Bu alkış iktidar için hayra alamet değil

23 Ocak 2009

Salı gecesi 1907 Fenerbahçe Derneği’nin hazırladığı ve Fenerbahçe’nin 100 yılını anlatan “Asr-ı Fener” kitabının tanıtım toplantısına katıldım. Hepsi birbirinden ünlü ve İstanbul’un “kaymak tabakasını” oluşturan 300’ü aşkın davetli bu “görülmemiş” kitabı inceleme ve satın alma fırsatı buldu.“Görülmemiş” dememin nedeni kitabın özellikleri. Şimdi sıkı durun, bu kitap tam 30 kilo ağırlığında. Her sayfası çok özel kağıttan. İçinde bugüne kadar kimsenin görmediği çok özel belgelerle inanılmaz fotoğraflar var.Kitabı hazırlayanlar “Bunun için kullanma klavuzu bile hazırladık. Öyle çıplak elle sayfaları karıştırmaya kalkmayın mutlaka eldiven takın” diyor.Gerçekten Fenerbahçe adına ve özellikle 100’üncü yılın onuruna muhteşem bir eser olmuş.Tanıtım toplantısı o kadar ünlü ismi bir araya getirince çok renkli oldu. Gecenin hazırlanması, dekor ve tasarımlar, hazırlanan video gösterisi ve sarı lacivert tuvaleti içindeki muhteşem görüntüsüyle Tülin Şahin, sunumlarıyla Halit Kıvanç ve Feryal Pere ile herkesi kırıp geçiren bir açık artırmayı yöneten Beyaz her türlü övgünün üzerindeydi.Ancak bu renkli gecenin bir anı var ki, benim çok dikkatimi çekti. Çünkü bu an öyle sanıyorum ki AKP iktidarı için önemli bir sinyal anlamına da geliyor.Aslında dikkatimi çeken bu an, son zamanlarda pek çok yerde rastladığım bir tür sevgi gösterisi ve anlamlı bir protesto.Video gösterisinde “Asr-ı Fener” kitabının tanıtımını izliyoruz. Sayfalar çevriliyor ekranda. Ve Atatürk görülüyor. Atatürk’ün izlediği Fenerbahçe-Galatasaray maçından söz ediliyor.İşte o anda salondan müthiş bir alkış patladı.Şimdi “Ne var bunda?” diyebilirsiniz.Ben de öyle düşünüyorum. Ama bundan 2-3 yıl önce yapılsaydı bu tören, Atatürk’ün görüntüsü ile alkış tufanı kopmazdı. Sevgisizlikten ya da saygısızlıktan dolayı değil, herkes için normal karşılanacağından.Ama İstanbul’un en ünlü ve zengin isimleri böyle bir törende Atatürk’ü görünce dayanamayıp alkış tutuyor. Çoğu AKP iktidarına destek olmuş, bu iktidarın sağladığı kazanç ortamından yararlanmış ve işleri gereği kendi görüşlerini çok açıkça belirtmekten kaçınan isimler eğer şimdi Atatürk’ü görünce heyecanlanıyor ve alkışlıyorsa bu artık bıçağın kemiğe dayandığının da resmidir.Erdoğan, AKP’liler ve yandaşları “demokrasi” sihirli sözcüğü ile herkesi sindirmeye çalışırken, İstanbul’un “kaymak tabakasından” yükselen bu alkışı görmezden gelmeye kalkmasın. *****Artmış gibi görünen ama düşen maaşEmekli okurlarımdan Gürkan O. diyor ki, “Emekli maaşlarına yapılan son zamdan iki ay önce benim maaşım 982 lira eşiminki ise 598 liraydı. İkisinin toplamı 1.580 lira eder.” Emekli okurum o günün kurundan maaşını dolara çevirmiş. Eğer maaşını dolar olarak alsa eline 1.215 dolar geçecek.Sonra emekli maaşına zam geldi. Okurum yine diyor ki; “Benim maaşım 1.018 liraya çıktı. Eşimin maaşı ise 624 lira oldu. Toplamı 1.642 lira eder.” Türk Lirası olarak artmış maaş, dolara çevrilince ne oluyor? Okurum 1.67 liradan hesaplamış dolar kurunu, çünkü bunu yazdığı sırada dolar o kadarmış. 983 dolar ediyor iki maaşın toplamı. Çıkarın 983’ü 1.215’ten 232 oluyor. Demek ki emekli bir aile 2 ay öncesine göre zam aldığı halde 232 dolar daha eksik gelire ulaşmış durumda.Tabii “hesabı dolara göre yapınca bu hep böyle çıkabilir” diyeceksiniz. İyi de ekonominin ne kadar iyi olduğunu anlatmak isteyen Başbakan da aynı hesabı yaparak bir ara kişi başına düşen milli geliri 10 bin lira olarak açıklamamış mıydı?*****Yazarı emir eri gibi görmekBugün Eskişehir’de olacaktım. Eskişehir Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Atatürkçü Düşünce Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği Uğur Mumcu’yu anma toplantısında bir konuşma yapacaktım, ama olmadı.Çünkü iyi niyetle bir toplantı düzenleyen derneklerin yöneticileri asgari nezaket ve görgü kurallarını hiçe saydılar. Oysa bu toplantıya katılmaya 15 gün önce yapılan davet üzerine karar vermiştim. Kendi olanaklarımla Eskişehir’e gidiş rezervasyonumu yaptırdım, böylelikle bu kente uçak olduğunu da öğrendim.Ancak programın ayrıntılarını bilmediğim için dönüş biletimi alamadım. Dün yola çıkmak üzere gazeteden ayrılırken dernek yöneticisi ile bir telefon konuşması yaptım. Bundan anladım ki hiçbir şey organize edilmediği gibi bir program da düzenlenmemiş. Yönetici kişiye nerede kalacağımı, nasıl ve hangi saatte dönebileceğimi sorduğumda “Hele sen bir gel” cevabı alınca “Böyle gayriciddi bir organizasyona katılamayacağımı” belirttim, biletimi de iptal saatini geçtiğim için yaktım.Aslına bakarsanız basit bir olay tabii ve yazılmasına bile gerek yok. Buna karşın özellikle yazıyorum. Çünkü bazı Anadolu kentlerindeki dernekler kendilerine yakın gördükleri kişileri davet ederken son derece özensiz davranabiliyorlar. Bu da hem kırıcı hem de yakışıksız oluyor.*****Yalçın KüçükErgenekon davası nedeniyle tutuklanan ancak daha sonra tahliye edilen Prof. Yalçın Küçük dün TV ekranlarına çıkıp, başından geçenleri kendi üslubuyla anlattı. Ne “devam eden dava hakkında konuşamam” dedi ne polis ve savcılara övgüler yağdırdı, ne de devlete olan bağlılığını anlatma ihtiyacı duydu.Ergenekon davası nedeniyle işlem görüp de dik duruşunu bozmadan konuşan tek kişi olarak çıktı ortaya Yalçın Küçük. “Aman başımıza bir daha iş gelmesin” korkusuyla “suspus” olanlar Yalçın Küçük’ü hangi duygularla izlediler çok merak ediyorum.*****Telefon rehberiYıldırım Tuna’dan: Sarışın, kütüphaneye gidip “Geçen hafta buradan ödünç bir kitap aldım” demiş sonra eklemiş: “Ama en ufak bir konusu yok... Akılda tutmanız imkânsız bir sürü karakter.” İlgili memur “Aman Tanrım” demiş, “Masamın üzerindeki telefon rehberimi alan siz olmalısınız!”

Devamını Oku

Hrant Dink cinayeti “yeni derin” işi mi?

