda dinlenme paranoyasıAksesuarRose altınTeğetHoşşikAntakya Savon OtelMurat KarayalçınRahmi Koç MüzesiNar suyuBebek (semt)Ev davetleri50 CentSakızlı kahveİndirimde alışverişİsmail KüçükkayaTHY’de First ClassHamdolsunUğur DündarGinger (zencefil)AVM’lerde gezinmekWintageTV’de Yemek programlarıIWC saatKısa küt saç kesimiAyçiçekli galetaBalmainGörüntülü telefonTürk tasarımcılarEv yapımı kekBeyaz tenVietnamKişiye özel pilatesMijiJo MaloneRicy Martin’in ikizleriDEMODE olanlarBorsada oynamakLüks davet vermekFilipinli hizmetçiGeorge W. Bush YÖKDeniz Feneri DerneğiSinan AygünEl bilgisayarıDeprem korkusu Yaşar BüyükanıtMektup yazmakİtalyanca şarkıZahit AkmanDarbe tartışmaları Sabah (gazete) Monte Carlo’da kumar oynamak Abdüllatif Şener Yalakalık Hüseyin Üzmez Gri FacebookMelih GökçekTelefonda yüksek sesle konuşmakFransız şarabıTuncay GüneyFerrariSigara yasağını desteklemekVillada oturmak Korumayla gezmekDengir Mir Mehmet FıratBodrum’da yaz tatiliPahalı saat Poker Avrupa Birliği Yılbaşı kartı Kupada kahveMcDonalds Magazin programları Şaban DişliHalojen lambalarAngelina Jolie’nin ikizleri ATV Kürtçe kaset Viski Yılbaşı hediyesiSahte markalar kullanmak Zekeriya BeyazGlobal ekonomiyi savunmakTV’lerde ağız dalaşıSeksi ayakkabı Brad Pitt Porno yayınlarCool takılmak Oha falan oldumBlackberryUgg botSarı saçYabancı dadılarStrivectin kremTatuFalcıya gitmekOversize çantaSuşiBeyaz altınDolar İkoncanlar Solaryum 2008 Belgrad Ormanı’nda yürüyüş Kırmızı kravat Sezonda alışveriş SMS reklamları Dizi manyaklığı Kuşburnu çayı Pazar gecesi spor programları Beyaz yakalı çizgili gömlek Skinny JeanHer zaman modaSüleyman Demirel Türk kahvesi Rakı Coca Cola Ray-Ban gözlük Ajda Pekkan Beyti Hababam Sınıfı Kıyı restoran Demli çay Bepanten Krem Park Şamdan Milli Piyango Koç Holding Leopar desen Trençkot Altın H&M Mısır Çarşısı Fatih Terim Saatli Maarif Takvimi Betül Mardin Türk lokumu Tombala Chanel İnce belli çay bardağı Siyah Nişantaşı Veeee Can Ataklı (Şaka şaka)*****İstanbul Devlet Senfoni konserleri yarın başlıyorAtatürk Kültür Merkezi onarımda olduğu için salon bulmakta zorluk çeken ve Cuma Konserlerine bir süre ara veren İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası yarından itibaren konserlerine tekrar başlıyor.Yeni yılın ilk Cuma Konseri Caddebostan Kültür Merkezi’nde saat 19.30’da. Sevilen operetlerden seçme eserlerin seslendirileceği konserde şef Alexander Rahbari.Bu arada yeri gelmişken İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası sanatçılarının bir konudaki üzüntülerini de sizlerle paylaşmak istiyorum.Sabah yazarı Hıncal Uluç, orkestranın salon bulamadığı gerekçesiyle konserlerine ara vermesini şiddetle eleştirdi geçtiğimiz günlerde.Ancak Uluç’un “Sanatçılar zaten konserlere zorla çıkıyorlar, çünkü asıl kazançları kendi özel işlerinde, bu nedenle bir an önce konseri bitirip orayalara gitmek istiyorlar, devlet de boşuna maaş ödüyor” anlamına gelen yazıları sanatçılar arasında derin bir üzüntüye neden olmuş.Bu yazılar bana da biraz ağır geldi. Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki koşullar nedeniyle belki de sadece Türkiye’de uygulanan “ödenekli sanat politikasını” günümüzde eleştirmek ve değişmesi için çaba harcamak elbette tartışılabilir.Ama sanatçıları “aşağılayan” ya da aynı kapıya çıkacak tanımlamalarla hedef alan eleştiriler sadece kırıcı olur, sorunu çözmez.Tabii şunu da unutmamak gerek; Cumhuriyet rejimi eğer sanata devlet desteği ile ve maaşıyla arka çıkmasaydı, aslında çok az kişinin ilgi alanına giren ama olmazsa olmaz sayabileceğimiz pek çok sanat Türkiye’de icra edilemeyecek, dünya çapında pek çok sanatçımız da yetişmeyecekti. *****Hepinizin yeni yılını kutlar 2009’un dilediğiniz gibi geçmesini dilerim..

