Hanımefendi İstanbul sosyetesinin gözde isimlerinden. Zamanında “Öyle boş oturmak yok, hep eleştirmekle olmaz, aklı başında herkes elini taşın altına koymalı” demiş ve siyasete soyunmuş.
Takdir de toplamış. Partisi genel olarak gözden düştüğü halde o yılmamış, vefakâr biçimde çalışmaya devam etmiş.
Ama belli ki “taşın altına elini koymalısın” ilkesi siyasi bir hırsa dönüşmüş. “Siyasette olayım da neresi olursa olsun” fikri ağır basmış. Gitmiş AKP’ye, yaşam biçimi bu partiyle hiç uyuşmadığı halde “beni aday yapın” demiş. Onu getirmiş, Beşiktaş’a aday yapmışlar.
Neden Beşiktaş acaba hanımefendi? Neden Bağcılar, Fatih, Üsküdar değil de Beşiktaş. Çünkü Beşiktaş çağdaş kentlilerin yaşadığı bölge. Burada yaşayanlar AKP dışındaki partileri tercih ediyorlar.
O halde bu kale de ele geçirilmeli. Üstelik “oradan birisinin” marifetiyle. Sonuç alması elbette mümkün değil. Ben seçimden sonra sokağa nasıl çıkacak onu merak ediyorum.
Beyefendi bir dönemin en etkili bakanlarından. Bugünkü iktidarın o günkü ağabeylerini yerden yere vurmuş. Çağdaş Türkiye ülküsünün hiçbir zaman sönmeyeceğini anlatmış. Partisi gözden düşünce çaresizlikle siyaset dışında kalmış.
Ama içindeki hırs bitmemiş. AKP geliyor ve adaylık teklif ediyor. O da kabul ediyor.
Peki neresi? Çankaya. CHP’nin kalesi olan Çankaya. Peki beyefendi neden Altındağ, Pursaklar falan değil de Çankaya.
Ola ki bazı saf vatandaşlar “Bu adam AKP’li değil, oyumuzu ona verelim” der. Sonuç alması mümkün değil. Ben seçimden sonra sokakta nasıl gezecek onu merak ediyorum.
Beyefendi bir dönem ihracatın patronu. Ama iktidarın pek işine gelmediği biliniyor. Zaten bu nedenle yıpratılıyor ve başkanlıktan indiriliyor. Belli ki içinde bir iktidar hırsı var. AKP’den gelen teklifin üzerine atlıyor aday oluyor. Nereden? Bakırköy’den.
İyi de beyefendi neden Bakırköy? Esenler, Küçükçekmece, Fatih değil de Bakırköy? Çünkü Bakırköy halkı AKP’ye pek yüz vermiyor. Ola ki saf vatandaşlar görüntüye kanıp oy verirler. Seçilmesi mümkün mü? Değil tabii, ben seçimden sonra sokağa nasıl çıkacak onu merak ediyorum.
AKP usta bir manevrayla aslında kendisinden olmayan kişileri, yine kendisinden olmayanların arasına pimi çekilmiş el bombası gibi atmayı çok iyi beceriyor. Sözde demokrasi adına ama aslında iktidarın yarattığı inanılmaz ranttan payını almak isteyenler de bu oyuna balıklama dalıyor.
Ne yazık...
Turizmde fiyatlar ne olmalı?
Geçen hafta Turizm Yatırımcıları Derneği’nin Barlas Küntay Proje Yarışması ödül törenine katıldım. TYD’nin kurucuları Barlas Küntay adına verdikleri bu ödül hem çok anlamlı hem de bir vafa gösterisi olarak alkışlanacak bir davranış.
Törenden önceki ve sonraki sohbetlerde konumuz doğal olarak hep turizmdi. Turizm yatırımcıları krizden en etkilenecek sektörün kendileri olabileceği endişesini taşıyor. Bu nedenle herkes nasıl önlem alınması gerektiğini ve hükümetin buna nasıl bir katkısı olacağını tartışıyor.
Gözlediğim kadarıyla üzerinde en çok durulan konuların başında bu sezon uygulanacak fiyat politikası geliyor. Türkiye zaten ucuz bir tatil bölgesi. Peki kriz nedeniyle “fiyatlar daha da mı düşürülmeli?” sorusu kafaları zorluyor.