21 Ocak 2009

Dikkat ediyor musunuz, neredeyse hatırlamakta bile güçlük çektiğimiz kimi olaylar bile Ergenekon kapsamına alınırken acısı hâlâ yüreğimizi dağlayan Hrant Dink cinayeti ile Ergenekon arasında bir bağlantı kurulamıyor.Oysa iddianameye göre Hrant Dink cinayeti Ergenekon’la en rahat ilişkilendirilecek olayların başında geliyor.Çünkü ne diyor iddianame: “Darbe amaçlı bir araya gelenler, çeşitli suikast, bombalama ve terör eylemi ile kaos ortamı yaratacaklar, asker de zorunlu olarak darbe yapacak.” Güya demokrat ve hukukçular aylardır akla gelen gelmeyen her olayı Ergenekon kapsamına sokmaya çalışıyor. Ama sıra Hrant Dink cinayetine gelince bu bağlantı bir türlü kurulamıyor.Oysa iki yıldır Hrant Dink’in alçakça katledilmesindeki ihmaller zincirini konuşuyoruz. Bu ihmalleri yapanlar kimler? Başta Trabzon ve İstanbul Emniyeti olmak üzere, bir kısım jandarma ve devletin önemli istihbarat kurumları.İşe bakın ki on binlerce kişiyi dinleyerek, buradan aldıkları bilgilerle Ergenekon soruşturmasını başlatan aynı ekip Hrant Dink cinayetinde akıl almaz bir ihmaller örgüsü içinde kaybolup gidiyor.Peki gerçekten böyle mi? Hrant Dink’in katledilmesinde ihmal mi var, yoksa kasıt mı?Ergenekon’a sanık bulmak adına gece gündüz çalışan, sevgililer arasındaki aşk konuşmalarını bile “şifreli olabilir” diye inceleyip sonra da basına sızdıran, hiçbir ihmale meydan bırakmadan insanları suçlamayı sanat haline getiren polis istihbaratı Hrant Dink’te neden “ihmal” hatası yapsın?Bu nedenle Hrant Dink cinayetinin bir “yeni derin devlet” yapılanmasının marifeti olması ihtimali bana hiç uzak gelmiyor.Tabii burada akla hemen şu soru geliyor: “Bunun ne faydası var. Tam tersine, çıkacak bir kaos iktidara yara aldırmaz mı?” Bakın ne faydası var:Dink’in cenazesine ve “Hepimiz Ermeniyiz” sloganına AKP ve yandaşı liberaller hararetle sahip çıktı. Yakalanan katil zanlısının kendisini milliyetçi sanan bir gariban olması sayesinde milliyetçi fikirler mahkûm edilmeye ve lanetlenmeye çalışıldı. Antimilliyetçi görüşler avaz avaz dile getirildi. Azınlıkların zamanında Türkiye’den ayrılmaları bahane edilerek Cumhuriyet ilke ve devrimlerine karşı yoğun propagandalar yapıldı.Bundan yararlanılarak Atatürk’e dil uzatanlar kendilerince özgür bir ortam buldular.İşin içine jandarma istihbaratı da karıştırılarak Silahlı Kuvvetler’in yıpratılmasında bir çentik daha atıldı.Az şey midir bunlar? *** Kaos için eylem derkenErgenekon iddianamesi sanıkların darbe yapmak amacıyla çeşitli şiddet ve terör eylemleri yapacakları, yaratılacak kaos ortamının da askeri harekete geçireceği tezi üzerine kurulu.Sanıkların da bu amaçla bir gizli örgüt kurdukları ve faaliyet gösterdikleri ileri sürülüyor. Ancak AKP ve yandaşı medya tarafından estirilen fırtınada bu tür eylemlerden hiç söz edilmiyor. Bunun yerine 10 yıl 20 yıl önce yaşanmış bazı olaylar karıştırılıyor ve hepsi Ergenekon’a mal ediliyor. O zaman ortaya garip bir durum çıkıyor. Demek ki, Ergenekon örgütü en az 20 yıldan beri darbe yapmak için kaos ortamı yaratmaya çalışıyor ama başaramıyor.Bunlara rağmen dikkatli gözlerden kaçmıyordur. Ergenekon çıktı çıkalı “kaos” yaratacak tek eylem oldu mu? Zorlaya zorlaya bir tek Danıştay cinayeti ile Cumhuriyet’e bomba atılması örgüt işi gibi gösterilmeye çalışılıyor.Doğruluğu konusunda çok şüphe duyduğum bu iki eylem dışında başka bir şey yok. İyi de nasıl bir darbe örgütüdür ki bu hep eylem hazırlığında silahları var, hatta Kızılderililer gibi gömmüşler bile bu silahları da hiç kullanmamışlar.Demek ki bu tezgâh tutmayınca şimdi eskilere gidip “nur yağdırmaya” çalışıyorlar. *** Şehitlerimize karşı ayıp olmadı mı? İsrail’in Gazze kentine yönelik saldırıları dünyada vicdanı olan herkesi çılgına çevirdi. Batı ülkelerinde bile halk sokaklara döküldü ve İsrail zulmünü protesto etti.Türkiye’de de bu eylemler yapıldı elbet. Ama bana göre biraz tadı kaçmadı mı?Örneğin hava karardıktan sonra yüzlerce kişi kimi belediyelere ait resmi plakalı otobüslerle Levent’teki İsrail Konsolosluğu’nun önüne taşındı. Göstericiler Hamas destekçisi konuşmalar yaptı. Bu günlerce sürdü.Oysa aynı kitlenin PKK tarafından şehit edilen askerlerimize, bölge halkına, kadınlarımıza, çocuklarımıza karşı aynı duyarlılığı göstermediğini biliyoruz.Hiçbir PKK katliamından sonra böyle günlerce süren protestolara tanık olmadık.Tabii ki bir ölçü değil ama Filistin için bu kadar duyarlılık gösterilirken insanın bizim şehitlerimiz adına biraz yüreği sızlıyor.Hoş, İsrail’i kınayan gösteri yapan kalabalık, gözü dönmüş biçimde Ergenekon diye tuttururken, PKK eylemlerinin bile bu örgüt tarafından yapıldığını ileri sürecek kadar kendinden geçiyor ki, o da başka konu. *** Pide diyetiYıldırım Tuna’dan: Adam Afrika’daki seyahatinden son derece hasta dönmüş. Hemen doktoruna koşmuş, muayenesi sonucu acilen hastanede özel bir odaya yatırılmış. Yapılan bir seri testten sonra adamın yattığı odanın telefonu çalmış, “Ben sizin doktorunuzum” demiş telefondaki ses, “Test sonuçları biraz önce elimize geçti, sizde çok tehlikeli bir virüse rastladık.” Adam “Aman doktor” demiş panikleyerek, “N.. Ne yapacağız şimdi?” Doktor “Sizi devamlı pide ve lahmacun diyetine almaya karar verdik” deyince adam hayretle sormuş: “Bunlar beni iyileştirecek mi?” Doktor biraz mahcup ifadeyle konuşmuş: “Tabii ki hayır... Fakat sizi beslemek için oda kapınızın altından iterek verebileceğimiz yegâne yiyecek onlar!”

Devamını Oku

Bu nasıl bir karakterdir?

