Amaç anayasal kurumları küçük düşürmek

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; 2008’in son haftasına girdik artık. Bir yılı daha geride bırakırken, önümüzdeki yılın belki de daha büyük sorunlarla yaşanacağı kuşkusu ister istemez “psikolojimizi” bozuyor. Şimdiden hepinizin yeni yılını kutlamak ve korktuğumuz gibi geçmemesini dilemek istiyorum.

Devletin tepesi karıştı

Geçen haftayı yine büyük bir kargaşa içinde geçirerek tamamladık. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın akla hayale sığmayan açıklamaları öncelikle yargının ama aslında devletin tepesinin karışmasına neden oldu. Görünen o ki, Özal tarafından atandığından bu yana laik demokratik cumhuriyet ilkeleriyle pek barışık olmadığı bilinen Haşim Kılıç önemli bir misyonu yerine getirmeye çalışıyor.

İktidarın temel hedefi

AKP ikidarı geldiği günden beri devletin temel yapısıyla kavgalı. Asıl amacın devletin bu temel yapısını ve kuruluş felsefesini yıpratmak olduğu konusunda en azından benim bir şüphem yok. İktidar 6 yıl boyunca her gün bir parça daha ele geçirdiği devlet yapısını tümden değiştirmek adına çok büyük bir mesafe aldı.

Anayasal kuruluşlar

Sevgili okurlar; iktidarın temel amacına karşı her şeye rağmen iyi işlediği bilinen anayasal kuruluşlar en büyük engel. Çünkü bu anayasal kuruluşlar, asıl görevleri olan devleti ve anayasal düzeni korumak olduğundan, pek çok kere iktidarın ayağını tökezletti. İktidar ve yandaşları yıllardır engel olarak gördükleri bu kuruluşları yıpratmak için çok çaba harcadılar. Geçen süre içinde başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay, Yüksek Seçimi Kurulu ve Türk Silahlı Kuvvetleri ciddi biçimde yıpratıldı.

Sıra küçük düşürmede

Ancak tüm bu yıpratmalara rağmen anayasal kuruluşlar kamuoyunun gözünde saygınlığını korumayı başardı. Haşim Kılıç eliyle başlatılan yeni operasyon ile ise bu kuruluşlar kamuoyunun gözünde de küçük düşürülmeye çalışılıyor. Devletin temel yapısını koruma işlevini gören bu kuruluşların görevlileri kamuoyunun belli bir kesiminin gözünde “bir siyasi parti” gibi gösterilmek, iktidarı yıkmak isteyen güçlerin odağı gibi sunulmak istenmekte.

Başarılı oldular

Ve aslına bakarsanız anayasal kurumları küçük düşürme operasyonu başarıya da ulaşmak üzere. Devleti oluşturan kavramlar hakkında hiçbir bilgisi olmayan, ama sayısal demokrasiye dayanarak özgürlük, hukuk, eşitlik mücadelesi verdikleri yalanını sürdürenlerin etkisinde kalan, sayısı azımsanmayacak bir kitle, neye hizmet ettikleri konusunda artık şüphelerin kalmadığı bir grup sözde aydının da itelemesiyle anayasal kuruluşlara düşman haline getirildiler.

Kılıç istifa etmez

Sevgili okurlar; Anayasa Mahkemesi’nin işlevini ve kendi hukukunu bir kenara bırakarak sırf Başbakan Tayyip Erdoğan’a destek vermek amacıyla kendi kurumunu kamuoyuna şikâyet etmeye kalkan Başkan Haşim Kılıç’ın istifa etmesi gerektiğini söyleyenler var. Kılıç ise istifasını gerektiren bir şey olmadığını söylüyor. Üzerine basa basa söyleyeyim ki kimse Haşim Kılıç’ın istifa edeceğini düşünmesin. Çünkü böyle bir davranış bu zihniyetin doğasına aykırı.

Yerini tut yeter

Bugün iktidarı elinde tutan zihniyetin en temel özelliklerinden biri amaca giden yolda her şeyi mübah saymak ve ne olursa olsun elde edilen mevki ve makamları terk etmemektir. Bu zihniyetin ağababası Necmettin Erbakan, siyasete atılmadan önce Odalar Birliği Başkanı idi ve kaybettiği makamından ancak polis zoruyla çıkartılabilmişti.

Adalet ve vicdan duygusu

Çünkü sevgili okurlar; Türkiye’nin başına oturan bu zihniyetin adalet ve vicdan duygusu, alıştığımızın çok dışında. Böyle olunca devlet terbiyesi, içine düşülen durumdan utanma, başarısızlık nedeniyle istifa etme gibi kavramları asla umursamıyorlar. Önemli olan ele geçirilen makamı tutabildiği kadar tutmaktır.

RTÜK Başkanı örneği

RTÜK Başkanı’nın durumu bunu somut olarak anlatabilmek için verilebilecek en güzel örneklerden biridir. RTÜK Başkanı, Almanya’da ortaya çıkarılan ve vicdanları zedeleyen yolsuzluk davasının en önemli isimlerinden biri olmasına rağmen bırakın istifa etmeyi tam tersine onu eleştirenlerin üzerine yürümekten kendini alamıyor.