Devamını Oku

Sivil halkı canlı kalkan olarak kullanmak ahlaki ve vicdani değil

30 Aralık 2008

İsrail son yılların en kapsamlı “vahşetini” Gazze’de sürdürüyor. Yüzlerce masum insan İsrail bombaları altında ölüyor, yaralanıyor, evinden barkından oluyor. Bu vahşeti kimse mazur gösteremez.Buna karşın bakıyorsunuz pek çok ülke İsrail’e karşı çok da öfkeli değil. Vahşet görüntülerini kınıyor ama İsrail’i çok zora sokacak bir şey yapmıyor. Klasik “Birleşmiş Milletler duruma el koysun” demeçleriyle yetiniyor pek çok ülkenin yöneticisi.Üstelik başta Mısır olmak üzere Arap ülkelerinden de pek tepki yükselmiyor. Mısır ise açıkça Hamas’a cephe alırken sınırlarını bile kapattı.Peki neden? Çünkü İsrail, vahşetini bile gerekçeye dayandırıyor.Konu şu: Filistin’de demokrasi sayesinde yönetimi ele geçiren Hamas, ateşkesi bitirdiğini ilan ederek İsrail’e sürekli roket saldırıları düzenliyor.Filistin’in elindeki roketler çok etkili değil, menzili de kısa. Ancak ne olursa olsun patlayıcı ve imha edici. Nitekim son birkaç gündeki bu tür saldırılarda 20 İsrailli öldü. Ne yazık ki bizim medyamız bunu sanki bir futbol maçı skoru gibi “20 vatandaşı ölünce İsrail 300 kişi öldürdü” diye sunuyor.Gelelim işin püf noktasına. Hamas bu roketli saldırıları kentin içindeki herhangi bir binanın balkonundan veya çatısından yapıyor. Roketler gelişmiş olmadığı için belli bir hedefi de yok. Yani nereye düşerse oraya hasar veriyor.Oysa İsrail’in elindeki teknoloji, Hamas’ın hangi noktadan roket attığını saptayacak güçte.Böyle olunca İsrail de “hangi noktadan roket atıldıysa” o noktayı Hamas’ın merkezi kabul edip bombalıyor.Oysa Hamas’ın merkezi denilen o nokta aslında içinde belki de 20 ailenin yaşadığı bir apartman.İsrail bunu bilmiyor mu? Bal gibi biliyor ama diyor ki “Ben noktaları uydudan saptıyorum, oranın ev olduğunu nereden anlayayım?” Bu koca bir yalan tabii. Ama olayın bir başka boyutu daha var. Hamas da bunun böyle olduğunu biliyor. İsrail’in roket atılan noktaları bombalayacağını bilen Hamas kendi halkını canlı kalkan gibi kullanmış oluyor. Bir halkın özgürlük savaşı verirken kurallara da uymasını kimse bekleyemez. Ama kendi halkını kalkan yapan zihniyetin ahlaki ve vicdani yapısı da mutlaka sorgulanmalı.*****Kimlik numarası sayısı 140 milyon 600 bin Seçim kütükleri ile ilgili dünkü yazımda “Madem kütükler adres bildirimine göre düzenlendi, o halde herkesin T.C. kimlik numarası da bilgisayara girmiş olmalı. Kütük bilgileri taransın ve mükerrer numara var mı ortaya çıkarılsın” demiştim.Bu işin pek de kolay olmayacağı belli oluyor. Çünkü şu anda sadece yaşayanların T.C. kimlik numarası yok. 1904 yılından bu yana tutulan kayıtlara göre herkese bir T.C. kimlik numarası verilmiş durumda.MERNİS’e “Şu anda kaç T.C. kimlik numarası var?” diye sorduğunuzda aldığınız cevap, “140 milyon 600 bin.” Ölmüş kişilere de kimlik numarası verilmesi belki kayıtlar için geçerli olabilir ama herhalde sadece yaşayanları kapsayan ayrı bir T.C. kimlik numarası listesi de olmalı.Böyle bir liste olmadığına göre, kimilerinin “ölen kişilerin T.C. kimlik numaraları ile oy kullanmaları” mümkün olabilir. Ayrıca eğer sistem “mükerrer taraması” yapamıyorsa bir kişiye farklı numaralarla birden fazla seçmen kartı düzenlenmiş de olabilir.Yani; her durumda bu kütükler şaibelidir ve seçimlere gölge düşmesi olasılığı çok yüksektir.5 Ocak’ta kütükler tekrar askıya çıkacak. YSK “Herkes incelesin, hata gören olursa bildirsin, düzeltiriz” diyor. Bu, vatandaşı zora sokan bir kolaycılıktır.YSK belli ki tartışma olsa bile hazırladığı listelerin arkasında duracak ve ülkeyi bu şaibeli durumda seçime götürecektir.*****Ortalıktaki liste Sizlere içindeki isimleri “şimdilik” vermeden bir listeden söz etmek istiyorum. Bu liste özellikle “özür kampanyasından sonra” internet üzerinden on binlerce kişiye ulaştırılıyor.Bu liste, Avrupa Birliği fonlarından para alan gazetecilerle ilgili. Neredeyse tamamı özürcü olan bu gazetecilerin çeşitli isimler altında Avrupa Birliği fonlarından para aldıkları ileri sürülüyor.Alındığı iddia edilen paralar da 70 bin euro ile 1 milyon euro arasında.Bu listenin kaynağı “Gaflet-Dalalet-Hıyanet” adlı bir kitap. Yazarı Yılmaz Dikbaş. Kitap uzun süredir piyasada, ama liste ortalıkta yeni gezinmeye başladı.Şimdi merakım ve sorum şu: Tamamı kamuoyu tarafından tanınan bu gazeteciler gerçekten çeşitli isimler altında Avrupa Birliği fonlarından bu paraları aldılar mı? Almayı sürdürüyorlar mı?Avrupa Birliği hangi amaçla bu fonları kullanıyor, karşılığında bu gazetecilerden nasıl bir hizmet arıyor?Yılmaz Dikbaş bu iddiasını neye dayandırıyor, elinde yeterli kanıt var mı?Tatminkâr cevaplara göre tekrar yazabilirim...*****Yılbaşı çamı Bugün yılbaşı. Fıkra da Yıldırım Tuna’dan: Oğlan her yıl bir yılbaşı çamı alması için babasına yalvarır, babası da “Ben hayatta çama para vermem” diye direnirmiş...Sonunda bu yılbaşı baba dayanamamış, almış eline bir balta çıkmış dışarı 15 dakika sonra da koca bir çamla dönmüş.“Aa..” demiş oğlu şaşırarak, “Bu kadar çabuk nasıl bulup da kestin onu baba?” Baba, “Kesmedim” diye cevap vermiş, “Çarşıdan aldım.” Oğlan bu kez daha da şaşırarak “Ama elindeki o balta?” deyince “Evladım” diye dişlerini sıkarak cevap vermiş baba: “Ben hayatta çama para vermem!”*****Savaşı bilmeyen, barışı da bilmez. Japon atasözü