20 Ocak 2009

Hanımefendi İstanbul sosyetesinin gözde isimlerinden. Zamanında “Öyle boş oturmak yok, hep eleştirmekle olmaz, aklı başında herkes elini taşın altına koymalı” demiş ve siyasete soyunmuş.Takdir de toplamış. Partisi genel olarak gözden düştüğü halde o yılmamış, vefakâr biçimde çalışmaya devam etmiş.Ama belli ki “taşın altına elini koymalısın” ilkesi siyasi bir hırsa dönüşmüş. “Siyasette olayım da neresi olursa olsun” fikri ağır basmış. Gitmiş AKP’ye, yaşam biçimi bu partiyle hiç uyuşmadığı halde “beni aday yapın” demiş. Onu getirmiş, Beşiktaş’a aday yapmışlar.Neden Beşiktaş acaba hanımefendi? Neden Bağcılar, Fatih, Üsküdar değil de Beşiktaş. Çünkü Beşiktaş çağdaş kentlilerin yaşadığı bölge. Burada yaşayanlar AKP dışındaki partileri tercih ediyorlar. O halde bu kale de ele geçirilmeli. Üstelik “oradan birisinin” marifetiyle. Sonuç alması elbette mümkün değil. Ben seçimden sonra sokağa nasıl çıkacak onu merak ediyorum.***Beyefendi bir dönemin en etkili bakanlarından. Bugünkü iktidarın o günkü ağabeylerini yerden yere vurmuş. Çağdaş Türkiye ülküsünün hiçbir zaman sönmeyeceğini anlatmış. Partisi gözden düşünce çaresizlikle siyaset dışında kalmış.Ama içindeki hırs bitmemiş. AKP geliyor ve adaylık teklif ediyor. O da kabul ediyor.Peki neresi? Çankaya. CHP’nin kalesi olan Çankaya. Peki beyefendi neden Altındağ, Pursaklar falan değil de Çankaya.Ola ki bazı saf vatandaşlar “Bu adam AKP’li değil, oyumuzu ona verelim” der. Sonuç alması mümkün değil. Ben seçimden sonra sokakta nasıl gezecek onu merak ediyorum.***Beyefendi bir dönem ihracatın patronu. Ama iktidarın pek işine gelmediği biliniyor. Zaten bu nedenle yıpratılıyor ve başkanlıktan indiriliyor. Belli ki içinde bir iktidar hırsı var. AKP’den gelen teklifin üzerine atlıyor aday oluyor. Nereden? Bakırköy’den.İyi de beyefendi neden Bakırköy? Esenler, Küçükçekmece, Fatih değil de Bakırköy? Çünkü Bakırköy halkı AKP’ye pek yüz vermiyor. Ola ki saf vatandaşlar görüntüye kanıp oy verirler. Seçilmesi mümkün mü? Değil tabii, ben seçimden sonra sokağa nasıl çıkacak onu merak ediyorum.AKP usta bir manevrayla aslında kendisinden olmayan kişileri, yine kendisinden olmayanların arasına pimi çekilmiş el bombası gibi atmayı çok iyi beceriyor. Sözde demokrasi adına ama aslında iktidarın yarattığı inanılmaz ranttan payını almak isteyenler de bu oyuna balıklama dalıyor.Ne yazık... *** Turizmde fiyatlar ne olmalı?Geçen hafta Turizm Yatırımcıları Derneği’nin Barlas Küntay Proje Yarışması ödül törenine katıldım. TYD’nin kurucuları Barlas Küntay adına verdikleri bu ödül hem çok anlamlı hem de bir vafa gösterisi olarak alkışlanacak bir davranış.Törenden önceki ve sonraki sohbetlerde konumuz doğal olarak hep turizmdi. Turizm yatırımcıları krizden en etkilenecek sektörün kendileri olabileceği endişesini taşıyor. Bu nedenle herkes nasıl önlem alınması gerektiğini ve hükümetin buna nasıl bir katkısı olacağını tartışıyor.Gözlediğim kadarıyla üzerinde en çok durulan konuların başında bu sezon uygulanacak fiyat politikası geliyor. Türkiye zaten ucuz bir tatil bölgesi. Peki kriz nedeniyle “fiyatlar daha da mı düşürülmeli?” sorusu kafaları zorluyor.Çünkü Türkiye’ye gelen turistlerin önemli bölümü orta gelirli insanlar. Eğer kriz nedeniyle tatilden tasarruf yapılırsa, düşük fiyatın bir cazibesi kalmayacak. Tam tersine hem turist gelmeyecek hem de çok ucuz fiyatlar nedeniyle zarar büyüyecek.Fiyatları aynı tutmak da benzer bir sonuca yol açabilir. O halde acaba fiyatlar yukarı çekilerek daha kaliteli ve krizden etkilenmeyen turiste mi yönelinmeli?Turizm sektörünün işi çok zor... *** Urfa’da ibret verici bir siyasi dersKimi çağdaş, laik, Atatürkçü olarak tanınan isimlerin AKP saflarında yer alması ve cengâverce savaşa soyunması bana 1979 İran’ını hatırlatıyor. Sözde demokrasi adına İran’ı bir din devleti haline getirmek isteyen mollaların yanında saf tutan İranlı aydınlar, komünistler, sosyalistler ve liberaller Humeyni döndüğünde zafer çığlıkları atmışlar ve demokrasi geldiğine inanmışlardı. Oysa molla rejimi bir yıl sabrettikten sonra kendilerine destek veren bu çevreyi topyekûn “imha” etmişti. Aynı oyun Türkiye’de de oynanıyor. Şimdilik İran’daki gibi bir “imha” yok ama, nihai amaca ulaşılmasa da bu yolda kullanılanlar, işe yaramaz hale gelir gelmez bir kenara atılıveriyor.Size bugün Urfa örneğini anlatmak istiyorum. Urfa Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba. Sosyal demokrat kökenli. Ülkemizdeki her Müslüman gibi dinine saygılı, dini vecibelerini yerine getirmeye çalışıyor.Devlet Hastanesi Başhekimliği sırasında fakir fukaraya çok yakınlık gösterdiği için halk “Fakıbaba” soyadı yerine “Fakirbabası” lakabını tercih ediyor. AKP durumu fark edince kendisine adaylık teklif ediyor. Fakıbaba da “Halka hizmet” adına görevi kabul ediyor. Ama seçildikten sonra işler değişiyor. Çünkü Fakıbaba dürüst, namuslu. Kimi oyunlarla bağlı olduğu partinin aç gözlülülerine rant sağlamayı ahlakına da inancına da yediremiyor. Partilileri kentin en değerli bölgesindeki stadyumun yerine alışveriş merkezi yapmak istiyor. Fakıbaba “Hayır burası park olacak, halkım nefes alacak” diyor. Vay sen misin bunu diyen. AKP’nin 7 milletvekili de başkana cephe alıyor. Zaman geçiyor, seçim dönemi yaklaşıyor, adaylar belli olacak. Genel Başkan her şeye rağmen “bir eğilim yoklaması yapalım” diyor. Urfa’da sağcısıyla solcusuyla, Alevisiyle Sünnisiyle herkes Fakıbaba’nın arkasında. Eğilim yoklamasında Fakıbaba’ya destek yüzde 75 çıkıyor.Sonra Genel Başkan Urfa adayını açıklıyor; Mehmet Oymak.Gördünüz mü AKP’li olmadığı halde “demokrasi adına” bu partiye hizmet edenlerin sonunu. *** Gerçek dostFıkrayı Yıldırım Tuna gönderdi: Adam kobra yılanı çiftliğini gezerken yılanların bakıcısına “Çok tehlikeli bir işiniz var” demiş, “Sizi hiç yılan soktuğu olmuyor mu?” Bakıcı, “Çok seyrek de olsa oluyor tabii” diye cevaplamış, “Ama çaresi de yok değil. Hemen yılanın soktuğu noktayı bıçakla kesip o yeri ağzımızla emip zehiri dışarı tükürüyoruz.” Çiftliği gezen adam merakla “Pekii, Allah korusun kazara yılanın tam üzerine otursanız ne olacak?” Bakıcı “Çok güzel bir soru sordunuz” demiş, “İşte o zaman gerçek dostunuz arkadaşınız kim tam olarak anlarsınız!” *** Hiçbir şey çıkar gruplarının etkisinden daha tehlikeli değildir. Jean-Jacques Rousseau