Çünkü Türkiye’ye gelen turistlerin önemli bölümü orta gelirli insanlar. Eğer kriz nedeniyle tatilden tasarruf yapılırsa, düşük fiyatın bir cazibesi kalmayacak. Tam tersine hem turist gelmeyecek hem de çok ucuz fiyatlar nedeniyle zarar büyüyecek.
Fiyatları aynı tutmak da benzer bir sonuca yol açabilir. O halde acaba fiyatlar yukarı çekilerek daha kaliteli ve krizden etkilenmeyen turiste mi yönelinmeli?
Turizm sektörünün işi çok zor...
Urfa’da ibret verici bir siyasi ders
Kimi çağdaş, laik, Atatürkçü olarak tanınan isimlerin AKP saflarında yer alması ve cengâverce savaşa soyunması bana 1979 İran’ını hatırlatıyor. Sözde demokrasi adına İran’ı bir din devleti haline getirmek isteyen mollaların yanında saf tutan İranlı aydınlar, komünistler, sosyalistler ve liberaller Humeyni döndüğünde zafer çığlıkları atmışlar ve demokrasi geldiğine inanmışlardı. Oysa molla rejimi bir yıl sabrettikten sonra kendilerine destek veren bu çevreyi topyekûn “imha” etmişti. Aynı oyun Türkiye’de de oynanıyor. Şimdilik İran’daki gibi bir “imha” yok ama, nihai amaca ulaşılmasa da bu yolda kullanılanlar, işe yaramaz hale gelir gelmez bir kenara atılıveriyor.
Size bugün Urfa örneğini anlatmak istiyorum. Urfa Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba. Sosyal demokrat kökenli. Ülkemizdeki her Müslüman gibi dinine saygılı, dini vecibelerini yerine getirmeye çalışıyor.
Devlet Hastanesi Başhekimliği sırasında fakir fukaraya çok yakınlık gösterdiği için halk “Fakıbaba” soyadı yerine “Fakirbabası” lakabını tercih ediyor. AKP durumu fark edince kendisine adaylık teklif ediyor. Fakıbaba da “Halka hizmet” adına görevi kabul ediyor. Ama seçildikten sonra işler değişiyor. Çünkü Fakıbaba dürüst, namuslu. Kimi oyunlarla bağlı olduğu partinin aç gözlülülerine rant sağlamayı ahlakına da inancına da yediremiyor. Partilileri kentin en değerli bölgesindeki stadyumun yerine alışveriş merkezi yapmak istiyor. Fakıbaba “Hayır burası park olacak, halkım nefes alacak” diyor. Vay sen misin bunu diyen. AKP’nin 7 milletvekili de başkana cephe alıyor. Zaman geçiyor, seçim dönemi yaklaşıyor, adaylar belli olacak. Genel Başkan her şeye rağmen “bir eğilim yoklaması yapalım” diyor. Urfa’da sağcısıyla solcusuyla, Alevisiyle Sünnisiyle herkes Fakıbaba’nın arkasında. Eğilim yoklamasında Fakıbaba’ya destek yüzde 75 çıkıyor.
Sonra Genel Başkan Urfa adayını açıklıyor; Mehmet Oymak.
Gördünüz mü AKP’li olmadığı halde “demokrasi adına” bu partiye hizmet edenlerin sonunu.
Gerçek dost
Fıkrayı Yıldırım Tuna gönderdi: Adam kobra yılanı çiftliğini gezerken yılanların bakıcısına “Çok tehlikeli bir işiniz var” demiş, “Sizi hiç yılan soktuğu olmuyor mu?”
Bakıcı, “Çok seyrek de olsa oluyor tabii” diye cevaplamış, “Ama çaresi de yok değil. Hemen yılanın soktuğu noktayı bıçakla kesip o yeri ağzımızla emip zehiri dışarı tükürüyoruz.”
Çiftliği gezen adam merakla “Pekii, Allah korusun kazara yılanın tam üzerine otursanız ne olacak?”
Bakıcı “Çok güzel bir soru sordunuz” demiş, “İşte o zaman gerçek dostunuz arkadaşınız kim tam olarak anlarsınız!”
Hiçbir şey çıkar gruplarının etkisinden daha tehlikeli değildir.
Jean-Jacques Rousseau