Devamını Oku

Saygısızlık değil istiskal

30 Aralık 2008

Genç okurlar belki “istiskal” kelimesinin anlamını bilmezler, hemen söyleyeyim, istiskal “soğuk davranarak hoşnutsuzluğu belli etme, açıkça söylemeden (birini, bir şeyi) istemediğini gösterme” anlamına geliyor. Mana olarak genişletirseniz istiskal için “umursamama, kale almama, yüzüne bir şey söylemeyip ama iyi bir şey yapmama” diyebilirsiniz.İşte Gazze’de terör estiren İsrail’in Türkiye’ye yaptığı budur. Başbakan’ı öfkelendiren, “bize de saygısızlık yapıldı” dedirten aslında istiskalden başka bir şey değildir.Halkımızı da rencide eden sorun, iktidarın Türkiye kamuoyuna yaptığı propagandanın kötü bir sonucudur. Çünkü Başbakan, toplumun dünyayı izlememesinden ve izleyenlerin de genellikle kendisini desteklemesinden aldığı güçle, Türkiye’nin uluslararası alanda söz sahibi olduğunu, pek çok olayda gerek arabulucu gerekse barışı sağlamaya çalışan güçlü bir devlet gibi davrandığını söyleyebilmektedir.Bu tamamen Türkiye’ye yönelik bir propaganda faaliyetidir. Oysa gerçek bu değildir. Bu iktidarın dış politikası diğer ülkelerde bir başarı örneği olarak görülmemektedir.İktidar nerede bir sorun olsa sanki kendisi de olayın bir tarafı ya da güçlü bir müdahili gibi davranmakta, Kafkaslarda, Irak’ta, Suriye’de, Orta Doğu’da, İran’da hatta Avrupa’da belirleyici bir güçmüş gibi bir hava yaymaktadır.Dışarıdan izlediğinizde Türkiye’nin bu konularda pek ciddiye alınmadığını hatta olayların çoğunda Türkiye’den söz bile edilmediğini görürsünüz.İsrail-Filistin arasındaki son sorun, Türkiye’nin bu konuda da ciddiye alınmadığının çok somut göstergelerinden biridir.Çok değil daha bir hafta önce İsrail Başbakanı Ehud Olmert Türkiye’deydi. Başbakan’la da görüştü. Erdoğan bu görüşmeyi Türk kamuoyuna aktarırken, sanki bölgede barışı sağlayan devlet adamıymış gibi davranıyordu.Türk kamuoyu Başbakan Erdoğan’ın, işaret parmadığını sallayarak Olmert’i “Dikkatli olun, sakın Filistinlilere eziyet etmeye kalkmayın” diye azarladığını sandı belki de.Şimdi İsrail Gazze’ye saldırınca Başbakan şaşkınlık içinde kaldı. Çünkü öyle sanıyorum ki Başbakan Türk halkına yönelik bu “güçlü devlet” propagandasına kendisi de inanıyor.Siz Orta Doğu bölgesinde en çok İsrail ile ilişkide olacaksınız, karşılıklı silah imal edecek, askeri tatbikatları birlikte yapacaksınız, gizli anlaşmalar imzalayacak, İsrail’e karşı uluslararası arenada zarar verecek hiçbir şey yapmayacaksınız, ama iç politika gereği başınız sıkıştıkça İsrail’i kınayacak, hakarete varan açıklamalarda bulunacak, o ülkenin terörist dediği insanları ülkenizde ağırlayacaksınız.Bu politikada onurdan söz edilebilir mi? Neyin saygısını bekliyoruz ki.... *** Ahlak dışı fotoğrafYıldırım Tuna’dan: Porno dergi yapımcısını “Ahlak Masası” polisleri sorguya almış. “Yanılıyorsunuz efendim..” demiş adam, “Bu resimlere ahlak dışı denemez!” Aralarından bir fotoğraf seçip yapımcıya uzatan polis, “Şu ..” demiş, “Fotoğrafın ahlak dışı olduğunu düşünmüyor musunuz?..” Fotoğrafı eline alan adam, “Bu mu?..” demiş, “Memur bey bu kadar tutucu olmayın lütfen..! Hayatta