Devamını Oku

İşte anlamadıkları bu

19 Ocak 2009

Pazar günü Hürriyet’te Ahmet Hakan’ın, Ergenekon nedeniyle gözaltına alınıp sonra serbest bırakılan eski YÖK Başkanı Prof. Kemal Gürüz’le yaptığı sohbet yayınlandı.Polisler tarafından başına bastırılarak arabaya konup götürüldüğü savcılık tarafından elindeki naylon poşetle serbest bırakılan Kemal Gürüz, Ahmet Hakan’la konuşurken son derece “efendi”, “mülayim” ve “savcıları kızdırmayacak” sözler söylemiş. Aynı tavrı dün gece Kanal D ana haberde de tekrarladı.Hakan’a göre Prof. Gürüz soruşturma ile ilgili yasaklar kalktığında daha “gür” bir ses çıkaracakmış. Bekleyip göreceğiz bakalım.Benim dikkatimi çeken başka bir şey aslında. Ahmet Hakan sohbete giriş yazısındaki yorumunda bazı kodları açık ediyor.Bu kodlar da demokrasi, hukuk bilincinden yoksun, söylenene inanan ve uygulayan, sormayan, eleştirmeyen, karşı çıkmayan biat kültürüne tabi olanların ortak özelliği.Örneğin Ahmet Hakan, Gürüz’ü ABD karşıtı bir ulusalcı sanıyormuş, Gürüz ise “Amerikancı olduğunu” göğsünü gere gere söylüyor.Ahmet Hakan, Gürüz’ün Sezer’le arasının çok iyi olduğunu sanıyormuş. Oysa Gürüz Sezer’le kanlı bıçaklıymış.Ahmet Hakan, Gürüz’ü Bozkurtçu sanıyormuş oysa Gürüz tam bir Demirel’ciymiş.Ahmet Hakan, Gürüz’ün küreselleşme karşıtı, sıkı bir Cumhuriyet Gazetesi okuru olduğunu sanıyormuş, oysa Gürüz tam tersiymiş.Tabii Ahmet Hakan bu duygu ve düşüncelerinin henüz dincilik yaptığı ve biat kültürünü sahiplendiği dönemlerde böyle olduğunu söylüyor. Şimdi değil.Ahmet Hakan’ın değişip değişmemesi beni ilgilendirmiyor, ama bugün biat kültürüne kendini adamış olanların en büyük yanlışı bu.Biat kültürüne bağlı olanlar, kendilerinden olmayan herkesi sanki başka bir şeye biat ediyormuş ve kendileri gibi hep “sahibinin sesi” olarak davranıyormuş zannediyorlar. Çünkü zaten başka türlüsünü de anlamıyorlar.Oysa demokrasiye ve hukuka gönülden inananlar hiçbir koşul altında aynı şeyi düşünmez, bir yerden emir almazlar. Sadece karşılıklı iletişimle zaman zaman ortak eylemlerin içinde olurlar.Bu nedenle biat kültürüne boyun eğenler İlhan Selçuk’la İbrahim Şahin’in, Yalçın Küçük’le Veli Küçük’ün, Mustafa Balbay’la Levent Ersöz’ün, Sabih Kanadoğlu ile Doğu Perinçek’in aynı düşündüğünü ve aralarında hiçbir fark olmadığını sanırlar.Bu ön yargıyla hareket ettikleri için de “kendi sahiplerinin” her propagandasına inanır, onların söylediği doğrultuda seslerini yükseltirler.Biat kültüründe kimse eleştirmez, soru sormaz, yanlışa karşı çıkmaz, itiraz etmez. Ama bu kültürden gelmeyenler Ahmet Hakan’ı şaşırtacak biçimde “kanlı bıçaklı” hale bile gelebilir.Demokrasiyi bilmeyenlerin bunu anlaması mümkün değildir. Bu nedenle biat kültürüne bağlı olanların ısrarla demokrasiden ve hukuktan söz etmesi komikten de öte abestir.Ahmet Hakan’a, biat kültürü ile demokrasi arasındaki farkı, belki de istemeden çok iyi bir örnekle sunduğu için teşekkür borçluyuz.*****Vay canına bir yıl olmuş Sevgili Cüneyt Koryürek’i yitireli tam bir yıl olmuş. Dün kendisini sevenler hem yıllarca kullandığı Harbiye’deki ofisinin önünde hem de mezarı başında Koryürek’i andılar.Yeniköy’deki mezarlıkta mezar taşına bakarken “Sanki dün birlikteydik” hissine kapıldım. Hemen oracıkta yapılmış puf böreklerini yerken bir darbenin olamayacağını, yanlışlıkların ve ülke aleyhindeki davranışların ancak “hukuk yoluyla” çözülebileceğini konuşuyorduk belki de.Ya da üç yıl önceden konuştuğumuz “Ekonomik kriz gelecek, Amerikan imparotorluğu sarsılacak” savımızın son krizle birlikte nasıl gerçekleşmeye başladığı üzerinde tartışıyorduk belki de.Sonra ne bileyim belki de aşkın yaşının olmadığını, insanın her yaş ve koşulda heyecan verici aşklara yelken açabileceğini tartışıyorduk hararetli biçimde.Türkiye’nin çok yetenekli sporcularının kaynak bulamadıkları için heba olup gittiğini, iş dünyasını harekete geçirmek için çabalamamız gerektiğini düşünüyor da olabilirdik.Kim bilir yaklaşan yerel seçimlerde sandıkların güven altında tutulması için “bir oyumuz var” kampanyasını bu kez hayata geçirmek için kolları sıvıyorduk. Bunların hepsi ihtimaldi tabii. Ama gerçek olan bir şey vardı. Cüneyt Ağabey sohbetlerin en heyecanlı yerinde puf böreği dolu tabağı önümden çekip “Yeter artık bu çirkin göbekle beğenileceğini mi sanıyorsun” diyerek iştahımı karartacaktı.*****Obama’nın Amerika’sıAmerika’nın ilk siyah Başkanı Obama bugün yemin edip resmen Beyaz Saray’a taşınıyor. Önceki akşam Başkanlık şenliklerini izlediniz mi bilemiyorum ama açıkçası gözümü alamadım. Dünya barışı için bu heyecan ve görkemin sürekli olmasını diliyorum.Geçenlerde birkaç ay Amerika’da kaldıktan sonra dönen bir arkadaşımın izlenimlerini dinledim. Arkadaşım “Pek çok eyalete gittim, bir tek New York’ta kriz gözle görülmüyor ama diğer yerlerde durum feci” dedi.Örneğin Las Vegas’a gitmiş. Dünyanın en büyük kumar ve eğlence merkezi bomboşmuş. Özellikle kumar salonları pek renksizleşmiş. Arkadaşım hiç kumar oynamadığı halde Las Vegas’ın en ünlü otelinin 135 metrekarelik süitinde 110 dolara kalmış.Amerikan kamuoyu son günlerde en çok büyük finans kurumlarına para yatıran ve tüm servetlerini yitiren ünlü zenginleri konuşuyormuş.Kısacası Obama’nın şenlik konuşmasında tanımladığı “Masasındaki faturaları ödeyemeyen Amerikalılar” herhalde yeni başkanın en büyük sorunu. Bakalım siyah başkan ne yapacak. Bizden hayırlı olsun...*****Size kimse söylemedi mi?Cumhurbaşkanı Gül’ün Mısır dönüşündeki basın toplantısı yürekler acısıydı. Gül, Türkiye’nin İsrail tarafından istiskal edilişini anlatırken çok zorlandı. Elbette İsrail’in vereceği bir yemeğe Türkiye’nin davet edilmemesi üzülünecek bir şey değil.Ama insan düşünüyor; Dışişleri’nin bu konuda hiç mi teması olmadı, hiç mi bilgi alamadı. Sorun yemeğe katılmak değil, Orta Doğu’da “arabulucu” görevi üstlendiğinizi böbürlenerek anlatırken saf dışı bırakıldığınızın ortaya çıkmasıdır. Türkiye’yi uluslararası alanda böyle bir duruma düşürmeye herhalde kimsenin hakkı olamaz.Demek ki Batı ülkeleri, Avrupa Birliği’ne girmeye çalışan Türkiye’yi bir Avrupa ülkesi olarak kabul etmiyor. İsrail ise kendisine gösterilen tepkilerin hıncını alıyor. Bizimkiler ise Türkiye’nin aşağılanmasını sineye çekip bahaneler anlatmaya çalışıyor.Bu arada hepimizin gözü aydın. Cumhurbaşkanı’nın kulak sorunu geçmiş demek ki Mısır’a uçakla gitti. 20 gün önce Diyarbakır’a ve Erbil’e uçağa binemediği için gidememişti. Şifaya kavuşması hepimizi sevindirdi.

