Dikkat ediyor musunuz, neredeyse hatırlamakta bile güçlük çektiğimiz kimi olaylar bile Ergenekon kapsamına alınırken acısı hâlâ yüreğimizi dağlayan Hrant Dink cinayeti ile Ergenekon arasında bir bağlantı kurulamıyor.
Oysa iddianameye göre Hrant Dink cinayeti Ergenekon’la en rahat ilişkilendirilecek olayların başında geliyor.
Çünkü ne diyor iddianame: “Darbe amaçlı bir araya gelenler, çeşitli suikast, bombalama ve terör eylemi ile kaos ortamı yaratacaklar, asker de zorunlu olarak darbe yapacak.”
Güya demokrat ve hukukçular aylardır akla gelen gelmeyen her olayı Ergenekon kapsamına sokmaya çalışıyor. Ama sıra Hrant Dink cinayetine gelince bu bağlantı bir türlü kurulamıyor.
Oysa iki yıldır Hrant Dink’in alçakça katledilmesindeki ihmaller zincirini konuşuyoruz. Bu ihmalleri yapanlar kimler? Başta Trabzon ve İstanbul Emniyeti olmak üzere, bir kısım jandarma ve devletin önemli istihbarat kurumları.
İşe bakın ki on binlerce kişiyi dinleyerek, buradan aldıkları bilgilerle Ergenekon soruşturmasını başlatan aynı ekip Hrant Dink cinayetinde akıl almaz bir ihmaller örgüsü içinde kaybolup gidiyor.
Peki gerçekten böyle mi? Hrant Dink’in katledilmesinde ihmal mi var, yoksa kasıt mı?
Ergenekon’a sanık bulmak adına gece gündüz çalışan, sevgililer arasındaki aşk konuşmalarını bile “şifreli olabilir” diye inceleyip sonra da basına sızdıran, hiçbir ihmale meydan bırakmadan insanları suçlamayı sanat haline getiren polis istihbaratı Hrant Dink’te neden “ihmal” hatası yapsın?
Bu nedenle Hrant Dink cinayetinin bir “yeni derin devlet” yapılanmasının marifeti olması ihtimali bana hiç uzak gelmiyor.
Tabii burada akla hemen şu soru geliyor: “Bunun ne faydası var. Tam tersine, çıkacak bir kaos iktidara yara aldırmaz mı?”
Bakın ne faydası var:
Dink’in cenazesine ve “Hepimiz Ermeniyiz” sloganına AKP ve yandaşı liberaller hararetle sahip çıktı.
Yakalanan katil zanlısının kendisini milliyetçi sanan bir gariban olması sayesinde milliyetçi fikirler mahkûm edilmeye ve lanetlenmeye çalışıldı.
Antimilliyetçi görüşler avaz avaz dile getirildi. Azınlıkların zamanında Türkiye’den ayrılmaları bahane edilerek Cumhuriyet ilke ve devrimlerine karşı yoğun propagandalar yapıldı.
Bundan yararlanılarak Atatürk’e dil uzatanlar kendilerince özgür bir ortam buldular.
İşin içine jandarma istihbaratı da karıştırılarak Silahlı Kuvvetler’in yıpratılmasında bir çentik daha atıldı.
Az şey midir bunlar?
Kaos için eylem derken
Ergenekon iddianamesi sanıkların darbe yapmak amacıyla çeşitli şiddet ve terör eylemleri yapacakları, yaratılacak kaos ortamının da askeri harekete geçireceği tezi üzerine kurulu.
Sanıkların da bu amaçla bir gizli örgüt kurdukları ve faaliyet gösterdikleri ileri sürülüyor. Ancak AKP ve yandaşı medya tarafından estirilen fırtınada bu tür eylemlerden hiç söz edilmiyor. Bunun yerine 10 yıl 20 yıl önce yaşanmış bazı olaylar karıştırılıyor ve hepsi Ergenekon’a mal ediliyor. O zaman ortaya garip bir durum çıkıyor. Demek ki, Ergenekon örgütü en az 20 yıldan beri darbe yapmak için kaos ortamı yaratmaya çalışıyor ama başaramıyor.
Bunlara rağmen dikkatli gözlerden kaçmıyordur. Ergenekon çıktı çıkalı “kaos” yaratacak tek eylem oldu mu? Zorlaya zorlaya bir tek Danıştay cinayeti ile Cumhuriyet’e bomba atılması örgüt işi gibi gösterilmeye çalışılıyor.
Doğruluğu konusunda çok şüphe duyduğum bu iki eylem dışında başka bir şey yok. İyi de nasıl bir darbe örgütüdür ki bu hep eylem hazırlığında silahları var, hatta Kızılderililer gibi gömmüşler bile bu silahları da hiç kullanmamışlar.
Demek ki bu tezgâh tutmayınca şimdi eskilere gidip “nur yağdırmaya” çalışıyorlar.
Şehitlerimize karşı ayıp olmadı mı?
İsrail’in Gazze kentine yönelik saldırıları dünyada vicdanı olan herkesi çılgına çevirdi. Batı ülkelerinde bile halk sokaklara döküldü ve İsrail zulmünü protesto etti.
Türkiye’de de bu eylemler yapıldı elbet. Ama bana göre biraz tadı kaçmadı mı?
Örneğin hava karardıktan sonra yüzlerce kişi kimi belediyelere ait resmi plakalı otobüslerle Levent’teki İsrail Konsolosluğu’nun önüne taşındı. Göstericiler Hamas destekçisi konuşmalar yaptı. Bu günlerce sürdü.
Oysa aynı kitlenin PKK tarafından şehit edilen askerlerimize, bölge halkına, kadınlarımıza, çocuklarımıza karşı aynı duyarlılığı göstermediğini biliyoruz.
Hiçbir PKK katliamından sonra böyle günlerce süren protestolara tanık olmadık.
Tabii ki bir ölçü değil ama Filistin için bu kadar duyarlılık gösterilirken insanın bizim şehitlerimiz adına biraz yüreği sızlıyor.
Hoş, İsrail’i kınayan gösteri yapan kalabalık, gözü dönmüş biçimde Ergenekon diye tuttururken, PKK eylemlerinin bile bu örgüt tarafından yapıldığını ileri sürecek kadar kendinden geçiyor ki, o da başka konu.
Pide diyeti
Yıldırım Tuna’dan: Adam Afrika’daki seyahatinden son derece hasta dönmüş. Hemen doktoruna koşmuş, muayenesi sonucu acilen hastanede özel bir odaya yatırılmış. Yapılan bir seri testten sonra adamın yattığı odanın telefonu çalmış, “Ben sizin doktorunuzum” demiş telefondaki ses, “Test sonuçları biraz önce elimize geçti, sizde çok tehlikeli bir virüse rastladık.”
Adam “Aman doktor” demiş panikleyerek, “N.. Ne yapacağız şimdi?”
Doktor “Sizi devamlı pide ve lahmacun diyetine almaya karar verdik” deyince adam hayretle sormuş: “Bunlar beni iyileştirecek mi?”
Doktor biraz mahcup ifadeyle konuşmuş: “Tabii ki hayır... Fakat sizi beslemek için oda kapınızın altından iterek verebileceğimiz yegâne yiyecek onlar!”