birbirine gerçekten âşık 7 kişiye birden hiç rastlamadınız mı?..” *****Melih Gökçek kendisini gömüyorSiyasetçi zor durumlarda riske girmeyi, gözü kara davranmayı gerekirse her şeyini kaybetmeyi göze alacak karakterde olmalı.Oysa Türkiye’de siyasetçi asla riske girmiyor, sadece elinde gücü tuttuğu sürece gözü kara davranabiliyor ve asla hiçbir şeyini kaybetmeyi de göze alamıyor.Bunun en somut örneklerinden biri Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek. Gücü elinde tuttuğu sürece herkese bulaşabilen, aklına estiği gibi konuşan, vurup kırmaktan hiç çekinmeyen Gökçek, adaylığı resmen açıklanmadığı için süt dökmüş kedi gibi davranıyor.Günlerdir gazetelerdeki başlıklar beni bile rahatsız etmeye başladı. “Gökçek’e Çin işkencesi, Erdoğan eziyeti, Ankara’da anket bitmedi, Gökçek’in durumu kesin değil” başlıklarını Gökçek okurken neler hissediyor anlamakta zorluk çekiyorum.Siz 15 yıl Ankara gibi bir kentin neredeyse imparatoru olacaksınız, sonra partiniz sizi aday göstermekte tereddüt edecek ve siz hiçbir şey yapamadığınız gibi şirin gözükmek için bin takla atacaksınız.İşte o zaman gerçek bir siyasetçi olamazsınız. Sadece liderin iki dudağına bakan ve onun adına güç kullanan sıradan biri haline gelirsiniz.Bu saatten sonra Melih Gökçek aday olsa ne olur olmasa ne olur? Bu kadar aşağılandıktan, hakarete uğradıktan sonra deyin ki Erdoğan “adayımız yine Gökçek’tir” dedi. Bu bir başarı mı, bir zafer mi?Tam tersine “kötü siyasetçi” olmanın tescili olacaktır bu.Oysa eğer siyasi onuru varsa Gökçek’in yapması gereken “Asıl ben sizin adaylığınızı istemiyorum” diyerek ve ister bağımsız ister kendini kabul edecek bir başka partiden aday olmak veya siyaseti bırakmaktır.Ama Ankara’da gerçek anlamda siyaset yapılmadığı için Gökçek’in genel başkanıyla pazarlık halinde olduğu, karşılıklı olarak restleşildiği, dosyaların havada uçuştuğu ve konunun bu nedenle bir türlü sona ulaşmadığı kulaktan kulağa yayılıyor.Gökçek’in adaylığı konusu “Siyasetin ne kadar kirli olduğunun” bir kanıtıdır bence.*****Kütükler kimlik numaralarına göre sorgulansınYüksek Seçim Kurulu’nun bir yıl öncesine göre seçmen sayısının 6 milyon artığını açıklaması ister istemez kuşku yaratıyor. Kütüklerdeki kargaşa, bitmemiş binalarda bile oturuyor gözüken seçmenler, seçimlere hile karıştırılacağının kanıtı olarak gösteriliyor.Şu anda işin içinden çıkılamıyor, belli ki YSK, ülkeyi bu kütüklerle seçime götürmekte kararlı.Yetkililer kütüklerin adres bildirimine göre yapıldığını söylüyor. Bu durumda seçmen gözüken herkesin T.C. kimlik numarasının da kaydedilerek bilgisayarlara geçirilmiş olması gerekiyor.O halde basit bir bilgisayar programı ile seçmen kütüğü taranmalı ve “mükerrer T.C. kimlik numarası” olup olmadığı ortaya çıkarılmalı. Bu çok basit bir işlem. Eğer “mükerrer” kimlik numarası yoksa, kütüklerin de doğru olduğu ortaya çıkar. Tersi olursa tüm “mükerrer” olanlar ayıklanır, seçime yine gönül rahatlığı ile gideriz. Tabii bunu yapanlardan hesap sormak kaydıyla.*****Kendisini idare edemeyen, başkasının emri altında yaşamaya mahkûmdur. Victor Hugo