Devamını Oku

Derin devletin tek amacı vardır

18 Ocak 2009

Sevgili okurlar; bugün geçtiğimiz haftanın değerlendirmesini yaparken hayli iddialı bir analizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Sizlere belge veya kanıta dayanmasa da 30 yılı aşkın meslek hayatımda edindiğim bilgi ve deneyimlerden yararlanarak derin devleti anlatmak istiyorum.Yılların gözlemiMeslek hayatım boyunca pek çok cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, siyasetçi, yüksek bürokrat, silahlı kuvvetler mensubu, iş adamı, aydın, akademisyen ve araştırmacı ile tanıştım, konuştum. Bu kişilerdan kimi yazılmak kimi de yazılmamak kaydıyla pek çok bilgi aldım, birçok konuşmaya tanık oldum.Gerçek derin devletBütün bu gözlem ve deneyimlerden sonra şunu açıkça söyleyeyim ki, Türkiye’de derin devlet var. Üstelik çok güçlü. Ama bugünlerde konuşulduğu gibi bunun kökeni Gladyo veya kontrgerilla olmadığı gibi uzantısı da Ergenekon değil. Bunlar ancak derin devletin araçları veya taşeronları olabilir. Bu derin devlet Cumhuriyet kurulduğundan beri yaşıyor. Ve bu büyük gücün tek bir amacı var.Laik cumhuriyetSevgili okurlar, derin devletin tek amacı “Laik cumhuriyeti ne pahasına olursa olsun korumaktır.” Bu derin devlet laik cumhuriyet tehlikeye girmedikçe müdahaleci olmaz. İktidara sağ gelmiş sol gelmiş fark etmez. Derin devletin başı, bir numarası yoktur. Çünkü bu organizasyonu olan bir örgüt değil bir “temel felsefedir, düşünce yapısıdır.” Nasıl oluştuDerin devletin temelleri Cumhuriyet kadrolarının kurulmasıyla atılmıştır. Bu kadrolar, birbirleriyle organik bağ içinde olmasalar bile “temel felsefe” etrafında birleşmişlerdir. Laik cumhuriyet bir tehlikeyle karşılaştığında kendiliğinden devreye girer. Doğal olarak derin devleti oluşturan kadrolar, cumhuriyet ilke ve devrimleri doğrultusunda kurulmuş olan devlet yapısının en önemli makamlarını işgal ederler. Sivil yaşamın önde gelen kurum ve kişileri de bu yapının içindedir.Kontrgerilla ve GladyoTabii akla hemen “Kontrgerilla neydi, Gladyo nedir, Avrupa’da bitirildi ama bizde hâlâ çözülemedi” türünden sorular geliyor. Bana göre bunların hepsi hayal mahsülü. Gladyo, Türkiye’de çözülememiş değildir. Özellikle örnek gösterilen İtalya Gladyo’yu değil, ardından oluşan aşırı sağcı çeteleri çökertmiştir.Kontrgerilla askeridirNATO’nun Gladyo yapılanması ya da Türkiye’de bilinen adıyla kontrgerilla bir derin devlet değil, askeri bir yapılanmadır. Eylem ve yöntemleri dönemine göre sivil iktidarlarla paylaşılmıştır. Bağlı olduğu merkez NATO’dur. Sovyet tehdidinin sona ermesinden sonra bu yapılanma her ülkenin kendi koşullarına göre devam etmiştir. Terörle mücadele eden Türkiye’deki bu yapılanma Özel Harp Dairesi adı altında hâlen yaşamaktadır.Derin devlette yer almakDerin yapının temel amacı laik cumhuriyeti korumak olduğu için gerektiğinde kullanılacak kurum ve kadrolar konusundaki bilgileri hükümetlerle paylaşmak konusunda son derece cimri davranır. Son 50 yıldır derin devletin tüm bilgilerine sahip olan bir siyasi iktidar olduğunu hiç sanmıyorum.Bazıları çözdüSiyasi iktidar sahiplerinden bazıları derin devlet yapılanmasını büyük ölçüde çözmeyi başardı. Örneğin, Süleyman Demirel’in bu konudaki en bilgili kişi olduğunu sanıyorum. Ecevit 1973’te beklenmedik bir seçim başarısı kazanınca bazı bilgiler kendisiyle paylaşıldı ve Ecevit sessiz kalmayı tercih etti. Özal, yaşadığı bir suikast girişimi sonucu yapılanmanın yıkılamayacağını anladığı için müthiş bir uyum sağladı ve hiçbir sorun yaşamadı. Erbakan ise boyun eğdi.AKP başta çok korktuErbakan’ın öğrencileri 2002’de seçim zaferi kazandıklarında en büyük korkuları derin devletin altında kalmaktı. Ancak laik cumhuriyeti tehlikeye atmadıkça kendilerine ses edilmeyeceğini biliyorlardı. Bu nedenle AKP işe AB gibi çağdaş bir projeyi esas alarak ve dönemin ekonomik kurallarına pek dokunmadan başladı. Liberal çevrelerin de desteği ile iktidarın keyfini sürmeye başladı.Yeni derin devletAncak sevgili okurlar; AKP ne kadar rahat olsa da derin devletin ensesinde olduğu korkusunu üzerinden atamadı. Buna karşın rahat geçen süre içinde devletin pek çok kurumuna egemen olmaları da “kendi derin devletini kurma” fikrini ortaya çıkardı. AKP “Yıllardır bana kök söktürdüler, şimdi güç bende, o halde derin devleti de ben yönetirim” düşüncesine kapıldı.Fethullah Gülen devredeDerin devleti sadece istihbarat ve gizli operasyonlar olarak algılayan AKP’ye ilk destek Fethullah Gülen cemaatinden geldi. Eğitimde hayli etkili hale gelen bu tarikatın at oynatabildiği polis teşkilatı yeni derin devletin üssü haline getirildi. Cemaatin yetiştirdiği polisler hızla etkili görevlere getirildi, yeni kadroların neredeyse tamamı bu kesimden seçilmeye başlandı.İstihbarat keyfiPolis teşkilatındaki bu egemenlik çok hızlı bir istihbarat akışı sağladı. İktidar o güne kadar bilmediği ya da şüphelendiği pek çok konuda bilgi sahibi olmaya başladı. Zaman zaman bu bilgilerin kullanılmasının getirdiği korkuya dayanan güç iktidara ayrı bir keyif verdi. Ardından yargı içindeki operasyon başlatıldı, hâkim ve savcılar arasına yıllar öncesinden sızdırılan cemaat üyeleri aktif görevlere getirildi.367 şokuAnladığım kadarıyla iktidarın gerçek derin devletle yüz yüze gelmesi Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşandı. İktidar hiç beklemediği bir engelle karşılaştı. 367 şoku yaşanırken, bunun aslında laik cumhuriyetin korunması için atılmış bir adım ve laik cumhuriyetin kendini koruma refleksi olduğu fark edildi. İktidar derin devlete hâkim olduğunu zannederken, aslında yolun başında bile olmadığının ayırdına vardı.Bilgi talebiİşte o andan itibaren iktidar gerçek derin devletle baş etmenin güçlüğünü gördü. Oysa idari erk elindeydi ve bununla da pek çok iş yapılabilirdi. İktidar sağladığı büyük istihbarat ve operasyon yapabilme yetisine güvenerek derin devletin önceki iktidarlarla da tamamını paylaşmadığı bilgilere ulaşmayı, sistemi çözmeyi kendine hedef seçti.İstediğini alamıyorDerin devletin ölçülerini ve ulaştığı tüm yerleri çözemeyen iktidar, elindeki kendine göre kurduğu derin devlet aracılığı ile bilgi paylaşımı için baskıyı artırdı. Ama bu talep yerine gelmedi. Derin devlet direniyor ve ne yapılanması ne de muhtemel gücü konusunda gerçek bilgiyi aktarmıyordu. İktidar kendi derin devletinin çok güçlü olduğunu hissediyor ama, karşı gücün boyutu bilinmediğinden korku ve kuşkunun bitmesini de sağlayamıyordu.Bilek güreşiYüzde 47 gibi 40 yıldır görülmemiş bir seçmen desteği ile adeta güç zehirlenmesine uğrayan iktidar, bütün çabasına rağmen derin devletin sırlarını çözemeyeceğini anlayınca, potansiyel olarak derin devlet yapılanması içinde olduğunu tahmin ettiği kişilerin üzerine gitmeye başladı. Ergenekon adı verilen ve önce bir çete operasyonu olarak başlatılan dava böyle hayata geçti.Yapılan nedir?Derin devletin kodlarını ele geçiremeyen iktidar, medya gücünü de kullanarak geçmişte derin devletin araçları ya da taşeronlarının kullanıldığı operasyonlarla, aslında derin devletle hiçbir ilgisi olmayan çetelerin yaptığı tüm eylemleri tek çatı altında toplamaya ve hepsi arasında bir organik bağ kurmaya çalışıyor. Yoğun propaganda baskısı ile pek çok kişinin kuşkuyla baktığı tüm olayları sanki bir örgütlenme şeması varmış gibi sunarak bir psikolojik harp yürütüyor.Sonuç alınamazSevgili okurlar, iktidar tek tek insanların üzerine giderek ve bir korku iklimi yaratarak “devrilme” paranoyasını üzerinden atmak istiyor. Peki bundan bir sonuç alır mı? Alacağını sanmıyorum. Çünkü AKP ve liberal yandaşları istedikleri kadar “demokrasi, hukuk” gibi asla inanmadıkları ama sihirli değnek gibi kullandıkları kavramlarla yaygara koparsınlar, laik cumhuriyeti yıkacak güce erişemeyecekler.Bundan sonra ne olur?Başka ayrıntılarını önümüzdeki günlerde de yeri geldikçe sizlerle paylaşırım, ama bundan sonra ne olur sorusuna kendi yorumumu çok kısa aktarayım. Ergenekon olayı bugünkü iktidarın derin devleti çözmek ve tüm bilgilerini ele geçirme savaşıdır. Bunu başarması çok zor. Bu nedenle iktidar kendi yarattığı Ergenekon’un altında kalır. Hepinize iyi haftalar dilerim.