Rektör sorunu

Sevgili okurlar; iktidarın bulunduğu konumu sürdürmek için her konuda gözünü karattığının somut örneklerinden birini de geçen hafta YÖK marifetiyle yaşadık. YÖK’ün iktidar güdümündeki yeni başkanı İstanbul Üniversitesi’nde yapılan seçimlere rağmen birinci ve ikinci sıradaki adayların yerini değiştirmekte bir sakınca görmedi.

Gül’ü rahatlamak

Buradaki birinci amaç tabii ki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü rahatlatmak. Gül bu sayede ikinciyi birinci yapma sıkıntısından kurtulmuş oldu. Sistem gereği, YÖK’ün ya da Cumhurbaşkanı’nın seçimdeki oy dağılımına bakmadan karar vermesi yasal. Ama Türkiye’nin en köklü üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyelerinin tercihini değiştirmeye kalkmak en hafif deyimiyle ayıptır.

İşte biat kültürü

Yeri gelmişken biat kültürüne de değinmek istiyorum. İstanbul Üniversitesi’ni örnek alalım. Rektörlük yarışına 13 aday katıldı. Bunlardan 12’si Atatürk ve Cumhuriyet ilkeleri çizgisinde. Sadece biri bu tanımın dışında. 2 bin 500’ün üzerinde öğretim üyesi oy kullandı. 12 aday 2 binin üzerinde oy aldı, AKP yanlısı aday ise 467 oy kazandı. Yani sonuçlar aslında İstanbul Üniversitesi’nin genel eğilimini gösteriyor.

Neden birleşmediler?

Sevgili okurlar, bu durumlarda, özellikle laik Atatürkçü, Cumhuriyet ilkelerine bağlı kesimlerde hep aynı eleştiri yükseliyor. “Bu durumda neden birleşilmedi?” İşte zaten işin püf noktası burada. Çağdaş bireylerde biat kültürü yoktur. Orada gerçek anlamda demokrasi, hukuk, insan hakları ve özgürlükler vardır.

Özgürlüğün korunması

Birinin emriyle, birinin işaret etmesiyle davranmazlar. Oysa biat kültüründe sorgulama, eleştiri, karşı çıkma, yeni fikir üretme yoktur. Nitekim koskoca İstanbul Üniversitesi’nde çağa aykırı tek aday çıktı, tüm taraftarları da ona oy verdi. Diğerleri ise kişisel özgürlüklerine sonuna kadar sahip çıktıkları için oyları dağıttılar.

Kötü bir şey değil

Oyların dağılması, sonuçta iktidarı aslında hak etmeyene verdiği için eleştirilebilir. Biat kültürüne karşı gerçek özgürlüğün savunulması kısa dönemler için hüsran yaratan sonuçlar doğursa da, gerçek ve doğru eninde sonunda hak ettiği yeri bulur. Bu açıdan bakınca belki de biat kültürünün ne olduğunun açığa çıkarılması adına bu gelişme olumludur bile.

Kaçaznuni’nin raporu

Sevgili okurlar, cumartesi günü Ermenistan’ın ilk Başbakanı Kaçaznuni’nin 1923 yılında Bükreş’teki Ermeni Taşnak Kongresi’ne sunduğu rapordan bir özet sunmuştum. Kaçaznuni bu raporunda Türkler’e karşı savaş başlattıklarını ve tehcir konusunda Osmanlı’nın haklı olduğunu belirtiyordu. Bu yazının büyük ilgi gördüğünü söylemeliyim.

Çevireni yazmamışım

Ancak o yazıda küçük bir ihmalim olduğunu fark ettim. Çünkü bu raporun ortaya çıkmasını sağlayan kişi Mehmet Perinçek. Önceki yıl bu raporu Rus arşivlerinden bulan Perinçek, yazıyı Rusça’dan Türkçe’ye çevirmiş ve kitap haline getirmişti. Kitap geçen yıl Kaynak Yayınları’ndan piyasaya çıkmıştı.

Valilere gözdağı

Sevgili okurlar, bu hafta değinmek istediğim son konu Başbakan Erdoğan’ın, kendi yarattığı yoksulluğun gizlenmesi amacıyla vali ve kaymakamlara verdiği gözdağına değinmek istiyorum. Vatan Gazetesi’nin manşetinde yer alan ve Türkiye’nin vicdanını sızlatarak büyük bir yardım kampanyası açılmasını sağlayan Van’da üşüyen çocuklar haberi Başbakan’ı çok öfkelendirmiş.

Nerede bu valiler?

Başbakan dün yaptığı konuşmada “Gitmişler bir yerde sobaları yanmadığı için üşüyen çocuklar bulmuşlar. Benim orada valim var, kaymakamım var. Eğer bu durumu bana haber vermezlerse ben nereden bileyim?” dedi. Önce basını kasıtlı haber yapmakla suçladı, ama asıl valilere öfke saçtı. Oysa benzer görüntüler Türkiye’nin pek çok yerinde hatta İstanbul’da bile var.

Hepinize iyi haftalar dilerim.



***




Akıllı görünme çabası, çoğu zaman akıllı olmayı engeller.

La Rochefoucauld

DİĞER YENİ YAZILAR