Devamını Oku

Amaç anayasal kurumları küçük düşürmek

28 Aralık 2008

Sevgili okurlar; 2008’in son haftasına girdik artık. Bir yılı daha geride bırakırken, önümüzdeki yılın belki de daha büyük sorunlarla yaşanacağı kuşkusu ister istemez “psikolojimizi” bozuyor. Şimdiden hepinizin yeni yılını kutlamak ve korktuğumuz gibi geçmemesini dilemek istiyorum.Devletin tepesi karıştıGeçen haftayı yine büyük bir kargaşa içinde geçirerek tamamladık. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın akla hayale sığmayan açıklamaları öncelikle yargının ama aslında devletin tepesinin karışmasına neden oldu. Görünen o ki, Özal tarafından atandığından bu yana laik demokratik cumhuriyet ilkeleriyle pek barışık olmadığı bilinen Haşim Kılıç önemli bir misyonu yerine getirmeye çalışıyor.İktidarın temel hedefiAKP ikidarı geldiği günden beri devletin temel yapısıyla kavgalı. Asıl amacın devletin bu temel yapısını ve kuruluş felsefesini yıpratmak olduğu konusunda en azından benim bir şüphem yok. İktidar 6 yıl boyunca her gün bir parça daha ele geçirdiği devlet yapısını tümden değiştirmek adına çok büyük bir mesafe aldı.Anayasal kuruluşlarSevgili okurlar; iktidarın temel amacına karşı her şeye rağmen iyi işlediği bilinen anayasal kuruluşlar en büyük engel. Çünkü bu anayasal kuruluşlar, asıl görevleri olan devleti ve anayasal düzeni korumak olduğundan, pek çok kere iktidarın ayağını tökezletti. İktidar ve yandaşları yıllardır engel olarak gördükleri bu kuruluşları yıpratmak için çok çaba harcadılar. Geçen süre içinde başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay, Yüksek Seçimi Kurulu ve Türk Silahlı Kuvvetleri ciddi biçimde yıpratıldı.Sıra küçük düşürmedeAncak tüm bu yıpratmalara rağmen anayasal kuruluşlar kamuoyunun gözünde saygınlığını korumayı başardı. Haşim Kılıç eliyle başlatılan yeni operasyon ile ise bu kuruluşlar kamuoyunun gözünde de küçük düşürülmeye çalışılıyor. Devletin temel yapısını koruma işlevini gören bu kuruluşların görevlileri kamuoyunun belli bir kesiminin gözünde “bir siyasi parti” gibi gösterilmek, iktidarı yıkmak isteyen güçlerin odağı gibi sunulmak istenmekte.Başarılı oldularVe aslına bakarsanız anayasal kurumları küçük düşürme operasyonu başarıya da ulaşmak üzere. Devleti oluşturan kavramlar hakkında hiçbir bilgisi olmayan, ama sayısal demokrasiye dayanarak özgürlük, hukuk, eşitlik mücadelesi verdikleri yalanını sürdürenlerin etkisinde kalan, sayısı azımsanmayacak bir kitle, neye hizmet ettikleri konusunda artık şüphelerin kalmadığı bir grup sözde aydının da itelemesiyle anayasal kuruluşlara düşman haline getirildiler.Kılıç istifa etmezSevgili okurlar; Anayasa Mahkemesi’nin işlevini ve kendi hukukunu bir kenara bırakarak sırf Başbakan Tayyip Erdoğan’a destek vermek amacıyla kendi kurumunu kamuoyuna şikâyet etmeye kalkan Başkan Haşim Kılıç’ın istifa etmesi gerektiğini söyleyenler var. Kılıç ise istifasını gerektiren bir şey olmadığını söylüyor. Üzerine basa basa söyleyeyim ki kimse Haşim Kılıç’ın istifa edeceğini düşünmesin. Çünkü böyle bir davranış bu zihniyetin doğasına aykırı.Yerini tut yeterBugün iktidarı elinde tutan zihniyetin en temel özelliklerinden biri amaca giden yolda her şeyi mübah saymak ve ne olursa olsun elde edilen mevki ve makamları terk etmemektir. Bu zihniyetin ağababası Necmettin Erbakan, siyasete atılmadan önce Odalar Birliği Başkanı idi ve kaybettiği makamından ancak polis zoruyla çıkartılabilmişti.Adalet ve vicdan duygusuÇünkü sevgili okurlar; Türkiye’nin başına oturan bu zihniyetin adalet ve vicdan duygusu, alıştığımızın çok dışında. Böyle olunca devlet terbiyesi, içine düşülen durumdan utanma, başarısızlık nedeniyle istifa etme gibi kavramları asla umursamıyorlar. Önemli olan ele geçirilen makamı tutabildiği kadar tutmaktır.RTÜK Başkanı örneğiRTÜK Başkanı’nın durumu bunu somut olarak anlatabilmek için verilebilecek en güzel örneklerden biridir. RTÜK Başkanı, Almanya’da ortaya çıkarılan ve vicdanları zedeleyen yolsuzluk