Devamını Oku

Yürek ferahlatan sağlık önerileri!

17 Ocak 2009

Gazetelerde televizyonlarda sağlıkla ilgili bir haber olmadığını göremezsiniz. Sohbetlerde de sağlık birinci sırayı tutuyor. Eskiden lafa girmek için “havadan” konuşulurdu, şimdi sağlıktan.Aslına bakarsak hepimiz birer “sağlıklı yaşama manyağı” haline de gelmedik değil. Bir ay önce “zararlı” diye kaçtığımız yiyecekler bakıyorsunuz bir anda “olmazsa olmaz” hale gelmiş. Ne yapacağımızı şaşırıyoruz.Şimdi size bütün bu kargaşa içinde “yüreklerinizi ferahlatacak” ve “Oh be nihayet sağlıklı yaşamın yolunu buldum” dedirtecek “son” sağlık haberlerini sunmak istiyorum.Amerika’nın en ünlü sağlık merkezlerinden birinin en çok sorulan sorulara verdiği cevaplar bunlar. Çok seveceksiniz eminim. Çünkü işin gerçeği, onca sağlık uyarılarına, önerilerine rağmen galiba aslında şimdi okuyacaklarınıza göre yaşıyoruz.Siz yine de bu önerilere fazla kulak asmayın ama yazı bitince mutlaka şunu düşünün: “Ben bu kurallara en iyi uyanlardan biri miyim yoksa?” SORU: Kardiyovasküler egzersizlerin hayatı uzattığını duydum, doğru mu? CEVAP: Kalbinin ömrün boyunca atacağı sayısı bellidir, hepsi bu işte... Egzersizle bu sayıyı yeme. Her şey zamanla eskir. Kalbini hızlandırmak hayatını uzatmıyor. Bu, arabayı hızlı kullanınca ömrü de uzar demek gibi bir şey. Uzun mu yaşamak istiyorsun? O zaman uyu... SORU: Eti bırakıp daha fazla meyve ve sebze mi yemeliyim? CEVAP: İşin özünü yakalamalısın. İnek ne yer? Saman ve mısır. Bunlar ne? Sebze... O zaman bonfile yemek sebzenin vücuda en uygun kazandırılma mekanizmasıdır. Hububat mı yemek istiyorsun, tavuk ye, yeşillik mi istiyorsun, biftek ye. SORU: Alkolü azaltmam mı lazım?CEVAP: Asla! Şarap üzümün suyudur, brandi damıtık şaraptır, daha özlüdür, bira tahıldır, kafana dikebilirsin. SORU: Vücut yağ oranımı nasıl hesaplamalıyım?CEVAP: Bir gövdeniz ve yağınız varsa oran bire birdir. İki gövdeniz bir yağınız varsa ikiye birdir, bunun gibi.SORU: Düzenli jimnastiğe devam etmenin faydaları nedir? CEVAP: Bir fayda bile düşünemiyorum. Burada mantık şu olmalı: Ağrı yoksa her şey yolunda! SORU: Kızartmalar kötü müdür?CEVAP: Uyarıları iyi okumuyorsunuz galiba. Yiyecekler nebati yağda kızartılıyor. Hatta yağa doyuyor. Daha fazla bitkisel gıdanın neresi kötü?SORU: Çikolata benim için kötü müdür?CEVAP: Deli misiniz? Kakao tanecikleri... Yani, başka bir cins bitkisel gıda. Çevredeki en mükemmel tat verici yiyecek. SORU: Yüzmek formum açısından iyi midir?CEVAP: Yüzmek formunuz açısından iyi olsaydı, balinayı bir düşünsenize. *** Bu haftanın fıkraları da Yıldırım Tuna’dan;YemOltamın misinası fırlatma kamışının makara kısmında tamamen karışmıştı. Karımdan ve baldızımdan rica ettim, sokağa çıktık, misinanın ucundan tutarak kaldırım boyunca açıldılar, ben de misinayı düzgünce makara kısmına sarmaya başladım. Oradan geçen yaşlıca bir adam oltanın ucundaki iki güzel kadını görünce “Harika” dedi, “Gerçekten merak ettim. Beyefendi, acaba yem olarak ne kullanıyorsunuz?..” Kanguru Avustralya Turizm Bakanlığı’nın internet sayfasında turistler tarafından en fazla sorulan soru ve cevabı:- Avustralya caddelerinde kanguru görebilir miyiz?..- Tabii ki görebilirsiniz... Ama bu ne kadar içtiğinize bağlı...İki kaynanaAdam barda arkadaşına dert yanıyormuş: “Dün evdeki kaynana terörüne bir çözüm bulduğumu zannedip onu görmeyeyim diye deliler gibi içtim” Arkadaşı, “İşe yaradı mı bari?” diye sormuş. “Nerdee, tam tersi” diye cevap vermiş adam, “Eve gittiğimde bu sefer aynısından iki tane olmuşlar ve beni bekliyorlardı.” Ona ağlıyorumHarika bir evlilik töreniydi. Kızın annesi çok zor anlar yaşadı, bir an kendini tutamayıp ağlamaya başladığında hemen yanına gidip “Üzülmeyin” dedim, “Genç kızlar kocalarını seçerlerken babalarını örnek alırlar.” Kadın cevap verdi: “Biliyorum, onun için ağlıyorum ya..!” Seni seviyorumBir tanecik kocam, canım erkeğim, senin kalbini kırdığım için dünden beri uyuyamıyorum. Çok haksızdım. Unutup beni affedebilir misin? Yokluğunu her an, her saniye içimde hissediyorum. Aptalın biriyim ben. Hiç kimse senin yerini dolduramaz. Seni seviyorum... Aşkım, karın..Not: Milli piyango yılbaşı büyük ikramiyesini kazandığın için tebrikler... *** Erkek “Güzin Abla” neden yok?Son günlerde internette dolaşan bir espri çok konuşuluyor. Okumayanlar için sayfaya koymayı düşündüm.Dikkat ettiniz mi gazetelerin dert köşelerinde okurlarına cevap yazanlar onların dertlerini paylaşarak yol gösterenler hep kadın. Peki “neden hiç erkek dert köşesi yazarı” yok?Olsaydı ve adı da örneğin “Güzin Abla” yerine “Erkan Abi” olsaydı ve aldatıldığını anlatan bir kadına cevap yazmak zorunda kalsaydı ne yapardı?Buyrun, önce soru: Sevgili Erkan Abi; Bana yardımcı olursunuz diye size yazıyorum. Geçen gece işe giderken kocamı her zamanki gibi evde TV seyrederken bıraktım. Arabamla daha 500 metre gitmiştim ki motoru stop etti. Hayli uğraşıp çalıştıramayınca kocamdan yardım almak için eve geri döndüm. Eve girince gözlerime inanamadım. Kocam komşunun kızı ile yatağımızda. Ben 32, kocam 34 yaşında, komşunun kızı ise 22. Biz 10 yıldır evliyiz. Yakalanınca resmen çöktü ve itiraf etmek zorunda kaldı. 6 aydır birliktelermiş. “Ya bu ilişki şimdi burada bitecek veya evliliğimiz” dedim bağırarak. O gün işi bıraktı, git gide artan bir depresyona girdi. Onu çok seviyorum ama o ultimatomu çekince yok oldu. Resmen eridi. Artık ona ulaşamıyorum. Lütfen bana yardım eder misiniz? Sevgilerimle.. Ayşe.Ve işte cevap geliyor:Sevgili Ayşe; Hava soğuksa, hele bu tip kısa mesafelerde motor ısınmadan gaza bastıysan arabalar genelde bunu yapar. Bu durumda, kaputu aç yakıt borularına şöyle bir bak, ezilme, çöküntü gibi bir şey var mı? Manifolt bağlantılarını ve karbüratörü gözden geçir. Eğer bu yaptıkların sorunu çözemezse sorun yakıt pompasında olabilir. Bujilere yeterli benzin gelmiyordur. (Araban tüplü mü benzinli mi dizel mi yazmamışsın) Sanırım yardımcı oldum.Erkan abin... *** Ben adaletin işime gelen tarafını severim. Bir Türk Başbakanı

Devamını Oku

6 milyon fazla seçmen var peki yazılmayanların sayısı kaç?

16 Ocak 2009

Bu işin artık bir “skandal” olduğunu kabullenmek zorundayız. Bir yılda “oluşan” 6 milyon seçmeni Yüksek Seçim Kurulu ve AKP’liler dışında kimse savunamıyor ve mantıklı bir zemine oturtamıyor.Yargının elinden alınarak “Adres bildirimine göre” ve “devlet memurları tarafından” düzenlenen seçim kütükleri üzerindeki şaibenin kalkması çok zor görünüyor.İki gün önce yazdığım yazıda Ümraniye Aşağı Dudullu Mahallesi’ne bağlı bir sitedeki bazı blokların tümüyle “yok göründüğünü” anlatmıştım.Bu, sadece bu köşede yayınlanan bir örnek. Günlerdir pek çok TV kanalında “hiç yazılmayan” evlerle veya aynı dairede oturuyor görünen birkaç aile ile ilgili haberleri izliyorsunuz.Muhalefet ve vatandaşlar istedikleri kadar bu skandalı anlatmaya çalışsınlar Yüksek Seçim Kurulu, Nuh diyor peygamber demiyor. “Gidin nüfus müdürlüklerine, hatayı düzelttirin” demekle yetiniyor.Oysa seçmen kütüklerinde kendisini bulamayanları nasıl bir maratonun beklediğini de biliyoruz. Ki buna rağmen pek çok duyarlı vatandaş her türlü zorluğu göğüsleyerek seçmen kütüklerindeki yerini almak için çabalıyor.Ancak bu noktada insanın aklına başka bir şey daha takılıyor. 6 milyon yeni seçmen olduğunun açıklanmasına rağmen, kaç kişinin hiç yazılmadığını tam olarak bilemiyoruz. Ülkenin her yerinden “Adımı listelerde bulamadım” şikâyetleri geliyor. Bu sayı kaçtır, ne kadar vatandaş ister kasıt ister yazım hatası nedeniyle kütüklerde yer almamakta ve adını yazdırabilmek için zor bir yola sokulmaktadır?Bu arada en azından bizlere ulaşan haberlere göre “hiç yazılmayan” seçmenlerin ortak bir özelliği var. O da “potansiyel olarak” AKP’ye oy vermeyeceği düşünülen vatandaşlar olmaları.Örneğin benim yazdığım Ümraniye olayında, kaybolan bloklarda oturanların AKP’ye pek sıcak bakmadıkları ve bu bloklardan AKP’ye çok az oy çıkabileceği belirtiliyor. Diğer medyadaki haberlere bakıyorum, onlarda da aynı ortak özellik var.Bu durumda AKP’nin kendisine bağlı yerel yönetimleri çok iyi çalıştırdığı, AKP’ye oy verme eğiliminde olmayanları aşağı yukarı saptadığı ve her nedense “kaybolan seçmenlerin” hep bu kesimden çıktığı şüphesi derinleşiyor.***** Eli kolu bağlı başkanBaşbakan Erdoğan yılbaşından bu yana birer ikişer gün arayla partisinin yerel yönetici adaylarını açıklıyor. Bunun için büyük toplantılar düzenleniyor ve ne kadar haber kanalı varsa bu açıklamalar canlı olarak yayınlanıyor.Erdoğan bu aday açıklama törenlerini en az 10 haber kanalı canlı yayınladığı için çok ciddi bir seçim propagandasına dönüştürmeyi başarıyor.Bu canlı yayınlarda Erdoğan çok önemli bir durumu da gözler önüne seriyor. Partilerine ait belediyeleri tek tek sayıp yaptıkları hizmetleri anlatıyor ama bütün bunların “merkezi otoritenin, yani hükümetin bu belediyelere destek olmasına” bağlıyor.Erdoğan’ı dinlediğimde şu kanıya varıyorum: “Tamam, Gaziantep’te çok güzel işler yapılmış, ama eğer bu belediye hükümette AKP olmasaymış hiçbir şey yapamazmış. Tamam, Adana’ya büyük yatırımlar gitmiş. Ama hükümet AKP’de olmasaymış bunların hiçbiri gitmeyecekmiş.” Kısacası Erdoğan belediyelerin tüm hizmetlerini aslında kendisinin yaptığını anlatıyor bu canlı yayınlarda. Demek ki şu söylenmek isteniyor: “Eğer seçeceğiniz belediye başkanı bizden olmazsa, hizmeti unutun.” İzmir bunun güzel örneğidir.Tabii bu tavır Özal’ın 1989’da yaptığını hatırlatıyor ister istemez. Özal o yerel seçimde verdiği gazete ilanlarında ANAP’lı olmayan belediye başkanlarını eli kolu bağlı olarak tasvir etmişti.Bu “cin” propagandaya halk tepki gösterdi ve pek çok yerde “kesin favori” olan ANAP yerine başka partilere oy verdi.*****Bu artık ayıptırNe olduğu, kime çalıştığı bilinmeyen, sıfatı konusunda hiçbir ipucu bile olmayan bir adam aylardır TV ekranlarından, gazete sayfalarından herkese çamur atıyor. Ortada hiçbir kanıt belge olmadan insanları yabancı ülkelerin gizli servis elemanı olmakla suçluyor, ana muhalefet partisinin hırsızlar ordusu olduğunu ileri sürüyor, elindeki bazı kasetleri “yayınlatacakları!” şantajını yapıyor.Medyamız ise önüne gelene mikrofon uzatıp “Bu iddialarla ilgili ne düşünüyorsunuz, bu açıklamalar sonucunda süreç nasıl işler?” diye soru soruyor.Bunu bana da soranlara artık şunu söylüyorum: “Bu çok ayıp bir hale geldi. Hiçbir sıfatı olmayan bir adamın söylediklerini doğru kabul edip, adı geçenler üzerinde spekülasyonlar üretmeyi lütfen artık bir kenara bırakın. Tam tersine çeteleri ortaya çıkarmak istiyorsak bu tip magazinel şovları elimizin tersiyle itip gerçeği ortaya çıkarmak için bilgi ve belgelere yönelelim. Ortada hiçbir bilgi ve belge olmadan bir adımın sözlerini doğru kabul etmek, bundan korkuya kapılmak hepimizin ortak ayıbıdır. Gün korkma, sinme, çekinme günü değil, bu çirkin oyunları ortaya çıkarma, cesurca konuşma ve araştırma günüdür.” Bu arada bu ne idüğü belirsiz kişiyi, parasını kamunun ödediği devlet televizyonuna çıkarmak ve tam 4 saat konuşturmak asla habercilikle açıklanamaz. Bu kurumun Genel Müdürü mutlaka istifa etmelidir. Onu oraya atayanların da sorumluluğunu ve müdahale etmelerinin zorunluluk haline geldiğini de hatırlatmak isterim.*****BisküviFıkra Yıldırım Tuna’dan: Adam kendini psikiyatristin koltuğuna atıp “Yardım et doktor” demiş, “Kendisimi bisküvi zannediyorum! Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” Ardından doktorla konuşma başlamış:- Kare misiniz?- Evet.- Üzerinizde bir sürü delik var mı?..- Evet... Evet...- İncecik tuz tanecikleri üzerinize serpili mi?..- Evet, evet, evet..!- İşte şimdi saçmaladınız. Siz bisküvi değil, resmen bir tuzlu krakersiniz!*****Hiçbir şey ayağınıza gelmez; en azından iyi olan hiçbir şey. Gidip almanız gerekir. Charles Buxton