davasının en önemli isimlerinden biri olmasına rağmen bırakın istifa etmeyi tam tersine onu eleştirenlerin üzerine yürümekten kendini alamıyor.Rektör sorunuSevgili okurlar; iktidarın bulunduğu konumu sürdürmek için her konuda gözünü karattığının somut örneklerinden birini de geçen hafta YÖK marifetiyle yaşadık. YÖK’ün iktidar güdümündeki yeni başkanı İstanbul Üniversitesi’nde yapılan seçimlere rağmen birinci ve ikinci sıradaki adayların yerini değiştirmekte bir sakınca görmedi.Gül’ü rahatlamakBuradaki birinci amaç tabii ki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü rahatlatmak. Gül bu sayede ikinciyi birinci yapma sıkıntısından kurtulmuş oldu. Sistem gereği, YÖK’ün ya da Cumhurbaşkanı’nın seçimdeki oy dağılımına bakmadan karar vermesi yasal. Ama Türkiye’nin en köklü üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyelerinin tercihini değiştirmeye kalkmak en hafif deyimiyle ayıptır.İşte biat kültürüYeri gelmişken biat kültürüne de değinmek istiyorum. İstanbul Üniversitesi’ni örnek alalım. Rektörlük yarışına 13 aday katıldı. Bunlardan 12’si Atatürk ve Cumhuriyet ilkeleri çizgisinde. Sadece biri bu tanımın dışında. 2 bin 500’ün üzerinde öğretim üyesi oy kullandı. 12 aday 2 binin üzerinde oy aldı, AKP yanlısı aday ise 467 oy kazandı. Yani sonuçlar aslında İstanbul Üniversitesi’nin genel eğilimini gösteriyor.Neden birleşmediler?Sevgili okurlar, bu durumlarda, özellikle laik Atatürkçü, Cumhuriyet ilkelerine bağlı kesimlerde hep aynı eleştiri yükseliyor. “Bu durumda neden birleşilmedi?” İşte zaten işin püf noktası burada. Çağdaş bireylerde biat kültürü yoktur. Orada gerçek anlamda demokrasi, hukuk, insan hakları ve özgürlükler vardır. Özgürlüğün korunmasıBirinin emriyle, birinin işaret etmesiyle davranmazlar. Oysa biat kültüründe sorgulama, eleştiri, karşı çıkma, yeni fikir üretme yoktur. Nitekim koskoca İstanbul Üniversitesi’nde çağa aykırı tek aday çıktı, tüm taraftarları da ona oy verdi. Diğerleri ise kişisel özgürlüklerine sonuna kadar sahip çıktıkları için oyları dağıttılar.Kötü bir şey değilOyların dağılması, sonuçta iktidarı aslında hak etmeyene verdiği için eleştirilebilir. Biat kültürüne karşı gerçek özgürlüğün savunulması kısa dönemler için hüsran yaratan sonuçlar doğursa da, gerçek ve doğru eninde sonunda hak ettiği yeri bulur. Bu açıdan bakınca belki de biat kültürünün ne olduğunun açığa çıkarılması adına bu gelişme olumludur bile.Kaçaznuni’nin raporuSevgili okurlar, cumartesi günü Ermenistan’ın ilk Başbakanı Kaçaznuni’nin 1923 yılında Bükreş’teki Ermeni Taşnak Kongresi’ne sunduğu rapordan bir özet sunmuştum. Kaçaznuni bu raporunda Türkler’e karşı savaş başlattıklarını ve tehcir konusunda Osmanlı’nın haklı olduğunu belirtiyordu. Bu yazının büyük ilgi gördüğünü söylemeliyim.Çevireni yazmamışımAncak o yazıda küçük bir ihmalim olduğunu fark ettim. Çünkü bu raporun ortaya çıkmasını sağlayan kişi Mehmet Perinçek. Önceki yıl bu raporu Rus arşivlerinden bulan Perinçek, yazıyı Rusça’dan Türkçe’ye çevirmiş ve kitap haline getirmişti. Kitap geçen yıl Kaynak Yayınları’ndan piyasaya çıkmıştı.Valilere gözdağıSevgili okurlar, bu hafta değinmek istediğim son konu Başbakan Erdoğan’ın, kendi yarattığı yoksulluğun gizlenmesi amacıyla vali ve kaymakamlara verdiği gözdağına değinmek istiyorum. Vatan Gazetesi’nin manşetinde yer alan ve Türkiye’nin vicdanını sızlatarak büyük bir yardım kampanyası açılmasını sağlayan Van’da üşüyen çocuklar haberi Başbakan’ı çok öfkelendirmiş.Nerede bu valiler?Başbakan dün yaptığı konuşmada “Gitmişler bir yerde sobaları yanmadığı için üşüyen çocuklar bulmuşlar. Benim orada valim var, kaymakamım var. Eğer bu durumu bana haber vermezlerse ben nereden bileyim?” dedi. Önce basını kasıtlı haber yapmakla suçladı, ama asıl valilere öfke saçtı. Oysa benzer görüntüler Türkiye’nin pek çok yerinde hatta İstanbul’da bile var. Hepinize iyi haftalar dilerim. *** Akıllı görünme çabası, çoğu zaman akıllı olmayı engeller. La Rochefoucauld

Devamını Oku

Kadın evde ne iş yapar?

27 Aralık 2008

Bir okurdan geldi. Muhtemelen internette de geziniyordur. Kim bilir belki internet meraklılarının okuduğu bir yazıdır ama, benim çok hoşuma gitti, okumayanlarla paylaşmak istedim: Adam akşam iş çıkışı eve geldiğinde evin bahçesinin karmakarışık olduğunu görmüş. 3 çocuğu da bahçede çamurlar içinde oynuyormuş. Boş yemek kutuları ve içecekler etrafa saçılmış. Karısının arabası garajın önünde, bir kapısı açık ve yamuk halde park eder durumdaymış. Evin içine girdiğinde durum daha vahim bir şekle dönüşmüş. Girişteki halının bir kenarı kıvrılmış, havaya kalkmış ve abajur sehpanın üzerine devrilmiş. Televizyondaki çizgi filmin sesi sonuna kadar açıkmış ve televizyonun üzerine bırakılan yarısı içilmiş meyve suyu ha döküldü ha dökülecek...Oturma odasında yer oyuncaklar ve çocuk elbiseleriyle kaplıymış. Mutfağa girdiğinde lavabonun sabah kahvaltısı bulaşıklarıyla dolu olduğunu görmüş. Ayrıca kırılmış bir bardağın parçaları masanın altında duruyormuş. Üst rafa yöneldiğinde merdivenlerdeki elbiseleri fark etmiş. Telaşla karısının başına kötü bir şey gelmiş olabileceğini düşünerek hızla koşmaya başlamış. Misafir odasına girdiğinde karısını uzanmış halde kitap okurken bulmuş. Kocasını gören kadın okuduğu kitaptan başını kaldırmış, hafifçe gülümsemiş ve gününün nasıl geçtiğini sormuş. Adam cevaplamış: “Her zaman ki gibi!” Ardından şaşkınlıkla, “Ne oldu bugün böyle?” diye sormuş. Karısı tekrar gülümseyerek, “Sen her gün eve geldiğinde bütün gün ne yaptın ki demez miydin?” demiş. Adam “Evet” diye onaylayınca karısı devam etmiş: “Güzel... Bugün her gün yaptıklarımı yapmadım!” *****Pazar gününün neşesi fıkralar Fıkraların hepsi Yıldırım Tuna’dan geldi. Bazılarını hafta içinde sizlerle paylaştım, kalanları da pazar günü neşesi için sakladım:Konuşan köpekAdam evin birinin önünde “Satılık konuşan köpek” ilanını görünce çalmış kapının zilini, ev sahibi köpeği arka bahçede görebileceğini söylemiş. Adam dolanmış arkaya, bir bakmış köpek orada oturmakta.Köpek ona dönüp “Konuşabildiğimi çok küçük yaşta keşfettim” diye öyküsüne başlamış:“Hükümete başvurdum, beni gizli servise aldılar, ülke ülke gezdirdiler. Bakanları, devlet başkanlarını, vergi kaçıran iş adamlarını, soygun planlayan gangsterleri dinleyip konuşulanları üstlerime anlatıyordum. Kimse benden şüphelenmiyordu. Bir sürü madalyam var, şimdi emekli oldum satıyorlar beni işte.” Duyduklarına inanamayan adam tekrar kapıya koşup köpeğin kaça satıldığını sorup “10 dolar” cevabını alınca iyice afallamış: “B..Bu köpek 10 dolar. Neden bu kadar ucuza satıyorsunuz?” Köpeği satan, “Çünkü o it oğlu it yalancının teki” demiş sinirden titreyerek, “Gizli servis görevleri, madalyalar falan hep palavra, devamlı yalan söylüyor, yarın gel bak bambaşka şeyler sallayacak.” Çıkma teklifDerste delikanlının tam yanında oturan kızla konuştuğunu gören yaşlı bayan öğretmen “Sen!” diye onu işaret etmiş sinirle, “Ne konuşuyordunuz bakiim?..” Öğrenci, “Kız arkadaşıma bir şey sormuştum efendim” diye mahcup bir şekilde ayağa kalkmış.