Devamını Oku

6 milyon fazla seçmen var ama bunu sadece AKP hiç merak etmiyor

14 Ocak 2009

Yüksek Seçimi Kurulu, Mart 2009 Genel Yerel Seçimleri’nde bir önceki seçimden 6 milyon daha fazla seçmen olduğunu açıklandığından bu yana neredeyse kıyamet kopuyor.Herkes şaşkın. 2007’de yapılan genel seçimde, 2004’e oranla bir milyon seçmen azalmışken, bir yılda ortaya çıkan bu artışın sırrına kimse eremiyor. Yüksek Seçim Kurulu ise seçmen kütüklerinin adres bildirimine göre yapıldığını belirterek artışın normal olduğunu ileri sürüyor.CHP konuyu araştırıyor, seçmen listeleri üzerinde yapılan incelemelerde buldukları aksaklıkları bildiriyor. Bunun da ötesinde Danıştay’da dava açmaya çalışıyor.MHP ve diğer partiler de seçmen sayısındaki artış karşısında hayretlerini gizleyemedikleri gibi harekete geçiyorlar.Medya ise neredeyse bir aydır eklenen ya da buhar olan seçmenlerle ilgili haber yapıyor.Tüm bunlar olurken sadece bir tek siyasi partiden hiç ses çıkmıyor. Üstelik bu parti en büyük parti.AKP her nedense seçmen sayısındaki artışa hiç şaşırmamış görünüyor. Hatta tam tersine sözcüleri “Devlete güvenin” diyor.Peki herkes şaşkınken ve seçimlere şaibe düşebileceği endişesi taşırken nasıl oluyor da AKP hiçbir şeyden şüphelenmiyor? 6 milyon fazla seçmene iktidar partisi ve yandaşlarından, bırakın şüphelenmeyi küçük bir yorum bile gelmeyince insanın içine kurt düşüyor.Bu durumda “İktidar fazla seçmen yazarak seçimleri baştan garanti altına almak istiyor, pek çok kişiye birden fazla oy kullandırılacak” yönündeki iddialar “komplo teorisi” olmaktan çıkıp gerçeklik kazanıyor. *** Buhar olan bloklarÖnümüzdeki seçime 6 milyon fazla seçmenle giderken, kütüklerdeki garipliklerin de ardı arkası kesilmiyor. Bugün size bana ulaşan bir bilgiyi aktarmak istiyorum.Bir arkadaşım Kadıköy Yakası’nda Aşağı Dudullu Mahallesi’ne bağlı çok bloklu bir sitede oturuyor.Sitede oturanlar yılbaşından önce asılan seçmen kütüklerini gidip incelemişler ve isimlerini bulmuşlar. Yürekleri rahatlamış.Ancak 5 Ocak’ta tekrar asılan seçmen listelerini de incelemeye giden site sakinlerinden bazıları müthiş bir sürprizle karşılaşmışlar. Çünkü sitedeki iki blok yeni asılan seçmen listelerinde yokmuş.Muhtar bunu “Bu seçimde mahallemiz ikiye bölünüyor. Sizin listeniz yeni kurulan mahallede olacak” diye açıklamış. Ancak yeni mahalle henüz kurulmadığı için onun seçmen listeleri ortada yok. Durumu düzeltmek için herkes işini gücünü bırakıp Ümraniye Nüfüs Müdürlüğü’ne koşmuş. Tapu ve kira kontratlarıyla kayıtlarını yaptırmışlar. Buradan aldıkları belgeyi Yüksek Seçim Kurulu’na götürmüşler. Yazması bile ne kadar uzun tutuyor görüyorsunuz. Peki acaba blokları buhar olan site sakinlerinden kaçı bu işlemi yaptırabildi. Arkadaşım yaptırmış ama diğerlerini bilmiyor. Şimdi herkes birbirine “Sen yaptırdın mı?” diye soruyormuş.Olur mu vatandaşa bu kadar eziyet? *** İnternetten kontrol Askıya çıkarılan seçmen kütüğünde kendisini bulamayan ya da bu listeleri görmeye gidemeyenler, eğer bilgisayarları varsa “seçmen olup olmadıklarını” kontrol edebilirler.http://www.ysk.gov.tr/ysk/secmenBilgi.jsp adresine girdikten sonra TC kimlik numaranızı yazmanız halinde nerede oy kullanacağınız karşınıza çıkıyor. Eğer orada bulamazsanız mutlaka nüfus müdürlüklerine oradan da Yüksek Seçim Kurulu’na başvurmanız gerekecek.Bu arada TC kimlik numarası ile seçmen listesi bulunabildiğine göre, demek ki Yüksek Seçim Kurulu bir komutla sistemdeki tüm TC kimlik numaralarını test edebiliyor.Bu durumda daha önce yazdığım öneriyi tekrarlamak istiyorum: Yüksek Seçimi Kurulu, TC kimlik numaraları üzerinden “mükerrer yazım” olup olmadığını saptayabilir. Bunu yaparsa şaibe de ortadan kalkar. *** Şahin-GüneyErgenekon’un en ilginç açıklamalarından birini eski Özel Harekâtçı İbrahim Şahin yaptı. Dedi ki “Beni tekrar göreve çağırdılar, müsteşarlık teklif ettiler. 300 kişilik bir tim kurma hazırlığındaydım.” Gazete haberlerine göre Şahin bu amaçla yapılacak atama töreninde yapacağı konuşmayı bile hazırlamış. Evindeki aramada bu da bulunmuş.Şahin’in bu açıklamalarına Genelkurmay’dan ve İçişleri’nden yalanlama geldi. MİT ise “doğrulamama” yolunu seçti.Tabii İbrahim Şahin bu kadar net bir “yalanı” neden söyler onu da anlamak mümkün değil. Ama belli ki Ergenekon savcıları Şahin’e inanmamışlar ki tutukladılar.Buna karşın hiçbir sıfatı olmayan, Türkiye’ye de gelmeyen Tuncay Güney her nasılsa “muteber” kişi sayılıyor ve söylediği her şey doğru kabul ediliyor. Bunu da anlamak çok zor.

Devamını Oku