“Ne sorduysan hemen ve aynen bana da soracaksın” diye bağırmış öğetmen. “Peki efendim” diye başı önde başlamış delikanlı: “Bu cumartesi gecesi benimle çıkar mısın?..” Çekirge kokteyliÇekirgenin biri bara girer girmez “Aa?” demiş onu gören barmen, “Biliyor musun bu barda senin adını verdiğimiz bir kokteyl hazırlıyoruz!” Çekirge “Hadi ya?” demiş, “Remzi adında bir kokteyl ha? Çok ilginç...”Züccaciyede...Kadının arabası sürekli problem çıkarıyor, o da ne yapsın hemen kocasından yardım istiyormuş.Yine bir gün adam böyle bir telefon alınca “Bu sefer ne oldu?” diye sormuş. “Frenlerim patladı” demiş kadın, “Gelip beni alabilir misin?” Adamcağız biraz da öfkeyle “Nerdesin?” diye sormuş.“Bir züccaciye dükkânındayım” demiş kadın. Adam “Peki, araba nerde?” diye sorunca cevabını almış: “Burda... benimle beraber!” Manik depresyonPsikiyatri profesörü, dersinin başında anlattığı “Manik depresyonu” anlayıp anlamadıklarını öğrenmek için tipik bir örnekle öğrencilerine sormuş:“Bir adam, aynı anda geriye, ileriye hızla gidip geliyor, 1 dakika süreyle avazı çıktığı kadar bağırıyor, sonra da hiçbir şey olmamış gibi gidip yerine oturuyor, oturduğu yerde kontrol edemediği hareketler yapıyor mesela bacak bacak üstüne atıyor sonra birden bacaklarını indirip sigara yakıyor. Sizce bu adam nedir?” Arka sıralardan bir ses gelmiş: “Bir futbol takımının teknik direktörü!” Baba terbiyesi- Anne, babamla bugün otobüse bindik, bana ‘Hemen oturduğun yerden kalk ve yerini şu bayana ver’ dedi, ben de mecburen dediğini yaptım...- Çok doğru bir şey yapmışsın oğlum..- Ama anne ben babamın kucağında oturuyordum...*****Eyvah telefonu kaldıSalı gecesi bir dostumuzun daveti üzerine Levent Tenis Klübü’ne uğradık. Herkes birbirini tanıyor, çalan müziğin eşliğinde keyifli bir eğlence gecesi. Derken masamızdaki bir hanım eve gitmek üzere kalktı. Aradan iki dakika geçmişti ki birimiz masanın üzerinde kalan cep telefonunu fark ettik.“Eyvah” dedi telefonu gören, “Ne yapsak acaba.” Tam karşıda oturan bir başka hanım arkadaşımız telefonu kaptığı gibi ayağa fırladı ve “Az önce çıktı, belki yetişirim” diyerek kapıya yöneldi.Ama bu arada da telefonda bir numara çevirmeye çalışıyor. Masadan biri “Kimi arıyorsun” diye sorunca arkadaşımız “Telefon ediyorum ki uzaklaşmamışsa hemen dönsün” demez mi? Zaten o sırada diğer elindeki telefon çalmaya başlamıştı...***** Sağlığa en zararlı yiyecek hangisidir? Düğün pastası...

Devamını Oku